30 Ekim 2012 Salı

"Arkadaşım senden hoşlanmış"

Girl Gone Wild by Madonna on Grooveshark

10 günlük koskocaman bayram tatilimde ders çalışmak yerine sürtük gibi gezdikten, sürtüklük yaptıktan sonra bu gün dersane başladı. Size anlattım mı anlatmadım mı emin değilim, o yüzden baştan başlıyorum.

Bizim sınıfta hızlandırmada sonradan bi kız geldi. Ama nasıl salak, nasıl itici bi tip anlatamam. Kendini belli etmeye çalışmalar, hocanın her lafına atlamalar, ona buna sataşmalar falan. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye bulaşmadım salağa. Ama ben ona bulaşmadıkça o bana bulaşıyo.

Bi keresinde "Senin adın Patrick mi?" dedi. "Ha, evet, o benim" diye geçiştirdim.

Bulaşmak dediysem böyle bakışları falan. Neyse geçenlerde sıramda uslu uslu kedi gibi oturmuş soru çözmeye çalışıyodum ki geldi kolumu tuttu. Bişeyler saydı, saydı, saydı gitti. Harbiden saçmaladı. Dediklerinden bi bok anlamadım. Bi tepki vermedim ve gitti.

Bi kaç tenefüs sonra da sınıfa giricem. Kapıya dikilmiş "İçeri giremezsin" diyo. "Amk, derdin ne senin? Bi, siktir git" diyemedim tabii. "O niyemiş" diyip daldım sınıfa. Mal galiba bu kız. Harbi mal lan! Çok mal. Hiç sevmiyorum. İsminde hayır yok. Bi de kendi kendine triplere giriyo. Yok villada oturuyomuş, yok 500-600 lira doğalgaz faturası geliyomuş. Bize ne lan!

Ders zili çalmış, sıramda yine kedi gibi otururken "Patrick, konuşabilir miyiz?" dedi. "Tabii, olur" dedim. Beni iki kız dışarı çıkardılar. En cool tavrımla onları dinlemeye başladım. Ama bi yandan da götüm üç buçuk atıyo. Ya döverlerse beni, diye. Kız hem salak, hem mal, hem de ATARLI. Bizim semtin atarlı kızları meşhurdur zaten.

+Bizim bi arkadaşımız var, senden hoşlanmış. Sevgilin var mı, diye sorcaktık.
-Hayır, yok.
+İyi, güzel kız.Tanışmak ister misin?
-Hayır gerek yok.
+Senden kamptan beri hoşlanıyomuş.
-Teşekkür ederim.
+Kim olduğunu merak ediyor musun?
-Hayır, etmiyorum.
+Neden?
-ÖSS kastırcam ben.

Kısa ve cool cevaplarımla ters çevirdim. Bu olayın benzeri geçen sene de başıma gelmişti. (bkz: tık tık) Tekrar aynı şeyleri yaşamamak için hiç bulaşmayayım dedim. Acaba benden hoşlanan kız kim? Şu uyuz olduğum kız başkası adına kendisi için mi sordu naptı? Bi kaç gün geçsin de "aslında ben düşündüm de olabilir yea, kim de o?" diye sorabilirim belki. Aslında hiç de merak etmedim.


  • Tatil sonunda dersanede ilk günüm de böyleydi.
  • Dün gece tam yatacaktım ki Pistis aradı saatlerce konuştu durdu. Ne zamanlardır aramıyodu, ben de kızıyodum ama bu aralar aramaya başladı. Galiba zenginledi bu kız, kontörler fazla geliyo galibası .s .s .s
  • Ben biraz test çözeyim.
  • C.tesi buluşmada çok eğlenicez galibası :)
  • Biri bana şu tişörtten yaptırırsa onu öperim.

28 Ekim 2012 Pazar

Nişantaşı'nda Seks Başkadır!

Yo} And I by Lady Gaga on Grooveshark

Yeni telefonu alalı koptum buradan. Tabii telefona onu indir, şunu kur, yok Grindr yok o yok bu derken bilgisayarı açan Patrick kayboldu.

Telefonumda henüz kendi fotoğrafım yokken Grindr'ı yükledim. Libidoma sağlık. Grindr'dan ilk yazan kimdi sizce? Hani "Özledim" dediğim bi Kerem vardı ya o işte. Allam hala taş. O geniş omuzlu Grindr fotoğrafına saatlerce baktım. Tabii kim olduğumu söylemedim. Fotoğrafım yok diye de bi daha yazmadı. Galiba yurt dışına çıkmış. Binlerce kilo metre ötede gözüküyor. Dönerse benimdir, dönmezse...

