31 Aralık 2012 Pazartesi

Geride Kalanlar




  • 2012'e bi sevgilim olarak girmiştim. Çok mutluydum. İlk kez bir erkeğe aşık olmuştum ama aramızda -lanet olasıca- mesafeler girmişti. Belki de daha fazla beraber vakit geçirmeye ihtiyacımız vardı. Nedenleri her ne olursa olsun ilk sevgili deneyimim hüsranla sonuçlanmıştı.

  • İlk come-out deneyimlerimi yaşadım. 4 arkadaşıma açıldım. Kötü tepkiler almadım. Zaman zaman verdikleri tepkilerle eğlendiğim anlar bile oldu. 

  • 9. sınıftan beri bütün arkadaşlarımı ona tercih edeceğim bi arkadaşımdan büyük bi kazık yedim. 

  • Ne kadar geç anlasam da sınav stresine girmiştim okulun bitmesine yakın. Ygs'di Lys'di derken bir sürü sınavlara girip kötü bi sıralama aldığım için bir sene daha hazırlanmaya karar verdim.

  • Lise bitti. İlk mezuniyet balomu yaşadım. 

  • İstanbul'a kesin dönüş yaptım. Hala anneannemin beni otobüse bindirirkenki o yüz ifadesi aklımda. Çok kötü olmuştum. Arkadaşım dediğim insanlar gecenin körü de olsa beni yolcu etmeye gelmişlerdi.

  • İlk kez Trans Pride'a katıldım. ABBO ile beraber. Sonra bi kaç ayım da ABBO'la beraber geçti zaten. Yazın başları güzeldi.

  • Trans Pride'tan sonraki hafta Onur Hafta'sı etkinliklerinde bir partiye katılıp İstanbul'daki ilk eğlenceme adım attım. O partide ABBO'a kaptırdığım Etekli'yi düşününce keşke gitmeseydim diye düşünmeden edemiyorum.

  • Bloggerlar olarak Onur Yürüşüne katıldık. İlk yürüyüşümdü, çok yorucuydu. O gün, O Gay ve Miss Maria başta olmak üzere çok değerli insanlar tanıdım.

  • Eski sevgiliyle tekrardan deneme karar verdik. Güzel bi kaç ay geçirdik. Yine olmadı, ayrıldık.

  • İlk defa bi arkadaşıma kalmaya gittim. Hem de İzmir'e. Hiç gitmediğim bi şehirdi. OneGirl, One Girl'ün bir Boy'u ve Canka Kuir'le tanıştım.

  • Dersaneye başladım. Salak kızların tacizlerine maruz kaldım. Yalnız kaldım dersanede. Sarı da yeni arkadaşlar bulunca beni satmaya başladı yavaştan. 

  • Bazı arkadaşlarımla tartışmalarım oldu. "Arkadaşlarımı sevgilime değişmem" diyen insanların arkadaşlıklarını yavaş yavaş azalttığını gördüm. Sonra da "Arkadaşlığımız bitti" feryatlarına şahit oldum.

  • Bir sürü insanla seviştim. 

  • Şanı ülke geneline yayılan çogzel bi Blog Buluşması yaptık.

  • Annemle babamın tartışmalarından kafayı yedim zaman zaman. Babama nefretim daha da kabardı, anneme saygım azaldı. Ve sonunda ayrılmaya karar verdiler ama işler daha da boka sardı. 

  • Bugün anladım ki benim İstanbul'da arkadaşım yok. Kahve içmeye gideceğim, bütün dertlerimi anlatacağım. 

  • Genel olarak güzel insanlar tanımak adına güzel bir sene olsa da bomboş bir sürü insanla muhattap olduğum için kötü bi yıldı.

  • Sevişecek değil, sevecek insan arayarak yeni yıla yatağımda kitap okuyup kahvemi yudumlayarak gireceğim büyük ihtimalle. Tabii Victoria's Secret'ı izledikten sonra. Senede bir kere de olsa kadın bedeni görmek güzel olabilir.

  • Ve Milli Piyango biletimi aldım. Bi kaç bin çıksa da fena olmaz. Mesela 5 bin ya da 10 bin kadar.

