26 Aralık 2013 Perşembe

Yaşlandım, çok yaşlandım.

President by IAMX on Grooveshark

 Okul beni çok yoruyor. Düz çizgi çizmeye çalışmayı, kartonlarla saçmalamak falan sıkıcıydı ama en sıkıcı iş final projesiymiş.

Bi an çok korktum. Çünkü benim yılbaşında İstanbul'a gitme gibi planlarım vardı. Hocalar da jüriyi 2 ocağa koyunca benim göt tutuştu, gidemiyorum triplerine girdim. Hatta annemlere falan haber verdim ben gelemiyorum diye. Çok üzülmüştüm. Tabii sonra sevgili grup arkadaşlarımla hemen olaya adapte olup okulda geçen gecelerimiz sonucunda projenin büyük bir kısmını bitirdik. Birinin boyamaları haricinde her şeyimiz bitmiş durumda.

Ve ben yarın akşam İstanbul'a gidiyorum.

Şunu söylemek istiyorum Şehir ve Bölge Planlama okumak istiyorsanız bir kere daha düşünüp çevrenizi uyarınız. Bu bölümde yatmaya yer yokmuş.

Size biraz kritiklerimden bahsedeyim.

Haftada 3 gün hocalar yaptıklarımı kritik veriyor, şunu bunu düzeltin diyorlar. Kritiğin birinde bi hoca yokken diğerleri yaptıklarını beğenip, yaptığımız şeyi devam ettirmemizi isteyebilirken, ertesi kritik gelen diğer hoca ile "bu çok saçma olmuş, bunun bu sınıftan çıkmış olması çok korkunç" diye biliyor. Hatta hocalarımızdan biri, bölüm başkanın çok beğendiği fikri bile beğenmeye bilir. Ve bu çok göt bi durum 100x70 kağıtlara çalışıp bunları en baştan defalarca yapmak beni çok yıprattı.

Sikerim böyle işi aaaaa!
Neyse beni bi yılbaşı planınıza davet edebilirsiniz, çekinmeyin.

Ha, bu arada kedim eve dönmüş, çok özledim pezevengi.


3 Aralık 2013 Salı

ARALIK

Despair by Yeah Yeah Yeahs on Grooveshark

Yazamıyorum şuraya iki satır bişeyler. Günlerdir yazıp sildiklerimi toplasak dizüstü edebiyatın saçma kitaplarından daha güzel bir kitap ortaya çıkardı. Satmazdı belki ama daha güzel olacağı kesindi. Dediğim gibi yazamıyorum, bundan şikayet etmeyi de sevmiyorum ama yapacak birşey yok.

E nasılsınız iyi misiniz?

Ben iyiyim valla. En son eski sevgilim boynuzlamıştı ya beni onu çabuk atlattım. Hatta atlattım diyerek yalan söylemiyim, bunalıma bile girmedim ki atlatıyım. Üniversite hayatı insanı değiştiriyomuş, doya doya bi aşk acısı yaşayamadım ödev yetiştirmekten.

Gel gelelim yeni mi yeni bi sevgilim var. Bi 10 gün falan oluyor. Mutluyuz, huzurluyuz. Tabii ki arkadaşları olmasa. O'nun İzmir'de ikinci senesi ve arkadaş çevresi geniş, bu yüzden ne zaman buluşsak genelde arkadaşları da oluyor yanımızda. Atarımı yaptım, "Ben  seninle buluşmak istiyorum, onlarla değil!" diye. Son iki buluşmada yalnızız. Bi de şu telefonla bağını koparsam çok güzel olacak. Buluşunca arkadaşlarıyla mesajlaşıyor. Yapma aşkım, yapma! Bak ben yanındayım, onlarla sonra mesajlaş, dimi aşkım?

Ve kedim evden kaçmış. Annemin dediğine göre pompaya gitmiş. Çiftleşesi gelmiş. Uçkurunun peşine düşen kedim varmış benim. ABAZA! :(( Tülay, geri dön! Çok üzülüyorum. Geri döndüğünün haberini bekliyorum her sabah ama 1 haftayı geçti hala ses seda yok. Naptık sana be kedi! Dön işte geri! Zaten en çok seni özlüyodum, niye gittin ırıspı!

Onun dışında vizelerim bok gibi geçti, önümüzdeki finallere bakıcaz artık ;)) Ve ben İzmir'den acayip sıkıldım. İstanbul'un havasını, suyunu, yatağımı, tuvaletimi özledim. Hem de çok özledim. Neyse ki yılbaşında İstanbul'dayım.  İstanbul'a gitmeme son 24! Belki haftasonu babam İzmir'e gelebilirmiş. Gelsin, gelsin, alışveriş yaptırırım.

Öyle işte be blog. Daha resim ödevim var. Evet resim. Guaj boya falan. Bildin mi? Renk karıştırarak tonlama falan. Tanıdık gelmiştir.

Geçende uygulamam panoya asıldı. İlk okulda güzel yazı dersinde hiç bi yazım panoya asılmamıştı ama tasarım dersindeki soyutlamam asıldı. Hem de 100 üzerinden 110 aldım. Ya sonra da 2 sıfır ve 65ler falan işte.

İSTANBUL'U ÇOK ÖZLEDİM. BEKLE BENİ İSTANBUL, SENİ YENİCEM!

12 Kasım 2013 Salı

Bazı Şarkılar Vardır Ki - 10




Cama iyice sokulmuş bakıyor öyle uzağa
Düşmüş gibi tuzağa
Kendime sarılıyorum der gibi
Gözleri her şeyden çok
Her şeyden çok bu koyuyo bana
Herkes geçiyor aynı yollardan
Tanıdığımız yok yukarılardan
İnatla sarılacaksın sabredecek yaşayacaksın
Herkes geçiyor aynı yollardan
Tanıdığımız yok yukarılardan
Azmedeceksin azmedeceksin
Her gece görüyorum balkonda elinde sigarası
Gizli içiyor hızlı hızlı
Kendine darılıyor belli ki benzi safran sarı
Dünler durgun hayat aynı kan kırmızı
Herkes geçiyor aynı yollardan
Tanıdığımız yok yukarılardan
İnatla sarılacaksın sabredecek yaşayacaksın
Herkes geçiyor aynı yollardan
Tanıdığımız yok yukarılardan
Azmedeceksin azmedeceksin

10 Kasım 2013 Pazar

Geçmiyor, günler geçmiyor.




İzmir'de günler geçiyor ama günler nedense geçmiyormuş gibi geliyor. Deli gibi yoğunum; dersler, ödevler, bölümün etkinliği derken hiç boş vaktim kalmıyor. Bu iyi bişey dimi? Evet iyi bişey. Yalnız kalmıyorum, yalnızlığımı hissedemiyorum, koşturmaca içindeyim. Ama geçmiyor işte günler. Okul açılalı çok zaman olmadı ama bu kadar hızlı tempoda yaşayıp geçmeyen günleri gördükçe deliriyorum.

Normalde yarın son sınavıma girip İstanbul'a doğru gitmem lazımdı. Bir dönemlik hızı 1 ayda yaşamak çok kötü bişeymiş. Günleri üstün körü yaşamaktansa sindirerek yaşamayı tercih eder duruma geldim. Yanlış olmam mümkün. Hızlı yaşayıp genç öleceğim ov yeaaaa!

Perşembe gecesi başımdan geçenleri anlatmayayım. Yukarıdaki klibi King'in bloğunda gördüm ve bende tam da o geceyi hatırlattı. Hatırlatmadı, yaşattı.

Bizim bölümün 3 gün süren yoğun tempolu bi etkinlik gibi bişeyi vardı. Her sene ayrı bir şehir de yapılırmış, bu sene de İzmir'deymiş  ve bizim okul da ev sahibi olduğundan birinci sınıflardan görevli öğrenciler aldılar. Ben de hocalara yalakalık olsun diye ismimi yazdırmıştım. Sabah 7:30'da Alsancak'a gittim 4 sabah. Akşamları geç döndüm.

Perşembe akşamı bizim üst dönemler "tanışma partisi" tadında bi parti düzenlemişler. Gittik arkadaşlarla. Partiyi düzenleyen çocuk da o kadar tatlı bir şey ki okulda ne zaman görsem salyalarımı akıtırım. Tatlı, kibar bi konuşması da var. İşte deli gibi içtim, hayvan gibi içkiye para yatırdım o gece. Tabii yurda en son giriş 12 ama ben 1'de dönerim diye düşündüm. Arkadaşlarla dönecektik, "Nereye gidiyorsunuz? Daha erken bu olay her zaman olmaz, senede 1 ya da iki kez." dedi. Yer sıkıntısını söyledim, sorun değil dedi. Evi müsaitmiş. Evi de yurda yakın. Tabii bunları söyledikten sonra ben bi yakınlık hissettim.

O da bi yakınlaştı. Eli belimdeydi sürekli. "Aha, aradığım aşk bu" diyip dansta biraz ileriye gitmiş olabilirim. Kafam da iyi. Ortam zaten leş, klasik club ortamı. Kaptırdım kendimi ona. Bi ara bana dönüp "Bana mı dayıyorsun?" tarzında birşeyler söyledi. Tabii ne dediğini tam anlamadım, kendimi geri çektim. Moralim bozuldu. O kadar sıcak yaklaşırsan olacağı bu be koçum, ne yapabilirim. Biz ibneler iki tatlı gülüşe kapılıp gidebiliyoruz.

Sonra arkadaşlarla dans etmeye devam ettim. Sabah 4'ü geçiyordu mekandan ayrıldığımızda. Taksiye bindik, bizim sınıftan bir çocuk ve onun bir arkadaşıyla onun evine gittik. Ben uyudum, onlar sigara içiyordu. Sabah 7:30'da kalkıp yurda geçtim.

Çok utandım ama yapacak birşeyim yoktu. Pişman mıyım? Eh biraz.

Bu olaydan sonra İzmir biraz daha anlamsız gelmeye başladı.

Heterolar ölsün, ibneler rahat etsin!

28 Ekim 2013 Pazartesi

(ESKİ) SEVGİLİYE;



Önce resimleri duvardan kaldırdım
Çay içtiğin bardağı rafa sakladım
Giydiğin ne varsa bir bir katladım
Bir damla yaş düştü çok ağlamadım
Kokun uçtu gitti açık camlardan
Sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim
Korkmuyorum sensiz akşamlardan
Sevdiğimi unut özleyemedim
Sen haylaz rüzgarlar önünde şimdi
Sevdanın yükünü attım omuzumdan
Sen sandığım şey belki benim yüreğimdi
İyi ki dönmüşüm yolun başından
Of yolun başından


Sosyoloji dersinde Bülent Ersoy

Geçen sosyoloji dersinde konu konuyu açarken bir anda laf Bülent Ersoy'a geldi. Hoca da "o adam gibi.." diye cümle kurdu. Bekledim düzeltmesini ama düzeltmedi. Her sınıfta olan bi gülüşme oldu ve sinirimi bozdu. Sonuçta burası lise ya da ilkokul değil; üniversite. Hala birinin cinsel kimliğine gülüşmek çok rahatsız edici geldi bana. Dediğim gibi hoca "adam" lafını düzeltmeyip konuyu değiştirdi.


Yeni konu ise Rusya'da erkeklerin selamlaşırken öpüşmesiydi. Biraz alaycı bi tavır takındı gibime geldi. Tabii sınıfta yine saçma gülüşmeler falan oldu. Suratım daha da asıldı. Sonra da konu İskoç heriflerinin etek giymesine geldi. Bu konuda da alaycı ve taraflı bi tavrı vardı. Dersin sonlarına doğruydu. Toplandım hocaya bu tavrının hoşuma gitmediğini söyleyecektim.