Sonra harika vücutlu bi çocukla daha yazıştım. Tabii görüşmek nasip olmadı. Tabii bununla Whatsapp'tan devam ettik konuşmaya. Yollanan fotoğrafları falan hiç söylemiyorum.

Sonra bi adamla yazıştım. Yukarıda bahsettiğimle grup yapmaya karar verdik ama ben son anda vazgeçtim.

Bayramın ilk günü evde canım o kadar çok sıkıldı ki Grindr'dakilerin hepsini ezberledim derken biri yazdı. Onunla buluştum. Kısa ama güzel bi buluşmaydı.

Cuma günü Marina and the Diamonds'a bilet almaya gittim. Aldım biletimi. Allam İstiklal ne kadar kalabalık. İpini koparan İstiklal'de. Neysem Galata'ya indim benim kahveciye. Kahvemi içtim, kitabımı okudum. Tabii Grindr'a girdim. Baktım biri yazdı. Kafama da yattı hop bismillah deyip...

Galata'dan sonra annemlerle buluşup Ortaköy'e gittik. Bayağı yoruldum. Hem de çok yoruldum. Öküz gibi yürüdük. Trafik bizi öldürdü falan.

Bugüne gelelim. Önce bi arkadaşımı görmeye gittim Bahçelievler'e. Sonra napsam napsam diye düşünürken metrobüse atlayıp Cevahir'e gideyim dedim. Metrobüs, Cevizlibağ'da durdu. İki saat metrobüs gelmesini bekledim, gelenler de dolu geldi falan. En sonunda Mecidiyeköy'deydim.

Tabii ilk iş Grindr'a açmak oldu. Cevahir'e doğru yürürken biri mesaj attı. Karşılık verdim. Fotoğrafını yolladım. Anam bu işte Nişantaşı'ndaki reklamcı bebe. (bkz: tık tık)
-X, sen misin?
+Evet, benim.
-Nerdesin?
+Cevahir'deyim. Kalk gel kahve içelim.
-İşten yeni geldim, sen gel.
-Tamam, Osmanbey'e doğru yürüyorum.

Şimdi fark ettim de nasıl atlamışım. Giderken yola "öpüşmek yok, sevişmek yok, kahve içilip sadece sohbet edilecek" diyip durdum.

Evini taşımış. Hoş taşımasa da eski evini bulamazdım ya. Bi yer dedi bana oraya doğru gittim. Aldı beni. Oyş nasıl tatlı. Çok tatlı lan. Sarışın falan ama öküz gibi tatlı. Beni niye çağırır anlamam. Neyse yeni işe başlamış. Reklamcılığı bırakmış, sanat yönetmenliği yapıyomuş. "Ne zaman geldin İstanbul'a" diye sordu. Yaz başından beri İstanbul'da olduğumu söyledim. Şaşırdı, biraz üzüldü.

Neyse eve biraz yürüdükten sonra eve geldik. Allahuekber vuhuuu. Bu ev bir harika, dostum. Acayip geniş bi ev. Eski evi bu evin anca bi salonu eder gibi :P Neyse işte oturduk. Kahve yaptı bana. Hem de filtre. En sevdiğimden. Kahve yapmaktan anlamadığını söyledi ama ayarını gayet de güzel tutturmuş. Film manyağı olduğu için tv'de bi sinema kanalı açıktı. Yeni film başladı. KUZGUN. Onu izledik. Arada hafif hafif sohbet falan derken bu şaçımla oynamaya başladı. Ben de kahveyi siktir edip omuzuna yaslandım.

Öyle böyle şöyle derken bi baktım yataktayız. Adam ne yapacağını biliyor. O dudaklar zaten yumuşacık. Ay neyse anlatmayacağım o kısımları.

Kapıyı açtım çıkmak için, orada bi öptü beni. Kendimden geçtim.

Neyse işte bıraktı beni metroya. Ayılırken de bü güzel sarılıp "Artık İstanbul'da olduğuna göre haberleşiriz" dedi.

