1 Temmuz 2015 Çarşamba

4 senelik bloğun hediyesi: HAYAT ERKEĞİ

2011 yılının 24 haziranında başlamışım blog yazmaya. Az önce check edip, doğruladım.

Blog yazma başladığımdan beri bir çok bloggerla tanıştığımı bilen bilir. Ama benim tanışmak istediğim çok özel biri vardı HAYAT ERKEĞİ. Ne yaptıysam, ne ettiysem benimle tanışmaya ikna edememiştim kendisini. Geçen yaz tanışacaktık oysaki ama ikimizin de çok yoğun bir dönemine denk gelip konuşma orda kapanıp bulaşamamıştık. Bir kez daha Hayat Erkeği'ni neden tanımak istediğimi uzun uzun anlatamıcam, sorry. 

Benim ama onunla konuşmak, sohbet etmek değildi. Sadece öyle birisinin gerçekte var olduğuna inanmak; senin gibi, benim gibi bir insan olduğu kanısına varmaktı amacım. Onu bulmak için Tekyön'ün bahçesinde mi aylak aylak dolanmadım, Demirören'in önünce saatlerce gelmesini mi beklemedim, Cihangirde'ki bakkalları mı stalklamadım... Evet, hepsini yaptım ama hiç bi yerde karşıma çıkmadı.

Pazar günkü onur yürüyüşünde olanları herkes biliyordur. Onun sinirini atmak, biraz rahatlamak için Curcuna'daki after partiye gittim. Arkadaşla köşede bi yerde içkilerimizi içip Murat Renay'ın çok iyi çaldığını düşünerek çaldığı ama bi o kadar da kötü olan müzikleriyle nasıl eğleneceğimi düşünürken yanıma bir herif geldi.

Selam verdi. Halimi hatrımı sordu. "Heralde beni beğendi, tanışmak istiyor..." diye düşündüm. Sanki daha önce tanışıyormuşuz gibi konuşuyordu, anlam veremedim. Beni tanımadın mı, dedi? Bozuntuya vermemek için "Baştan tanımamıştım ama sonradan çıkardım ehehe" dedim. "Kimim ben?" dedi. Tanıştığım bloggerlardan birine benzeterek kulağına geveleyerek bir isim söyledim. "Sen Kızılsakal değil misin?" dedi. "Evet, oyum." dedim. Allah allah kim ki acaba bu diye tekrar düşünmeye başladım. 

Tekrardan kulağıma yaklaşarak "Ben HAYAT ERKEĞİ!" dedi ve ben orda o an kaldım. Beynim döndü, kalbim durdu, nefes alamadım. 

Hayır yani hayranı olduğum insan gelip benimle tanışmamalıydı, ben onu kovalamalı ve ısrar etmeliydim. Hatta bunun gerçekleşeceğine o kadar inanmıyordum ki aklımdan çıkarmıştım. Bi silkelenip tekrardan ona baktım. Baştan ayağı süzdüm, her santimini bir daha göremeyecekmiş gibi ezberlemeye çalıştım. İnanmıyordum hala onun o olduğuna.

Kenara çekti beni,sohbete devam ettik. Nasılsın, nasıl gidiyor diye sordum. "Her şey yolunda ve bu beni rahatsız ediyor!" dedi ve o zaman onun o olduğuna karar verdim. "Hadi ben gidip dans edicem!" diyip kendini mekanın ortalarına attı. Ben şok içerisinde arkadaşımın yanına gittim ve içkimden bir yudum daha alıp geceye devam ettim.

Evet, o iğrenç geçen pride gününün tek iyi özelliği buydu. Ve ben partiye bile gitmeyi düşünmüyordum bir ara. 

Patrick'in Dünyası'nın 4. yaşı kutlu olsun. 
Sana da teşekkürler kısa boylu dev adam.