31 Ağustos 2012 Cuma

İlker Çakmak'la İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği Hakkında

İlker'i ilk Trans Onur Yürüyüşü sonrasında tanıdım. ABBO'ın arkadaşıydı, benim de arkadaşım oldu. "HARİKA ADAM" dediğim adam işte İlker. Şu Taksim'de evi olan, evinde de üç kedisi olan. Rüyamda İlker'le röportaj yaptığımı gördüm, sordum, kabul etti ve yaptık. Sorular uzun süredir hazırdı ama anca çarşamba (29.08.12)  günü laptopumu kapıp derneğe gidebildim.




Soldaki İLKER, sağdaki ise ben
ve benim fotoğraf çekinmeme triplerim
Önce İlker'i tanıyalım:

-Kendini bi kaç cümleyle tanıtabilir misin? 
1972 İstanbul doğumlu, Eşcinsel erkek, zaman zaman queer

-Çevrenden farklı olduğunu hissettiğinde kaç yaşındaydın? İlk kime açıldın?
Ortabire gidiyordum. Yaklaşık 11 yaşlarında. 

-Kimleri örnek aldın?
Anneannemle, dayımı

-İlk tanıştığın LGBT birey kimdi?
Seks yaptığım kişiydi. Taksim parkında. Bi kalabalık vardı. Aralarına gittim. Çok yaklaşmadım ama. Biriyle tanıştım. Birlikte bi yere gittik, kuytu bi yere ama orası kuytu değilmiş başka bir sürü insan var. Hepsi onların şey; ya eşcinseller ya da eşcinselle birlikte olmak isteyenler. Çünkü o zamanlar klüp yoktu. Vardı da 18 yaşından küçük olduğumuz için klüplere giremiyoduk. Klüplerden haberim yoktu zaten.

(BENİM DE HİÇ HABERİM YOK lol)

-İstanbul LGBTT'nin kurucularından olduğuna göre aile açılma sürecini geçmişsindir. Peki bu süreç senin açından nasıl geçti, ne gibi zorluklar yaşadın? 
Ailemde yalnızca kardeşlerime açıldım. Çünkü zaten annem ve babamla birlikte yaşamadım hiç.  Ama kardeşlerimle tehdit üzerinden yürüttüğümüz bi ilişkimiz olduğu için, her konuyu tehdit haline getirdikleri için, bunu anlattım açık açık "ve bu tehtid konusu olmamalı" dedim. 4 kardeşiz, üçüne de söyledim.
Okuldaki arkadaşlarım da bilirlerdi lisede. Lise sonda öğrendiler tabii ki. Çünkü lise sonda gey kulübe gitmeye başladım. Zeki Müren'in adamlara köfte yapışını izliyordum sonra okula gidip zavallı yaşıtım olan erkeklerin, kızların etek boyundan nasıl iştahla bahsettiğini duyunca duyunca -çünkü dalga geçiyorlardı benimle, yeteri kadar "erkek" değildim onların gözünde- "sizler hala etek boylarını tartışıyorsunuz, ben kulüpte Zeki Müren'in adamları nasıl boşalttığını seyrediyorum" deyip hiç zorluk çekmedim açılma konusunda.

-Ailenden en büyük destekçin kimdi?
Kuzenim. Çünkü o da eş cinseldi. Şimdi trans oldu.

-Herkes küçükten doktor, avukat, öğretmen vb şeyler olmak ister ya sen ne olmak isterdin, şimdi ne iş yapıyorsun?
Hiçbir şey olmak istemedim. Restorasyon okudum, arkeolojiyi sevdiğim için. Ama ismimin başına, ortasına sonuna bişey gelsin istemiyordum. "Hiç" en sevdiğim kelime. O yüzden büyünce "şunu olucam" diye bişey yoktu aklımda.
Şimdi İstanbul LGBTT'de gönüllü olarak çalışıyorum. Ayrıca para kazanmak için yaptığım başka bazı işler de var. Gene vakıflarda falan çalışıyorum. Vakıf işi yani.

-Evlilik diyince aklına neler geliyor?
Evlilik mi? (korkmui bi yüz ifadesi) Ben evlilik kurumunun tümünün karşısındayım. Geleneksel aile yapısının katledilmesini istiyorum. Bütün yaşadığımız zorlukların "geleneksel" aile yapısı yüzünden kaynaklandığını düşünüyorum.
Evlilik, evet hakkımız olmalı. Hakkımız olsa da ben evlenecek insanlardan biri değilim. Çünkü tek eşliliğe de inanmıyorum.

-Çocuk sahibi olmak?
Birisini evlat edinmeyi düşünebilirim eğer yasalar izin verirse. Fakat "Kendi kanımdan ille de çocuğum olsun" fikri bana faşistçe geliyor.

-"İşte bu benim hayatım" dediğin kitap, film, belgesel, şarkı,  değin bir şey var mı?
Üç Aynalı Kırk Oda - Murathan Mungan
Benim Adım Kırmızı - Orhan Pamuk


Dernekle ilgili sorular:

-Facebook'taki dernek sayfanızda derneğin bi grup arkadaş tarafından kurulduğunu yazmışsınız. Peki bu "bi grup arkadaş" neden başka bi LGBTT derneği altında çalışmayı istemediler de İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği'ni açmayı düşündüler?
Bizim İstanbul LGBTT ismimiz lezbiyen, gay, biseksüel, travesti ve transeksüel olduğu halde trans sorunlarıyla ilgili çalışıyoruz. Çünkü zaten LAMBDA eşcinsel sorunlarıyla ilgili çalışmalar yapıyor. KAOS GL de öyle Ankara'dan.
İstanbul'da Translarla ilgili bi dernek yoktu. Ayrıcı burayı kuran arkadaşların bir kısmı zaten LAMBDA'da sorun yaşayıp, ayrılıp burayı kurdular. O yüzden başka bir derneğin altında çalışma gibi bir durum söz konusu değil. En azından geçmişte öyleydi. Bundan sonra ne olur bilemem.

-İstanbul LGBTT'i diğer derneklerden ayıran nedir?
Biz sokak örgütüyüz. Bağımsızız. Proje yazmamaya çalışıyoruz. Uluslar Arası Af Örgütü afiş giderlerimizi karşılıyor. Sokağa çıkıp gösteri yapıyoruz. Neredeyse her konuda hiç nazlanmadan sokağa çıkıp gösteri yapıyoruz. Üstelik hani karakolların önünde, Akp Şişli Binası'nın önünde, Ankara'da Meclis'in önünde... Bence diğer derneklerden farkımız bu; hiç bir akedamik çalışmamız yok, o yüzden de rahatız.

-Dernekte bir gün nasıl geçiyor? Derneğin kapısı  herkese açık mı? Dernekte insanları nasıl bi ortam bekliyor?
Derneğin kapısı 15:00'da açılıyor. Çünkü sex işçileri ancak o saatlerde uyanıp eğer geleceklerse derneğe geliyorlar. Kondom almaya geliyorlar ya da başlarına kötü bişey geldiyse bununla ilgili görüşmeye geliyorlar. Akşam 7'e kadar, pazar günü haric her gün açık burası.

(Patrick'in notu: Dernek keyifli. Her gittiğimde farklı insanlar oluyor. Onlarla konuşuluyor, sosyalleşmek için güzel bi yer. Tabii derneğe çok kalabalık gitmemek lazım. Küçük bi yer olduğu için çok fazla ses ve doğal olarak kargaşa oluyor.)

