30 Kasım 2012 Cuma

MIRILDANDIKLARIM

Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler. Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda? Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini? Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işportamalı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey O kadar çok anlattım ki Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum "içtenliğin" yada"dünyagörüşünün" kirletmediği Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim senin ve benim, yani bizim için...

-Murathan MUNGAN

25 Kasım 2012 Pazar

Hava Soğuk

"Hava puslu, soğuk
Kırlar koyu, kırmızı
Saman sarısı, ölü yeşil
Kış gelmek üzere oysaki gönül
Kışa girmeye hazır değil"

-Nazım Hikmet

20 Kasım 2012 Salı

PATRICK EVDEN KAÇARSA?

4. Don't Run Me Over by Aynur Aydın on Grooveshark

Pazar günü üstümde bi sıkıntı vardı. Ben de kendimi Queer as Folk izlemeye verdim. Bi yandan izliyorum bi yandan da bitmesin diye dua ediyorum. Biterse evde netim olmadigi icin yeni sezona gecemicem.

Babam bi kac haftadir, hafta sonlari eve gelmez oldu. Annemle zaten kendimi bildim bileli kavga ederler. Mutlu, huzurlu gecen gun sayisi fazla degildir bizim evde. Pazar aksam ustu annem kapiya anahtari takti "baban gelirse kapiyi acma, nerde kaldiysa oraya gitsin" dedi. Ben de evdeki kavgalardan biktim artik. "bu aksam evde bi artisma olursa giderim" dedim. Tabii annem beni dinlemedi. Babam geldi, tartistilar. Ben de odama girip pijamalarimi vikarip duzgun biseyler giydim. Cantami da kaptigim gibi ciktim evden. Harika adam dedigim Ilker'e ondan kalabilir miyim diye sordum, kalabilecegimi soyledi. Kapiyi serce vurup ciktim evden. Kimse gormedi. Otobus duragina gittim baktim ki otobusun gelmesine daha var, tramvaya binim Karakoy'e gittim. Karakoy'den Galata'ya gectim. Bayagi oturdum.

Ilker bi egitimde oldugu icin biraz vakit oldurdum. Cihangir'e indim, oraya buraya suraya gittim. Okuz gibi de yoruldum. En sonunda gittim Ilker'e. Tabii bu arada annem, teyzem, annemin kankasi falan beni defalarca aradi. Annem ben eve gitmezsem kendinin de evden gidecegini soyledi. Aslinda yumusadim ama o gece eve donemezdim, ciktim artik bi kere evden.

İlker'de oturdum, arkadaşının İlker'de kalan kedisini götürdük falan. TV izledik. Aslında canım da sıkılmadı değil. Çünkü Daha önce hiç böyle bişey yapmamıştım. İlker'e değil de başkasına gitseydim -o an grindr'dan bulduğum birine- bu kadar rahat olamazdım. Çünkü İlker'e güveniyorum. O yüzden bi sorunum olmadı.

Bi ara annem aradı. Eve dön falan dedi yine, "bugün dönmücem" dedim, bana "sen bişey mi kullanıyosun" dedi. P.tesi sabahı da dersanede denemem var. Bana onu soruyor, gitmeyecek miyim diye. Demiyo ki "Oğlum, bu kafayla sınava nasıl gireceksin?"

 Gece 3'müydü 4'müydü ne uyudum. İlker'in kedileriyle oynadım. Hele benim hayran olduğum kedisi Felix'i dizimde uyuttum. Felix asi kedidir, kendini sevdirmez ama beni seviyo pezevenk. P.tesi sabah 10 gibi uyandım. Saçımı başımı düzelttim, bi sigara yaktım ve İlker'e veda edip çıktım evden. İstikal'de o saatlerde yürümeyi çok seviyorum.

 Mağazalar tam açılmamış, herkeste her zamankinden ayrı bi koşuşturma var falan. Otobüse bindim. Akbilim bitmiş. "Akbili olan var mı?" diye bağırdım. Bi teyze bastı, para falan da istemedi. 15binkere falan teşekkür ettim. Yolların amına koyduklarından eve dönüş yolum uzadıkça uzadı. Sınava saati çoktan kaçmıştı zaten. Eve geldim, annem evdeydi.