Ama hoca sınıftan hışınla çıkınca söyleyemedim, zaten öbür ders başlayacaktı. Yurda dönünce kendime de engel olamadım. Hocanın mail adresini bulup mail atmaya karar verdim. Rahatsız olduğum noktaları yazdım maile. Bugün cevap geldi. Yanlış anlayabileceğimi, öyle bi insan olmadığını dile getirmiş. Bülent Ersoy olayında ise özür diledi, dil sürşmesidir dedi, geçti.

Cesaretimi toplayıp böyle bi mail attığım için mutluyum. Açık bi şekil de gay olduğumu söylemesem de anlamıştır herhalde. Ve konuşmalarında daha dikkatli olmayı dener. Hatta hocayla aramız iyi olursa bi dersi bu konulara ayırmasını isteyeceğim. Bilgilendirme amaçlı iyi olabilir. En azından sınıftakilerin belli bir kısmının homofobisi/transfobisi(bla bla fobisi) varsa biraz törpülenir.

DİĞMİ AMA?!

26 Ekim 2013 Cumartesi

Aşk hiç biter mi? Bitti işte.

Bi aşk daha bitti. Bende bitmişti. O'nda hiç başlamamış da olabilir. Bilmiyorum.

Perşembe akşamı arkadaşımla buluşmak için yurttan çıktım. O sırada bi arkadaşım "Patrick?" yazmış, kim bilir ne saçmalayacak diye önemsemek istemedim. "Efendim?" dedim.

- Ş'le sevgilinin fotoğraflarını gördün mü?
+Noldu ki yakın arkadaşlardı?
-Fotolar işte...

Yolda hemen girip Ş'nin fotoğraflarına baktım. Bi de ne göreyim sevgilimle öpüşmeler falan çok samimi pozlar. Franch kiss yapmışlar, fotoğrafını çekip face'e atmış benimki. Sinirlerim gerildi. Arkadaşımı aradam gelemicem dedim. Mal mal dolandım. Sonra dayanamadım aradım benimkini.

-Napıyorsun?
+Ş'leyim, gidiyor ya kutluyoruz.
-Evet, gördüm.
+Nasıl, çok tatlı çıkmışız dimi?
-Evet, harikasınız. Hani sen bi daha Ş'le görüşmek istemiyordun noldu da birden tekrar bu kadar yakın oldunuz?
+O kadar da değildi.


Falan filan saçmaladılar. Gidip Ş'e boxer alacaklarmış, sonra partiye gideceklermiş falan filan. Dediklerinin çoğunu hatırlamıyorum, başıma ağrılar girdi, dokunsalar ağlıcam. Bi de gavat "Ehe mehe çok tatlıyız dimi?" demiyo mu, sikicen onu orda. 

"Tamam, siz gidin biraz daha sevişip fotoğraflarınızı paylaşın." dedim. Saçmalıyormuşum öyle diyip durdu. Kapadım telefonu. 
...
Şu an tek istediğim şu çocuk gibi olmak.
Tamam kendimi "open relationship" denen gerzekliğe alıştırmaya çalışıyordum. Kiminle yiyişirse yiyişsin kalbi bende olsun, diyordum kendi kendime. Ama bunu gözüme sokmasına gerek yoktu. Hadi masum tatlı bi öpücük olsa o da değil. Etkilendiği o kadar belli ki o bakışlardan.

Her şeyi geçtim eski sevgilisinin ona yaptığını şeyleri eleştirirken (bu hareketler gibi şeyler yapıyormuş) aynısını şimdi bana yapıyor. Sikerim ulan böyle aşkın adaletini.

Öyle işte; iki gece, iki sabahtır sevgilim yok.



İzmir'li zenginler eqlesin ;)

7 Ekim 2013 Pazartesi

İzmir'den Bildiriyorum

Selam genşler. Çok uykum var ama uyumak istemiyorum. Biraz saçmalamak için burdayım. Size biraz bölümümden ve İzmir'deki hayatımdan bahsedeyim istedim.

İzmir'e ilk geldiğim gün Panda'ya yaptığım yoğun baskı sonrasında kapağı onlara attım. İl bir hafta geçmek bilmedi burda. Hele o 5 gün hiç geçmedi. Canım nasıl sıkıldı anlatamam. Bi de ben bunlara "Okulun ilk günü naptınız?" diye sorduğumda hepsi "ilk bir hafta dersler boş geçti, sonra yavaş yavaş başladı" dediler.

O yüzden ilk gün okula yavaş yavaş gittim. Fakültede sınıf aradım. Ders 8:30'da başlıyodu ama ben 9a doğru sınıfa girdim, bi baktım hoca ders anlatıyor. Töbe bismilla. Neye uğradımı şaşırıp bi yere oturdum hemen. Üniversite hayatım böyle başladı yani.

Sonra dersler bi başladı ki hiç sormayın. Şehir planlayacağım diye girdim bölüme haftalardır çizgi çiziyoruz. Neymiş temel tasarımmış. Bi siktirsinler, beynimizi sikiyorlar.

Bi derste hoca noktalar ve çizgilerle ilgili yaklaşık 1.5 saat bişeyler anlattı sonra mola verdi ve bahçeye çıkınca herşeyi nokta ve çizgiden ibaret olarak görmeye başladım. Bi de bu ders haftada 12 saat, 3 güne bölmüşler 4'er saat block ders yapıyolar. Tabii bu derslerden sonra ben beynim yanmış olarak yurda geri dönüp bi de ödev yapıyorum. 50x70lik resim kağıtlarına çalışıyoruz ve ne çektiğimi bi bana sorun!

Oda arkadaşlarım ben ödev yaparken benle dalga geçiyorlar. Aman ha siz siz olun Şehir ve Bölge Planlama okumayın. 2 haftada pes ettim. Bi de ben İstanbul'a geçiş yapacaktım sözde ama sınıfta sırf bu dersi veremediği için 3 senedir 1. sınıfı geçememiş bi tip var. Aha işte benim sonum. Oysa odevlerim de -bence- güzel ama hocalar niye yüksek not vermiyorlar anlamıyorum. Bu salaklar sanattan anlamıyorlar.

Bi de annemin patronunun bi tanığı bana burs vercekti heyecanlanmıştım ama burs işi de yalan oldu galiba. Şirket batıyormuş galiba, o yüzden burslar iptal edilmiş. Allam, sen beni cenabet olarak doğurmak zorunda değildin, dimi? Bana burs bulsanıza daşşağını yediklerim!

Ha bi de İzmir'de gay yok lan. Ya da ben dağ başında olduğumdan kimseyi göremiyorum. 2 hafta bi ibne göremedim. Ha bana ne! Sevgilim var ama insanın göresi geliyor yani sonuçta. Arada Grindr'ı açıyorum ama en yakınımdaki bile 5 km ötede.

Ama bugün noldu, anlatayım. Kantine girerken bi çocuk gördüm, evet bence %100 gay. Hatta bayağı kestim. Galiba bi dönem üstüm. Mimarlık okuyor olabilir, şehir plancısı olmak için biraz fazla. Sonra kampüs içindeki otobuste bi çocukla kesiştik. Yani dönüp dönüp baktı. "Kim bu tipini siktiğim gerizekalısı?! Bi daha bakayım, vallahi gerizekalı .s .s .s" demiş de olabilir, emin değilim. Ama o da gaydi.

Ve İstanbul'a gitmeme son 4! C.tesi sabağı İstanbul'a indiğim gibi direkt sevgilime gidicem. Annemlere "Bilet bulamadım, c.tesi gece binicem otobüse" dedim. Ehe mehe, çok zekiyim.

Öyle işte blog.

King de bloga geri dönmüş, yazılarını okurken çok heyecanlandım. Bu satırları okuyorsa öperim onu.

Neyse ben kaçtım. Bb.

28 Eylül 2013 Cumartesi

Özledim.



Sevgilimi özledim
O'nun sırtını öpmeyi özledim,
Uyurken O'nu izlemeyi,
Nefes alış-verişini dinlemeyi,
Uyurken terini silmeyi,
O'nunla boş boş yürümeyi özledim.

Belki de kendimi özledim.

Annemi, kardeşimi, kedimi özledim,
Babamı bile.

Zor 10 metre kare yurt odasına tıkanıp kalmak 3 tanımadığım insanla birlikte.
Çok zor.

Rahat değilim.
Mutluyum
Ama özlüyorum,
Hiç özlemediğim kadar.

İstanbul'u özlüyorum mesela.
Taksim otobüsü beklemeyi de özlüyorum.

Dedim ya belki de kendimi özlüyorum.

İstanbul'da ben, bendim.
Burda yeni bir hayat, yeni yüzler...
Yoruyor beni.

6 gün oldu.
13 gün daha var.
Ve ben özlemeye devam edeceğim.
Balkonumda rahat rahat sigara içmeyi 13 gün daha özleyeceğim.

Özlemek hiç güzel şey değil.

23 Eylül 2013 Pazartesi

17 Eylül 2013 Salı

Olmadı bi sigara yakar mutluluklar dilerim.

En son nerde kaldığımızı unuttum ama tekrardan bi yerden başlamalıyım.

Öncelikle bu sabah blogu açtığımda 190 takipçiye ulaştığımı gördüm. Çok mutlu oldum. 200 takipçiye ulaştığımda parti yapıcam. Haberiniz olsun yaneee ;))

İstanbul'daki son günlerim. İzmir, bekle beni. Çiğden çitleyip, gevrek kemirmeye başlayacağım pazar gününden sonra. Umarım havalar kötü olmazda kordonun tadını biraz çıkarabilirim.

Açıkçası İzmir'e gitmekten çok korkuyorum. Neden mi? Kayıt için gittiğimde başıma gelenler. Kayıt yaptırdığım yurdun içime sinmemesi, kampüsümün çöp gibi olması bla bla bla

İşin en kötüsü de yurttan ayrılmak istediğim de yurttan çıkamamam. Yani bu sene eve çıkmak benim için hayal! İmzalattılar bi senelik sözleşmeyi. Sikeyim böyle işi. Umarım oda arkadaşlarımla anlaşabilirim yoksa çekilmez bu yurt. Allam, sen büyüksün yareppim, amin.

Bi de kedimden nasıl ayrı kalacağım. Geceleri eve gelmeyince ağlayan kedim var, eve dönünce gelip dizimde uyuyan. Çok özlücem, çok özlücem.

Ha bi de sevgili olayım. Hovarda da biraz benimki. Akıllı telefon alıp Grindr yükleyecekmiş. Olaya bak. Sürtük! Kızdım tabii ki. Ne işin var falan dedim. Geçen gece bilgisayarını kurcaladım, eski sevgilisiyle olan fotoğraflarının birazı geri dönüşüm kutusunda, birazı kayıtlı bilgisayarda. Sinirlendim mi? Hayır. Neden mi? Bilmiyorum. Ama kıskandım.

O Gey de askere gitti. Belki yılbaşından sonra onu göre bilirim. Tabii planlarım bozulmazsa. Kesin bozulur.

Daha vesikalık çektircem, sicil kaydı falan alıcam ama çok zor geliyor. Istemiyorum işte gitmek İzmir'e. Allam, bana ceza vermenin başka yolunu bulabilirdin dimi?

Bi de bu sevgili olayları, okul olayları falan üst üste binince bende bi agresiflik oldu. İstemeden insanları üzmüş, kırmış olabilirim. Sorry guys!

Ha işte bi de şey var. Blogumun adını değiştircem. Eski bi blogumun adını kullancam. "Patrick'in Dünyası" ne lan scsbsjahafahsjs! Bi de Patrick'likten de sıkıldım, cesaretimi toplaya bilirsem kimlik adımı bilem kullanabilirim.

Neyse bi bilgisayar kullanmaya başlayayım da.
Ha bi de İzmir'den zengin sevgili istiyorum. Bursum yok madem sevgilim oldun, diğmi?

Neyse gideyim de tıraş olup vesikalık çektireyim.