  • Neyse ben gidip 2013 için boş hayaller kurup, bi sigaraya yakayım da depresyonuma devam edeyim.

  • 2013 herkese mutluluk getirsin, penguenler artık üşümesin, Galata'da evim olsun (evi olan sevgili de olur).


28 Aralık 2012 Cuma

Yıl olmuş 2013...

Yeni yıldan pek beklentim yok. Bi isteğim de yok. Yeni telefonum var, gayet mutluyum.

Ama bi kaç bisey istemem lazim dimi?

Oncelikle bi sevgili istiyorum. Zengin olsun.

Bi de evden uzaklasmak. Universiteye bi yerlere kapak atmak istiyorum. Ailemden uzaklasmak istiyorum. 4 sene onlardan ayri kaldiktan sonra onlarla tekrar yasamak cok zor. Anneannemlerdeki rahatimi cok ama cok ozledim. Yeni bi sehirde yeni bi hayat kurmak istiyorum. Kendim olmak, kimseye bagli olmamak.

Cevremdeki gereksiz insanlarin ölmesini de istiyorum. Gebersin pezevenkler.

Bi de bi kac milyarlik alisveris hediye ceki istiyorum. Terkos pasaji falan fark etmez, alisveris olsun yeter.

Kedi istiyorum lan, nasil unuturum bunu.

Sevgi, mutluluk falan sizin olsun, noyel babam bana para versin. Milli Piyango bileti de almadim ama bi yerden para gelsin, Misir'daki uzak bi akrabamdan sadece bana miras kalabilir mesela.

Bi de Andrew Christian mankeleri de benim olsun, dantelli vitrine koyayim hepsini.

Sevgili istedigimi soylemis miydim?

Evet anne, geyim!

Yalan da Olsa by Ahmet Kaya on Grooveshark

 Pazar günü Kanyon'da Ajda Pekkan konseri vardı. Pazar sabahı haberim oldu konserden. Pazar günü zaten Galatasaray'daki adama (adı bundan sonra Hobbit) gidecektim. Beraber gidelim mi, diye sordum. Kaç gündür uykusuz olduğundan işten çıkınca eve gidip biraz uyucakmış.

Ben de tek gittim. Ajda'yı izledim. Çok ama çok kalabalıktı. Sonuna kadar dayanamadım hava buz gibi olduğundan biraz erken çıkıp Taksim'e geçtim. Hobbit'i uyandırdım. Sinemaya gidecektik. Duşa girdi. Evden çıktık yemek falan yedik. Eve dönünce sevişemedik bile. Öküz gibi uyudu. Gece bi kaç kere kaldırıp "Hadi sevişelim" dedim, yok "sabah sevişiriz" diyip uyumaya devam etti. Sabah da ofisine geçtik, kahve içtik ve ben eve döndüm. İlginç komik olaylar oldu, anlatırdım ama konu bu değil o yüzden uzatmıyım.


Pazartesi akşam ben, annem, kardeşim O Ses Türkiye'yi izliyoruz

Annem: Tek mi gittin konsere?
Ben: Evet, sonra arkadaşımla buluştum. Sinemaya gittik falan.
A: Millet kız arkadaşıyla gider sinemaya, sen erkeklerle...
B: Napayım kız arkadaşım yok ki
Kardeşim: Anne, bu çocuk gey midir, nedir?
A: Bilmiyorum, ben de şüpheleniyorum. Dün bazı gazete yazıları okudum, neydi onlar?

(Bahsettiği yazılar Onur Yürüyüşü'nden sonra çıkan gazete yazılarını kesip saklamıştım. Arasam ben bulamam ama kadın nerelerimi karıştırdıysa bulmuş okumuş. Ben de hemen anladım.)

B: Beğendiğim yazıları kesip, saklıyorum.
A: Hepsi aynı yazıydı, gey misin?
B: Saçmalama.


Kardeşim biraz saçmalamaya devam etti kendince. Sonra annem bana dönerek "Yok dimi öyle bişey?" diye tekrar sordu. Bişey demedim. Telefonla ilgileniyormuş gibi yaptım. Oturduğum yerde kızardım, terledim. Kardeşim de anladı, "Anne, bu kesin gey. Baksana nasıl kızardı" dedi. Ben yine bişey demedim, ilgilenmiyormuş gibi yapmaya devam ettim.