Biraz konuştuk. Bu sefer kesin boşanacaklardı. Çünkü babam eskiden "boşanırsak sizi öldürürüm" falan diyodu. Öyle bişey yapacağından değil, sadece gururuna yediremediğinden. Bu sabah adliyeye gidip dilekçeleri vermişler. Şerefsiz babam artık ben reşit olduğum için bana bişey vermeyeceğini söylemiş. Kardeşime çok az bi nafaka, anneme de bişey yok.

 Şu anlık evdeyiz. Yeni ev bulmamız lazım. Eşyaların paylaşımı, taşınma falan uzun işler var önümüzde. Ama en önemlisi evde bi huzur var. Çok uzun zamandır olmayan huzur var evde. Tabii bu durumda benim ayrı şehirde üniversiteye gitme ihtimalim kalmadı. İki kadını İstanbul'da bırakıp, üstüne başka şehre okumaya gitmek çok zor benim için. Kirada oturmak nasıl bişey hiç bilmiyorum.

Maddi manevi sıkıntılı günler bekliyor. Yani "Winter is coming!"

He güzel şeyler olmadı mı? Oldu tabii. Grindr'da bahtım açıldı. Benim reklamcı bana tekrardan yazdı bugün. "Yarın sabahtan müsaitsen görüşelim mi?" dedi. "Dersanem var" dedim. Aslında ayaklarıma götüme vurar vura giderdim ama gururumu ezdirmem. C.tesi buluşalım dedim.

Sonra Nişantaşı'ndan bi reklamcı daha buldum. Taksim'den çok tatlı bi adamla yazışıyorum. 44 yaşında ama çok tatlı, öyle böyle değil. Whatsapp'ım zaten porno sitesi gibi. Gelen videolar, resimler falan. Kafamı bunlarla dağıtıyorum, yapacak başka bişeyim yok.

*Yazının yarısını telefondan yarısını da telefonun internetini laptopa bağlayarak laptop'ımından yazdım.
*Bi kaç gündür favori şarkıcım Aynur Aydın. Bu şarkısı nedense bana anlamsız bi huzur veriyo.


Ha bi de ünlü düşünür ne demiş?

HAYIRLISI BE GÜLÜM!

One, two here i go i`m ready
Three, four do you think you get me
I don`t think ı can take ıt ıf you break me, break me
Should i wait or let you in
I wanna be your everything
Don`t want to lose i want to win
So will you save me
You got me so la la la la la
You got me so wow wow wow wow wow
Gimme gimme gimme all of your love
But don`t run me over baby
You knock me out, hit me hard
Boy you got me from the start
A serious crush, so please don`t crush my heart
You knock me out, hit me hard
So hard i almost fall apart
A serious crush, so please don`t crush my heart
Don`t run me over, don`t run me over
If ı let you ın please, don`t run me over
Please don`t crush my heart
Want you and i want you badly
Come on over and love me madly
I`m alone and it makes me worried
So will you save me
Don`t wanna wait just let you in
Gonna be your everything
When i play i play to win
So will you save me

18 Kasım 2012 Pazar

adaletini sikeyim dunya

Blog bulusmasindan once Reklamci'ya onda kalabilir miyim diye sormustum ve bana cevap vermemisti haftalarca. Gecen hafta da "naber" yazmistim ona da cevap vermemisti pezevenk. Dun de lise arkadaslarimdan biri geldi Istanbul'a. Ortakoy'e gittik Sari'yla. Ortakoy'den Besiktas'a gectik kahve icmek icin, zaten Ortakoy'de hesap bize kol gibi girdi. Whatsapp'tan mesaj geldi. Bi baktim Reklamci'dan. Te allam bi hafta once sordugum soruya yeni cevap veriyo. "iyiyim, sen nasilsin" yazmis. Ben de cevap verdim. Sonra yine bisey gelmedi Reklamci'dan. Eve geldikten sonra bunlari Homerexia'la whatssaptan konusurken " Tabii ben buna 5 gun once naber demistim iyiyim senden demis ve sonra yine bisey yok. Delirtiyo beni pezevenk" yazip Homo'ya yolladigimi dusunurken Reklamci'ya yollamisim. Tabii noluyoz dedim. Gece 2 gibi yazdim hala okukamis gozukuyodu. Ama bu sabah kalktigimda okumus. Cevap yine yok. Insan bi cevap verir, kime dedin bunlari diye sorar dimi? Nasil al adamdir bu ya? Dun lise arkadasim Besiktas'ta otururken bi cocugu gozune kestirdi. Ama o adampa butun aksam kesisyik. Bazen kadinlara acidigim dogrudur. Benim yillardir msn'den konustugum ama bi turlu bulusamadigim bi cocuk var. Uni'den ayrilip, tekrar hazirlanmak icin Samsun'a gitmis. Gecen bayram bulusacaktik ama bulusamadik. Gecenlerde yilbasinda gelecegini soylemisti. Ben de dun face'ten sordum gelicen mi diye. Gelecekmis. 28'inde. Ama ben yil hasini bu ay sonunda zannettigim icin cok mutlu oldum, 10 gun kaldi diye de sevindirik oldun falan. Ama bugun bi baktim ki onun gelmewine 1 aydan fazla var. Agliyorum salya sumuk simdi. Bugun Tuyap Kitap Fuari'na gidecektik Pistis'le. Ama annemin sabah yaptigi götlukten dolayi gidemedim. Ve tabii Pistis agzima sicti. Cok ozur dilerim :( Ha bi de evde net bozuldu. O yuzden post atmicaktim. Cunku telden yazmayi cok sevmiyorum. Simdi turkce karakter kullanmadim falan ya Bigay kizar falan. Androidime saglik!