Ve ben eve geldim. :( :( :(

Ha bi de Cumartesi günü blog buluşması var, duyanlar duymayanlara şey etsin.
Bu da linki: http://iminthebed.blogspot.com/2012/10/blog-bulusmas-sevgili-takip-eden.html
Herkesler gelsin!



24 Ekim 2012 Çarşamba

Blog buluşması: Sevgili takip eden, buluşalım mı?

Selam gençler. Öncelikle yarınki bayramınızı şimdiden kutlarım. Kurban kesmeyenlerin gözünden de öperim yani. Neyse konumuz bayram değil.

Daha önemli bir şey diyeceğim.

Tanışalım, kaynaşalım. Olur mu? Bence çok güzel olur.

Kasım'da aşk başka olurmuş. O yüzden Kasım'ın 3'ü ya da 4'ünde geleceklere göre belirlenen ortak bi tarihte buluşalım diyoruz. Mekan ise Taksim'de olur.

Şu İzmir'de her hafta yapılan yarım yarım buluşmalara inat güzel kalabalık bi buluşma olsun diyorum.

Geçen sene Aralık'ta olmuştu ilk buluşma. Çok da güzel olmuştu.

Ha bi de "Şey ya biz blogger değiliz, ne işimiz var ki orda" diyenleri döverim, döveriz.
Bloggerlara özel bi buluşma değil ki bu. Geçen buluşmada blogger olmayan insanlar da vardı, güzeldi.

3/4 Kasım'da İstanbul'da olup gelebilecek durumdakiler gelmezse ölsünler. (Anlatsam Bi Bok Olsun öyle dedi)

Geleceği kesin olanlar:
-Anlatsam Bi Bok Olmaz
-Arnavut Kaldırımı
-Just in Time
-Lubunik
-Miss Maria
-Kelimelere Sadakat Enstitüsü
-Haplo
-Ben deniz, Patrick

Pistis ve Operadaki Kazulet de gelebilirlermiş.

E hadi sen de bunu okuyosan ve gelmek istiyorsan mail at: bloggerbulusmasi@gmail.com

XOXO Seviyorum sizi.

Dipnot: Buluşunca sadece SEKS konuşulmuyor, bunu baştan söyleyeyim.

21 Ekim 2012 Pazar

mutluyum

selam gencler sonunda guzel bir android telefonum oldu.
HTC ONE X aldim. bu postu da telefonumdan giriyorum.
öptum sekerler

18 Ekim 2012 Perşembe

Kimsin olum sen?



Geçen gün bi çocukla tanıştım malum sitelerden birinde. Msn'e geçtik. Amacım real bi görüşme değildi. Porno izlemektense canlı kanlı birini izlemek daha çekici geliyor bu durumlarda. Güzel güzel vakit geçirdik. Kadıköy'den olduğunu öğrendim.

Msn'den çıkarken bi "adın şu mu, şu mu yoksa başka bişey mi?" dedi. İsimlerden biri msn'deki adım, diğeri o msn'den aldığım facebook hesabımın adıydı. "Başka bişey" dedim. Tahmin etmiş. Neyse işte daha sonra tekrardan CAM'laşmak için çıktık msn'den.

Kaç günlerdir girmiyordu msn'e. Ç.dışı mesaj falan yollamıştım buna. Cevaplamış. Az önce msn'deydi. Azcık konuştuk. Görüntülü konuşma yapmak istedi. Kardeşim yanımdaydı o yüzden açamayacağımı söyledim. Ama ben bu çocuğu çok feci merak ettim.

Görmek istediğimi söyledim. "Buluşunca görürsün" dedi. Israr ettim açmadı. Önceki konuşmamızda yüzlerimizi görmemiştik. Öyle de salak bi insanım işte. Uçkur peşine düşmüş bir garip bedeviyim. Açamayacağını söyledi. Tabii bu böyle dedikçe daha fazla merak ettim. Daha fazla ısrar ettim.

Tekrardan görüntülü konuşma isteği yolladı. Kabul ettim. Kendini okşamaya başladı. "Çünkünle ilgilen miyorum" dedim, arkasını döndü. "Poponla da ilgilenmiyorum" dedim. "Neyle ilgileniyorsun?" dedi, "Seninle" dedim. Bişey demedi toparlandı.