XOXO
Gossip(sizlikten geberen) Boy

7 Eylül 2013 Cumartesi

Sevgilim vardı, noldu ona?

Sevdiceğim evine taşındı, evini temizledik bi arkadaşıyla beraber. İlk yemeğini yaptı, yedik bi güzel. Sonra rakı içtik. Gece oldu, evde tek kaldık, seviştik. O uyudu, ben uyuyamadım. Salonda sigara içtim.

Seviyordum onu. Yanında olmak beni mutlu ediyordu ama bi tuhaflık vardı. Yanında uzanıp nefes alış-verişini dinlemem gerekirken sigara içmek daha keyifli geliyordu. Daha mutluydum sigarayla. O an evden çıkabilirdim. Ama mutluydum da onunla olmaktan. Bi kaç sigaradan sonra yanına kıvrıldım. Sarılmadım. Ama seviyordum onu.

Sabah mutfak alışverişi yaptık. Eve döndük. Müzik dinledik. Dışarı çıktık. Dolaştık. Sonra eve döndüm.

İzmir'e gittim salı akşamı. Okul kayıt işleri için. Ne kadar stressli olduğumu biliyordu. Aramadı bile. Mesaj da atmadı. Çarşamba sabağı İzmir'deki check-in'ime "yolculuk nasıldı?" diye yorum yapmış. "Sesini duysaydım daha iyi olabilirdi" dedim. Yorgunmuş, erkenden uyumuş. Üstüne gitmedim, sinirimi bozmak istemedim. Çünkü günüm çok zorlu geçecekti biliyordum. Ki öyle de oldu. O kadar sinirim bozuldu ki onun sesini duysam, bi mesaj atsaydı rahatlaya bilirdim. Aramadı bütün gün, mesaj da atmadı.

Gece otobüse binince " Hastaneden cikmadan onceki haline hak verdim dogrusu. Insanin aramasini bekledigi kisilerin aramamasi koyuyormus." diye mesaj attım. O hastaneden çıkarken onu aramayan insanların olduğunu söyleyip, üzülüyordu.

Bahaneler sıraladı bi ton sonuna da "Aklımdasın sen..."i sıkıştırmış. He amk, he. Aklındayım da niye aklında olduğumu belli etmiyorsun?

Sana aşık olduğumu biliyorsun, madem sen değilsin o zaman niye bana bunu belli etmiyorsun?
Niye "sevgiliyiz" gibi davranıyorsun?
Bu nasıl ilişki?


Summertime Sadness hiç güzel bişey deyil!

27 Ağustos 2013 Salı

Hastanede Aşk Başkadır

Hani size "Aşık oluyorum" demiştim ya, oldum. Köpek gibi aşık oldum. O'ndan ayrı kaldığım her an onu düşünüyorum ve onunla öbür buluşmamızı iple çekiyorum.

Detaylara giremeyecek kadar yorgunum. Neden mi? Cumadan beri hastaneye gidip geliyorum. Kendim için değil, O'nun için, sevdiceğim için.

Perşembe bi yarım saat görüştük. Cuma sabağı da kendini iyi hissetmediğini, midesinin bulandığını söyledi. Akşam içkiyi fazla kaçırmış. Midesini rahatlatmak için çorba içiyormuş ki ikinci kaşıkta midesi bulanmış. Kusmuğunda da hemen hastaneye gitmiş.

Bunları duyduğumda delirecek gibi oldum. Perşembe bütün paramı bitirdiğimden cuma da bi yere gitmem diye düşünüp annemden para istememiştim. "Yanına gelirim." de diyemiyorum. Durumunun da çok ciddi bişey olduğunu da düşünmüyordum. Arkadaşlarımı aradım borç para istemek için, kimse burda değildi, herkes biryerlere dağılmış. Bi tanesi de "1 saat sonra dönücem" dedi, onu beklemek zorunda kaldım mecburen.

Parayı alıp direkt hastaneye ışınlandım. Acayip bitkindi. "Mide kanamasıymış." dedi, acayip korktum. Endoskopi yapılacakmış. Götürdüm, ordan yatış işlemlerini hallettim. Arkadaşına da haber verdim gelsin diye. Endoskopi yapan doktor "Mide kanaması değil, kusarken yemek borusunu yırtmış, p.tesiye kadar gözlem altında tutucaz" dedi. Endoskopiden çıkıp odaya götürdüm. Bişey yemesi, içmesi yasak. Sadece serum. Serum bağladılar, iğne yaptılar ve uyudu. O sırada arkadaşı geldi. Ona O'nu emanet edip eve döndüm. Dişçiye gitmem gerekiyodu.

Akşam yine yanına gittim. Uyuyamadım, canım sıkıldı. Grindr'a Scruff'a girdim, sataşacak bi kaç adam aradım ama hepsi Cihangir haspalarıydı, coolluklarından ödün vermediler. Oyun falan oynadım. En son kafam O'nun yatağına düşmüş. Uyumuşum birazcık ve beni uyandırıp yanına yatırdı. Yok olmaz, sen rahat et falan dediysem de girip kıvrıldım yanına.

Zaten sabahın köründe kahvaltı getirdiler, yine uyandım. Bi daha uyuyamadım. Öğlene doğru da eve döndüm baş ağrısından geberiyordum.

Eve geldiğim gibi bi uyumuşum ertesi gün uyandım. Ve hazırlanıp yine gittim yanına. Sıvı şeyler tüketmesine izin vermişler, çorba içmeye çıkmış. Lambda'da oturuyomuş. O'nu ordan alıp hastaneye götürdüm tekrar. Iyidi ama taburcu etmiyolardı işte.

Hastane de güzel hani. Odanın Galata-Karaköy manzarası var. Ben de mi hastalansam yan yatağa da ben yatarım diye düşündüm. Akşam olunca yine sıkılmaya başladım kafa dengi bi hemşire vardı. "Bana da serum takın çok canım çekti." dedim. Hemen serum takmak için kola takılan iğneden getirdi. Tırstım. Sonra iğnesini kırıp koluma bantladı. Artık ben de hastaydım. Gece O'nunla film izledik, biraz oynaştık ve ben odadaki boş yatağa gidip uyudum.

Sabah yine kahvaltı için uyandık. Doktorlar hastalara bakmaya başladı. Benimkini taburcu etçeklermiş. 4 gün hastanede vakit çabuk geçti ama saat 3e kadar vakit geçmek bilmedi. Hele o son 1 saat hiç geçmedi. Hastaneden çıkıp ilaçlarını alıp, taşınacağı eve gittik. O duşa girecekti, ben de uyucaktım. Ama uyuyamadım, özlemimizi az da olsa giderdik.

Yemek yiyip aynı otobuse bindik, o iş yerinde indi, ben de evde.

Eve geldiğimde saar 8e geliyordu. 9 da bi yattım sabah 10da kalktım. 13 saat çogzel uyumuşum.
Ve O'nu çok özledim.

23 Ağustos 2013 Cuma

O.

O'nu beklersin.
Bu şarkı çalar.
O gelmez.
Sigara yakarsın.
Şarkı biter.
Sigara biter.
Bira yenilenir.
O gelir.


27 Temmuz 2013 Cumartesi

Lan, bana yardım etsenize!

Ve Patrick aşık olmaya başlar...


Ne mi oluyo? Hemen anlatayım.

Hani şu Lamba'daki çocuk var ya (Artık bi isim bulmalıyım bence bunu, hımmm adı Oğlak olsun. Burcu oğlakmış da ondan.)

En baştan başlıyıp anlatayım. Ben bunu Scruff'ta görmüştüm. Scruff'ta Flicker linkini paylasmis, hemen girip baktım fotoğraflarına, takibe aldım, bi kaçını laykladım. Sonra kaldı öyle. Bi baktım facebook'ta ondan arkadaşlık isteği. Tabii hemen kabul ettim. Ara ara selamlaştık, buna yavşama bahanesiyle bişeyler sordum falan.

Sonra pride günü Lambda'ya gittiğimizde bunu gördüm, selamlaştık ve o gün akşama kadar hiç konuşmadık. Yürüyüşten dönerken de -nedenini bilmiyorum ama- yanına gidip "iyi akşamlar, biz gidiyoruz, sonra görüşürüz" dedim. Tamam, dedi ve ayrıldım ordan.

Geçen hafta Lambda'da bi buluşma vardı ona gittim, sırf bunu görmek için. Biraz daha rahattım. Buluşmadan sonra bi yerde oturup çay içtik, ordan burdan bi kaç sohbet edip ayrıldık.

Facebook konusmalarimiz daha sıklaştı. İş başvurusu için sürekli bu tarafa gelip duruyor, benim de evde canım sıkıldığından perşembe günü için "işin bittikten sonra bişeyler yapalım mı?" dedim, kabul etti. Bana Cihangir Merdivenleri'nde şarap ısmarlıcakmış.

Taksim'de buluştuk 4 gibi, önce bi yere gidip bira içtik. Sonra da merdivenlerde şarap içtik, midye yedik. Ay ne romantik! Sonra da kafamız güzel olunca kalkıp Gezi'de biraz yayıldık. Evi nerdeyse İstanbul'un öteki ucunda olduğundan eve dönesi yoktu, "ev kiralayalım mı" dedi, olur dedim. Internetten ev baktik, sonra gidip konustuk falan ama sonuç olarak bulamadık.

Bi yere oturduk. Ikimiz de yorgunduk, biraz da kafamız güzeldi. Ev bulsaydık iyidi, diyip durdu. Aslında kezbanlık gibi olmasın ama pek e v taraftarı değildim, sonuçta "ciddi" düşünüyorum. Bi ara "ev bulsaydık da uyumazdık ki" diyip, anlamlı bi bakış attı. Salağa yattım biraz.


İşte ben buna aşık olmaya başladım. Ama onun niyetini tam anlayamadım. Ah, bi anlasam! Bi yandan İzmir'e sevgilisiz gitmek istemiyorum, bi yandan da aklım burda kalsın istemiyorum. Tam bir kezbanım, hem de katıksız!

Allam, beni niye böyle yarattın? Niye dünyanın en kezbanıyım. Seviyorum ama gidip konuşamıyorum. 8 saati beraber geçiriyorsak ve mesajlarıma cevap veriyorsa hala bi umut var mıdır?

Vay amk, aşık olmayalı 1 seneyi geçmiş!

26 Temmuz 2013 Cuma

Ben gidiyom, siz de gelin.

Dün gece eve dönerken tam tramvaya bindiğim anda "açıklandı" diye mesaj geldi. Hemenn girdim, baktım. Ve sonuç: istediğim bölüme yerleşmişim. Ama bi sorun var, İzmir'e gidicem. Bana Buca'dan ev arkadaşı bulun! Aklı başında biri olsun yeter.

Öyle işte, ben de artık simite GEVREK, çekirdeğe ÇİĞDEM dicem.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Diyom ki bana aşk lazım - II

Önceki postta (link veremeyeceğim telefondan, yormayın beni) 3 kişiden bahsetmiştim ya ha işte onlarla olanları anlatayım.

İlki,
Şu 17 yaşındaki çocuk cuma gece yazdı. İstanbula geliyormuş. "Sabah beni otogardan alsana, sonra bana geçer biraz dinleniriz" dedi. Ben de c.tesi babamla alışverişe çıkacağım için reddettim. Bana ne lan sabahın köründe otogara nasıl gideyim ben, o saatte uyuyom ben, hayatta uyanamam. Ama o akşam bi yarım saat oturduk. Zaten saat geçti, eve döndüm. "Haftaya rahat rahat görüşürüz" dedi.


Üçüncüsü,
O günden beri konuşmadık desem yeridir. Yazdıklarıma cevap vermedi, ben de üstelemedim.