14 Kasım 2012 Çarşamba

Night in White Satin



Geçen gün twitterdan @msevgi'le buluştuk. Bi yerde oturmuş, biralarımızı yudumlarken birden çalmaya başlayan bu şarkı beni delirtti. Bayağı, bayağı delirtti. İnsanın içine işliyo şarkı. Tabii hemen aklıma Dark Shadows geldi. Filmin başında çalıyo falan ya. Depp falan işte. Of allam ya!

Öyle işte bi kaç gündür bu şarkıyı dinliyorum. Siz de dinleyin.


Nights in white satin by Moody Blues on Grooveshark


Nights in white satin, never reaching the end,
Letters I've written, never meaning to send.
Beauty I'd always missed with these eyes before.
Just what the truth is, I can't say anymore.
'Cos I love you, yes I love you, oh how I love you.
Gazing at people, some hand in hand,
Just what I'm going through they can't understand.
Some try to tell me, thoughts they cannot defend,
Just what you want to be, you will be in the end.
And I love you, yes I love you,
Oh how I love you, oh how I love you.
Nights in white satin, never reaching the end,
Letters I've written, never meaning to send.
Beauty I've always missed, with these eyes before.
Just what the truth is, I can't say anymore.
'Cos I love you, yes I love you,
Oh how I love you, oh how I love you.
'Cos I love you, yes I love you,
Oh how I love you, oh how I love you.
Breath deep
The gathering gloom
Watch lights fade
From every room
Bedsitter people
Look back and lament
Another day's useless
Energy spent
Impassioned lovers
Wrestle as one
Lonely man cries for love
And has none
New mother picks up
And suckles her son
Senior citizens
Wish they were young
Cold hearted orb
That rules the night
Removes the colours
From our sight
Red is gray and
Yellow white
But we decide
Which is right
And
Which is an Illusion

11 Kasım 2012 Pazar

Anneannem

Havalar soğudu ya İstanbul'dan kaçasım geldi. Çünkü 4 sene anneannemlerde yaşayınca kışı orda geçirmeye çok feci alıştım. Her sabah sobada kızarmış ekmek, akşamları sobada pişmiş patates, kestane... Eve soba kurasım var! Zaten doğalgazla ısınamıyorum ben, ne kadar ateşli olsam da :( :( :(

Sobalı evi olanla olur. Valla bak.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Ouv, çok sert!

Zor Sevdigimden by Sıla on Grooveshark

Cumartesi gününün yorgunluğunu üstümden atamadım daha. Gören sanki 15 kişiyle ayrı ayrı seviştim sanacak. Yok öyle bişey. 9 gündür sevişmiyorum. (iyi bi bokmuş gibi yazıyorum bide :p) Önceki yazımda buluşmayla ilgili yazmıştım, o yüzden buluşmayla ilgili bişey yazmayacağım tekrardan.

Dün buluşma yazılarını okurken birden Yayık Ayranı'nı takip etmediğimi farkettim. Girdim bloguna. Yazılarına baktım, hepsini okudum. Yazılar hoş da müzikler daha güzel. Sıla'yı severim ama son albümünden hiç bi şarkıyı dinlememiştim. Sıla'nın Vaveyla'sından Hala şarkısını paylaşmış defalarca dinledim. Sonra Youtube'dan bi kaç şarkısını daha dinledim son albümden baya baya hoşuma gitti.