Dernek'ten EBRU
-Çalışmalarınızın daha çok Transeksüeller ve Travestiler üzerine olduğunu biliyoruz LGB bireyleri unutmuyorsunuz tabii ki de. LGBTT'ler için neler yaptınız, neler yapıyorsunuz? 
Doktora ya da avukata yönlendiriyoruz. Polisin verdiği cezalara karşı dilekçeler yazılıyor. Dava takibi yapmaya çalışıyoruz. Üniversitelerde Sex İşçiliği ile ilgili toplantılar/paneller düzenlendiğinde konuşmacı olarak katılıyoruz. Çünkü sex işçiliğinin meslek olarak tanınmasını ve diğer çalışanların kullandığı hakların tümünün sex işçilileri için de kullanılır hale gelmesini istiyoruz. Sex işçileri sendikası kurulmalı, sex işçileri yapacak kişilere yer gösterilmeli ki sağlık ve güvenlik içinde çalışabilsinler.

-Neler yapacaksınız?
Şu ana kadar yaptığımız işlerden farklı bir şey yapacağımızı zannetmiyorum. Çünkü transların hala hayatları söz konusu, "bizi öldürmeyin" aşamasındalar. Sokağa çıktıkları andan itibaren ayrımcılığa maruz kalıyorlar; alışveriş yaptığın yerlerde, ev kiralarken, doktora gittiğinde, polisle muhatap olduğunda, resmi dairelerde... Çünkü görüntün ve kimliğin arasında tezat oluşuyor. Bunu ya hizmet vermemek için kullanıyorlar ya da aşağılamak için. Bunların değişmesi gerekiyor. İlerde de yapacağımız şeyler bunlar.

-Trans Onur Haftası'nı düzenlediniz. Katılanlardan biri de bendim. Gayet de güzel geçmişti.
Trans Onur Haftası'nı üçüncü kez düzenledik. Lambda'nın düzenlediği İstanbul Onur Haftası'nda kendilerini ifade edemediklerini düşündükleri için Transların talebi doğrultusunda yapıldı Trans Onur Haftası ve Yürüyüşü. Daha görünür olmak, üstelik kimliklerinden utanmadıklarını göstermek, ısrarla görmezden gelinmelerine karşı seslerini duyurmaya çalışıyorlar.


-Peki kimlerle çalışıyosunuz?
Diğer LGBTT örgütleriyle çalışıyoruz; Kaos GL, Lambda, Pembe Hayat, Siyah Pembe Üçgen, SPoD, Eskişehir Mor El, Hebun Diyarbakır, Devrimci Anarşist Faaliyet, Sosyalist Feminist Politika Derneği, bi kaçtane sol örgütle. Zaman zaman BDP'yle, BDP'nin İstanbul temsilcileriyle. CHP destek olmaya çalışıyor ama samimi olduklarını düşünmüyor kimse.

-BDP samimi mi?
Ben inanmıyorum politik partilerin LGBTT'lerle ilgili düşüncelerine. Çünkü seninle konuştuklarında herşey çok güzel, söylenen her şeyi destekliyorlar, onaylıyorlar fakat iş eyleme gelince hepsi gerilim yaşıyor ve ses çıkmıyor ondan sonra.

-Derneğinizin kaç üyesi var, dernekteki iş bölümleri nedir?
Derneğin üyesi çok az. Çünkü derneğin üyesi olursa resmi olarak, düzenli olarak, para toplamak gerekiyor. O para toplansa da toplanmasa da o para üzerinden vergi kesiliyor. Ve biz LGBTT bireyler olarak böyle şeylere önem vermiyoruz. O yüzden üyelik kısmını olabildiğince az tutuyoruz.

İş bölümü yok. Herkes her işi yapıyor; ofis temizlemekten, gösteri yapmaya, pankart hazırlamaya, slogan attırmak, yürüyüş düzenlemek, görüşme yapmak, okullarla konuşmak. Herkes bir iş bulduğunda ve kimin fırsatı varsa o işi yapıyor.

Derneğin resmi olarak bi başkanı var, fakat o sadece resmi başkan. Düzenli olarak başka birisi başkan seçiliyor. Çünkü dernekte kimsenin kimseye üstünlük kurmasını istemiyoruz.

-İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir ve bi kaç şehirde daha LGBTT dernekleri var. Ama LGBTT'ler her yerde. Bu dernekler ne zaman yurt geneline yayılacak? Bulunduğu ilde dernek olmayanlar, örgütlenmek isteyenler ne yapmalı?
En yakın ildeki derneğe gitmeliler. Ya da bir araya gelip kendileri dernek kurmalılar. Dernek kurmak şart değil, sivil toplum girişimi olarak da kalabilirler. En azından dernek kurmadan önce insanlarla iletişim kurmalarını sağlıyor.

-Aşk örgütlenmekse; örgütlenmek için derneklere üye olurken nelere dikkat etmeliler?
 Bence üye olacağın derneğin gönüllüsü de olmalısın. Zaten bir süre birlikte çalıştıysan, vakit harcadıysan, derneğe üye olmalısın. Öyle moda diye ya da o dernekten çok bahsediliyor diye o derneğe üye olmak garip.

İSTANBUL LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ'nin bağlantıları:
facebook sayfası
twitter
internet sitesi
eposta: istanbulgbtt@gmail.com



İlker'e sorularıma cevap verdiği için,
Anlatsam Bi Bok Olmaz'a fotoğrafları çektiği için
Denekteki insanlara hoş sohbetleri için
Teşekkür ederim.


30 Ağustos 2012 Perşembe

BİR METRE BOYU VAR, TÜRLÜ TÜRLÜ KASI VAR.

Celebrate by Mika feat. Pharrell on Grooveshark


Everyone says now or never/ I say only if it's better/ Be a night like this forever/ Will we know better


Selam millet. Bu sabah bi enerji var bende. Nedenini bilmiyorum. Galiba havadan olabilir. Ya da açılan kısmetimden.

Sevgilim yok ya bi rahatladım. Bi ara "sevgili istiyorum, bana koca bulun" haykırışlarım götüme kaçtı. Bekarlık sultanlıkmış. Keşke One Girl'ümü en başta dediği "Ex'ten Next olmaz" sözünü dinleyip hiç başlamasaymışım. Ama yapacak bişey yok. Ne demiş atalarımız: Sikilmiş götün hesabı olmaz.

Neyse işte yeni denizlere yelken açmak için açık olan ama aylardır toplasan 5 mesaj gelmemiş olan hesabıma girdim. Ne göreyim 5 mesaj geldi bi günde. Allam götüm kalktı. Hesapta resmim falan da yok. Anlamadım. Herhalde güzelden alıyorlar. Başka bi açıklaması olamaz.

Neyse yazanlardan birini acayip beğendim. Saçları biraz uzun, dalgalı, 185 boyunda esmer biri. Elektiriği aldım valla. Resmim yokmu diye sordu. Ben romeo'dan anlamadığım için nasıl yükleyeceğimi bulamadım. Neysem "romeo kastı msn'e geçelim" diyemedim ama sonuçta msn'e geçtik. Kamera açtık.
Hayal kırıklığı I: Saçları 3 numaradan biri kısa olmuş. Ama yakışmış pezevenke.
Sabahtan beri müzik dinleyip salak salak dans ediyorum.