Ve salonda bi sessizlik oldu, programı izlemeye devam ettik. Karma yine işe elini atıp TV'e birbirinden feminen insanları ardı ardına çıkardı.

"Evet anne, geyim!" diyemedim. Kim bilir ne zaman derim?

24 Aralık 2012 Pazartesi

İki çift lafım var

"Tell me, what can i do
I just wanna taste of you
You're mine biscolata
My sweet biscolata"

Söyleyeceklerim bu kadar.
Teşekkürler.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Reklamcı Bir-Ki Deneme!

Geçen hafta yorucu dersane koşuşturmasından sonra cumartesi can sıkıntım tavan yapmış şekilde uyandım. Dışarı çıkmayı falan düşünürken bi bakmışım akşama kadar uyumuşum. Böylece cumartesi piç oldu. Bomboş bir gündü. Ama Pembe Hayat'ın çıkardığı Trans Erkek kitabını okudum biraz.

Böyle sıkıntılı sıkıntılı uyudum cumartesi. Pazar kalktığımda evdeki +1'in de etkisiyle kendimi sokaklara atasım geldi. Önüme gelene "gezelim mi, kahve içelim mi...." yazdım ama kimse mi siklemez ya? Birisinin parası yoktur, birisi 2 gündür içiyomuş zaten hangover'mış. Siktirin lan dedim.  İki haftadır görüştüğüm Galatasaray'daki adam da abisiyle falan buluşacakmış. Kaldım piç gibi.

İbne kazağımı giydim, atkımı doladım boynuma, beremi de taktım attım kendimi otobüs durağına. Ama nereye gideceğimi bilmiyorum. Bir yandan Mecidiyeköy'e gidesim diğer yandan da Taksim'e. İlk hangi otobüs gelirse ona atlıcaktım ki Mecidiyeköy'e geldi.

Tabii o sırada whatsapp'tan da bendeki ibnelere yazıyorum. Kaç haftadır görüşemediğim Levent'te oturan Fransız'ım vardı, çalışıyomuş. Benim reklamcının misafiri varmış. "Ayağıma kuvvet" diyip bütün gün yürücektim işte. Ne zamandır tek başıma çıkmıyodum zaten. Cevahir'e gittim ve girmeme çıkmam bir oldu. Allam bu bok insanlar niye çıkar dışarı, oturun evde!

Taksim'e doğru yürürken Grindr'a girdim. Reklamcı'ya yazdım, misafiri varmış cart curt, Cevahir'in orda oturan çalışıyomuş.  Aylar önce Romeo'dan konuştuğum, uzun bi süre konuşmadığım, sonra yine Grindr'da karşılaştığım Nişantaşı'ndaki İkinci Reklamcı'ya naber dedim. Film izliyomuş. Çağırdı. Tamam diyip gittim. Nişantaşı'nda Allahın siktiri çektiği yerde oturuyomuş resmen. Yoruldum giderken.  Kahvesi bitmiş, kahve al gelirken dedi.

Migros'a girdim kahve almak için, reyonlarda dolanırken birden bi ses "Sen napıyosun burda?" dedi. Sesin geldiği insana baktım. Benim Reklamcı ibne! "Ha iyi arkadaşa gidiyorum kahve almaya uğradım" dedim ve arkamı dönüp devam ettim. Siklemedim ya onu içimin yağları erdi. Orospu! Doldurmuş arabaya biraları.

İkinci Reklamcı'nın evini en sonunda buldum. Sarıldık, öpüştük, ben salona oturdum o kahve yapmaya mutfağa girdi yarım saat sonra yanıma geldi. E, hiç gelmeseydin, ben giderdim birazdan.  Neyse bi tane film taktık. Türk Dram filmlerini çok severim ama bu film olmamış, çok kötü efektler falan beğenmedim, çıkarttırdım. DVD'lerinin arasından Özpetek'in Serseri Mayınlar'ı gördüm, onu taktırttım. Bi türlü izleyemediğim filmdi. Oturduk kanepeye, filmi izlemeye başladık. Üstümüze polar getirdi.