At gibi güzel karı, sesi de güzel. O yorgunluğun üstüne şarkılar şarap gibi akmaya başladı.


Albümünün Torent'ini bulup indirdim hemen. Sonra telefonuma attım bütün şarkıları. Kulaklıkla dinlemeye başladım. Şarkıların sözlerinin ağzıma sıçmasını geçtim, müzikleri çok hoşuma gitti. Hafif, kafa yormayan, insanın içine işleyen müzikler. Bazı şarkılardaki davullara bayıldım. Live olarak kaydedilmiş galiba albüm. Stüdyo kayıtlarının o havasından oldukça uzakta, sanki küçük bi mekanda arkadaş grubun müzik yapıyomuş gibi hissettim.

Gündüz evde kimse yoktu. Eve birini attım zannettiniz dimi? Yeak! Yapmam öyle şeyler ben. Eve kimseyi almam. Sadece bi kaç sene önce birini aldım, o da bokunu çıkardığı için kendime böyle bi söz verdim. İnsanlara güvenmediğimden değil ama neden olduğunu bilmiyorum. Evime biri gelsin istemiyorum.

Cuma günü anneannemlerin ordan çok yakın bi kız arkadaşımın doğum günüMÜŞ. Müş diyorum çünkü unutmuşum. Gece bana mesaj atmış kızmış unuttuğum için. Ben de hemen Asene gibi kıvrak zekamla bişey düşündüm. Hediyeni, aldım kargolucaktım, sürpriz olsun diye yutturmaya çalıştım, aradım gönlünü aldım falan. Ama ortada hediye yok. Annem eve geldi bi AVM'e gidelim demiş arkadaşı baştan gelmicem dedim, sonradan hediye işi aklıma geldi, giyinip hazırlandım. Saat de 20:30. Annem oturdu bilgisayara oyun oynuyo, ne zaman gidicez diyorum bişey demiyo, orda sinirlendim. Çıkardım giydiklerimi. "Ben gelmiyorum, siz gidin" dedim.

Kızdı bana. "Gelmezsen benimle bi daha konuşma" dedi. "Zaten konuşmuyosun kaç saattir bişey soruyorum, cevap vermiyorsun. Gelmiyorum  işte defolun gidin" dedim. Onlar gitti ben küçük çaplı sinir krizi geçirdim kendi kendime. Taktım kulaklığı ne dinlesem diye düşünürken Sıla'nın albümünü baştan açıp dinlemeye başladım.

Kim bilir kaça sardı o şarkılar. Hiç hatırlamıyorum. Bi ara sesler geldi eve. Annemler gelmiş, hiç kalkmadım. Yattım uyudum. Sabah kalktığımda hala Sıla çalıyo telefonumda. Abi insanı mışıl mışıl uyutuyor. Bu tekniği daha önce Zeki Müren dinlerken yaptım. O da harika, seni başka yerlere götürüyor, sıkıntılarını unutturup güzelce uyutuyor.

Dersaneye gidesim gelmedi. Deneme sınavı vardı sadece. Sınıflar da değişmeyeceği için gerek duymadım ama gittim. Duş almadım, saçım yağlı, terlemişim. Sikmişim dünyayı, deyip çıktım evden. Sınava girdim, türkçe sorularının 10 tanesini çözmeye çalıştım, hayvan gibi paragraflar, okuduğumu anlayamıyorum annem yüzünden. Matematiğe geçtim. çözebildiklerimi çözdüm. Fende de aynısını yaptım. 5-6 tane de sosyal çözünce çıktım sınavdan. Dursam bana bi yararı olmucak.

Zaten hastayım, beynim sümük dolu, zor nefes alıyorum, boğazım çok ağrıyo ve hala SİGARA içiyorum. Sarı sinemaya gidelim falan dedi. Zaten param yok, terliyim, saçım yağlı, kaşınıyorum. Kahvaltımı yapıp ve eve geldim.