Neyse sohbete başladık falan. -Karma iş başında mood: on- Nerde okudun ne yaptınların ardından 4 sene İstanbul'da olmadığımı söyledim. Nerde olduğumu sordu, söyledim. İlçeyi de soru, onu da söyledim. Zaten Orada 2 tane anadolu lisesi olduğundan ikisini de yazdı. Ben de söyledim okulumu. Benim okula başladığım sene, o mezun olmuş. Şansa bak sen. Öyle konuştuk falan. 2 hafta sonra Fransa'ya gideceğini söyledi.
Hayal kırıklığı II: "Niye gidiyon anam Fransalara. Gitme,  bol bol Firenç kis yapalım" demedim, diyemedim.

Neyse Fransa'ya gitmeden görüşücez 1 kere. Beyefendi "Fransa'ya giymeden yerli malı dopingi yapmak istiyorum" dedi. O MAL'lardan biri de ben olucam galiba. Olsun, feda olsun.

Dün sabah kalktım direk Romeo'yu açtım. 1-2 mesaj daha. Neysem bi çocuk yine hoşuma gitti. Onunla da msn'den ekleştik. Yaşıtım tatlış bişey. Bakalım onla ne olcak.

"Romeo kastı, Gabile'de hayat var mı?" diye düşünmeden edemedim. Daldım Gabile'ye. İşte ordan da aynı semtten birini buldum. Fotoğraf yok. Bi yerde buluşalım dedik. Ben duşa girdim gittim.
Hayal kırıklığı III: Abi, kısa olduğunu söyledin de niye bu kadar olursun ki?

Neden mi kısa? Çünkü adam at bakıcısı. İki gönül bir olunca hipodrom seyranmış. Neysem gittik odasına. At kokularıdır falandır felandır. Ben direk kezbana bağladım. Onu yapmam bunu yapmam. Ama adamı görseniz adeta bir SPARTACUS. Yakışıklı değil, karizmatik değil ama tatlı. Bi de vücudunun her yerindeki o kaslar... BİR METRE BOYU VAR, TÜRLÜ TÜRLÜ KASI VAR.

Ben hala vücudumuzun en güzlü kası DİL olduğundan ne kadar çalışırsam çalışayım hiç bir kasın dil kadar güçlü olduğuna inanmadığımdan evde yatıp göt büyütüyorum. Adamın poposuna elledim de abi ne güzeldi lan. Taş gibi. Çok kıskandım. Neyse genşler, bi ara ben de başlıcam spora.

He nerde kalmıştık. Kezbanlık yaptım kendime. "Onu yapmam, bunu yapmam, kalksana lan istemiyorum işte..." falan filan. Adam o kadar güçlü ki istesi siker atar beni orda benim gıkım çıkamaz. Ama anlayışlı, efendi çocuk. Bıraktı beni.

Bi sene sevişmedikten sonra sevgilimle seviştim ardından yabancı bi adamla sevişmeyi midem kaldırmadı. Sigara içtik ve ben eve geldim.

Evde biraz takıldıktan sonra laptop'umu kapıp Taksim'e gittim İstanbul LGBTT röportajı için. ABBO da ordaydı. Sonra çay falan içtik. Eve geldiğimde 23:00 mı neydi saat. Zaten hemen uyudum. Bu sabah kalktım dünkü röportajın ses kaydını yazıya dökmeye çalıştım. Yarısı bitti.

Umut Eker'le de röportaj yapıcaktım ya hani. Yolladım soruları. Aslında hiç böyle ayıplı soru falan da yok. Neymiş efendim böyle soruları cevapları uygun olmazmış. Haspam. Neysem sevmiyorum artık Umut Eker falan. Benim için Umut Eker bitmiştir.

Ha bi de yeni bir modacı küllerinden doğmak üzere: ABBO!

Herkes'e Mika'lı günler.

28 Ağustos 2012 Salı

HEPİMİZ PİPİMİZ İÇİN (MİM)



Sevgili Kezban yazı yazmış, Bigay yazının üstüne konup MİM oluşturmuş, taze blogger Tiftik Keçisi de bana paslamış. Hepsine ne kadar teşekkür etsem azdır. Tanrım, iyi ki bu güzel insanları yarattın; sana şükürler olsun!

Bence her Mim'in kuralları saçmadır. Kuralları güzel olan bi mim görmedim. Ölmeden önce allam bana öyle mim gösterir umarım. Neyse isyan etmiyim de Bigay'in fermanını yayınlayayım.

Kurallar:
1. Kuralları üşenmeyip yazan Kezban' a MiM yaratıp sizi eğlendirdiğim için bana, paslayarak başınızı belaya sokan kişiye teşekkür edersiniz zaten, söylemeye ne hacet.
2. Mim çok basit, maddeler hakkında ki yorumlarınızı yazın, yaparım yapmam diye belirtin, en sonunda da  bu maddelerin ya tamamını ya da7/8 ni, 6/8ni yapıyorum gibi istatistik çıkarın ki açıkça oranı bilelim.
3. Bu sekiz madde dışında bence şunu da yapıyoruz diye kendi maddenizi de ekleyebilirsiniz. Özgün olmak adına önemli.
4. En fazla 3 kişiye paslayabilirsiniz. Pasladığınız kişinin yazması için baskı uygulamalısınız. Sizin de bu bulogta bir ağırlığınız olsun di mi?
5. MiM başlığı sabittir herkes bu başlıkla yazar. Dişi bulogırlar "Hepimiz Kukumuz İçin" diye değiştirebilir tabii ki  hahaha

1. Hangimiz tanışıp hoşlandığı insanı hemen çıplak hayal etmiyo?Karşı tarafla ''pokemonlar'' konusunu konuşsanız bile o an çoktan içimizden ''seni seçtim sikaçu oyş'' diyip,türlü fantezilere dalıp gidiyosun.Kimse bana ''ayy kezban uydurma'' falan demesin!
Hoşlandıysam bırak çıplak hayal etmeyi Roma'daki Kolezyum'um ortasında yiyişme fantezileri kuruyorum. Direk Spartacus'e falan bağlıyorum. Azcık romantikse ıssız bi kumsalda, kültürlüyse bi kütüphanede... Oyş sabahlar olmasın!


2. Hangimiz biriyle buluşmaya giderken en sevdiği veya yeni aldığı kıyafeti giymiyo?Evet evet daha etiketini bile sökmeye kıyamadığın şeyi o an ''amaaan senelerdir var bu bende'' yüzsüzlüğüyle giyiyosun.Halbuki evde klorak lekeli pijamanla oturuyorsun.
Valla ben giyiyorum. Bi kırmızı gömleğim vardır ki sormayın gitsin. Eğer buluştuklarıma "ilk buluşmanızda ne vardı?" diye sorarsanız 100 kişiden 75'i "kırmızı gömlek" cevabı vermezlerse gelin beni bulun. Abi o gömleği seviyorum napıyım? Kışın ise eniştemden yürüttüğüm bi gömlek var genelde onu giyerim. Sanki başka gömleğim yok :(


3. Hangimiz sevgilisinin evinde titizlikten ölücekmiş gibi davranmıyo?Normalde evde taşaklarını avuçlayıp sonra bişey olmamış gibi mouseu tutan insan.Sevgilisinin evinde veya otelde her nerdeyse...hemen bi Ayşe Teyze'ye bağlıyo.Yok sürekli koltuk altını kontrol etmeler,tuvalete gidip dişlerinin arasında bişey var mı diye bakmalar.Ohoooo
Valla ben de böyle yapıyorum. "Ay beni pis zannetmesin, burnunu karıştırma, tuvaletten çıkınca elini yıkamayı unutma, öksürürken ağzını kapa, osurma..." hepsi beynimin içinde. Sanki sevgilimin yanında değilim de temizlik kampındaymışım gibi.