"İnsanlar buluşunca ne konuşur ya da ne yaparlar? Bu benim böyle ilk buluşmam." dedi. Kezban rolüne bürünerek "Bilmem ki, ben de pek kimseyle buluşmam." dedim. Yedi mi yemedi mi bilmiyorum.

Yavaş yavaş poların altından bacağıma dokunmaya, elimi tutmaya başladı. Kibar, hoş bi çocuk. 187 boyu var zaten. O bacak boyunu göründe gözüm gönlüm açıldı zaten.  Dalgalı saçı falan var. Ama utangaç lan. Napam ben onu?

Baktım onun bana yanaşacağı yok. Ben onun bacağını okşamaya başladım, saçını okşuyorum falan. Ayağa kaldırdı beni. Salonun ortasında hoppidik hoppidik öpüştük. Benden 7 cm uzun. Ona yetişemiyorum. Beni kaldırıyo falan. "Yatağa geçelim mi?" dedi. Geçtik. Bi kaç mum yaktı. Benden de telefonumdan şarkı açmamı istedi. Mum yakınca aklıma Teddy Pendergrass'ın Turn off the lights'ı açtım.

Bu çocuk öpüşmeyi de bilmiyo. Allah bi boy, biraz da tip vermiş ama gerisini sallamış. Karışık modda şarkılar çalarken birden bi şarkı çıktı, bütün romantikliği sikti, attı. Okan Bayülgen'in programında Nihal Yalçın'ın söylediği Plates şarkısı. Tamam şarkı çok güzeldi de burda çalması anlamsızdı. Allam yine yaptı yapacağını. Çok utandım yeaaa :(

Hemen değiştirdim şarkıyı. Birden eğildi kulağıma "Patrick senden çok hoşlandım, harikasın" demesini bekliyorken "Full aktifim" dedi. Hops, noluyoz lan? Bi siktir git abi ya. Bende sana vercek göt yok. Sevgilime vermemişim, sana mı vercem! Kalktım yataktan. Giyindim. Salona geçtim, filme devam ettim hiç bişey olmamış gibi. Film bitti, saat de geç olmuştu. İzlemesi için bi kaç film seçtim ona. O sırada Johnny Depp'in bi filmini gördüm Don Juan diye. "Bunu alabilir miyim?" dedim. Kem küm etti. Bıraktım yerine, trip atarcasına. Sonra al dedi. Film onun değilmiş falan. "Haftaya uğrar bırakırım" dedim.  O günden beri konuşmadım İkinci Reklamcıyla. Ne konuşucam onunla.


  • Şu Galatasaray'da oturan köpekli adamı çok özledim, 2 haftadır görüşmüyoruz.  Adam deli gibi çalışıyor.  Yarın görüşücez, sinemaya gidicez. Sonra ben yine onda kalıcam. Her gün "özledim" diye yazıyor. Bu sabah kalktığımda Whatsapp'tan "Hişt saat 5.30 uyuyorsundur biliyorum. Profil fotoğraflarına baktım, özlemişim :) Hadi güzel uyu" yazmış. Canıms ya. Tek bi sorun var bu adamla ilgili olarak yaşı büyük. Beni korkutan tek şey bu. 
  • Kış geldi ya la! Götüm donuyor. 
  • Yıl başında hiç bir planım yok, davet edebilirsiniz.
  • Bu sene kırmızı don alanım yok.


20 Aralık 2012 Perşembe

BULUT MU OLSAM?



"Denizin üstünde alabulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle,
balığıyla, yosunuyla."

-NAZIM HİKMET

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bir yatak, iki adam, bir köpek

Faith (Album Version) by George Michael on Grooveshark


Geçen hafta Werther'i görmek için Tüyap'a gitmek haricinde iki haftadır evden çıktığım pek söylenemez. Dün de sıkıntıdan patlamak üzereydim ki kendimi bi yerlere atasım geldi.

Telefon rehberimi gözden geçirdim kimle çıkabilirim diye. Canım tanıdık birileriyle görüşmek istemedi. Ben de Grindr'dan konuştuğum birine yazdım.

Geçende annemlere trip atıp İlker'e gitmiştim ya. İşte o akşam Grindr'da takılırken birini gördüm çok da yakındık. Selam verdim ama o bana geri dönüş yaptığında sabahtı, ben de eve dönmüştüm artık. O günden beri konuşuyorum Whatsapp'tan. Olgun biri; hem yaş, hem kişilik olarak. Boş bi insan değildi anladığım kadarıyla. Tatlı, kel, İzmirli falan.

O'na yazdım. Dışarı çıkacağımı falan söyledim. Çalışmıyomuş. O'na gitmek üzere evden çıktım. Galatasaray'da oturuyodu. Gittim Taksim'e. Taksim'e çıkınca artık içimi bi hüzün kaplıyo, sevmiyorum nedense. Kendi oturduğum semt daha güzel geliyor. İstanbul'un en nezih(!) semtinde oturduğumdan olabilir.

Aradı beni, evi tarif etti. E çogzel bi yerdeydi evi. Apartmanın kapısından girdim bi kaldım öyle. Binanın girişi bi an ilgimi çekti. Çok güzel bi bina olduğu girişinden belli. Bana orda kal gelmişken bi ses "Patrick, şimdi yukarı çıkacaksın" dedi. Seslenmeseydi biraz daha kalırdım öyle.

Çıktım yukarı. Kapıdaydı. Girdim içeri. Anam ne göreyim, KÖPEK! Allam çok tatlı, bi dişi köpek. Adı da Sütlaç'mış. E ben bunu yeri. Zaten bana kahve falan getirdi ama ben hala köpek seviyorum. Adama baktığım yok. Napayım adamı, güzelim köpeği bulmuşum. Köpek çok ilginçti ama. Beni görür görmez titremeye başladı. Yabancı birini görünce titrermiş genelde ama beni görünce bayağı titredi. Tabii beni görünce korktu, bostan korkuluğu gibiyim.

Bostan korkuluğu demişken benim saç-sakal birbirine karıştı. Sakalımı seviyorum, kestirmeye kıyamıyorum. Daha doğrusu berbere gitmek, sırat köprüsünü geçmekten daha zor benim için. 21 aralıkta bakalım köprüden ceylan gibi seke seke mi geçicem yoksa adımımı atar atmaz cehennemin derinliklerine mi gömülücem, görücez.

Ben orda köpekle haşır neşir olurken, arada bizim adama da bi kaç laf ediyodum. Anam bi an anlamadan o uslu adam gitti, bi panter geldi. Üstüme bi atladı, korktum. "Noluyoz ki? Köpekle ben gayet iyidim abicim, sen şimdi gider misin? Sonra gelirsin!" diyemedim ya la.

Tatlı adam, tatlı köpek. İki arada bi derede kaldım. Tabii hormonlarımın sözünü dinleyip adamı seçtim. Sorry, Sütlaç, hem sen bi kadınsın, senle sevişemem hıh! (Erkek olsaydı sevişirdim sanki? Animal sex'e karşıyım bu böyle biline!)

Meğersem oturduğumuz yer adamın ofisiymiş. Evine geçtik. Evi nerde mi? Yan daire. Home office'in bi değişik versiyonu. Bir adım bile atmıyosun eve geçmek için.

Eve girdik, iki püş koklaş, lap dance pozisyonları derken duşa girmeye gitti. Sevdim bu hareketi. Tebrikler, dude! Geldi, hoppidik hoppidik yatağa geçtik. Üstümde Guns 'n Roses tişörtüm vardı. "Guns 'n Roses'ı çok severim" dedi ben "ben de hihihi" diyemeden çıkardı tişörtümü adama. Öpüş, koklaş, oynaş, seviş, güreş derken 3 saat geçmiş! o.O 3 saat lan?!

Sevişirken apartmanın önünde oturan efkarlı gençlerin seslerini ve telefondan açtıkları arabesk şarkıları dinlemek de ayrı bi deneyimdi. Jazz falan tırt, en güzel arabeskte sevişiliyomuş, onu anladım ;) Ama kaliteli bi sevişmeye cidden ihtiyacım varmış, ilaç gibi geldi. Yaralarıma merhem oldu. He valla sadece seviştik. No sikiş! Sikiş herkesle oluyo, seviş çok az kişiyle. Birbirimizi bulmuşuz hazır!