Gelelim ikincisine.
Şu Lambda'da gördüğüm ama yanaşmadığım çocuk. Dün Lambda'da sohbet varmış ben de bundan öğrendim. "Gelecek misin?" dedi. Gelebilirim, dedim. Koşa koşa gittim. Sohbet olayı bokum gibi geçti, yanımda oturan bi adam vardı ki beynimizi sikti. Sonra bebeyimle bi yere oturduk birer çay içtik, konuşmaya başladık. Dünya küçük yer lan, valla bak anlatayım.

Bu benim liseyi okuduğum yerde kitapçıda çalışan bi çocuk vardı, eski sevgililermiş. Kitapçıyı da tanıyorum. Yani ordayken sık sık yanına gider sohbet ederdik arkadaşlarla, bize ucuza kitap verirdi falan. İşte şaşırdım biraz. Nasıl arkadaşlarım var diye düşündüm, kime yavşasam birinin eski sevgilisi çıkıyor. Orospular! Sonra "Patrick niye yalnız?" derler, bana birini bıraktınız da ben mi sevgili istemedim?

Bence bununla olacak gibi ama kendi kendime gelin güvey olmayayım dimi? Bence olmayayım. Hoşlandığımı biraz belli edip çekeyim kendimi. Evet, evet, öyle yapayım. (Everyday I'm kezbaning)




Bi de dün gece Grindr'ı açtım, fotoğrafsız biri "Nbr xxx'in kankası" yazmış. Cevap vermedim. Hem fotoğrafı yok, hem beni tanıdığını bildiriyor. Korkarım ben böyle şeylerden. Dediği kız da homofobiğin halay başı. Of allam, ramazan ramazan niye benle uğraşıyon?

19 Temmuz 2013 Cuma

Diyom ki bana aşk lazım

Size anlatmam gereken iki kişi var, hatta üç.

İlkiyle başlayayım.
Bayağıdır konuştuğum bi çocuk var. Evet çocuk, 17 yaşında ve uzak diyarlarda. Yazın Istanbul'a geleceğini söylemişti, heyecanlanmıştım. Burada yetenek sınavlarına girecekmiş falan. Numaramı vermiştim ben buna "evde internetim yok, bilgisayara giremiyorum o yüzden telefondan haberleşiriz" demiştim. Aylarca bana yazmasını bekledim. Bi ara internette görünce atarlandım. Sonunda telefondan konuşmaya başladık.

Geçen hafta İstanbul'a geldi. Benim olduğum semte geldi. Ve görüşemedik. Neden mi? Çekiniyormuş, utanıyormuş bla bla bla

Bu bende resmen hayal kırıklığı oldu. Hoşlandığım insanlar neden böyle yapıyorlar ki? Belki de buluşmak için çok ısrar etmemeliydim. Heyecanlanmamalıydım. Ne bileyim o da ümitli konuşmuştu benle. Sadece tanımak istemiştim onunla. Erkan Oğur dinlemeye gidecektik... Pazar günü geri döndü ve ben bişey yazmadım o günden beri. Yarın yine geri gelecek sanırsam ve yine bişey yazmıcam.



İkincisi ise; Pride günü Lambda'da gördüm dediğim ve daha önce biraz yazıştığım çocuk.
Hergün kısa da olsa selamlaşıp, hal hatır soruyoruz birbirimize. Hani "Bişey düşünmüyorum ama olursa da güzel olur" derler ya öyle bişey bununla. Gerçi güzel değil, harika olur. Olsun yahu!



Üçüncüsü ise Instagram aşkım.
Instagram'da layklayıp durduğum bi çocuk vardı. Bi feysten ekleyim diyip ekledim herifi. Hemen kabul edip selam verdi. 5 saate yakın yazıştık. Havadan sudan konuştuk işte. Fotoğraflarda en fazla 27 duruyordu. Hatta daha gençtir diye düşünüyodum ki herif 33 yaşında çıktı. Ben yaş eşiğimi düşürmeye çalışırken bu hiç olmadı. Ama bu Lambda'daki değil, bildiğin yavşak yavşak konuşuyor. Çakıcam ağzına iki tane!

Öyle işte.
Bi yaz aşkı lazım bana.
Sizce hangisiyle devam edeyim?

4 Temmuz 2013 Perşembe

Nerdesin aşkım? Ebenin amındayım aşkım.

Yürüyüşün ne kadar kalabalık, ne kadar güzel, ne kadar eğlenceli geçtiğini yazıp gelmeyenleri tabii ki kıskandırmıcam. Başıma gelen olayları yazıcam. Anlatacaklarım var.

Prıde'tan önceki gün evde otur otur canım çıktı ben de Kaan'a ulaşığ onların yanına gideyim de eğleneyim diye düşündüm. O Gay gelmiş, Kaan sevgili yapmış o gelmiş, Canka Kuir gelmiş falan diye duydum. Atlayıp Taksim'e gittim. Kaan'cığım canım içi, ciğerimin köşesi sağ olsun beni bekletti biraz. Sevgilisiyle gelip beni aldılar. Diğerlerinin yanına götürdüler. Nerde oturuyorlar? Starbucks'ta. Direnişçiliğin bu kadarı! "İbne'nin direnişçiliği Strarbucks'ı görene kadar" diye boşuna dememişler.

Baktım hepsinin içi geçmiş. Tanımadığım iki kişi vardı. Biri taaaa uzak diyarlardan kalkıp gelmiş, diğeri de İzmir'den. Bi de Kaan'ın sevgilisini sayarsak 3 kişiyi tanımıyordum. Neyse ben attım kendimi O Gay'in yanına. (Sonra da yatağa attım, gelicem oralara, bekleyin.) Ama cidden evden otursaydım daha çok eğlenirdim, o kadar sıkıcılar. Neyse kalkıp Lambda'ya gittik. Kaan'lar içeri girdi; ben, O Gay, Kaslı (İzmirden gelen) kapının dışında kaldık. Onlar lolipop çakıyolardı. Bizim de canımız sıkıldı başka yere gittik. Oturduk. O Gay'ın arkadaşı geldi, Yayık Ayranı falan geldi. Yine sohbet, muhabbet yerlerdeydi. Sıkıntıdan az kalsın bileklerimi dikine kesicektim. Neyse ki çapraz masadaki çocuğu kestim. Cihangir burası sonuçta her 5 erkekten 8i gay. Gündem olaylarından bahsedip O Gay'in ötekileştirmesine maruz kalıp Karaköy'e balık yemeğe gittik.

Sonra Kaanlarla buluşup, Kaan'ın "Salaş" dediği disko müziklerinin çaldığı, yakışıklı garsonun olduğu, işletmecinin götünün kılını gördüğümüz bi kafeye gidip ordu şeklinde oturduk. Sohbet, muhabbet biraz daha iyidi. Ama yine sıkıldık. Bu ibnelere bişeyler olmuş. Neyse ki garson eğlendirdi bizi. Garsonun ne yaptığını Yayık Ayranı yazarsa okursunuz, dedikodu sevmem. Saat gece yarısına gelirken kalktık. Mağlum benim Range Rover ananasa dönmeden eve dönmem gerekiyordu. Aslında anneme söyleseydim Kaan'ın tuttuğu Cihangirde diye anlattığı eve gidip kalabilirdim.

Eve girdiğimde annem direkt "Yarın sen niye Taksim'e gidiyorsun?" dedi. E bu kadın yürüşü mü öğrendi ki? "Arkadaşlarla oturcaz yaaaa" dedim. Gittim uyudum. Sabah kalktım duşumu aldım, kahvaltımı yapıp "Anne, belki Kadıköy'e geçeriz" diyip gittim Taksim'e. Bizimkiler oturmuşlar bi kafede kahvaltı yapıyolar. Kafe de maşallah bizimkilerden başka binlerce gay vardı. İstanbul'un çivisi çıkmış resmen. Akşam azıcık gördüğüm Pistis beni çoktan satmış, Kaan'ın sevgilisine yavşıyordu. Hemen Homorexia'dan gecenin dedikodularını dinledim. Kaslı'nın tişörtüne göz diktim.

Sonra Lambda'ya yardıma gittik. Lolipop çaktık. Bi de ne göreyim, benim yazıştığım bi çocuk. Selamımı verdim, kutsal bakire moduma girip ilgiyi alakayı kestim. Ama arada göz göze geldik. Canım ya. Yerim onu.

Lambda'da işlerimiz bitince kapının önünden herkese birer bayrak kaptık. Saatin gelmesini bekledik. Tabii ortalık birden gayland'e döndü. Nereye baksam İBNE! Sonra meydana çıktık, yürüyüşün başlamasını bekledik. Güneş tepemizdeydi. Yürüdük. Kameralardan saklanmaya çalışırken annem aradı. Evet, annem. Sessize aldım telefonu. Yine aradı. 3-4 kere aradı kadın. Sonra uçuş moduna aldım mecburen.

Yürüyüşten sıkıldıktan sonra "Hadi yemek yemeğe" diyip kaçtık kalabalıktan. O sırada Lambda'daki bebeğimi gördüm, "Biz gidiyoruz, sonra görüşürüz" diyip şirinliğimi yaptım. Galatasaray'dan yukarı salmadılar bizi. Alperenler mi ne gelmiş, bizi dövceklermiş. Hemen orada bi kafeye gittik. Güzel bi yer beklemiyordum. Ama terasa çıkınca gördüğüm manzaraya aşık oldum. İstiklal altımızda, deniz manzarası karşımızda! Tenk yu Homorexia beybim. Annemi aradım.
-Nerdesin sen?
+Kadıköyde'yim anne.
-O müzik sesi neydi?
+Ne müziği anne? (Galiba telefonu sessize alırken yanlışlıkla açmışım)
-Telefonun açıldı, müzik sesi geliyodu.
+Bilmem anne, arkadaşlarla geziyoduk. Telefonum cebimdeydi. Bilmiyorum.
-Sen eve gelmiyon mu daha?
+Birazdan gelice. Ha yok gelmicem bu akşam. Hadi bay bay.

 12'e doğru kalktık galiba ordan. Ve İstiklal hala doluydu. Gruplar ara ara sloganlar atıyordu.

O Gay, ben, Canka Kuir'le eve geçtik. Benim date'im vardı. Hemen bi kahve içtim Cihangire koştum. Bi reklamcı daha bulmuştum. Onu bu akşama sığdırdım. Adam çok tatlı, evi harika, reklamcı. Kahve yaptı. Family Guy izledik. Ben fakir biri olduğum için bizimkilere ulaşamayacağım için dakka başı O Gay'in aramasına maruz kaldım. Yeter lan bi rahat bırakın belki sevişicez. Biraz sohbet muhabbet ettikten sonra ayrıldım ordan. "Haberleşiriz" dedi, ama o günden sonra yazmadı. Sebebi O Gay'dir.

İstiklal'de bizimkilere doğru yürürken arkadaş "Seni görmüşler, ibne diye dedikodunu yapıyolar. Evdekiler seni aradı mı?" dedi. Hemen panik oldum. Hangi kanalda, nasıl, nerde görmüşler diye sordum. Benimle taşak geçiyormuş. Ama nasıl korktum var ya anlatamam. Bi de Halk Tv'de mi ne canlı yayın yapmışlar. Annem de her reklam arasında Halk TV'i açtığından, o sırada da ben çıkmışımdır ekrana, kesin görmüştür. Arkadaş şaka yapmış olabilir ama annemin görmiş olabiletesi de yüksek yani. Bende bu şans olduktan sonra...

Miss Maria'ya ve sevgilisi de artık bizimleydi. Açık mekan kalmadığından eve dönecekmişiz. Ve bizim tayfa hiç ıslak hamburger yememiş. Kimisi "Yok ben yemem, bi tane alaım ikimiz yeriz" dedi, kimisi "Yemesem de olur" dedi. Aldık hamburleri, içecek bişeyler de alıp eve döndük. Ha söylemeden edemicem ev harika! Tam hayalimdeki ev. Aşk yuvası.