4. Hangimiz dışarda yemek yerken içinden hesabı düşünmüyo?Bi kere zaten ''kim ödeyecek?'' kısmına girmiyorum bile.Ama şu hesap olayları çok rezil bişey.Hadi bunu ilk tanıştığın kişiye göre yorma.Mesela uzun ilişkilerde de çok tehlikeli bi konu bu.Ya bi taraf daha çok öder,ya ikisi ortak öder veya bi taraf hiç ödemez.Bunu cinsellikte oynadığı role bağlayanlar da var.''Ben ödeyemem o ödesin,sonuçta aktif o''diyenlere az çok şahit oldum.''Eee sen karın tokluğuna mı sikişiyosun tatlum :D:D?'' diye sorduğumda da çok terbiyeli cevaplar alamamışlığım var.
Param varsa sikmişim hesabı mood'undayımdır. Ama param yoksa zaten evden yemek yer çıkarım. Karşımdaki yer içer ben bişey yemem o zaman kendi parasını kendi ödemek zorunda kalır. Rol mol bilmem ben. Hesabı önce kapan öder. "Ay ben ödeyeyim" diyene de "yok canım olur mu öyle şey ben ödeyeyim bla bla bla" şeyler demem. İstiyosa ödesin.


5. Hangimiz zaman zaman Yıldız Tilbe dinlemedik ki?Müzik konusuna baktığımızda herkes Yann Tiersen'in 2.şubesi nerdeyse.Öyle kaliteli,öyle süper marjinal kişilikleriz ki sıçtığımız boklar bile biblo gibi.Hay allahım ben bi kere çok darlanmışım,canım sıkkın.Msnde de ne dinlediğimiz gözüküyo haliyle.Açmışım bi tane Gülden Karaböcek dertlenmişim.Hemen birisi aşağıdan ''Ya şaka mı:)?'' diye bana yazmış.O sıkıntıyla ben bunu görünce 2-3 aydır konuşup anlaşmama rağmen azına yüzüne sıçıp yollamışım.Geçen hatırlattı,tanıttı kendini yinee artık arabeskçi olmuş ehehehe..Neyse
Serdar Ortaç dinlediğim zamanlar bile oldu. Müslüm Baba da dinlerim ne var yane? Kime ne benim müzüğümden? Benim kulağım, benim kararım! Ay dur ben bi Demet Akalın dinleyip geliyom.(Demet Akalın dediysem de Emanet diye bi şarkısı var onu dinliyorum sadece, yanlış anlaşılmasın yaneee. OK?) 1) Nicki Minaj 2) Justin Bieber 3) One Direction dinleyenle olmaz.


6. Hangimiz evde annemizle saç baş kavga ederken bi anda çalan telefona ''Alo ifindiiim ivit napiiim ivdi oturuyorum işte'' diye sakin sakin cevaplar vermedik ki? Aslında bunu da çok yapıyoruz.Ailemizde olan sorunları kesinlikle kimseye anlatmıyoruz.Özellikle sevgilimize daha bi anlatmıyoruz.O bizim ailemizi pür neşe,sevimlilik şelalesi,neşe zoptiriği,şirinler köyü olarak gördükçe kendi ailesinin bokluğundan bahsetmek istemiyo.Eee al işte sana karşılıklı ayakta sikmece.Bilmiyorum ya bence insan ''ben dün anneme kafa attım biliyo musun?'' demeli.(ehehehe yani kafa atmamalı tabi) Bazı şeyler biraz daha samimi olmalı...
Yok ben bunu yapamıyorum. "Moralim bozuk, ona göre davran, azcık sinirimi al, beni sinirlendirme" mesajları veririm telefondan. A, bi de onu mu çekicem. Olmaz.


7. Hangimiz daha sevgili olmadığımız halde o kişiye ''BENİMSİN'' tavrıyla yaklaşmamıştır ki? Aslında en yarak gibi olanı bu bence.Aranda daha ne olup bittiğini bilmiyosun o kişiyle ve gidip trip atıyosun.Bence birini kıskanmaya hakkın olmadığını düşündüğün an kapı kolundan bi farkın kalmıyo.O çok göt bi durum...çok çok hem de..Sevgili desen değilsin,arkadaş desen hiç değil,nesin amk sen? Kuzen misin enişte misin la bioksin beyinli!!!
Bunu da yapmıyorum ya. Niye elin insanına trip atıyım ki. Yok bana göre değil. Kolay kolay trip atmam ama trip atarsam "ADUKET" etkisi yapar yani.


8. Veee hangimiz özlediğimiz kişiyi düşünürken bir başkası tarafından da biz özlenmedik ki? Bu çok doğru kordineli gidiyo maalesef bu hayatta.Senin özlediğin başkasını özlüyo,başkası da başkasını özlüyo,sonra o en başkası gelip seni özlüyo...Belki bilmeden bi elazığ burma bilezik halkası yaratıyoruz bazen ama hayatta böyle nevrotik.
Bilmiyorum.  Bence kimse beni özlemiyo. Ben özlüyorum da başkası beni niye özlesin ne sikim var bende? Yok buna da katılamadım ben. 

5/8 Durumum o kadar kötü değil galiba? 


Pasladıklarım:

26 Ağustos 2012 Pazar

Abidin'in hikayesi

Turn The Page by Metallica on Grooveshark

 Bu hikaye Patrick'in olamaz. Olmamalı. Patrick'in bi parçası olan Abidin'in hikayesi olsun bu.

Günlerden bi gün Abidin sinemaya gider, filmin sonlarına doğru telefonu titrer, mesaj gelmiştir telefonuna. Okur mesajı, bi kaç kez daha okur, kimin gönderdiğine bakar, bi yandan film akar gider. Kimden geldiğini en az on kere okur ve kabul eder. Eski sevgilisi. Konuşmak ister, bi şans daha ister. Buluşurlar, konuşurlar, tekrardan sevgili olurlar.

Öpüşürler, sevişirler, film izlemeye çalışırlar ama beceremezler film izlemeyi, oynaşırlar. İkisi de mutludur. En azından Abidin mutludur.Günler birbirini kovalar. Bunlar hala buluşurlar. Abidin'in sevgilisi Abidin'e sigarayı bırakmasını söyler. Abidin bırakmaz sigarayı.

Abidin'le sevgilisi ilk ayrıldıklarında Abidin sigaraya yanaşır. Sigaradan aldığı her nefeste eski sevgilisi gelir aklına Abidin'in. Sırf onu yanında hissetmek için otobüsten bi kaç durak önce inip eve yürürken sigara içer. Sarar eski sevgilisi onu o zaman. Sevgilisi onu göt gibi bırakıp gitmiştir çünkü. Abidin bunları kimseye anlatamaz. Sigara içerken yanında hissettiği eski sevgilisine anlatır, intikam alır sözde ondan. İntikamını aldıktan sonra gelmez bi daha eski sevgilisi yanına. Ama yeni bi arkadaştır sigara Abidin'e. İşte bu yüzden bırakamaz Abidin sigarayı.