Açtım bilgisayarı film izlerim diye. İndirdiğim filmlere baktım. Ağır dram izleyecek halim yok, kaldıramazdım. Vicky, Cristina, Barcelona'yı izledim. Nasıl güzel bi filmmiş. Niye daha önce izlememişim ki? Görüntüler, müzikler, İspanyolca... Tabii güzel iki insan da vardı; Javier Bardem ve Penelope Cruz. İkisine de hayranım. P.'nin Depp'le olan Blow filminden gelen bi hayranlık da var tabii bende. Ama çok seksi bi karı; gözleri, bacakları, saçları.. Javier'e sözüm yok, harika ötesi. İspanyolluğuna sağlık ikisinin de. Filmdeki lezbiyen ilişki de çok hoşuma gitti.

Dedim bi porno izliyim de kendime geleyim ama yok canım hiç izlemedim. Bi film daha izliyim dedim. D&R'da geçen gün gördüğüm ismini not ettiğim ve indirdiğim bi filmi daha izlemeye başladım. The Beaver. çöküşteki bi adamın bi kuklayla yükselişini anlatıyor. Hoş psikolojik bi film olarak devam ediyordu. Adamın elini kesmesi beni çok etkiledi. Çocuğun aşkı falan ağzıma sıçtı. Filmdeki sözler çok güzeldi. Ama filmi bölmek istemediğim için ekran görüntülerini bile yakalamaya uğraşmadım. Ağzıma sıçtı yani film.

Cumartesi günü yorgunluğu, annemle tartışmam, üstüne sınava siktiri çekmem, bu iki film ve SILA bana çok SERT geldi. Depresyona doğru sürüklenebilirim yani.

Biri beni tokaylayıp kendime getirsin lütfen.
Ha bi de; bi ara duşa girmeliyim, unutturmayın!

4 Kasım 2012 Pazar

Entel Blog Buluşması: Sevişemedik ya la!!



 Bi blog buluşması yapalım demiştim ya hani. Aslında Anlatsam Bi Bok Olmaz demişti buluşalım diye, pası sonra bana attı ben küçücük el kadar çocuk kendi kendime bişeyler yapmaya çalıştım. Önce kafeyi aradım. O kafede ilk buluşmayı yapmıştık BiAdam'ın liderliğinde, güzel yerdi. Dedim böyle bölye yer ayırtmak istiyorum c.tesi'ye. yok yer ayırtmıyolarmış, yok haftasonu yerleri olmuyomuş. Sıçtım biraz ağızlarına ayırdılar. Dün Sarı'yla erken gittik Taksim'e alışveriş yapacaktı. Çok yorulduğumuz için biraz erken gittik kafeye. "Yer ayırtmıştım" dedim. "Yerimiz yok" demez mi? WTF! Allam 15 kişiyi nereye götürcem. Biraz da orda adamın ağzına sıçtım. Hemen bi masa ayarladılar. Masa güzeldi.

Biz Sarı'yla otururken Arnavut'u aradım gel diye. Erken geleceğini söylemişti zaten. Homorexia ve İcinizdekigay'i kapıp gelmiş. Bi ara Pistis'i aradım, telefonu kapadım. "Bu orospu yine geç gelcek" diye söylenirken baktım Pistis geldi! Şaşırdım. İlk defa bekletmeden geldi :) Sonra ABBO, Burak (okuyucu), falan derken birden kalabalıklaştık. Düğünlerde kurulan masa gibi oldu. Bi ara Pistis garsona atarlandı, müdürleri geldi, ona da atarlandı :) cCc Pistis Siker cCc

O değil de başlarda Kazu'ların tarafında kitap, film gibi entel entel şeyler konuşuldu falan. Kendimi çok ezik hissettim. :( :( :( Hani seks konuşacağıdık? Hani grup yapacağıdık? Hani isyan etmiş libidolarımızı özgürlüğe kavuşturacağıdık?

Ay kimden başlasam bilemedim ki. Neyse Kazu'dan başlıyım.

Operadaki Kazulet: <3 <3 <3 Allam geldi ya ben nasıl sevindim anlatamam. Gelicem, dedi  ama gelmez diye düşünüyodum. Kazu lan bu, Patrick mi her buluşmaya dünden hevesli gibi gitsin? Adamın yapısına aykırıydı. Ama geldi lan. Ha mail atarken kalp koydum yanına Arnavut, Homorexia kıskanmışlar ama yapacak bişi yok. Ona yıllar önce aldığım bilekliği anca verebildim. Üstümden bi yük kalktı. Aslında senin kilon yok lan!