Onu görmeden meraktan uyuyamayacağımı söyledim. Özür diledi. Nedenini sordum. Onu da söylemedi. Çıkarken "nedenini söyle bari" dedim. "Tanıyor olabilirsin beni" dedi. Kadıköy'den tanıdığım iki kişi olduğunu söyledim. "Kadıköy'den değil" değil dedi. Lan, nerden tanıyorum ben bunu? Hiç tanıdık gelmedi. Ama deli gibi de merak ediyorum.

Lan, pezevenk!
Nerden tanıyabilirim seni?
Hem ben sana söylediğim yerde oturmuyorum ki!
Te allam.
Akıllısı da beni bulmaz ki!
Beni de görmedi daha :(
Yukarıdaki video da tam uydu bu yazıya.
Kimsin olum sen?
İn misin, cin misin?
Ayakların ters mi?
Ters olsa da fark etmez, ayak fetişi değilim.
Hatta ayaktan nefret ederim de kim lan bu?
Yarın buluşsam mı acaba?

15 Ekim 2012 Pazartesi

Sevdiğim Adamlar - Erol Günaydın

Anı by Fatih Erkoç on Grooveshark


Her yaptığı işi takip etmediğim ama O'nu bi yerde gördüğümde hayranlıkla baktığım bi adamdı EROL GÜNAYDIN.

Daha geçenlerde internette rastladığım bi fotoğrafını profil resmi yapmıştım. Ardından bi kaç gün sonra Saba Tümer'in programında hasta olduğunu duydum. Bi kötü oldum. 79 yaşında bi adam. Anneannem, babaannem, dedemden yaşlı bi adam. 


Bugün de sinemadayken Twitter'a baktım ne var ne yok diye. Erol Günaydın'ı TT'de gördüm. Elim ayağım titredi. Filmi unuttum. Çok kötü oldum. Sanki bana çok yakın bi insanı kaybetmiş gibi oldum.

Kim kaldı ki bu fotoğraftan geriye?

Ama ben Erol Abi'yi bana çok yakın gördüm. Athena'nın klibinde, Ayı Yogi'yi izlerken, Okan Bayülgen'in programlarında, katıldığı televizyon programlarında. 



Eğer cennet diye bi yer varsa, sana cennetten başka bi yer yakışmaz Erol Abi. 

 Vikipedi'den bilgi almak için: tık tık


Keşke sana bir kere sarılabilseydim.

14 Ekim 2012 Pazar

Kaldırım Orospusu

Padam...Padam by Édith Piaf on Grooveshark

Geçenlerde Spod'un partisi olduğunu yazmıştım. Şapşik de bi gece dışarı çıkalım demişti onu da aradan çıkartıp partiye gideriz diye düşündüm. Geçenlerde de Kelimelere Sadakat Enstitüsü "cumartesi bir şeyler yapalım mı" dedi. Ona da "partiye gidelim" dedim. Tabii ben Şapşik'e kaç gündür bir şey yazmıyorum sms'in bitti yalanıyla.

Cuma akşamı Şapşik "Yarın ne yapıyoruz" dedi. "Önce bi arkadaşımla buluşucam, sonra partiye geçicez, orda buluşuruz" dedim. "Kim o, ben tanımadığım insanla rahat edemem, yok o yok bu yok şu" falan saçmaladı. "Bi kaç ay önce internetten tanıştım" diye geçiştirdim.

Dün öğlen gibi kalktım. Üstümde bir azgınlık vardı. Arayışlara girdim. Baktım yakınımda bi çocuk var. Hoş birine de benziyor. Gittim. Bi güzel deliler gibi seviştik. Rahatladım. Güzel de sohbeti vardı. 2 saat falan ordaydım. Eve, geldim hazırlandım, Taksim'e geçtim.

Sadakat'la buluştuk. Sadakat'ı görünce bi an Werther'i görmüş gibi oldum. Çok benzettim. Bi yerde bira içtik, Cihangir'e indik. Parkta biraz oturduk saatin gelmesini bekledik. 9'da kalktık. Şapşik'le Alman Hastanesi'nin önünde buluşucaktık. Sadakat'la bekledik. Bizi bekletti bi de pezevenk. Mekanın önüne gelince bizi içeri almadılar. Daha başlamamış falan. Biz de bi apartmanın merdivenlerinde oturduk.

10'a doğru yine gittik mekanın önüne. Herkes dışarı da bekliyo. Sonra Cihangir'de bi kahvehaneye oturduk. Arka masamızda Burak Özçivit çakması biri vardı. Bıyık, saç falan tıpkısının aynısıydı. Elinde de telefon çevreye bakınıyodu. Kesin Grindr'dan adam kesiyolardı. O kadar belli etmeselerdi iyidi.

Partiye girmemeye karar verdik. Başka bi yere gidelim dediler. Nevizade'de bi yere girdik yer olmadığı için  biraz bekledik sonra kalktık, Eski Beirut'a gittik 3 sap bizi içeri alamazlarmış. Neymiş, DAMSIZ GİRİLMEZ'miş. Küçük Beyoğlu'na geçip sokakta takıldık bi 5-10 dk. Sonra Sadakat'ı metroya yetiştirmeye çalıştık. Sonra dan öğrendim ki metroyu kaçırmış. Otobüsle dönmek zorunda kalmış. Benim canım ıslak hamburger istedi, ıslak yemeğe gittim. Şapşik'e yicek misin dedim yemicekmiş. Sonra Şapşik'i otobüsüne bıraktım. Neden mi bıraktım?

Ben onu otobüse bırakmasaydım  o beni dolmuşa bırakacaktı. Dolmuşa bırakmasını istemiyodum. Çünkü ben partiye gidecektim daha. O yüzden otobüsüne bindirdikten sonra koşa koşa mekana gittim. Girişimi yaptırdım. İçeri girdim. Tek başına parti ortamları hiç çekilmiyor :( Biramı aldım duvara yaslandım yavşayacak birilerini kestim, bulamadım. Bi sigara yaktım. Biraz ortalara ilerledim. ABBO'a Lambda'nın Onur Haftası'nda yaptığı partide kaptırdığım güzel bacaklı adamı gördüm. İçimi çektim. Avucumu yaladım bi taraflarım şişmesin diye. Mekan çok küçüktü. İçeri çok kalabalıktı. Kendime dışarı attım. Temiz hava aldım, bi sigara içtim tekrar içeri girdim.

Direk sahnenin ön taraflarına ilerledim. Kendimce dans etmeye başladım. Bi adam geldi. Ben barmen olarak hatırlıyorum ama barmen değildi, Spod'un görevlilerinden biri olabilir. Belime sarıldı. Beraber dans ettik. Ayak üstü ona kucak dansı vari şeyler yaptım. Bi ara gitti yanımdan. Sonra gördüm yanına gidip "Nerdeydin, sensiz dans etmek çok sıkıcı" dedim. Özür diledi. Yine dans ediyoduk ki karşımda Ozan'ı gördüm.

Evet, evet Ozan'ı gördüm. Şerefsizi, ben ona onu çok özlediğimi söylediğimde "benden başka birisiyle oldun mu?" diye soran şerefsizi. Yüzüne tükürmek istiyodum ya hani öyle olmadı. Biraz saklanmaya çalıştım ondan. Ama bi yandan da onu kesiyorum. Aynı, hiç değişmemiş pezevenk ibne.

Barmen midir, görevli midir her neyse gitti yanımdan. Kaldım yine göt gibi. O adama kucak dansı vari şeyler yaptıktan sonra orospuluğun dibine vurma vakti gelmişti artık. Önümü bi adam geçti. Bıyıklı tatlı bişey. Eğildi kulağıma "Benim adım Ahmet" dedi. "Ben de Patrick" dedim. Sonra bi 45'dklık French Kiss başladı. Sahnede bi grup olmadığından kenarına oturdum, üstüme çıktı. Poposunu mıncırdım. Bir birimize masturbasyon yaptık. Ay hatırladıkça iğrendim kendimden.

Baştan "acaba bize bakıyolar mı?" diye tedirgin oldum. Sonra da "Koy göte rahvan gitsin mood: on" diyerekten saldım gitti. Neler yaptım neler. Amacım zaten orospuluk yapmaktı. Sigarayla adeta Rihanna'nın "We Found Love"daki hareketlerini yaptık.  Ahmet üstüme fazla gelince ittirdim. "Yeterli" dedim ve uzaklaştı. O sırada biram çantama dökülmüş, leş gibi kokuyor çantam :(

Giyinik de olsa deli gibi seviştik yani onunla orda. Saçımı falan düzelttim Ozan'ı aramaya başladım. Gördükten sonra bütün gururumu ve egomu bi yere bırakıp yanına gittim.

-Ozan, naber?
-Tanıyamadım.
-2 sene önce XXX'den.
-XXX'de okuyan?
-Evet. Seni gördüm selam vereyim dedim.
-İyi yapmışsın, çok değişmişsin.
-Sorun olmazsa dışarı çıkıp biraz sohbet edelim mi ben eve dönücem de.

Kalktık, dışarı çıktık.

-E, naber bakalım?
-İş okul yagunluk. Lezbiyen kuzenim getirdi beni buraya da. Senin nerden haberin oldu?
-İnternetten. Arkadaşlarla gelmiştik, ama onlar içeri girmek istemediler ben sonra tek geldim.
-İyi çevre yapmışsın yani.
-Evet yaptım.
-Nerden yaptın çevreyi?
-Arkadaşlarımın arkadaşları falan derken oldu biraz çevrem. Yazın ortalarında seni görmüştüm İstiklal'de.
-Durdursaydın keşke.
-Ama yanımda sevgilim vardı .
-Açıklayamazdın tabii. E içerde naptın?
-Az önce biri yapıştı bana. Bayağı öpüştük, sonra seni gördüm yanına geldim, şimdi de eve gidicem işte.
-Sen zaten seversin öpüşmeyi falan. Eve nasıl gideceksin?
-Dolmuşla.
-Sarı dolmuşla? E5'te inip yürüceksin? Zaten yakındı senin evin. Aman dikkat et sikmesinler seni böyle. (üstümde çiçekli gömlek vardı)
-Görüşürüz.
-Görüşürüz.

Öpüştük, sarıldık ayrıldık. Bana o "benden başkasıyla birlikte oldun mu?" diye soran ukala yoktu ortada. Gayet kibar, eski tatlılığında bi adam vardı. Konuştuğuma pişman değilim. Eğer yanına gitmeseydim daha sonra "keşke gitseydim" diyip kendimi üzecektim. Üstümden bu yükü de attım.

Neden mi KALDIRIM OROSPUSU? Çünkü bu sabah kalktığımda Edith Piaf söylüyodum dilimin dönüğünce. Aslında biraz daha erken gitseydim partiye daha fazla orospuluk yapabilirdim.

Günde 1,5 sevişme yeter bence. Allah olmayanlara da versin.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Lookbook Macerası - Adam Gallagher

Fark ettim ki ne zamandır lookbook'a girmiyorum. Nedeni benim için bu alışveriş sezonu kapandı diye olsa gerek. Ya da o kadar güzel giyinenler var ki onları gördükçe salya sümük ağlayasım geliyor.

Önceki Lookbook postlarım:
Lookbook - Martin
Lookbook - Vini

Klasik bir cumartesi sabahına uyandım. Dün geceden kalma çekirdeklerimi çıtladım, kola içtim, aldım laptop'u kucağıma gezinmeye başladım. LB'a da bir bakayım ne giyiyor elin gavurları diye. Bir bebişle karşılaştım, aklımı başımdan aldı.

21 yaşındaymış. Peh, beni yanına götürseniz "Amca, ver elini öpeyim" der. Benden genç gösteriyor :(

Amerikan bebesimiş.

Adı, soyadı: Adam Gallagher
Lookbook'u: tık tık
Facebook'u: tık tık 

Fotoğrafları:













10 Ekim 2012 Çarşamba

Yine mi güzeliz?

Yine mi Çiçek by Sezen Aksu on Grooveshark

Sezen Aksu'nun Spod'a yollağıdı mektubu görmeyenleriniz yoktur her halde? Görmeyen varsa da görsün. Sezenciğime çok teşekkür ederim.


Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz, muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına.
Yanında bir ince Müzeyyen abla
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek
Hamdolsun!
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun
Amanın, yine mi güzeliz
Yine mi çiçek
Hamdolsun!
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç, arzular şerare
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti'den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare
Yine mi güzeliz yine mi çiçek
Hamdolsun!
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun
Amanın, yine mi güzeliz
Yine mi çiçek
Hamdolsun!
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun


9 Ekim 2012 Salı

Striptiz Kulübü vs Şapşik

Önce Şapşik'le başlayayım.

öncesi

Şapşik'le konuşmam bana vicdan azabı çektirmeye başladı. Lennon'a bunu yapmamam gerektiğini düşündüm. Ve perşembe gününden beri telefonun çoğunlukla kapalıydı ya da Şapşik'in attığı mesajlara cevap vermiyordum. Saatler sonra cevap verip "A, uyumuşum, telefonumu hep kaybediyorum ufff, arkadaşlarımlayken telefona bakmıyorum biliyosun..." gibi bahaneler sürdürdüm.

Bugün öğlene doğru açtım telefonumu. Bi kaç tane yine mesaj gelmiş. "Sms paketim bitmiş. Bunalımdaydım telefonumu kapadım. Merak etmene gerek yok. Paket yapınca mesaj atarım." diye mesaj attım. Bi kaç bişey yazmış, kızgınımsı.

Canım o kadar çok sıkıldı ki. Sinemaya gidesim geldi. Araf'a gitmek istiyordum baktım yakınımdaki iki sinemada da kalkmış. Adam gibi film yoktu. Hiç tarzım olmayan bi filme gittim. Magic Mike'a (Striptiz Kulübü'ne) gideyim bari dedim. Tek gitmek istemedim nedense. Sanırsam artık bi yerlere tek gidemez oldum. Tek başıma saatlerce gezmeyi, kahve içmeyi çok özledim. Ama o eski alışkanlığımı tekrardan uygulamak çok korkunç geliyor.

Sarı'ya mesaj attım. Sinemaya gidelim diye. O da evden çıkmak için bi neden arıyormuş. Neysem gittik işte. bol KAS'lı bi filmdi. Bi Bi'adam değillerdi ama :) Salonda 3-4 koltuk yanımda oturan hoş bi çocuk vardı. Bence kesin geydi. Nerden mi anladım. Abi erkek striptiz kulübünü bi hetero adam niye gidip sinemada izlesin? Onu geçtim tek gelmişti. Zaten kız arkadaşı olsa onunla gidilecek bi film değil. Erotik film yani. Keşke iki kaş göz kırpsaydım keşke.

Filmin ilk yarısında Sarı'yla yandık. Bize ateşler bastı. Neyse arada sigara içmeye terasın kapısını açınca adeta "COSSS" ettim. Yanan vücudumla buz gibi havanın birleşimi. Neyse ki film tekrar başlayınca ısındım tekrardan. O değil de Arby's'in patatesleri benim bebeğim.

Film bitince o yanımdaki çocuk baktım üstüne montonu örtmüş. Eli montun altında. Acaba osbir mi çekiyodu lan? Bence öyle. Çünkümsü biraz kesiştik falan. Utandı gibi. Neyse film sanatsal bi film değil ama çok eğlenceli.

Bu akşam Şapşik tekrar mesaj attı. Votka almış, benim yokluğumda yokluğumda alkole başlamışmış falan.  Face'ten konuştuk birazcık. Birden aşağıdaki konuşma geçti.

Şapşik: Bi itirafta bulunabilir miyim? Nasıl karşılarsın ne dersin bilmiyorum ama.
Ben: ?
Şapşik: Görüştüğümüzden beri çoğunlukla dilimden ve zihnimden düşmüyosun. Ayh utandım.
Ben: Ne desem ki. :S ilgine teşekkür ederim de diyecek bişeyim yok yani
Şapşik: Söylememeli miydim acep? Gereksiz zamanlama sanırım.
Ben: Olabilir :S
Şapşik: :S bu çok etkili bi smile. Ben gidiyorum, kitap falan okurum belki. Kendine iyi bak sen de

İşte böyle. Lennon'a daha çok mahçup olmamak için başımdan savmaya çalıştım.



  • Bu akşam O Ses'i izlerken Tekirdağ'dan bi çocuk katıldı. 18 yaşındaymış. Annem "Çocukta TOPluk var. Senin gibi yürüyor baksana" dedi, "Offf anne!!!" diye geçiştirdim. 
  • Geçen gün Fashion Week'e katıldım. Fashionboy olmak bana göre değilmiş. Cool giyinmek falan. Bi kot, bi tişört; hayat bana güzel. 
  • Cumartesi Spod'un partisi var oraya gidebilirim belki. 

5 Ekim 2012 Cuma

Şapşik'le SOĞANlı buluşma.

No Coke by Dr. Alban on Grooveshark

öncesi

Dün Sarı, ben ve bi arkadaş buluştuk. Beyazıt'ta bilmem ne medresesi varmış orda kahve içtik falan. Fallar bakıldı, sonra Sarı'nın eve gitmesi gerekti. Ailesi akşamları dışarı çıkmasını istemiyor. Neyse Sarı'yı tramvaya bindirdik. Arkadaşın canı balık-ekmek istemiş. O zaman Eminönü'ne gidilir dedik ve ikimiz Eminönü'ne geçtik.  Canım o kadar çok Taksim'e çıkmak istiyodu ki anlatamam. Arkadaşa "Hadi bi çılgınlık yapalım, Taksim'den bin otobüse?" dedim. Yurda geç kalmaması gerekiyomuş. Neysem onu Vapura bindirdim. Napsam karar veremedim.

Bari bi Galata'ya çıkayım ordan geri döner giderim eve, düşündüm. Bi de ben arkadaşlarlayken birisiyle mesajlaşamam. Sevmiyorum. Baktım telefona Şapşik bi kaç tane mesaj atmış. "Nerdesin" dedim, "Okuldayım" dedi. "Ben de arkadaşlarla buluştum eve dönerken bi kahveni içerim dicektim" dedim. Tam o sırada dersi bitmiş.

Galata'ya doğru yürüyorum falan dedim. Taksim'de buluşalım dedik. Neyse gittim ben oraya. Oturdum onu bekliyorum. Face'e girdim. Baktım Lennon açık. "Abi napıyorum bilmiyorum. Belki bana kızarsın kızsan da haklısın. Az sonra Şapşik'le buluşucam. Çok ısrar etti, bişey diyemedim." yazdım. Bişeyler yazıp sildi ama yollamadı. "Bisey de lan!" dedim. "Yok kızmam ya banane hem. Sen kendine dikkat et de kendini üzdürme.
Ben seni düşünürüm yavrum" dedi. "Evine falan gitmedim zaten Taksim'deyim. Tamam beybi kızıyosan söyle hemen kalkarım." dedim. O sırada da Şapşik geldi.

Oturdu karşıma. Gömleğimin güzel olduğunu söyledi, ben de ona yüzüğünün güzel olduğunu söyledim. Okullardan falan konuştuk. Rihanna'dan konuştuk. Konuştuk da konuştuk. Tabii ben onunla fazla oturmak istemediğimden eve geç dönmemem gerekiyo demiştim. O yemek söyledi, yemeğini bitirdi, biraz konuşup kalktık zaten.

Arkadaşımla balık ekmek yedim demiştim ya. Bol soğanlıydı. Tabii ben yorgunlukla naneli şeker falan da almayı unutmuşum. Şapşikle konuştuktan biraz sonra geldi aklıma. Abi nasıl utandım ya. :( :( :(  Leş gibi soğan kokuyorumdur kesin. Ama bişey demedi .s .s .s

Ne mi hissettim?
Tamam hoş çocuk. Sohbeti de iyi. Ama korkuyorum Lennon'a yaptıklarını bana da yapar diye. Öyle işte.

Taksim'den Karaköy'e indim tramvaya binmek için. Birden içerisi kalabalıklaştı. Nefes alamadım,midem bulandı, hayvan gibi terledim. Bi durakta dayanamayıp attım kendimi dışarı. Kendime geldikten sonra gelen tramvaya bindim işte. Bi de bilmemne durağıyla bişey durağı arasında kazı çalışması mı ne varmış. 15 dk falan da öyle bekledim. Annem eve dönünce sıçacak ağzıma diye düşündüm. Ama eve geldiğimde uyumuştu.

Ha bi de akşamki buluşmadan çok keyif aldığını bi de saçlarımın "çogzel" olduğunu söyledi.

Bu sabah kalkasım yoktu, uykum var. Annem işe giderken kaldırdı beni. Kalktım, midemde bi bulantı var. Annemi aradım. Dersaneye gitmedim bugün. Az önce Şapşik "Günaydın" diye mesaj attı.

sonrası

1 Ekim 2012 Pazartesi

Yeni nesil porno.

Bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler.
Allam negzel şeyler onlar öyle.
Araba yıkıyıcılar, Abercrombie delikanlıları derken şimdi de MARINA'nın hurileri çıktı başımıza.
Yapmayın, etmeyin, kalbim dayanmıyo.
Yaşlandım artık.
Geydaşlarım* videoyu açmadan önce yanınızda peçetelerini alınız.




Ben çok beğendim. 15binmilyonuncu kez izliyorum yani.
Şu oje süren var ya onunla ciddi düşünüyorum.

*Geydaş'ı da yanlış hatırlamıyorsam CankaKuir diyordu.