Abidin'le sevgilisinin sigarayla ilgili sorunları kalmaz artık. Abidin, sevgilisini en yakın arkadaşıyla tanıştırır. Abidin'in sevgilisi, Abidin'i en yakın arkadaşıyla tanıştırır.

Geçer günler yine ardı ardına. Abidin'le sevgilisi gezmeye giderler dolaşırlarken Abidin, Ozan'ı görür. Ama etkilenmez. Çünkü sevgilisi yanındadır. Bi buluşmasında da "kaslı, kumral, mimar, yunan heykeli gibi" eskilerden birini görür. Ama etkilenir bu sefer Abidin. Neden mi? Çünkü sevgilisi ona uzaktır.

Düşünmeye başlar Abidin. Neden bu çocukla tekrardan sevgili olduklarını düşünür. Yakışıklı değil, zevkleri uymuyo, kısa, şişko bi şeydir sevgili. Müzik zevkleri bile tam anlamıyla uymaz. Çocuk Britney dinliyor bi kere daha kötüsü Justin Bieber dinlemesidir her halde.

Aslında aşık olmadığını anlar Abidin. Sadece sevgilisi olsun istemiştir. Olmuştur. O yüzden ikinci şans vermiştir. Sevişirken dediği "seni seviyorum"lar "hadi boşal da kalk üstümden" anlamına geliyodu. Ama neden hala bununlaydı peki? Bilmiyodu Abidin. Sevişmek istiyordu belki, belki de biriyle beraber olmak. Aşık olmak istiyodu ama olamamıştı.

Abidin bayram tatilinde anneannesinin yanına gider. Evde durmaz, çıkar dışarı arkadaşlarıyla buluşur. 5 gün sonra İstanbul'a giderken sevgilisine "Seni bu hafta ihmal ettim, özür dilerim" der. Sevgilisi ona "Beni önemsiyormuşsun gibi davranma" tarzında bişey der. Abidin'in sinirleri zaten bozuktur. Anlam veremez. Her ne kadar anlam veremese de sevgilisidir onun. Tabii ki önemser. Sevgilisi Abidin'e maralinin bozuk olduğunu nedenini zamanı gelince anlatacağını söyler.

Abidin merak eder sevgilisini üzen şeyin ne olduğunu. Ertesi gün buluşurlar anlatmasını ister. Anlatmaz sevgilisi. Anlatmamakta ısrar eder. Beraber çözüm bulmayı önerir ama sevgilisi "Sen bilmesen de benim senden başka hayatım var" der. Bilir Abidin bunu. Abidinin sevgilisi Abidinleyken konuşmaz elinde telefon başkalarıyla mesajlaşır çünkü. Abidin ne yapıyor, ne ediyor sikinde değildir.

"Keşke arkadaş kalsaydık o zaman daha yakın olurduk" der sevgilisi Abidin'e. Abidinin tepesi atmıştır. Sevgiliyken yakın değilsen arkadaşken nasıl yakın olunabileceğini düşünür Abidin.

Sevgilisinin Abidin'e verdiği çalışmak için kitapları, okumak için kitabı, tercih klavuzunu, doğum günü hediyesini ve defterine yazdığı iki satırlık notu koparır bi poşete koyar geri vermeye götürür. Eski sevgilisi de gelir Abidin'in o da Abidin'in verdiği DVD ve kitapları getirmiştir.

Abidin o sırada bi iki söz söylemesini bekler sevgilinden. En azından bi "hoşçakal" demesini ya da "siktir git orospu çocuğu" demesini. bişey duymak ister. Ama karşısında asık bi surat vardır.

Poşetleri değişirler. Abidin AVM'e girer. En pahalı kafeye oturur. en pahalılarından iki kahve içer, sigarasını yakar. Ardından 6 tane DVD alır. Dersaneye başlayacağı için en pahalılarından defter alır kendine. Gereksiz yere bi kaç kalem. Bütün parasını bitirir. İzmir'de harcamak için biriktirdiği paradan geriye bişey kalmamıştır. Pişman olmaz, olamaz, parasını bitirdiği için. Eve döner. Duşa girer, duşta bi sigara içer. Küfür eder kendisine. Neden ikinci bi şans verdiğini, mesajı görmezden gelmediğini, boş yere "seni seviyorum" dediğini, onunla seviştiğini, arkadaşıyla tanıştırdığını sorgular.

Sorgular durur Abidin akan suyun altında.

Sonra aklına gelen bi sözle ağzında bi tebessüm oluşur.

"Boşver  kanka, kaşardı zaten!"

Abidin

Train Song by Tom Waits on Grooveshark

Tabii ki de çizemez mutluluğun resmini Abidin. 

Çizemediği tek şey "mutluluk" değildir.

"Biten ilişkiyi" de çizemez bizim becerisiz Abidin.

Nereden bilebilirdi ki Abidin, verdiği şansın tekrardan götünde patlayacağını.

Abidin yalnızdır artık.

Abidin zaten hep yalnızmış. 

Kendini "çift" zannetmiş bir aydır.

Salak Abidin,

Aptal Abidin!

Abidin, hadi bi sigara yak.

Ağlama Abidin.

21 Ağustos 2012 Salı

Re:

Gencler nabersiniz? Biraz gec olsa da iyi bayramlar.
Anneannemlere geldim pazar gecesi. Sabahin korunde anneannemin
bagirislariyla uyandim. Uykumu alamadigim icin tabii ki de sinirliyim.
Dun Kivircik ve Harley'le bulustum. Ozlemisim onlari. Sari da gelcek
yarin aksam dogum gunumu kutlucaklar falan.
Kisa bi durum ozeti yapayim dedim.
Allam, mobil internet diye bisey yaratmissin tamam guzel sey ama bana
gore degil. Su Petrik kulunu da dusun!
Gtalk, msn, facebook, twitter, bbm takiliyorum ama cok yorucu yahu.
Neyse belki alisirim zamanla.
Cumartesi bilgisayarimdan atarim post artik.

Petrik kacar!
XOXO

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Hoşça kal'ın anacım.

Yarın bayram, erken kalkalım ibneler!

Bugün Bayram by Barış Manço on Grooveshark

Malum yarın bayram. Ben ve annem anneannemlere gidicez. Anneannemi, dedemi, arkadaşlarımı özledim valla. Cuma günü dönücem geri.

Dün sevdiceğimle sahilde romantik romantik yürürken noldu? Eşşeğin siki oldu. Ayağımı burktum.Eve geldim buz torbalarıyla seviştim resmen bütün akşam. Neyse şimdi iyi, biraz acı var sadece. Serdar Ortaç'da dans bile ettim bugün ne diyosunuz.

Kardeşim bu sabah "ben de gelmek istiyorum" dedi. Yarın bayram. Millet memleketine gidiyo. Otobüslerde yer yok. Biz zor bulduk. (anneannemin bi lafı geldi aklıma "sikiş arasına sokuş") Neyse 3-5 yeri aradı annem bulundu bilet, alındı. Sonra "Ben vazgeçtim, gelmicem" dedi. Annem kızmaya başladı. "Tamam, boşver gelmesin. Ben o biletle İzmir'e giderim" dedim. Ve annem kabul etti. Hemen şirketi arayıp bileti açık bilet yaptırdık.

Sonra hemen bilgisayara girdim. İzmir'e gideceğim arkadaşım açıktı. Geliyorum, dedi. Çok sevindi. Nerseyse 3 senedir tanışıyoruz çocukla. Her bokumuzu biliyoruz (gey olduğumu bilmiyo, belki de şüpheleniyodur), sık sık kamerada sohbet ederiz, dans ederiz ama bi türlü görüşmek nasip olmadı.

Cuma günü İstanbul'a dönücem tekrardan.  Ondan sonraki hafta İzmir'e giderim diye düşünüyorum. Gitmeliyim lan! Gidicem. Biletim de var. Gitsem iyi olacak. Gidiyorum ben yea! Ben isterdim ki anneannemlerden direk İzmir'e geçeyim. Ama annem öyle olmaz dedi.

1 hafta tatil gibi olcak galiba. VAN GÖRL'üm Bİ'GAY'im, artık İzmir'de kim varsa toplaşırız her halde bi akşam? Bi yemek ısmarlarsınız? Misafir geliyom lan! Sonunda.

Anneannemlere laptop'umu götürmüyorum. 5 gün bilgisayarsızım. 5 gün sevgilisizim. 5 gün ne yaparım bilmiyorum. Belki yarın da bi bayram postu atar kaçarım İstanbul'dan.

16 Ağustos 2012 Perşembe

İki haberim var; biri iyi, diğeri de iyi

Önce hangisinden başlasam bilemiyorum.

İki tane röportajım olacak.

İlk röportajımın soruları hazır:
İstanbul LGBTT Dayanışma Deneği'nden üç kişiyle röportaj yapıcam.


İkinci Röportajım ise Umut Eker'le olacak.
Mail üzerinden bi röportaj yapıcaz, gönül isterdi ki yüz yüze olsun.

Beklemede kalın.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

İyi ki doğmuşum.

Allam, bugün benim doğum günüm. Reşit oldum lan ben. Hani barlara girerken kimlik sorsalar direk gösterebilicem. İstediğim konsere festivale gidebilicem. Allam bu ne rahatlık lan! Şimdiye kadar hiç kimlik sormadılar barlarda bana ama ya sorsalardı? Karakol, babam, yarra yerdim herhalde sonra. Bi daha gece dışarı çıkamazdım :(

Dün gece ben, sevgilim ve sevgilimin bi arkdaşı dışarı çıktık. Aslında Sarı ve ABBO da gelecekti. Sarı'nın anneleri izin vermemiş, ABBO da hastalanmış. O yüzden üç kişiydik.

Sevgilimle buluştuk, dolmuşla Taksim'e gittik; arkadaşı da Taksim'e geldi. Burger'ın önünde buluştuk :) Yürürken birden bire yapmur başladı. Karnımız öküz gibi açtı. Ama İstiklal'in öyle bi yerinde durmuşuz ki çevrede yemek yiyecek bi yer yok! Neyse bi ara sokakta kafe tarzı bi yerler vardı. Hem yağmurdan korunuruz hem de yemek yeriz diye girdik oraya. Allam, bütün kafeler nargileci.

Birinin önünde durduk.
-Abi yemek var mı?
-Var, ne yemek istiyosunuz?
-Yemek.
-Kebab var, geçin içeri.

Mecbur girdik. Yemek söyledik, bayağı geç geldi. E dün akşam mağlum GS-FB derbisi mi ne varmış o başladı. Kafe doldu taştı. İlk yarıyı izledik. Yağmur dinmişti. Tünele doğru yürüdük.

hediyenin küçüğü büyüğü olmaz bence. Her türlü hediyeyi severim.
Bi'gay'in dediği yeri aradık. baştan bulamadık. Ama kafamı biraz içerilere sokunca gördüm. Oturduk. 6+6+6 olarak 18 tane shot söyledik. Baştan müziğin sesi az açıktı 23:00'dan sonra ses açıldı. Madonna, Michael Jackson derken bayağı güzel şarkılar çaldılar. Oturduğumuz yerde yaylandık.

Gece yarısı olup takvim 13 Ağustos'u gösterdiğinde sevgilim doğum günümü kutladı. Arkadaşı kutladı. Hediyemi açtım. Galata baskılı turuncu bi tişört almış. Ben de ne zamandır istiyodum ama bi türlü denk gelememiştim. Biraz daha oturup kalktık. Kızılkayalar'dan ıslak yedim. Allam nasıl güzel ya! (One Girl'le beraber yemediğim için vicdan azabı çekiyorum hala)

Sonra eve geldim. Dolmuşta midem bulandı ama kusmadım.
Bugün Sarı'yla buluştuk. Bana hediyesini verdi. Çiçekli bi gömlek almış. Oturduk sohbet ettik. Sevgili yapmış falan.

Annemle buluştum. Anneme ayakkabı baktık. Ordan AVM'e geçip yemek yedik. Tişörtle çorap aldım kendime. Renkli çorapları çok seviyorum ben ya!

İşte böyle bi doğum günü geçirdim.

Not:18 olunca bişey değişmiyomuş. Sabah uyanınca "Hani benim Biscolata erkeklerim?!" diye içten içe ağladım.

Not 2:Bu arada gözlüğümü değiştirdim. Bence koyu kırmızı, anneme göre vişne çürüğü bi gözlük çerçevem var artık. Çok kuğulum. Anne, ben Tumblrboy oldum.

Not 3: Nedense bu aralar babam çok bonkör. Ne zaman para istesem fazlasıyla veriyo. Başımıza taş yağmasa bari.

Not 4: Bayramda anneannemlere gidiyorum. 5 gün kalcam. Kıvırcık'la Harley'e bana parti hazırlayın dedim bakalım ne yapcaklar.

Not 5: En kısa zamanda kendimi Tek Yön'e atıcam. Merak ediyorum anacım!

10 Ağustos 2012 Cuma

Marlon Teixeira'ya niyetlendim.

Allam, bu Brezilyanın suyunda ne var? Onlara neden torpil geçiyorsun. Biz de senin kulun değilmiyiz. Kulunuz ama cool değiliz. Allam bana Marlon'u nasip et yareppim. Amin.
 










Ben büyünce Marlon olucam. OK?

9 Ağustos 2012 Perşembe

"Senin Mood'un hangisi" derler adama -Mim-

Geçenlerde yazacak konu bulamadığımdan bi bok yazamıyodum da Kazu'ma rica ettim ortaya bi mim at da iki bişeyler yazalım diye. Sağ olsun kırmamış beni, mim oluşturmuş.


***

Önce kurallar:

1- Mim'i alan mimi kim göndermiş olursa olsun Operadaki Kazulet'e teşekkür edecek. Nihoha! Sonra gönderene...
2- Mimi alan, nası mimi rahat alabildi mi (kalın mı geldi, dar mı geldi öyle ya:P) onu belirtecek
3- Yukarıdaki mood resmi logo olarak kullanılmış olup cevaplarınıza dilediğiniz resmi yapıştırabilirsiniz.

Mim'in içeriği:

1- Mimlendiği andaki mood'unu yazacak.
2- Yeni aldığınız giysiyi başkası üzerinde görünce hangi moodda olursunuz?
3- İşerken genelde ne moodda olursunuz?
4- Depresif Mooddan Heidi mooduna geçmesini sağlayacak olay ne olabilir düşünüp bulacak.
5- Mimi, alışı kuvvetli 3 arkadaşına paslayacak:D
***

-Bu Mim'i hazırlayan Operadaki Kazulete sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ve beni mimleyen Kazu'ya da ayrıca teşekkür ederim
-Valla mim'i çok rahat aldım. Tam bana göre bi mim olmuş.

-Mimlendiğim andaki mood'um:
Teşekkürler kazu mood'u














-Yeni aldığım giysiyi başkasının üstünde gördüğüm andaki mood'um:













-İşerken genelde böyle olurum:
Allam nasıl güzel
işiyorum mood'u
















-Depresif mood'dan Heidi mood'una kaymaklı ekmek kadayıfını gördüğüm her an geçebilirim.

Mimlediklerim:
Ne zamandır yazı yazmayan adam, ABBO
Ne zamandır yazı yazmayan ikinci adam, Bi'Adam
Ve falcıların kralı Haplo

Not: Sevgili Kazu, Ayrıca mood değil de mode yazdıysam nolmuş yani. Petrikçe diye bi dil var, bilmiyo musun?

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Ankara'dan Werther geldi, İstanbul'da bayram havası



26 temmuzdan bu yana kendimle ilgili bişey yazmamışım. Yazasım gelmiyo, canım istemiyo. Yazacak şeyler oluyo ama yazamıyorum bi türlü.

Geçenlerde sevgilimle aramızda küçük bi tatsızlık oldu ama geçti. Mutluyuz şimdi.

Tercih dönemi geldi, geçti. Hacettepe'ye gidip kömürcü mü olsam yoksa Ege'e gidip bahçıvan mı olsam derken tercih yapmadım. Bana kalsa evden gitmek için bi yerler yazardım ama annem bi sene daha hazırlanmamı istediğim yere gitmemi istedi.

Dün 2 dersaneyle görüşmeye gittim. Teki orta okulda gittiğim eski dersanem. O zamanki mğdğr yardımcısı şimdi müdür olmuş. Direk bana %50 indirim yaptı. Ders saatlerini falan konuştuk işte.

Öteki dersane ise orta okuldaki dersanemin müdürünün yeni açtığı dersane. O adam da tanıdı beni. O da nerdeyse %50 indirim yaptı gibi. Ama bu dersanenin ders saatleri falan beni daha çok etkiledi. Daha düzenli gibi geldi. Karar verebilmiş değilim hangisine gitsem diye.

Geçen gün 1 senenin ardından (Mezuniyet alışverişimi saymıyorum, bi bok anlamadım çünkü ondan) alışverişe çıktım. Allam, yeni giysiler almak ne kadar güzel bişey. İnsan nasıl rahatlıyor anlatamam. Gözüne kestirdiğin bişeyin "Acaba bedeni var mı?" sorusunu özlemişim ya. Ciddi ciddi özlemişim. En kısa zamanda yine çıkmalıyım alışverişe.

Geçende msn'den Werther'le konuşurken İstanbul'a gelceğini söyledi. "Gelince gezdir bi gün" dedi yüzsüzce. Yapacak bişey yok diyip gezdiririm dedim. İşte bugün buluştuk. Eminönü'ndeki Kadıköy Vapur İskelesi'nde buluşucaktık. Ben tramvaydan inince ordaki iskelede bekledim meğersem balıkekmekçilerin orda bi iskele daha varmış ve ordan gelmiş Werther. İki saat onu aradım, aradım ama bulamadım. Sonunda buluştuk işte.

Galata'yı merak ediyomuş. Galata'ya gittik. Orda kahvaltı yaptım ben. Oturduğumuz börekçiden etrafa bakındı, beğenmiş Galata'yı. Galata'dan İstiklal'e çıktık. Ordan Gezi Parkı, Cihangir derken yine İstiklal'e geldik. Yemek yedik.

Bana fal sözü vardı. Tekrar Galata'ya indik. Galata'da Sarı'yla benim çok sevdiğimiz küçük bi kafe vardı oraya oturduk. Kahve söyledim işte. Baktı ama ne bakış! İçimi kararttı. Bi tane güzel bişey söylemez mi? Yok, söylemedi. Fal için tekrardan teşekkürler. Ha bi de bana bileklik aldı. "Vaka vaka bilekliği" diyo :) O'nu yine vapura bıraktım.

Eminönün'den tramvaya binmeyi götüm yemedi o kalabalıkta. Tekrar Taksim Meydan'a yürüdüm. Yürürken Terkos Pasajı çarptı gözüme. Depp'li tişört vardı orda ama baskısı kötüydü. Kate Moss'un seksi bi pozunun oldu bi tişört beğendim onun da baskısı kötüydü. Bi tane Pink Floyd bi tane de The Beatles tişörtü aldım.

Acayip Pink Floyd hayranı olan Lennon'a "Terkostan Floyd tişörtü aldım, ağla şimdi" diye mesaj attım. Tabii o cevap verene kadar ben Demirören'e gelmiştim. Taksim'deymiş o da. Oturdukları yere gittim onu görmeye. Ne zamandır görüşmüyoduk. En son Onur Yürüyüşü'nde görmüştüm o da 5-10 saniye bişeydi. Özlemişim valla. Ayak üstü dedikodu yaptık biraz.

Tekrar meydana doğru yürümeye başladım. Bi kız önümü kesti.
-Türk müsün?
-Evet
-Cidden Türk müsün?
-Evet.
-Burs, yardım, dergi, para (bişeyler geveledi ağzında)
-Sadece akbilim var
-Zengin birine benziyodun oysaki tipine bakınca
-A, pardon nakitim yok. Kredi kartı geçiyo mu?
-Ben de 50 lira falan atarsın diye düşünmüştüm
-Yok, olsa...

diyip ayrıldım. Tatlı bi kızdı. Zengin miyim lan ben? Bana burs versinler! Lennon da bugünkü tipimi beğendi. Yeni aldığım slimfit kot pantolonumu giymiştim, üstüme de bol maymunlu bi tişört. Hoş giyinmiştim yani ;) İstiklal'de bi de Hümeyra'yı gördük. Allam, nasıl tatlı bi kadındır o. Küçücük bişey. Kırmızı pantolonu falan vardı.

İşte sonunda meydana geldim. Bu arada Taksime Gelmişken Anlatsam Bi Bok Olmaz'ı da göreyim dedim, mesaj attım evde mi acaba diye ama cevap vermedi İBNE! Metro,otobüs, dolmuş arasında gidip gelirken dolmuşa bineyim dedim, daha kısa sürerdi. Bindim dolmuşa. Yarı yolda ne göreyim yanlış dolmuşa binmişim. Siktir! Zaten giydiğim ince tabanlı ayakkabılarım yüzünden ayaklarım sikildi bi de yolu daha da uzattım. Neyse indim dolmuştan. İndiğim yer de sevgilim evinin orada. Hemen mesaj attım. Bakkala çıkmış o da. 2 dakika görüşebildik. Sonra eve yürüdüm. Yürü alla, yürü. Bitmedi yol bi türlü.

Ayak ağrımdan ölebilirim.
Ha bi de biri Werther'e SARIŞIN bi herif bulsun! Her sarışına yiyecekmiş gibi bakıyo.

Güzel yorucu bi günün ardından yazılan post da bu kadar oluyor.

Öptüm anacım!

"Bir başka ortak yönümüz ise İstanbul'du"


Tıpkı ırk, cinsiyet gibi din de insanları ayrıştıran bir olgu olduğundan ortak payda olarak kabul edilmemeliydi. Hepimizin bir tek ortak özelliği vardı: İnsan olmak. Farklı inançlara, farklı etnik kökenlere, farklı cinsiyetlere, farklı dünya görüşlerine sahip olsak da hepimiz insandık. Bir başka ortak yönümüz ise İstanbul'du. Hepimiz bu şehirde yaşıyorduk. Camimiz, cemevimiz, kilisemiz, sinagoğumuz bu şehirdeydi. İnsan olmak ve İstanbul'da yaşamak, işte bizi birleştirecek iki önemli zemin.

-İstanbul Hatırası (Ahmet Ümit)

3 Ağustos 2012 Cuma

Sevdiğim Kadınlar - Taylor Momsen

Günlerdir yeni yayın sekmesini açıp açıp kapatıyorum. Yazacak bişey bulamıyorum. Bu da beni sinir ediyodu. Radyoda şarkı dinlerken bi anda tanıdık bi ses duydum. Komşu kızı Nurten'in sesi değil tabii. Taylor'cığımın sesi. "Yazacak bişey bulamıyosun madem otur da bu kıza bi post hazırla" dedim kendi kendime. Bu aralar gey olabilirim ama zaman zaman da hetero oluyorum.

Daha önce de SEVDİĞİM ADAMLAR başlığı altında bi kaç beyefendiyi paylaşmıştım. 


Taylor'ı tanımam tabii ki de Gossip Girl sayesinde oldu. 10. sınıftaydım galiba Gossip Girl'ü izlemeye başladığımda. O zamanlar daha toy'du. Ama öyle toy'luğu allam düşman başına vermesin.


Hemen ilgimi çekti bu "küçük cadı". Blair bebeğime kafa tutmaları falan çok ekşınlıydı. Napıyım o zamanlar internetim falan yoktu. Açardım Cnbc-e'i G.G. izlerdim bayıla bayıla. Chuck, Nate (O Gay iyi tanır), Dan'in babası, ve Eric'in sevgilileri; hepsi benim bebeğimdi. Bi dizide bu kadar yakışıklı varken nasıl izlemiyeyim allasen? Neysem gelelim Taylor'a. O uzun bacaklar, asi ergen tavırları, sarışın sevmesem de sarı saçları falan ilgimi çekti işte. Bi de güzel karı. Allam bizden alıp ona vermiş.


Ufak'lığımız 93 doğumlu. Amerikalı. İnternetten araştırdığıma göre 170 boyunda. Oldukça zayıf. Güzel bacaklı. Bir de sesi çok güzeldir. Tahrik edici bi sesi vardır kanımca. Müzik grubunu diziyi izlemeye başladıktan çok sonra keşfetmiş olsam da iyi ki keşfetmişim yani. 


En sevdiğim şarkıları: Superhero, Make Me Wanna Die, Miss Nothing


Geçen sene olsa gerek. Twitter'dan İstanbul'a geldiğini yazmıştı sabahın köründe. Bi yere konuk olarak mı gelmiş, jürü mi olmuşmuş neymiş işte. O tweet'i görünce çok heyecanlanmıştım. Sevinmiştim, mutlu olmuştum. Neden mi? Galiba deli sikti beni. Bilmiyorum. Ama İstanbul'da değildim o zamanlar, görmem imkansızdı zaten. Kendimce gelin-güvey oldum yani.


Böyle sahnede memişlerini açıyomuş ablamız. Açamaz mı, açabilir. İşte bu yüzden Gossip Girl'den çıkarılmış diye haberler okumuştum. Zaten Taylor'cığımın çıktığı sezon bokum gibiydi. Sonra da izlemedim Gossip Girl falan.


Soy adaşıyla şarkı da söylemiş. İnsanlar hala neyin tribinde? Bi de Madonna'nın kızıyla oluşturduğu bi markanın yüzü olmuştu. Elinden her iş geliyo.


Ekşi Sözlük yorumları:
---

amerikalı annelerin çocuklarına kötü örnek olduğu gerekçesiyle nefret kustuğu, mikimde değiller şeklinde artiz demeçler veren, genç yaşta yaşlanan ünlüler arasına katılıp muhtemelen britney olmadı lindsay lohan modeline dönüşecek olan kişi. ayrıca gossip girlden de ayrılıyormuş, müzik yapacakmış. yalnız akustik bir şarkısı çıktı karşıma, sesi güzel.
bir de, sil o göz makyajını çocuğum.
---
sanki bir sıvı altın havuzuna girip çıkmışçasına parlayan, göz alıcı afet-i devran. böyle masum bir yüz, bu dünyadan olamaz dedirtir. huri diye bir şey varsa, en güzel tefekkür aracı taylor momsen'dir kanımca.
---
oynadığı diziyi gerçek zanneden bir seymen ağa var sanırdım, bir de bu kızcağız var son zamanlarda gördüğüm fotoğrafları kadarıyla. aşırı zayıflamış, apağır makyajlarla geziyor, alışveriş yaparken bile suratında aynı donuk ifade, üstünde dizi setindeki gibi kıyafetler, saçı başı makyajı her daim yapılı. ve tehlikeli biçimde kaptırmış kendini gossip girl dünyasına, dizinin oyuncusu değil de 15-16 yaşındaki gerizekalı fanları gibi bir hal ve duruş içerisinde
çok çabuk tükenecek, çok rezil hallere düşecek gibi geliyor bana. tarz sahibi olmak ya da genç ikon olmak bu değil, birinin tutup sarsması lazım. nasıl tarz sahibi olunur, 4 yaş büyüğü emma watson'a * bakıp feyz alabilir.
ama taylor amerikalı, emma fransa doğumlu ingiliz, ah doğru..
---
bu kızımız bir roportajında "i dress like a high class escort" demiş. * yavrum, üzülerek söylüyorum ki seni kimler yönlendirdiyse, çok yanlış yönlendirmişler. o high class escort öyle bir giyinir ki, bırak escort olduğunu anlamayı, white house'ta çalışıyor zannedersin. yani öyle senin gibi sütyensiz, jartiyerler eşliğinde rakun makyajıyla gezmez. sen bildiğin street corner hooker gibi giyiniyorsun şimdi.
bir de, artık çok karizmatik olduğunu düşündüğünden mi nedir, sürekli her saniye sokakta sigara içmesine illet oluyorum. sigara içmesine değil bak, o sigarayı sürekli objektiflerin gözüne sokmasına. ulan daha 18 yaşında değilsin, bi sakin. bir de bu kız courtney love'ın sıçtığı bok olamaz afedersin.
---

Bacaklarını bana versene!

Twitter: https://twitter.com/taylormomsen
Vikipedi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Taylor_Momsen

Bu da böyle bi post'tu işte. Yazamayınca böyle saçmalıyorum. Ama insanlar hakkında yazmak hoşuma gidiyor. Esen kalın. Sıradaki "Sevdiğim Kadınlar" postunu bekleyin efenim.

Hetero Patrick'ten sevgilerle.