Şuna deyinmeden edemicem. Kısa boylu falandı ama o bacaklar, aman allahım! Gayet sıkı ve düzgün. 3 saatin ardından "artık boşalalım" dedim. Zamanı geldi yani. Rahatladık bi güzel, sarıldık, sohbet ettik. İşinden bahsettik falan. Bi kaç anı anlattık.

Aklım Sütlaç'ta kaldı. Hayvancağız saatlerdir tek başına ofiste yalnız, ona da yazık. Yataktan çıktık, duşa girdik. Suyun altında yine birleştik. Aha üç saat de duşta takılcaz, zaten su yok, küresel ısınmanın amına koyucaz diye düşündüm. Duş faslını kısa tutup çıktık.

Giyindik falan. Ofisten Sütlaç'ı çıkardı. Hayvan o kadar sıkılmış ki kendini direk apartmanın dışına attı. Gezme saati de gelmiş, geçmiş bile.

Orda olduğum sürece "bitse de gitsem modunda olmadım" hiç. Bu benim gibi her boktan çok çabuk sıkılan biri için mucize gibi bişey. Yazışmaya devam ettik ayrıldıktan sonra da. "Sezen, İzmir'in kızları konusunda haklıymış" yazdım. Bana geçen gün Sezen'in bi işini yaptığını söyledi. Sezen lan bu, Sezen Aksu. Ben de "İmzalar verirsin bi dahaki buluşmada" dedim.

Kelime oyunu yaptı bana.
-Bana kelime oyunu yapma, kalemim iyidir.
+Aaa görmek isterim öyle bi şeyi. Kalem madem iyi.
-Kitabım çıksın imzalar yollarım.
+Harbiden isterim
-Kitaplık bi durum yok da kendimce blog tutuyorum
+E, ver okuyayımç
-Orospuluklarımı yazıyorum utanırım.
+Hahah harikaymış.
-Öyledir :) Seni de yazarım okursun.
Dedim ve blog tuttuğumu söylemiş bulundum. Öyle de boş bulunabiliyorum. Napsam versem mi blogun linkini? Adam benden soğumasın sonra?

Ben Karaköy'e inip tramvaya binip eve dönecektim ki Galata'ya doğru inerken annem aradı. Teyzeme gidiyomuş, beni de çağırdı. Teyzem nerde mi oturuyo? Sefaköy! Aman, tanrım! Tekrar meydana yürüdüm. Metro-Mecidiyeköy-Metrobüs-Sefaköy. Yolum çok uzundu.

Ama salak kafam, meydana kadar yürüyeceğime Şişhane'den metroya binsem nolurdu sanki? Salağım işte.

  • Geçen gün Sarı'yla oturduğumuz bi kahveciden kalkarken iş başvuru yaptım. İlgilenen kadın olumlu baktı CV'mi bi yere göndermişler, ordan haber bekliyorum (gelmedi)
  • Evden taşınıcaz ama hala ev bakmadık.
  • Annem bana kedi sözü verdi. Yuppi! Kedime isim bile buldum.
  • Dersane hala çok sıkıcı.
  • İzlemeye başladığım ama 10 dk sonra kapadığım bi milyon tane filmim oldu. 
  • Dersane bitse nolur?
  • 21 aralığa da az kaldı. Ne bok yiyeceğiz bacılar?

Well
I guess it would be nice if I could touch your body
I know not everybody has got a body like you
But I've got to think twice before I give my heart away
And I know all the games you play because I played them
Too
Oh
But I need some time off from that emotion
Time to pick my heart up off the floor
Oh
When that love comes down without devotion
Well
It takes a strong man
Baby
But I'm showin you the door
Because I've got to have faith
I've got to have faith
Because I've got to have faith
Faith
Faith
I've got to have faith
Faith
Faith
Baby
I know you're asking me to stay
Stay
Please
Please
Please
Don't go away
You say I'm giving you the blues
Maybe you mean every word you say
Can't help but think of yesterday
And another who tied me down to loverboy rules
Before this river becomes an ocean
Before you throw my heart back on the floor
Oh baby
I reconsider my foolish notion
Well
I need someone to hold me
But I'll wait for something more
Yes
I've got to have faith
I've got to have faith
Before this river becomes an ocean
'Cause I've got to have faith
I've got to have faith