Burak: Bu çocuk blog okuyan, benim türev çözmeme yardımcı olan biri.  Ablasıyla problemleri var bu aralar. Kafasını dağıtması için sen de gel dedim, olur dedi ve geldi :) Fazla ilgilenemedim, bizim de ilk buluşmamızdı. Fırsat buldukça ilgilenmeye çalıştım ama ne kadar oldu hiç bilmiyorum. Sonradan mesaj atmış hiç sıkılmadım diye. Öyleyse sorun yok :)

Homorexia: Allam bu çocuk yakışıklı bişey lan. Valla bak. Diyorum ki allam onu yaratırken gece gündüz uğraştı da beni yaratırken taşak mı geçti? Te allam. Yavrum çok uykusu vardı ya. Uyudular zaten bütün akşam. Gece twitterdan öğrendiğime göre otoyola çıkmışlar. Tabii onların işi de zor.

İçinizdekigay: Umarım doğru yazmışımdır nick'i. Twitterdan kontrol etmek zor geldi :) Homerexia'la sevgililer. Ama yakışıyolar lan. Masadaki tek çift onlardı. Salya sümük ağlayasım, Romeo'ya çıplak fotoğrafımı koyup "AŞK ARIYORUM" diyesim geldi. Mutlu olun, ayrılmayın, fazla da sevişmeyin, burada sevişemeyenler var. Bu çocuğun çok feci göz kasları var. Gözünde adonisi var lan!

Lubunik: Geleceğini düşünmedim.Gelmicem falan demişti, sonra bi baktım Murat Renay'ı çağırmış. Gün içinde hiç haber vermedi. Sonra mesaj attım, gelmiş meğersem kafeyi arıyomuş. Her zamanki geveze Lubunik işte. :) Pistis'le Lubunik'i baş göz etmek lazım.

Pistis: Beybim ya nasıl özlemişim. Öyle böyle değil. Dün Skype'tan konuştuk (konuşamadılar) Skype bizi kastı sonra msn'e geçtik lol. Geç gelmedi ya bu kız ölsem de gam yemem, gözüm açık gitmez. Masa orospusu :) Kucaktan kucağa, masadan masaya hoppala yarim yaz geldi, çarşıya kiraz geldi edasıyla gezdi durdu. Bi sevişemedi garibim. Abi, 13 erkeğin birinden de sana iş çıkmaz mı? Çıkmıyo işte.

Arnavut Kaldırımı: Aha bu da ikinci orospu. Gerçi birincilikte Pistis'le yarışır ama neyse. Bi ara ikimiz kitap, film muhabbettinden çok sıkıldık, Grindr'da falan takıldık. He valla napalım, bizimki de can. SEKS konuşulmayınca sıkılıyoruz. ABBO'ı götürdü bu arada. Göğüs kaslarının hastasıyım o.O

geceden bi kare. 
ABBO: Bebem ya nasıl özlemişim pezevenki. Harbi özlemişim. Ne zamandır görmüyodum. Pistis bizi sevgili zannetti. Evet açıklayalım bence. Evet, sevgiliyiz. O değil de biz en son nasıl sıkıldık ya .s .s .s Ha bi de. sakalların lens mi?

Yayık Ayranı: Adama sorduğum ilk sorunun "Yayık ayranını çok mu seviyorsun?" oldu. Bana dedi ki "Ben yayık ayranı gibi çalkantılı bi adamım." 22 yaşındaymış, aslında ne yalan söyleyeyim ben böyle biraz daha yaşlı bekliyodum. Yaşını duyunca şaşırdım. Haplo, Umayın ve Vida'nın bilgisayar ve türevleri hakkındaki konuşmalarını dikkatlice dinledik, bi bok anlamadık, anlamış gibi yapıp yorum yaptık. Sevdim seni genç adam. ;)

Haplo: O ilk buluşmadaki Haplo gitmiş, kaslı maslı bişey gelmiş. İyi olmuş. Biraz daha kas yapsın, fazlasına gerek yok. Bence çok kas yakışmaz Haplo'ma. Sarı, Haplo'yu görmek istedi ama Haplo da Kazu'yu beklediği için görüşemediler. Ama bi fal sözü verdi.

Yalnız Vida: Hakkında daha önceden hiç bi bilgim olmayan bi arkadaştı. Pistis onu bi blogger arkadaşa benzetse de alakası yok. Valla pek konuşamadık.