Önce ıslak hamburgerler yendi, hepsi beğendi. Sonra sohbet muhabbet derken sabahın körü oldu, Maria'yla sevgilisi gitti. Biz de yatmak için odalara geçtik. O Gay'le beraber geçtik yatağa. O uyudu. Ama ben uyuyamadım. Telefondan tweetlere bakıyorum, fotoğraflara falan bakıyorum ama gram uykum gelmedi. Telefonumun sarjı bitince azcık biraz uyumuşum ki iş adamı O Gay'in telefonu çalmaya başladı. Kerane telefonu gibi susmak bilmedi. Adam olmadan kimse iş yapamıyor. Biri kapıyor, biri arıyor. Hepsine cevabı sinirli şekilde "İzinliyim. Evet, istirhat ediyorum. Recep'e gidin."  oldu. Sonra noldu? Recep aradı.

Kalktım, Kaan'ın sevgilisiyle ikimize kahve yaptım. Sigara içtik. Toparlandık. Ve evden çıktık.  Ha o sırada öğlen sınav sonuçlarının açıklanacağını öğrendim. 1 saat uykunun üstüne bu hiç iyi gelmedi.


Dipnot: Ben yazarken çok sıkıldım. Sonuna kadar okuyan varsa bravo. Okumayanları da seviyorum, haklılar. Çok sıkıcıyım.

Dipnot: Bi sarışın vardı ki yazamadım. Okursa utanırım. Ama o benim olmalı!

Dipnot: Kaslı'nın tişörtüne el koydum.  Sırada gözlüğü var.

Dipnot: Anlatamadığım şeyler var. Kendime otosansür uyguluyorum, bu benim hiç hoşuma gitmiyor. Ne olaylar ne olaylar.

Dipnot: SARIŞIN canım çok seksisin!

Dipnot: Sınav sonucumu siktir edin!

Dipnot: One Girl bebeyim de olsaydı keşke :(

26 Haziran 2013 Çarşamba

İyi Ki Doğdum!

Biraz geç kalınmış bir doğum günü yazısı yazıyorum.

Dün, yani 24 Haziran, Patrick'in doğum günüydü. 2. senesini doldurdu blog. Patrick de 2. yaşına girdi.

Öyle işte benim doğum günümü kutlayın, yalancıktan da olsa hediye yollayın. Yapın bişeyler.

Bu kadar yazı yeter. Öptüm sizi.

11 Haziran 2013 Salı

Hey!

Gençler napıyorsunuz? Sexe devam mı, yoksa direnişte misiniz? Yoksa Ahmet Kaya gibi şehirlere bombalar yağarken mi sevişiyorsunuz?

Her ne bok yiyorsanız devam edin. Ben sevişemiyorum, direnişe de tamamen katılamıyorum. Ders çalışmaya çalışıyorum.

31 haziran sabahında polisin Gezi'deki saldırdıklarını okumuştum twitterdan ama olayın bu kadar büyüyeceğini ögleye kadar düşünmemiştim.

Öglen dersaneden eve gelip biraz uyudum. Uyandığımda arkadaşımın whatsapptan yazdıklarını okudum. Şaşırdım, sinirlendim, olamaz böyle bişey dedim. Olmamalıydı da.

Bi iki kişiye sordum Taksim'deki durumu. Dershaneye gittim sonra ama ders çalışamayacaktım. Taksim'de orturan fuckbuddy'mle iletişime geçtim, ona gitmeye karar verdim. İsleri yogunmus evden cikacagi kesin degildi. Bekledim islerinin bitmesini. Ona giderken de Istiklal kalabalikti ama evden ciktigimdaki kalabalik paha bicilemez biseydi.

Bi kac saat Istiklal'deydik. Sonra ben eve dondum. O aksam orda olmasaydim kotu olurdum, belki duyarsizliga devam ederdim. Olayi yerinde gormek bi baska oldu. O aksam meydana dogru yaklasamadik, gaz falan da yemedik ama arkadasimin arkadaslarinin anlattiklarina gore onlara bayagi polis saldirmis.

Eve donunce uyuyamadim. Haberlerde bisey yok, twitter'dan facebook'tan takip ediyorum, orda olanlara ulasmaya calisiyorum. Uyuyamadim. Sabaha dogru telefon elimde uyuya kalmisim.

Ertesi gun dersaneden bi kac arkadas gittik. O olaylarin sert yasandigi gun, c.tesi gunu. Tophane'den cikacaktik Istiklal'e ama cikartmadilar, bizi geri cevirdiler. Hazirliksiziz bi de ne maskemiz ne spreyimiz var.

En sonunda Tarlabasi Bulvari'na ciktik. O kadar muthis bi kalabalik vardi ki. Polise karsi direndik bi kac saat, afiyetle gazimizi yedik, cevreden maske bulup, yuzumuze sprey sıktırdık.

Bi anda ne oldugunu anlamadan polis geri cekildi, butun kalabalik meydana cikti. O kazanmislik hissi, bi ise yaramak, marjinalnolmak, asiri uc olup direnmek insani o kadar mutlu hissettiren bisey ki.

Tamam, dedim. Taksim bizim artik! Anitin cimlerine yayildik, birilerinden sigara bulduk yaktik, zevk sigarasi gibi ictik. Anita cikmaya basladilar, bayraklar asmaya. Hic hos bi hareket degildi. Ama bi bayrak gordum ki beni cok mutlu etti. Yasamak icin umut var, dedirtti. Istalbul LGBT'den Ebru gokkusagi bayragini alip anita cikmis. Orda bi melek gibiydi. Gozumu alamadim Ebru'dan. Iste zafer buydu!

Cihangir'den tramvaya inip eve donduk. Annem ne kadar benim Taksim'e gitmemi istemese de evde Halk Tv'i acmis olaylari takip ediyomus.

Pazar yine Taksim'deydim. Evde durunca uyuyamiyorum, dersanede bogulacakmis gibi hissediyordum kendimi. Orda olmam lazimdi, kendimi rahatlatmak icin. Kalbimin sesini dinlemem lazimdi.

Dersaneden bi kac arkadas gittik. Bi kac arkadasla da orda bulustuk. Gezi'de zipladik, sigara istedik. Gokkusagi bayragini gorup yine mutlu oldum. Cok gec olmadan eve donduk.

Pazara dair soylemek istedigim bi kac sey var.
-Meydana ciktigimizda halay cekmek isteyip bi gruba girdik. Sonradan alana BDP'liler gelince grup onlarin ustune yurumeye basladi. Ki bu grup iki dakika once "Fasizme karsi omuz omuza" diyordu. E hani Taksim'i fasistlere mezar yapacaktiniz? Kendiniz gireceksiniz galiba o mezara?
-ikinci rahatsiz oldugum sey de "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" lafi.

Yani hani her dusunceden, her kesimden insan ordayken boyle sacma seyler yapmalari sinirimi bozuyor!

Pazartesinise Gezi cok guzeldi. Bi yanda yiga yapilirken, bi yanda da halay cekiliyodu. Bense direniş aşkı ariyordum kendime. Birini gozume kestirmistim ama sigara isteyip gitti pezevenk!

Dun de gittim, hatta bi date gibi bisey yaptim. Sonucu bilmiyorum. Sonra o bulustugum gitti. Ben de fuckbuddy'ime gittim, giderken bira aldim. Film izledik. Valla sadece film.

Ha bi de ayın 25'inde blogun ikinci senesi doluyor. Sıkıldım artik iki kisi olarak yasamaktan. Bloga dokunmaya dusunmuyorum ama ya twitter'imi kapayip kendi adima olan hesabimi paylasicam ya da kendi hesabimi kapayip Patrick'den kendimi desifre edicem. Ya da boyle devam edicem, cok kararsizim.

Iste ne zamandir yazmadim ya ozlemisim.
Annem intermetimi actirdigi gibi ortaligin amina koyucam, bekleyin beni. Telefondan yazmak bana cok zor geliyor.

23 Nisan 2013 Salı

Sen anlat.

Günaydın blog.
Uff ne zamandır yazmıyorum, beni özlediniz biliyorum triplerine girmicem ama yazmayalı bayağı oldu.


Sınavdan sonra pek yazasım gelmedi. Dediğim gibi sınavım iyi geçmişti sonucu da geçen seneye ve bana göre iyi geldi. 40 bin yükselmişim. Lys'de de bi 40 bin yükselirsem istediğim bölüme istanbul'da girebilicem.


Onun dışında bi kedim oldu. Çok yaramaz bi kedi. Evde oldugum zaman hep onunla geciyor. Annem pek sevemedi, korkuyor. Kedi de ordan oraya zipliyor, kediyi sakinleştiricem derken ömrüm kısaldı. Ama kedime sarılıp uyuyunca, hele sabah sakalımı yalayarak beni uyandırınca sinirim geçiyor.


Onun dışında dersanede akşam çalışmaları oluyor, 10'a kadar dersanedeyim. Gunduz de uyuyorum.


Ha en önemli olayı atladim.
Annem sigara içtiğimi öğrendi. Anneannemleri yolcu etmiştik, survivor izliyoduk. Kardesim de babama gitmisti. Bana "sen sigara iciyor musun" dedi. Evet, dedim. Ve konu kapandi. Ama beni sigara icerken gorurse sigarami agzimda sondururmus. Bi git, dedim.


Iste boyle blog, bende bisey yok. Sen anlat.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Sahi atlıkarıncaya binmeyeli kaç sene oldu?



Geçen hafta anneannemle dedem geldi Çanakkale'den. Çanakkale'yi ne kadar çok özlediğimi anladım. Gelirken yorganlarımı da getirmelerini söylemiştim, getirmiştim. 4 sene boyunca yattığım yorganımı örttüğümde anladım belki de özlediğimi.

En kısa zamanda gitmeliyim. Arkadaşlarımı özlediğimi söyleyemem ama okuldan eve yürümeyi, bahçeden çilek toplamayı, okulumu, 4 sene boyunca yattığım çekyatımı, geceleyin anneannem uyumadığımı anlamasın diye dinlediğim kısık sesli müzikleri özledim.

Özlemişim.

Bi de atlıkarıncaya binmeyi özledim. Bugün eve dönerken bi an zihnimde atlıkarıncaya binmiş çocuklar canlandı.

Sahi atlıkarıncaya binmeyeli kaç sene oldu?

Hatırlamıyorum.

27 Mart 2013 Çarşamba

YGS de geçti. OH!

Cocovan - Babylove (Joan of ART Remix).mp3 by Joan of ART on Grooveshark

Bir YGS'i daha geri de bıraktım. Anca geçebildim blogun başına.

Kötü geçtiğinden, kendimi toparlayamadığımdan değil. Güzel geçtiğinden gelmedim galiba bloga. Kötü geçse içimi boşaltmak isterdim, günah çıkarmaya gelirdim hemen. Geçen sene olduğu gibi (tık tık).

Neyse işte sınav güzeldi. Zaten sınava gireceğim okul evime 10 dk yürüme mesafesindeydi. O yüzden sabahın  köründe kalkıp İstanbul trafiğinde sinir krizlerine girmemek beni sevindirdi. Tabii o gece hiç uyuyamadım. Birazcık uyudum aslında. Çok stres yapmadım ama olan stresimi atmak için de twitter hesaplarımdan tweet yardırdım. Bi arkadaşım "Patrick sınavda da tweet atarsa şaşırmayın" dedi. Ben kahkaha attım. Annem ne oluyo diye bi bakış attı bana. Söyledim. Haklı, dedi. Kızdı bana.



Sabah 8 gibi uyandım. Telefonumu kontrol ettim, twittera girdim, duşa girdim, giyindim. Kahvaltımı yapıp annemle çıktık evden. Dediğim gibi 10 dk'da okuldaydık. Biraz okul bahçesinde oturduk sonra üst-baş aramasından geçerek sınıfa girdim.

YAŞ ORTALAMASI: 30!

Amcaların, teyzelerin arasında sınava girdim. Allam ya onların boyunca çocuğu olup, iş-güç peşinde olması gerekmiyor mu? Olmadı torunlarına patik falan örsünler. Ne işleri var sınavda? Oturdum sırama. Cevap kağıdımdaki fotoğrafıma bakıp güldüm. Abi, bi insan evrim geçirir de bu kadar geçirilmez ki.

Flashback oldum. 

YGS başvurusu için müdür yardımcısının odasına gitmiştim. Oturttu sandalyeye. Webcam'i tuttu yüzüme. Çekti bi kaç tane fotoğraf. Sonra da "Patrickçiğim bak bakayım, bu sana benziyor mu?" demişti. Bu adam da bi kere sınavda kopya çekerken yakalamıştı beni ve bana BEYGİR demişti.

Neyse işte kodlamam gereken yerleri kodladım. Kitapçığımı kontrol etme bahanesiyle sorulara baktım. Kolay göründü. İçim rahatladı. Bi de ÖSYM'nin dağıttığı kalem kutusundakileri görünce de sevindim. FABER silgi falan. Kalemler de iyidi.


VE SINAV BAŞLAR!

"Başlayabilirsiniz arkadaşlar!" lafını duyunca yumuldum Türkçe'ye. Bitirdiğimde 45 dk geçmişti. Sonra matematik. Matematik fena değildi. Galiba 30 soru falan işaretledim. Fen'e geçtiğimde son 40 dk  mı 50 dk mı ne kalmıştı. Okuduğumu anlamayarak ama çözerek bitirdim Fen'i de. Sonra sosyale baktım. Sosyalde hep son sorudan başladım. Dersane denemelerinde Din'den 5'te 5 yapardım bi soruyu boş bıraktım galiba. Felsefeler bokum gibiydi. Coğrafya fena değildi galiba. Tarih'ten de ne çözdüğümü hatırlamıyorum.

Yani rahat bi sınavdı benim için. Eve gelince annemin "Aç televizyonu da sorularına bak" demesine kulak asmadan yattım uyudum. Zaten soruların hiç biri aklımda değil ki. Boşuna stres olmama gerek yok bence. Uyandıktan sonra kardeşimle babaannemlere gittik, babamı falan görüp gece eve döndük.

----

Geçen bi yazımda yazıştığım çocukları yazmıştım ya hani. orda Vitrin Tasarımcısı diye birinden bahsetmiştim, salak demiştim. Hani beni Ortaçgil konserine davet eden. İşte beraber konsere gittik. Konser sırasınca yüzüne bakmadım. Zaten karşımda Ortaçgil varken yanımda Johnny Depp olsa bakmam. Bi de o kadar güzel bi yerden bilet almış ki 4. sıra. Ortaçgil tam karşımda, Ceyda Düvenci tam önümde. Konser güzeldi. Hem de çok. Zaten Ortaçgil sevgimi bilen bilir.


Konserden sonra taksiye atlayıp evine gittik. Aslında istesem eve dönebilirmişim. 11'de bitmişti konser. Odasına geçtik. Ev arkadaşlarını görmedim. Bilgisayarda 5 dk işini halletti. Aynı yatakta yattık. Biraz öpüşme koklaşma oldu, sonra uykum var deyip uyudum. Aslında uyuyamadım. Gecenin çoğunda uyuyormuş numarası yaptım.

Sabah kalktık, giyindik evden çıktık. Evi Kanyon'a 5-6 dk mesafede. Ben Kanyon'a girdim Metro'ya binip Mecidiyeköy'e geçip, ordan da otobüsle dersaneye gidecektim. Taksim'e geçtim Kanyon'dan. Öyle daha kolay olur diye düşündüm.

Yarım saatten fazla otobüs bekledim Taksim'de. Aslında gelen otobüsün birini telefonla uğraşırken kaçırmışım. Benim mallığım yani. Dersanede son 2 derse yetiştim. Ve eve gelip uyudum.

Ve dün sabahtan beri Vitrin Tasarımcısı bana bişey yazmadı, ben de ona bişey yazmadım. Belki yazar ama yazmaması daha iyi.

----


Ve son olarak benim de kedim olacak! Twitter'dan bi arkadaşın RT'lediği kediye yuva aranıyormuş. Hemen iletişime geçtim. Bu hafta sonu kediyi alıcam. İşte mutluluk böyle bişey. Ona sarılıp uyucam.



23 Mart 2013 Cumartesi

Oturmaya mı geldik? Eller hava.

Yarın YGS var, benim içimde kop kop.

Bu sabah anlamsız bi enerji içindeyim nedense. Galiba müzik kanallarında denk geldiğim hareketli şarkılardan olsa gerek. O yüzden sınava girmeden önce ya da bu gece dinlenecek bi playlist hazırlıyorum size.

Bunalıma girmek yok. OK?!





İlk şarkımız India. Aslında ben bu Inna kevaşesini hiç sevmezdim ama bu şarkıda bişey var. Klipteki manzara mı desem, yoksa şu tatlış davulcu mu bilemedim. Bişey var işte bu şarkıda. Günde 252732873254 kere dinlemeden rahat edemiyorum. Siz de dinleyin, sehpanın üstünü boşaltıp dans edin çılgınca.




One Direction'ı ne zaman dinlemeye başladım bilmiyorum ama bugün bu şarkıda delice dans ettiğim doğrudur. Kurtlarımızı dökmeye geldik.




Biraz eskilere gidelim ve kurtlarımızı dökmeye devam edelim. Bence David'in en iyi işlerinden biri.




Donç yu vöri, donç yu vöri nağv!




En sevdiğim GaGa şarkısıyla da bitireyim.


Hala "Stresim var, ne yapacağımı bilmiyorum" diyen varsa, gitsin intihar etsin!


Bunları dinleyin, sınava enerjik girin, bana teşekkür edin! Ben biraz Adele falan dinliyim.

22 Mart 2013 Cuma

Sınav Öncesi Şarkısı: Sarılsam Üşür müsünüz?





Ardımda kaldı uzun yaz
Yorgunum uzaktan geldim
Yol bitti çoktan
Yakanızdaki gül solmuş
Sarılsam üşür müsünüz
Yakanızdaki gül solmuş
Aşk bitti çoktan
Gün bitti, yol bitti, ay battı
Aşk bitti çoktan
Yakanızdaki gül solmuş
Sarılsam üşür müsünüz
Yakanızdaki gül solmuş
Aşk bitti çoktan
Konuş benimle ah... ne olur
Sözler ürkütür geceyi
Ay battı çoktan
Karanlıklar hep... hep peşimde
Silin yüzümden korkuyu
Karanlıklar hep... hep peşimde
Ay battı çoktan 

18 Mart 2013 Pazartesi

Yalın-ız-ız

Yalnızlığınıza sarılıp uyuyorsunuz.
Sonra kalkıp yalnızlığınızla kahvaltı yapıyorsunuz.
Yalnızlığınıza soyunup, yalnızlığınıza giyiniyorsunuz.
Hatta yalnızlığınız bağlıyor ayakkabılarınızın bağcıklarını. 
Yalnızlığınızla kilitliyorsunuz kapıyı.
Yalnızlığınızla yürüyorsunuz Arnavut kaldırımlarında.
Yalnızlığınızla içiyorsunuz kahvenizi.
Yalnızlığınız yakıyor sigaranızı
Yalnızlığınız okuyor o sayfalarca kitapları
Akşam oluyor.
Yalnızlığınızla yemek yiyor, 
Yalnızlığınıza bi sigara daha yakıyorsunuz.
Gece oluyor.
Yalnızlığınız kaldırıyor yorganı,
Sen uzanıyorsun yatağa.
Yalnızlığın gelip koynuna giriyor.
Yalnızlığınıza sarılıp uyuyorsunuz.



Yalnızlığınızla yalnızlık üzerine şarkılar dinleyip, 
Yalnızlıktan ayrılmak istemiyor musunuz?


Ben istiyorum.





Ha, bu da şarkımız: http://www.youtube.com/watch?v=o699FC4X0I0

14 Mart 2013 Perşembe

BECAUSE I'M PATRICK BASS!

Stay (Eurovision 2012 - Norway) by Tooji on Grooveshark


 Evet lan çok piç biri oldum ben. Biriyle mesajlaşırken biriyle konuşuyorum, öbürüyle mailleşiyorum, ötekisine trip atıyorum falan devam ediyor böyle.

Bunların hepsi can sıkıntısından. Çünkü şu 35464313 kişiden hiç biriyle de buluşmuyorum. "Evi yeni taşıdık, hastayım, dersim var, midem bulanıyor...." atıyorum duruma göre bi yalan. Utanmasam "Cnm, regl olmuşum da evden çıkamıyorum" yazıcam. 

Hatırladıklarımın bi listesini yapayım da sonra dönüp baktığımda "Patrick, harbi malmışsın!" diyebileyim. 




1) İsim: Vitrin tasarımcısı
    ASL: 25, (Sormadım), Levent

Bizim buralardan geçerken Grindr'dan şey ettiydik. Bi kaç gündür konuşuyoruz. Konuşmaya "Aşk arıyorum" diye girip "Bize gelsene kahve içeriz"le devam eden bi tip. Çok itici dimi? Evet, öyle. Ama canım sıkılıyor birileriyle konuşmam gerek. Hem belki YGS'den sonraki gün beni Ortaçgil konserine götürecek. Yeminlen ben istemedim, kendi şey etti.

Bununla isimlerimiz aynı. O da Patrick! Bunun üzerine "Benim adım Patrick, seninki de Patrick, bundan sonra senin adın Patrick Kemal olsun" diyerek ince bi espri yaptım. Anlamadı mal. Mal işte. 





2) İsim: Müzisyen
    ASL: Yaşını bilmiyorum, Yönelimini bilmiyorum ama Levent'te oturduğunu biliyorum. (Allam ben bu varoş semtten ne ara Levent'e terfi ettim anlamadım ki .s .s .s)

 Bu adam hani şu bana Rihanna'ya bilet alacak adam. Aslında tipsizin önde gideni. Ama bi kere "bilet aldım" dedi ya Johnny Depp'ten farksız artık benim için. Tipi siktir ettim de ego tavan bu adamda. Geçen gün aradı konuşuyoruz. Biz bununla daha buluşamadık ya onu söyledi. Haftaya sınavım olduğunu söyledim. "O zaman sınavdan önce buluşmayalım, aklını başından alabilirim" dedi ve ben kustum. Bu ne lan? "Aşkım, kusura bakma ama sıçan gibisin" diyemedim. Neyse ben bununla konserden bi kaç hafta önce buluşurum bakarım hoşlanırsa benden ben de hoşlanıyor gibi yapar sonra konsere gider konserden sonra da "evli evine, evi olmayan SIÇAN değiline" der gelir evde yatarım.




3) İsim: Giderli 17
    ASL: 17, Pasif ağırlıklı, Sinop

Geçenlerde liseli fantezisi kurmuştum kafamda bi baktım bu çocuk çıktı karşıma internette.Tatlı desem, değil. Tipsiz desem hiç değil. Ama hoş lan. Gideri fazlasıyla var (Giderli17). Allahın izniyle seneye burda. Konservatuar istiyomuş. Sabah olmasın!






Bi de benim mail sapıklarım var. Geçenlerde Instagram'a ayaklarımın bi fotoğrafını koymuştum. Hemen bi mail geldi "Ben bilmem kim ayak ve çorap fetişiyim ilgilenirsen...." diye saçma bi mail. Ki ben bunu Patrick'in Instagram'ından değil öteki özel hesabımdan koymuştum. Yüce İsa! 

Sonra biri yine iki mail hesabıma da bi mail atmış. İkisi de aynı mail. 

Kısaca ben:
Adım XXX 32 yasinda foot&socks fetişi olan gay bi avukatım. Samsunda yaşıyorum . Eger ilgilenirsen tanışmak isterim.
Hoşçakal
XXX

Demiş pezevenk. Bu ayakçılar bi çete mi de hepsi beni buluyor anlamıyorum ki! Bütün dünya duysun istiyorum; AYAKÇILARI DA AYAKLARI DA SEVMİYORUM, YAPMAYIN, MİDEM BULANIYOR!!!



Bi de ben çok hastayım lan. Kaç günlerdir sümüklüyüm.  Geçen gün dersaneden izin alıp geldim. O günden beri TV karşısındayım. Ders de çalışamıyorum. Diyeceksiniz ki "Sanki çok ders çalışıyodum hamına!", valla lan çalışıyodum. Ama Cumadan beri çalışamıyorum; taşınma, yorgunluk, hastalık derken...

Neyse ben bugün öğleden sonra gideyim de dersanede deneme çözeyim.

Bi de evde olduğum sürece nerde mal şarkı varsa hepsini ezberledim. En çok koyanı da Soner Sarıkabadayı'nın İnsan Sevmez Mi'si oldu.



YÜRÜ GİT İŞİNE BE KARDEŞİM O OO OF İNSAN SEVMEZ Mİ?



Allam; bana biraz akıl, azcık para, bir kedi ve birazcık da çikolata ver! 
AMİN!


11 Mart 2013 Pazartesi

Yeni evde ilk aksam yemegi, ilk uyku, ilk kahvalti...

Sonunda tasindik. Zor oldu ama tasindik! Yeni ev, yeni oda, yeni mahalle...

Cumartesi gece babam eve gelmedi. Her halde ortalikta gorunmek istemedi. Pazar sabagi da yoktu. Oglene dogru esyalari kamyona yukledik. Yine ortalikta yoktu. Aramadi da.

En son bilgisayarin monitorunu kucakladim ve aramaya binmeye giderken babaanneme ugradik. Ben, annem, kardesim. Agladi, kapinin dis tarafina oturdu kaldi. Bisey diyemedim. Sadece aglama diyebildim. Zar zor kaldirdim iceri gecmesini soyledim. O iceri gecince ben de attim kendimi disari.

Ben kamyonete bindim amelelerle birlikte. Annemler enistemle geldiler. Bi hisim hepsi eve tasindi. Babami aradim bu arada ortalikta yoktun, biz geldik, esyalari cikardik falan diye. Calisiyomus, oyle drdi. Bisey diyemedim. Aramam iyi oldu galiba. Cunku babam icine kapanik bi insan oldugu icin bizim ondan sogudugumuzu dusunebilir. Ki ben zaten babami cok seven biri degilim. Ama uzuldum. Sonucta bi evde tek basina kalacak.

Temizliktir, odur, budur derken cogu seyi aksam olmadan yerlestirdik. Domates, salatalik, cay, recel, sicak cayla ilk aksam yemegimizi yedik.

Sonra babam aradi. Yerlestik mi diye sordu. Yerlestik dedim. Bu tarafa gelin de size harclik vereyim, dedi. Zaten annemin arkadasi bizdeydi. Onunla gittim "eski" evin oraya.

Ben, kardesim, babam yurumeye basladik "yeni" eve dogru. Naptiniz, ne ettiniz falan derken evin yakininda ayrildi bizden. Ben babamin yuzune bakamadim. Biliyorum, uzuluyo. Agadigini gormek beni kotu yapacak. O yuzden bakmadim. Kardesimin dedigine gore gozleri kipkirmizi olmus.

Cok uykum vardi, cok da uykum. Ama yataga girince uyuyamadim. Bi ara uyumusum. Sabah erken kalktim. Annemi ise yolladim. Kahvalti hazirladim, kardesimi uyandirdim.

Kardesim de okula gidecek birazdan. Benim de evlenilgili yapmam gereken biseyler var. Yerlesek esyalarim var...

Dipnot: burada grindr'da kimse yok :( :(

4 Mart 2013 Pazartesi

Bakalım neler olacak

Deli Bando by yasemin mori on Grooveshark


Öncesi

Galiba anneme kızmam, bağırıp çağırmam işe yaradı. Kendini toplamaya başladı. Yatarak olmayacağını anlamış olacak ki ciddi bir şekilde ev arayışına girdi.


Eniştem teyzemden haber yollamış. Onların bizim semtte çevresi olan müteahhit tanıdığı varmış. Eniştemin aracılığıyla bi eve bakmaya gittik. Ev güzel. Ne kadar güzel olsa da doğup büyüdüğüm evden ayrılıyorum, taşınacağımız ev ne kadar güzel olursa olsun ne bileyim bi eksik geldi bana.

Kira parasıdır, depozitodur falan filan ayarlandı. Sanırsam yarın belgeler imzalanacak. Annem pazar günü taşınırız diyor ama bilemicem. Şimdilik güzel gidiyor her şey.  

Ama yeni eve taşınma düzenin tamamen değişmesi ne demek hiç bilmiyorum. Umarım güzel günler gelir. 

...

Cumartesi Grindr'ın partisi vardı. Ben gitmedim. Ne işim var benim partide martide. Ben de Grindr'dan tanıştığım bi kaç kere de görüştüğüm Hobbit' gittim Facebook'ta fotoğrafımı görmüş çok tatlı olmuşum, öyle dedi. Görüşmeyeli de 2 ay falan oluyor nerdeyse. En son buluştuğumuzda sevişememiştik, uyumuştu bütün gece. Bi güzel seviştik, film izledik, yemek yedik. Yatarken de ondan pijama istedim. Verdiği pijamayı çok beğendim.

-Pijaman güzelmiş.
+Geçen hafta aldım, misafir pijaması diye.
-O zaman misafirine hediye edebilirsin ^^
+Tabii senin olsun

işte pijamam
Ve pijama benim olur. Allam nasıl mutluyum anlatamam. 

...

Ve geç olsa da ders çalışmaya başladım. Gece Hobbit'le olup sabah erkenden kalkıp ta Taksim'den varoş semtime gelip akşama kadar da dersanede kaldım. Ya, bu sene Cerrahpaşa Tıp kesin ;) Ama ben tıp istemiyorum .s .s .s 

...

Ve yeni eve taşınınca kedi istiyorum! Siz bütün ibne bloggerların kedisi var. Bana da bi kedi bulun karşim ya. Ben de ibneyim, benim niye kedim yok! Kedi bulun lan bana, annem de istiyor! 

...

Geçenlerde dersaneden eve dönerken lise çıkışına denk geldim. Yemin ediyorum kendimden geçtim. Liseliyken liselilerden hoşlanmak bi yana yan gözle bile bakmazdım. Allam o üniforma denilen şey ne kadar seksi bir şeymiş.

175 boylarında (Benden uzun olmaması şart), mavi gözlü, azıcık göbeği olan, liseli, şapşal bi sevgili istiyorum. AMA ÜNİFORMA ŞART!




Kim demiş altın ayım var ağlarla çevriliyor
Sımsıcacık odalarda aşıklar birleşiyor
Sonsuzluğunun uçlarını aç iplerini kalbine bağla
Hışırtılarla kaplı ormanlar dal da sırlarını göğsüme yasla
Yankıların boş odalarda vadilerde nehirlerde
Dayanamıyorum artık tüm parçalar önümde birleşmekte
Kıstırıyor bedenimi düşüncesi
Kaşındırıyor topuklarımı
Kavşaklara sürüyor adımları adımlarımı
Raks ediyor saydam tınıları
Ehlileşmemiş yellerde içine alıyor nefesi nefesimi
Sarsıyor kudretiyle atomlarımı
İyileştiriyor bir bir
Birleştiriyor bir bir
Kapla bedenimi
Kurşunlara zırhlar gibi iniyor
Deli Bando
İspanyolların arsız okları gibiyim
Hadi yüreğini oklara sapla
Deli Bando 

23 Şubat 2013 Cumartesi

Az Biraz Birsen Tezer

Ne Fuhat (ft. İlhan Şeşen) by Birsen Tezer on Grooveshark

Birsen Tezer sevmeyenle olmaz arkadaşım. Geçen pazar Kanyon'da Birsen Tezer konseri vardı. Tabii gitmezsem ölürdüm, pipim düşerdi. Ben de gittim o yüzden.



O soğukta götümüz donsa da izledik 2 saat.



İnsanın yüreğine oturan şarkılarını sırasıyla söyledi. Tabii benim için en güzeli Bülent Ortaçgil'in şarkısı olan Değirmenler'di.



Öyleydi işte, harika bi konserdi benim için. Değirmenler'in videosunu yükleyecektim de arkadan boru gibi benim sesim çıkıyordu o yüzden vazgeçtim.



Birsen Tezer'i seviniz.


Değirmenler by Birsen Tezer on Grooveshark

21 Şubat 2013 Perşembe

İyiyim ben, hatta harikayım.

Pencere Önü Çiçeði by Bülent Ortaçgil on Grooveshark
O kadar iyiyim ki sinirimden mutluluktan geceleri saatlerce ağlıyorum. Sinirim bozuk falan değil. Bozulmaz ki benim sinirim. Ben senin oğlunum, dimi anne? Ben hep iyiyim. He öyleyim, harikayım. 

Bu akşam annemin arkadaşı geldi çaya. Oturuyoruz ben tv izliyorum, onlar konuşuyor falan. Annem "Olmadı mahkemeden sonra ben Ablama giderim" dedi. Söylediği şeye bakar mısın? Teyzeme gidecekmiş, tek başına. Benle kardeşim babamda kalacakmışız. Yani öyle düşünüyormuş. Bak, bak, bak...

Döndüm anneme dedim ki "Mahkeden bi gün sonra sınavım var farkında mısın?" dedim. Aslında bişey demek istemiyordum. Nurşen abla her ne kadar aileden biri gibi olsa da başkasının yanında tartışmayı sevmiyorum. Annem bana "Napayım, boşandıktan sonra baban beni istemez." dedi. Ulan salak kadın, ayrılmaya karar veren sensin, boşandıktan sonra evde ne bok arıcan zaten. Kafan bu kadar mı basmıyo? Neymiş ev bulana kadar burda kalacakmış bla bla bla


Attı tepemin tası. "Sen git teyzeme. Beni düşünenen yok. Ama bana sınavdan sonra Yok niye olmadı, yok öyle yapsaydın, böyle yapsaydın dersin ama" dedim. Beni düşüyomuş.

Bırak ne düşünmesi, dedim. "Bi ay sonra sınavım var ve ortada ne ev var ne bişey var sen de gidecekmişsin teyzeme. Ben de gidicem bi yerlere ama bi daha dönermiyim bilmiyorum" dedim. Sustu kaldı. "Sana bişey demiyorum, ne karar alıyorsan al, napıyorsan yap! Ne de olsa bana, bize bişey soran yok. İki emlakçık gezdin o kadar."

Döktüm içimdekileri, başladı ağlamaya. Ağlama, dedim. Ağladı, zaten en büyük kaçış yöntemlerinden biri değil midir AĞLAMAK?

Sinirim bozuldu, belki de bi kaçış olsun diye gözümden bi kaç damla yaş geldi. Ağlamayı sevmem başkasının yanında. Kalktım mutfağa gittim. Balkonun kapısı açıktı. Buz gibi olmuştu. Böyle şok etkisi yarattı. O soğuk bana iyi geldi. Titreye titreye oturdum öylece.

Nurşen abla gitti o sırada. Annem geldi yanıma. İçeri çağırıyo, üşeyecekmişim. Git başımdan, dedim. Telefonu elimden bıraktırdı. "Teyzeme gideceksen mahkemeyi bekleme, daha erken git. Başka bişey demiyorum" dedim.

"Ne yani, beni babamla bırak sen git mi demek istiyorsun" dedi. "Hayır, sadece gideceksen daha erken git. Kendimi toparlamam, hazırlamam lazım" dedim. Bişey demedi.

Evet, annemim gitmesi yakındır. Kardeşimle bana ne olacak?

"Çocuklarımı rezil etmem" diyen bi anne nasıl olurda çocuklarını rezil etmeye başlar?

"Ne yapıyorsak hep beraber" diyen bi anne ne olurda tek başına evden gitmeye karar verir?

Ve hangi anne bunların üzerine "Ben sizi kendimden daha çok düşünüyorum" diyebilir?

13 Şubat 2013 Çarşamba

Olmuyor.

Yardimci Olmuyor by Asli on Grooveshark

Olmuyor be blog. Yürümüyor hayat. Sıkıntı, dert, tasa bitmiyor. Biri bitse öteki peşinden geliyor. Bir gün mutlu oluyorsam Uzunca bir süre yüzüm gülmüyor.

Şurda bi ay sonra annemlerin mahkemesi var. Ardından bi kaç gün sonra da benim YGS'm. Ne kadar ironik, değil mi? Benden ders çalışmamı bekliyorlar. Ama olmuyor. Yapamıyorum. Kafam o kadar dolu ki bi yerlerine türev-integral, fonksiyon sokamıyorum. Almıyor. Almayınca da olmuyor.


Annem gelmiş "Git baannenden Seyfettin Abi'nin numarasını al" diyor. Seyfettin Abi, karşı dairenin sahibi. Ev boş, neymiş annem orayı kiralıcakmış. Mantıksızlığa bakar mısın? Sen kocandan boşan, karşı daireye taşın. Aynı binadasın lan. Tamam, babamı siktir et baannemler, amcamlar bla bla bla! Sen değil miydin "Baannen arkamızdan konuşmaya başlamış bile" diyen geçen gün. E, noldu şimdi?

Ah, anne ah!

Kusura bakma ama çok geri zekalısın. Boşanmaya bi anda karar verdin, ah kaldın işte şimdi göt gibi ortada. İki hafta izinliydin çalışmadın, evde yatıp göt büyüteceğine araştırsaydın, soruştursaydın ya! Ama bişey söyleyince ben suçluyum, onu anlamıyormuşum. Oldu canım. Sen kendi kendine karar ver, ceremesini ben çekeyim.

Geçen gün restimi çektim yine. Bana sormadan mal mal semtlerden ev bakıyomuş. "Ne bok yersen ye, benim kalacağım bi kaç ay daha. Sonra gidiyorum ben. Neresi olursa gidiyorum. Ha İstanbul'da bi yer kazanırsam da evde durmam. Ayaklarımın üstüne durmaya başlamam lazım." dedim. Başladı ağlamaya.

Ama duramam ki evde. Ben böyle bi hayat istemiyorum. Hayallerimi var. O hayallerim götümde patlasa da gerçekleştirmeye bi yerden başlamam lazım. Yapmam lazım bunu. Sonunda "Anne, başaramadım, hayallerimin peşinden gittim ama keşke gitmeseydim." diyecek olsam da yapmam lazım bunu.

Bişeyleri kurban etmem lazım bu yolda da. Bu annem ve kardeşim olsa da...

Üzgünüm. Egoist biri oldum istemeden. Ama bana başka bi seçenek bırakmadınız.

Yapabildiğim en güzel şey olan "Mutlu gibi görünmek"i de artık başaramıyorum.

İşte böyle blog, kötüyüm. Yazamıyorum dertlerimi, en kötüsü kimseye de anlatamıyorum.

11 Şubat 2013 Pazartesi

DELİLER

Deliler by Yeni Türkü on Grooveshark

Delilerden ben anlarmışım.
Bi konuşup gelicem.






Diyorlar ki bazen gözlerimden 
Deliler doluşmuş bakıyor birer birer 
Delilerden sen anlarsın, konuş onlarla 
Nasıl muhtacım buna 
Diyorsun ki bazen geceler boyu 
Sayıklarmışım olanları birer birer
Düşlerden sen anlarsın, konuş onlarla 
Nasıl muhtacım buna 
Bir gece ansızın gel yine 
Elinde mor çiçeklerle 
Tazelikle gel yine 
Binbir güzel hikayeyle


7 Şubat 2013 Perşembe

Yeni Nesil Porno - II

Yeni Nesil Porno - I

Sabah uyandım ne göreyim. David Beckham'cığım reklam çekmiş. Hem de ne çekmek. Tam osbir çekmelik. İnsan izledikçe ateşleniyor, ateşlendikçe soyunuyor, soyundukça...

Neyse işte alın size reklam.





Tamam gidin temizlenin. Size bi reklam daha getirdim. David'in kadar seksili olmasa da çok seksi be karşim.  Bu reklam da Coca Cola'dan. Allam ben fazla ateşten havale geçiriyorum. HELP ME! SOS!




Bizim salak reklamcılar da anca beni eksin! Elalemin reklamcıları neler yapıyor! Artık hiç bi reklamcıyı sevmiyorum.

Bunların reklam olduğunu anladım da ne reklamı olduklarını anlamadım.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Canım Benim Nasılsın?

Canim Benim Nasilsin by Nazan Oncel on Grooveshark


Canım benim nasılsın?
İyi misin oralarda?
Kimse sana söyleyemedi mi ?
Başa gelen çekilir demedi mi ?
Bir duyu duydum
Denize bir kıyı buldum
Bıraktın içimde
Gece ile kardeş oldum
Ne gözdeyim ne kaşda
Bir oradayım bir burda
Tatlı acı anılarla
Merhamet apartmanında
Bir sen varsın aklımda
Kedim bile farkımda
Canım benim nasılsın
Daha daha nasılsın
İkimizin adı yanyana
Duvarlara yazılsın
Gülüm benim nasılsın
Daha daha nasılsın
İkimizin resmi yanyana
Su duvara asılsın
İstanbul dolaylarında
Taksim olaylarında
Bildiklerimi unuttum
Çukur cumalarında
Ne gözdeyim ne kaşda
Bir oradayım bir burada
Tatlı acı anılarla
Merhamet apartmanında
Bir sen varsın aklımda
Limon bile farkında
Canım benim nasılsın
Daha daha nasılsın
İkimizin adı yanyana
Duvarlara yazılsın
Kibrit kutusu, gazoz şisesi
Ayva rendesi, inci küpesi
İki anahtar, süs köpeği
Mavi çarşaflar, ayakkabılar
Yağmurluk, şemsiye,yüksük, cetvel
Fincan, kurşun kalemi
3 tekerli bisiklet
Elinin değdiği herşeyi topladım
Aşkın oldugu yerde mantık ne gezer
Yarım akılla değil çeyrek akılla gezer
Bir yerdeyim bir gökte
Bir sendeyim bir bende
Tatlı acı anılarla
Merhamet apartmanında
Canım benim nasılsın
Daha daha nasılsın
İkimizin adı yanyana
Duvarlara yazılsın
Gülüm benim nasılsın
Daha daha nasılsın
İkimizin resmi yanyana
Şu duvara asılsın
Bir Sen yoksun yanımda
Pamuk bunun farkında
Aşk ayağıma kadar gelmişti
Kendi elimde tepmiştim

Bazen...




...
Sıkıntıdan ve ilgisizlikten ölür insan.
Size iyi uykular. 
Ben biraz daha öleceğim.



Ha bi de bu şarkı: Hümeyra - Dönmek 

3 Şubat 2013 Pazar

Adıma da derler YAVŞAK!

Give Your Heart a Break by Demi Lovato on Grooveshark

 ŞAYN BIRAYT LAYK E DAYMIND!

Hala üstümde Rihanna stresi var. Annemle deli gibi kavga ediyorum "GÖNDERECEKSİN BENİ O KONSERE ULAN!" diye. Ama karı beni sikine bile takmıyor orası ayrı mesele.

Yaklaşık bi hafta dersane tatilinden sonra dersler tekrardan başladı. İtiraf ediyorum evde oturmaktan canım çıktı ama dersaneyi özlememişim be abi! Ne gerek var onca salak insanın içinde olmaya. Mesaj geldi 14:40'da ders başlıyor diye. Ama ben, salak, gerzek Patrick onu 12:40 diye kalsın aklımda. Sabah evde tekim iki cam to cam takılayım diye düşündüm. Buldum birini. Bi baktım saat 12:15. Bu demek oluyo ki benim 5 dk içinde evden çıkmam lazım ki derse geç kalmayayım. Bu o tatlı çocuğa söylemek çok zor oldu benim için. Kalk, kıyafet bul, giyin, çantayı saklandığı yerden çıkar falan derken saat 12:30 olmuş bile.


15 dk'da neler neler olurdu. Çıktım evden koşa koşa dersaneye gittim. Ders programına baktım, ne göreyim ders 14:40'ta. Allam, sen şaka mısın? Bana yapılır mı yani bu? Dalga geçmenin, hakaret etmenin daha adil bi yolunu bulmalısın. Kalbim çok kırılıyor böyle. Küçücük bir çocuğum ben. OK?

Sarı'nın dersi de sabahtanmış kütüphanede oturuyolardı. 2 saat onlarla oturdum. Tabii kan şekerim yerlerde. Kahve, çokolat takviyesi yaptım. Derse girdim. Yok, bitmiyor ders. 7'e kadar ders mi olur lan? Bu nasıl bi ibneliktir! Hangi insanlığa sığar! Müdürcüğüm yapma böyle şeyler! Dersaneden çıkınca hemen bi sigara yakıp mutluluklar diledim.

Ha benim evde internetim yıllardır yok ya. Yıllar evvelden msn'den yazıştığım bi müzisyen vardı. Msn'i açtığım gibi online'dı. Aslında numarasını kaydetmişim ama ismini hatırlayamadığımdan haberleşememiştik o süre zarfında. İşte öyle iki konuştuk falan. Dersteyken aradı beni. Mecburen kapamak zorunda kaldım. Eve gelince msn'e girdiğimde o da msn'deydi. O sırada bi arkadaşıma sevgililer günü hediyesi yardımında bulunuyodum. Bunu ona söyledim.

Patrick: Ben olsaydım sevgilimden Rihanna'ya bilet isterdim. Başka hediyeyi napayım.
Müzisyen: Sevgilim olursan alırım ben sana.
Patrick: Oldum bile.
Müzisyen: Önce bi görüşseydik.
Patrick: Görüşürüz canım ne acelen var.
Müzisyen: Bari bi resmini gönder.
Patrick: (Resim değil canım fotoğraf ;) demedim tabii) Uğraştırma beni öyle şeylerle açalım işte cam. (CAM DEĞİL, KEM!)

O sırada telefonla konuştu. Arkadaşı gezmeğe çağırmış. Hazırlanıp çıkçaktı ki ben "HA BU ARADA BİLETLER SALI GÜNÜ SATIŞA ÇIKIYOR, HABERİN OLSUN :)" dedim. Aslında smiley kullanmayı sevmem ben ama kaz gelecek yerden de tavuğu esirgemem. "İyi akşamlar sevgilim" diyip çıktı.

Bu bana bilet alacaksa şakacıktan çok güzel sevgili olurum. Bileti ele geçirdikten sonra "Cnm, sn bndn dha iyilerine layksn :(" der çeker giderim. Şaka lan yapmam. En azından konsere kadar sabrederim. Ya da bilmiyorum. Sanki bana bilet alcak amk! Aslında ben bu kadar şerefsiz bi insan değildim. Noluyor bana? God, help me!

Bi de şu tepedeki şarkı çok tatlıms değil mi? Ben çok eğleniyorum bu şarkıda dans ederken.

ii qclr :*

Dipnot: Ciddi ciddi konuştuğum bi çocuk var. Onu da anlatıcam ama bu yazıda çok anlamsız olcaktı.