2 Temmuz 2016 Cumartesi

Sıcaktan bunalmış, yaşamaktan zevk almayarak bir gece mi daha bilgisayar başında öldürürken Twitter'da "Atatürk Havaalanın'da Patlama" linkleriyle bir anda kafamdan vurulmuşa dönüyorum.

Hemen linklere tıklayarak detaylarına ulaşmaya çalışıyorum. Kanalı değiştirtip haber kanalını açtırıyorum evdekilere. 10 ölü, 26 yaralı! Korkuyorum. Sanki ordaymış gibi hissediyorum kendimi. O panikle donup kalıyorum televizyonun karşısında. 1 hafta önce oradaydım, ya o zaman gerçekleşseydi?

Hemen aklıma bir arkadaşım geliyor. O'na yazıyorum. O gün uçuşu olup olmadığını billmiyorum, merak ediyorum. Mesajım iletiliyor ama okunmuyor. Son görülmesi kapalı. Panik oluyorum. O sırada bir kaç kişiyle daha konuşuyoruz. Ülkeye lanet edip, terketme planları yapıyoruz. Kolay değil bu ülkede yaşamak, mutlu olmak ise zor. Derken arkadaşım yazıyor, evdeymiş. Ama arkadaşları varmış o an orada olan. Bu sefer onlar için üzülüyorum.

Bi an aklıma eski sevgilim geliyor. Avrupa tatilinde mutlu fotoğraflarını hatırlıyorum, "Dönme, kal oralarda!" yazıyorum. "Uçak şuan İzmir'e iniş yaptı. Tam biz inerken patlama oldu...." yazıyor. Kalakalıyorum. Donuyorum. Yazacak bir şey bulamıyorum. Aklımdan bir sürü şey geçiyor ama parmaklarım işlemiyor. O'nun dönüyor olma ihtimali yoktu aklımda. Şuan bir mekana gitmek için hazırlık yapıyordur, diye tahmin ediyordum.

Özlediğimi fark ediyorum. Sarılmak istiyorum ona o an. Kokusunu içime çekmek istiyorum sadece. Ama O'nun adını televizyonda ölenlerin arasında görseydim diye düşünüyorum. Ne yapardım? Delirirdim her halde. Hemen evden çıkıp havaalanına, hastaneye giderdim diye düşünüyorum. Son bir kez onu görebilmek için. Yaşadığına, patlamanın olduğu an orada olmadığına sevinemiyorum bile.

Sonra benim gibi yüzlerce insan olabileceği aklıma geliyor. Sevdiğini bekleyen yüzlerce insan. Yüzlerce kalp. Yüzlerce kırık kalp.

O'nunla konuştukça biraz daha sakinleşiyorum.

Ben sakinleşiyorum ama sakinleşmeyen insanlar?