Umayın: Allah bu adamı yaratırken kulağına "Sen git her bokun eğitimini alsana ya la" demiş. Valla bak. Her bokun kursuna bişeyine gitmiş. Ben tuvalete gitmeye üşenen insan... Seks eğitmenliği yapıyormuş falan. İlginç şeyler söyledi. Bi seansa ihtiyacım var galiba. Ha bi de bana Kaytan Bıyık'ın selamını getirdi. Kaytan, İstanbul'da olsa beni uçurur yani. Hiç hoşlanmamış benden. :( Sanki Umay'ı ayak üstü elden geçircem.

Kelimelere Sadakat Şeysi: Neysi diye sormayın, söyleyemiyorum. Lubunik'le iyi kaynaştılar. Galiba Lubunik onu evlat edinecek. Ya da evlat edinmek zorunda kalacak. Ahanda yazıyorum şuraya. Bi ara Vida'yla bayağı bi sohbet ettiler.

Ha bi de en yakışıklıyı unuttum.
Patrick: Allam nasıl taş bi çocuk o ya o.O Görünce direk veresim geldi. O saçları yok mu hele, o kaş, göz, burun. İnsan değil bence bu çocuk. Tam sevişmelik, sevişmek isteyenler bundan iyisini bulamazlar. Bi tadına bakın derim.

Gecenin özeti: Hepimiz sekse açız. Yeri olan yazsın toplaşıp çaya gidelim, sonrasını bilemicem. Doğaçlama takılırız. 

Dedikodular:
  • ABBO, kucak seviyor.
  • Pistis, masa aralarından geçmekte harika.
  • Arnavut, kaldırımlarda seks yapmak onun işi'miş.
  • Sadakat, biri şu çocuğu grup sekse alsın.
  • Lubunik'in işi imza atmak. Düğün salonunda davetiye imzalamış. 
  • Birinin birine karşı bi ilgisi oluştu lan. Pompalamasyon, bu benim misyon... Baştan bana söylediler ben fark etmemiştim ama sonradan dikkat ettim ki öyle. Hayırlısı be gülüm.


Aramızda olaydınız iyi olurdu bölümü. 
  • Çürük Vişne, o mavi gözlerini senin! Gelemedi diye üzüldüm. Daha şevişecektik!!!
  • Onegirl, anacım ya :( :( :(
  • Biadam ve Bitanesi; gözümüz gönlümüz açılırdı. Londra'dan bana umarım bi şey getirmişinizdir. 
  • Bigay, sen de olaydın iyidi lan.
  • Ha Werther olmasın! O sabah sabah ne beddualar etti ama Mikailciğim onla taşak geçercesine hava çok güzeldi :) Gelsen ya sen de?
  • Miss Maria, sen de işe başlıcak zamanı buldun!
  • Just in Time, onun olmasını acayip isterdim. Ama hayat işte insanın karşısına ne çıkaracığı belli olmuyo. O gömleği alıcam olum senden!


Vitaminsiz bi insan olduğum için unuttuğum biri yoktur umarım. Varsa ağlarım.

O değil de size Harun Kolçak dansı yapayım mı?

2 Kasım 2012 Cuma

Beni Vur - Mahur Beste


Bugün üstümde bi Ahmet Kaya Aşkı var ki anlatamam. İki şarkısını başa sarıp sarıp saatlerce dinledim.

Beni Vur by Ahmet Kaya on Grooveshark

"Beni Vur"
Bir ince pusudayım,
Yolumun üstü engerek
Bir yolun sonundayım
Sessizce tükenerek
Ben senin sokağına ulaşamam dardayım,
O masum gözlerine bakamam firardayım
Oysa ben bu gece yüreğim elimde
Sana bir sırrımı söylecektim
Şu mermi içimi delmeseydi eğer
Seni allıp götürecektim
Beni vur
Beni onlara verme
Külüm al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın vur
Öykümüz ama sen ağlama dur
Bir ince pusudayım
Bu gece zehir zemberek
Bir yolun sonundayım
Sessizce tükenerek
Ben senin ellerine ulaşamam dardayım
O masum hayallere dalamam ölmekteyim
Oysa ben bu gece yüreğim elimde
Sana bir sırrımı söylecektim
Şu mermi içimi delmeseydi eğer
Seni allıp götürecektim
Beni vur
Beni onlara verme
Külüm al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın vur
Öykümüz ama sen ağlama dur

Mahur by Ahmet Kaya on Grooveshark

"Mahur Beste"
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara.