30 Temmuz 2012 Pazartesi

Bazı Şarkılar Vardır Ki - 9



Sil şu ağzındaki lafı 
Ettiğin yemini de 
Yarım kalmışlar gibi 
Arsızım sevişine 
Etimizi bir etmişler 
Sanki küfür eder gibi 
Acıdıkça gülüyorum 
Bilemedim ben bu işi 
Bizden bir yol olmaz 
Yırtık kalp dikilir mi? 
Bak yine bombok olduk 
Seviyorum seni 
Koysan koysan 
Ağzımın ortasına koysan 
Sonra ben sana sarılsam 
Sevişsek aylar susar 
Her şey bıkar 
Seninle sonbahar gülleri gibi 
Çürürüz olur biter 
Öp şu ağzımdaki kanı 
Sildiğin resmimi de 
Tükürdükçe yalar olduk
Sıkıştım denizlere 
Gele gide yara olduk 
Sarıldıkça kaçar gibi 
Bakarken özlüyorum 
Bilemedim ben bu işi 
Bizden bir yol olmaz 
Yırtık kalp dikilir mi? 
Bak yine bombok olduk 
Seviyorum seni 
Koysan koysan 
Ağzımın ortasına koysan 
Sonra ben sana sarılsam 
Sevişsek aylar susar 
Her şey bıkar 
Seninle sonbahar gülleri gibi 
Çürürüz olur biter 
Kururuz biter 
Seninle sonbahar gülleri gibi 
Çürürüz olur biter 
Atarız gider 
Seninle sonbahar gülleri gibi 
Çürürüz olur biter

26 Temmuz 2012 Perşembe

Allahını seven bana bi kurşun döktürsün



Nasıl anlatsam bilemiyorum. Birini bekledim beni dinleyecek, bişey demeden dinleyecek, yorum yapmayacak birini. Sonra dedim ki "blog ne güne duruyo?", geldim yine benim sadık dostum sana.

10 gündür sevgilim var. Şaka gibi dimi? Bundan 10 gün önce sevgilim yok diye ağlanıyodum. Sevişmek istiyorum diyodum. Sevgilim olsun istiyodum evet ama aşık olmak istediğime emin değildim.

Sevgilimle, Paşam'la her şey güzel gidiyo. Bugün ona korkularımı dile getirdim. Sevişmek istemiyorum, dedim. Korkuyorum biliyo musun? Evet, sevişmekten korkuyorum. Her hangi bi adamla değil, sevgilimle sevişmekten korkuyorum. Her ne kadar yakışıklı, kariyerli, bana değerveren insanlarlarla sevişmek için can atmış olsam da seviştikten sonra hep aynı cümle oluşuyodu beynimde "Bu mu yani, siktirsin, dur numarasını siliyim.". Ne kadar güzel bi eylem olsa da sevişmek, sonrasından beni insanlardan soğuttu. Sevgilimden soğumamak için de sevişmek istemiyorum, bunu ona da söyledim. Ama dayanamıyorum. Ve sevişiyorum. Sonuç: soğumuyorum. Çok güzel. Ama daha çok erken olduğunu düşünüyorum. Of, Kezban'lığım tuttu çok saçmalıyorum. Adam güzel sevişiyo, hayat verince güzel, neyin tribindeyim ben allasen! Ve gün geçtikçe bu adama deli gibi bağlanıyorum ben!

Sevişmeyi falan bi kenara atalım da ben iyice saçmalamaya başladım. LYS puanları açıklandı. Sıralamam kötü. İyi bişey beklemiyodum, bi sene daha hazırlanmak istiyodum. Ama birden bi götüm tutuştu kendime bölüm aramaya başladım. Maden mühendisliği, Jeoloji Mühendisliği, Peyzaj Mimarlığı falan filan tutuyo. Kötü yerler değil, Hacettepe, İstanbul Üniversitesi, Ege falan yani.

Anneme "Evden uzaklaşmak istiyorum" dedim. "Tamam. Kardeşin de gelir, ben de gelirim." dedi. "istemiyorum" dedim ağlamaya başladı. Neymiş O'nu beğenmiyomuşum. Daha neler! Tamam, insan ailesini seçme gibi şansı yoktur. Ailemi ne kadar sevmesem de hiç bi zaten utanmadım. "Beni burda yalnız mı bırakıcaksın?" dedi.

İyi de ben ailemle bi hayat sürmek istemiyorum. Annem hayatımdan çıksın istemiyorum. Ama yanımda olsun da istemiyorum. Uzakta olsun ama yanımda olduğunu hissedeyim istiyorum. Bu tartışmaanın ardından ben "Ankraya gidicem ben maden mühendisi olcam" dedim. Açtı ağzını yumdu gözünü. Bu akşam da "İzmir'e gidip Peyzaj Mimarı olcam" dedim yine ağlamaya başladı. Kadın bana bi sene daha hazırlanma fırsatı veriyorken ben hala evden gitmek istiyorum. Tabii ki hayalim yukarıdaki bölümler değil. Ben mimarlık ya da şehir ve bölge planlama istiyorum. Ama ne yapacağımı inan ki bilmiyorum blog!

Sonuçlar açıklanmadan önceki "koy göte gitsin ne de olsa bi yere gidemicem, bi sene daha hazırlanır istediğim yere giderim yeaaeaea" tavırlarım gitti yerine sanki çok yüksek bi sıralama yapmışım gibi nereye gideceğime karar veremiyorum. Öyle, mal gibiyim! Hatta salağım!


24 Temmuz 2012 Salı

Oğlum, o boynundaki ne?


Korkuyordum aşık olmaktan.
Aha oldum işte.
"Sevgilimle ilişkim yerine oturmadan sevişmem" diyodum.
Kezbanlık yapıcaktım sözde.
Ama orospunun yemini yarağı görene kadarmış.
Seviştik.
Önce parkta.
Sonra evde.
Sevişsek yine iyi.
Bi de hediye verdik birbirimize.
Boynumuzdaki morluklar.
Neyse ki şarap o kadar kötü değildi.
Seviyorum.
Sevgilim, omzunu özledim.

22 Temmuz 2012 Pazar

İKİ


Bize bu satırları bu şarkı yazdırdı

...
Sonra uyanıyorum.
Bu gece çok huzurlu uyudum, sen de öyle; sayıklamadın hiç!
Burnunun üzerinden gözümü alan güneş ışınları, odayı görmemi engelliyor.
Önemli değil; parmak uçlarımda olmanın huzuru, Tanrının çok da uzaklarda olmadığını anlatıyor.
Burda sadece ikimiz varız.

Ne güzel kokuyorsun. Parfümünün son kalıntıları da seni terleten sabah güneşi sayesinde çarşafa karışıyor.
Döndüm sırtımı sana. Neden döndüm, diye düşündüm.
Hani ben bu adamla bir ömür boyu mutlu olmayı düşünüyodum? Neden döndüm sırtımı sana? Bi suçluluk kapladı içimi.
Kolumu göğüsüne attım.
Hala terlemeye devam ediyorsun, küçük adam.
Rüyanda ne görüyorsun ki? Seni bu kadar terleten şey sadece güneş olamaz dimi?

Rüyanda ne görüyorsun? Bir şeylerden mi kaçıyorsun yine?
Çok hızlı nefes alıp veriyorsun.
Neden koşuyorsun?
Aslında, seni böyle izlemeye sonsuza kadar devam edebilirim.
Aslında, tam burda, böylece ölebilirim.

Ölmek mi?
Daha yeni başlamıştık yaşamaya. Hayır ölemem, ölmemeliyim.
Seni sakinleştirmenin en kolay ve en güzelini yapmaya kalkıyorum. Bi' öpücük konduruyorum dudağına.
Dudakların neden böyle? Bi sorun var sende sevgilim, bana anlatmadığın.

Çok sustuk.
Artık uyan istiyorum.
Artık, konuş istiyorum.
Sesin kulaklarıma dolsun, nefesin ciğerlerime karışsın istiyorum.
Kulağına fısıldıyorum; "Uyanma vakti! Günaydın sevgilim."
Kapalıyken bile harika görünen gözlerin yavaşça aralanıyor.
"Merhaba, bu sabah ilk gördüğün yüz, benimki olacak."
Bunun adı ne peki?
Sevgi ve alışkanlıktan fazlası bu.
Bağlılık ve sadakatten de fazlası bu.
Sevgilisi uyandığında gördüğü ilk kişi kendisi diye, kimse kendini Tanrı zannetmez.

Tanrı! Evet, ben Tanrı'yım. Sen de benim küçük kulum. Bana ibadet etmelisin. Öpmelisin dudaklarımdan, okşamalısın saçlarımı. "Seni her zaman seveceğim" diyeceksin. Kahve yapacaksın, falımızda biz çıkacağız.

Şimdi sadece beni ne kadar sevebileceğini düşünüyorum.
Şimdi sadece, o çıplak sırtına sarılmanın ne kadar harika olduğunu düşünüyorum.
Şimdi sadece, saçlarına sinen sigara kokusunun mükemmelliğiyle yetiniyorum.
Düşünmüyorum; ne zaman gideceğini, bilmiyorum da, öğrenmek de istemiyorum.
Sadece tadını çıkarıyorum; "E birer kahve içeriz."

"Kahven hazır sevgilim. Az sütlü, şekersiz.
Bi' de sigara yaktım sana. Hadi, anlat bakalım. Rüyanda ne gördün?"
"Karanlık" diyorsun. "Karanlıktan korktum sevgilim", diyorsun.
Hani karanlıkta bişey göremezdik. Bu yüzden korkmamamı söylememişmiydin bana?
Heyecanlanıyorum.
Seni uyandırmadan önce nasıl terliyorsan öyle terliyorum.
Sigara titriyor elimde.
Oysa daha rüyanı anlatmadın bile. Karanlıktan korktuğuna göre gerçekten bişeyler olması lazım. Sen, gecelerin adamı, karanlıktan neden korktun bu kadar?

İlk defa bir gece, cılız bir sokak lambasının altında öpüşmüştük halbuki.
Üzerimize yıldızlar yağarken de dokunmuştum ya ilk defa sana.
Gece bizim için kutsaldı, özeldi, ilkti ya.
Unuttun mu hepsini?
Karanlıktan korkma sevgilim, karanlık da dolunayla gelir elbet.
Karanlıktan korkma sevgilim! Bizi örter.
Bizi süsler, bizi özler.

Keşke o geceye gitsek, sokak lambasının altına.
O geceyi düşünüyorum, karanlık sokağı, direğinde reklam afişinin olduğu, paslı sokak lambasını.
Sırtını direğe yaslamış ben, önümde durmuş bir şeyler mırıldanan sen.

Sonra ben, ne söylemeye çalıştığını anmak için sana doğru eğilince, soluğunu suratımda hissetmiştim hani.
Lambalar sönmüştü, trafik durmuştu, insanlar ölmüştü.
Gökyüzü de aydınlanmıştı aniden.
Sadece sen kalmıştın.
Ben o gece sana aşık oldum.
O geceden sonra senden başka hiçbir şeyi istemedim, sevmedim.

Öpemedim başka dudak. İstemedim başka el. İstemedim başkasının sesini duymak.

Bunun adı ne peki?
Arzu ve şehvetten fazlası bu.
Bir dudaktan sonra, insanlardan uzaklaşmaz kimse.

İnsanlardan uzaklaşıp sana yaklaşmak. Şu anda olduğu gibi. Çıplak bedenine bedenimi, dudaklarına dudaklarımı yaklaştırmak. Seni karanlıktan aydınlığa çıkarmak için bi' öpücük konduruyorum.


(dipnot: Mor renkli kısımlar Mor Portakal'a ait.)

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Kuş uçtu uçaçak Ahmet!




Bekle dedin kaç sene oldu
Okuldan ayrılalı
Her birimiz bir başka yöne,
Başka hayata savrulalı

Bize nikah düşüyor çaresi yok
Bir düşün girdiğin günahları
Hüdaya havale ederim bak
Ya gel geri alayım ahları

Çoluğa çocuğa karıştı be bak
Kardeşimin bile yaşıtları
Ya gel iste babamdan beni al
Denedin ya bütün çeşitleri

Bak sana bu defa
Kesin söylüyorum
Kuş uçtu uçaçak Ahmet
Aklını başına devşir anacığım
Başkası kapacak Ahmet

Elalem pırlanta mı hint kumaşı mı ne
Bizde daha iyisi var var
Bu gidişin sonu yok evlenelim de
Bir yastıkta ay ay

19 Temmuz 2012 Perşembe

Eski Sevgiliden Gelen Mesaj - II


Günlerden oldu cumartesi. Pazar'a sözleşmiştik ama ben merak ettim. Ne olacaksa olsun, bitsin modundayım. Heyecanlandım. Aylar sonra onu görecektim. Hem beni özlemiş. Eskiyi telafi etmek istiyor. Mutlu oluruz belki umuduyla cumartesi öğlene kadar dayanabildim. Sonra "Eğer müsaitsen akşama buluşalım mı?" dedim. Dedim ya ne olacaksa olsun bitsin. kafamda bi yandan peri masalları canlanırken öte yandan da korku filmleri oynuyodu.

Akşam AVM'de buluştuk. AVM'nin terasına geçtik oturduk. "Ben buraya seni dinlemeye geldim" dedim. Ama bişey havadan sudan konuştuk. Evet 3 saat havadan sudan konuştuk. E hani beni özleyen bu adam nerede? Galiba yok öyle biri.

22.00 gibi kalktık. AVM'nin önünde sarıldık. Sıkıca sarıldı. İstemeden ittim gibi oldu galiba. Ama öyle bi amacım yoktu. Eve doğru yürürken kafam yine sikik bi şekildeydi. Ne olduğunu anlamadım. "Beni özleyen adam nerde?" diye düşündüm. One Girl'ü aradım yine. O benim artık ikinci annem. Bi Güzin Abla. Konuştuk olanları anlattım. Tavsiye verdi. Rahatladım ve kapadım telefonu.

Konuşamadı ama bi mesaj atar diye beklemeye başladım evde. Bi kaç anlamsız mesaj  ve ardından "Bugün çok güzeldi, keşke daha önce buluşsaydık." diye mesaj geldi. Tabii dayanamadım ben de.



-Geçen gün beni özlediğini söyledin. Ama bugün bişey söylemedin. Neden?
-Ne bileyim utandım konuşamadım hiç
-Neden utandın? İlk buluşmamız, konuşmamız değil. Oturunca söylediğim gibi seni dinlemeye gelmiştim. Her şeyi söyleyebilirdin
-Bilmiyorum heyecanlandım ya isteyerek yaptığım bişey değildi
-"Seni özledim" demeni bekledim bütün akşam. "Ben de özledim" diyebilmek için
-Özür dilerim söyleyemediğim için seni gerçekten özledim Patrick senle geçirdiğim o bi kaç gün hayatımın en mutlu huzurlu günleriydi ama ben kendimi çok yakın hissedemedim sana ve kalbini kırmak istemediğim daha fazla üzmemek için yollarımızı ayırdım ama bi hata yaptığımın farkındayım sadece birbirimizi daha iyi tanımak için zaman istiyorum senden. 1 yıl mailleşmek tamam gerçekten çok büyük bişey ama daha 3-4gün görüşmüşken sadece sanki yabancı biriylemiş gibi hissettiim ben. Seni tanımak istiyorum ben. Keşke bunları yüzüne söyleyebilseydim
-Keşke. Blogumdan az çok beni tanıyorsun diye düşünüyorum onca mailleşmeler, msnde konuşmalar ne bileyim bu kadar yabancı olabileceğimi düşünmedim. Ben en azından sende yabancılık çekmedim diyedir. Belki de o ilk görüşteki etkilenmemdendir. keşke en başta söyleseydin bunları "ben böyle dengesizim" diyip atmasaydın. tanıtsaydım kendimi sana, tanısaydık birbirimizi
-Ben seni zorlucak değilim ne kadar kırdığımın farkındayım seni sadece zaman istiyorum eğer istemezsen bana güvenmezsen ki cok da haklısın istememekte gerçekten anlarım seni ve kırılmam  yapıcak bişeyim yok tekrar denemek istiyorum. Hemen cevap vermek zorunda da değilsin düşün taşın kararını ver acele etme
-Tanıyalım birbirimizi. hatta şimdiye kadar hakkımızda bildiklerimizi de unutalım. Selam yakışıklı, tanışabilir miyiz? Bugün seni gördüm ve çok etkilendim.


Ve tanışma sürecine girdik. Aslında tanışma değildi. Eskileri unutup kaldığımız yerden başlamak.

Pazar, pazartesi buluşmadık. Kuzeni geldi onunla ilgilenmesi gerekiyodu. Salı günü hastaneden annemin sonuçlarını almaya gidecektik, hastane de onun evine yakın olduğu için seni dışarda bekliyorum dedi. Beraber yürürken bi park gördük. Oturalım mı, dedim. Oturduk. Saatlerce oturmuşuz yine. Ayrıldık, sarıldım. Boynu çok güzel duruyodu. Etrafa bi göz atıp bi öpücük kondurdum boynuna.

Dün -çarşamba günü- yine buluşalım dedik. Bi kaç gündür canım milkshake istiyodu. Sarı'nın da morali bozuk gibiydi. Onu da davet ettim. Gelmedi, gelemedi. Gel dediysem de dinlemedi beni. Sarı gelemiyodu o zaman rahat edebileceğimiz başka yerlere mi gitsek diye sordum. Olur dedi ama erken evde olması gerekiyodu. Sinemaya gitmek istedi. Baştan istemedim. Ama sonradan istedim. Ice-Age ne zamandır izlemiyodum zaten. Neşemiz yerimize gelir diye düşündüm.

El, ele izledik filmi. Kafası omzumdaydı. Sevişemedik tabii ki.

-Bi dahakine uzun ve korku filmine gidelim. daha karanlık olur. Dedim.
-Çok buz vardı, sanki ışıklar kapanmamış gibiydi.
-ahahhaha Neden acaba?
-Ice-Age'e mi gittik biz?
-Bilmem ben seninle ilgilendiğimden filmi izleyemedim.
-Ben de anlamadım işte o yüzden sorayım dedim.

Buz Devri'nde aşk başkadır!

Bugün 5 gün oluyor ve pişman değilim. Mutluyum. Huzurluyum. Geçmişi düşünmüyorum. Geleceği de düşünmüyorum. Anı yaşayarak tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Not: Ice-Age güzeldi.Sid'in nenesine bayıldım. O ne tatlı kadındır. Aklıma anneannem geldi hep.

Not: Nedenini bilmiyorum ama blogumun linkini Sarı'ya verdim. Hem de o istemeden. Aslında blogumu söylemeyeceğimi kabullenmişti herhalde. Bi de dediği şey şu "Selam Sarı. Daha iyi bişey bulamadın mı, mal?" dedi.

Öyle işte blog.
XOXO

Eski Sevgiliden Gelen Mesaj - I


Geçen hafta -perşembe günü- The Amazing Spider-Man' gittim. Aslında o gün çok halsizdim ama annem "git" diyince bi daha bu kadar iyi olmayacağını düşünüp gideyim bari dedim. Hem severim ben Sıpaydi'yi. Ben bu filmi öteki iki filmin devamı sanıyodum. Sıpaydi'yi oynayan çocuk değişti diye çok üzülmüştüm hatta. Meğersem yeni bi seri başlamış. Bunu anlamam filmin ilk yarısının bitmesine yakın oldu orası da ayrı bi konu.

E diceksiniz şimdi; "Bize ne senin salaklığından" dur kız, az sabret neler anlatıcam.

Bi de hayatımda ilk defa Tıridiğ filme gittim. Parasızlıktan değil anneannemlerin orda yoktu, İstanbul'da da gittiğim filmlerde denk gelmedi. İşte öyle heyecanlı heyecanlı izliyodum filmi. Ha bu arada 3D gözlüğü çıkarıp "acaba böyle nasıl görünüyor" diye bakmadım değil hani. Filmin ikinci yarısında duygusal sahneler vardı. Dedim tıridiğ filme gelmişsin ağla da git bari. Ergenler gibi kendimi ağlamaya hazırlamıştım ki tam o sırada mesaj geldi. "Ay sikiyim, iki ağlatmadılar lan!" diye açtım mesajı.


Mesajı okudum, kimden geldiğine baktım. Sonra bi daha baktım kimden geldiğini. Bi daha bi daha derken 10-15kere baktım kimden geldiğine. O'ndan geldiğine inanamadım bi an. Ya da inanmak istememiş de olabilirim.

-Mesaj atsam cevap verir misin?
-Tabii ki veririm
-Nasılsın?
-İyiyim sen?
-İyiyim, nasıl gidiyo?
-Aynı.
-Benim de aynı.

Mesajlar kimden mi? Eski sevgilim Sponge'dan. Ondan şaşırdım bu çocuk niye aylar sonra bana mesaj atar ki diye. Tamam bi iki kere mesajlaşmıştık. "Naber? İyi"den öteye gitmemişti. E doğal olarak merak ettim niye mesaj attı diye. Hemen mesaj attım.

-Gecenin bu vaktinde mesaj atmanı neye borçluyuz?
-Cesaretimi yeni toplayabildim. Merak etme sarhoş değilim.
-Neyin cesareti?
-Seni özlediğimi söylemek istedim.

Yuh, amk! Tıridiğ filme gelmişim olaya bak. Hazırlıksız yakalandım. Ne diyeceğimi bilemedim. O yüzden cevap vermedim. Hemen Sarı'ya mesaj attım. "Birazdan sinemadan çıkıcam, seni arıcam telefonunu açman lazım" Film bitti. Ben hemen anında çıkıp Sarı'yı aradım. Anlattım olayı. Ne yapayım, dedim.

Aslında ben de onu özlemiştim bu kesin bişeydi. Ama emin değildim. Eskisi gibi olmasından da korktuğum için "Eskisi gibi olmayacağını nerden bilebilirim?" diyiverdim.

"Bilemezsin. Ben de bilemem. Bilsek sevmenin anlamı olmazdı. Geçmişte yaptıklarımı düzeltmek için bi şans istiyorum"

Öh, kaldım bi kez daha. Elim ayağıma dolaştı. O sırada eve yürüyorum. Sarı'yla konuştum. Kapadım telefonu. One Girl'ü aradım. Ona da anlattım. Onunla da bayağı konuştuk. Ne yapmak istediğimi bulmama çok yardımcı oldu. Telefonda olmaz bu işler oturun konuşun dedi. Haklıydı. Geçen sefer sırf telefondan yürümüştü ilişki.

Mesaj atıp, buluşup konuşmak istedim. Tamam dedi. Geçtiğimiz pazar buluşmak için anlaştık.


15 Temmuz 2012 Pazar

Galiba sevgilim var.



Ya da yok mu?
Daha yeni tanışıyoruz.
Daha önceden tanışmıştık.
Her şeyi unutup tekrardan başladık.
Öyle işte.

Ne güzel demiş dimi Sezen, "Özledin mi? Öyleyse kalk gel."

14 Temmuz 2012 Cumartesi

SEVİŞMEK ZARARLIDIR!

İsveçli bilim adamlarının yapmış olduğu araştırmalara bi göz atın lütfen!
Daha da sevişmem! (Zaten sevişmeyeli o kadar çok zaman oldu ki unutmuşumdur. Biri bana "10 adımda sevişme dersi" versin)


Siz siz olun bi daha sevişmeyin!

Kıskandığımdan değil, yanlış anlaşılmak istemem.

Ok, kib, bye!

Lookbook Macerası - Vini Uehara

Önceki Lookbook yazımda yaşıtım olan Fransız bi bebeği paylaşmıştım. Post için: tık tık

Modaya ilgim her zamanki gibi yine var. Ama bi TOM FORD değilim.


Adı, soyadı: Vini Uehara
Lookbook'u: tık tık


Şimdi ise Brezilya'ya gidiyoruz. Brezilya'nın havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama Brezilya'nın kadınında olsun, adamında olsun bi güzellik, seksilik her zaman mevcuttur. Ama Vini acayip tatlış bi çocuk. Saçları ise harika. Ben de saçımı öyle yaptırmayı düşünüyorum. Tabii o saçı yapacak bi berber bulursam. Hem de 22 yaşında. Vini benim bebeyim!

Otostop çekerek Brezilya'ya gidemem dimi?

İşte Vini'nin lb'undan seçtiklerim:




















11 Temmuz 2012 Çarşamba

şiir'im geldi

Ve işte karşınızda yeni şiirim. Tek rakibim Kazu!


Deli Mi Sikti Kazu Seni?



Orda bi köy var uzakta
Köyde bir opera
Operada bi Kazu
Kazu'nun sırtında bi deli
Deli mi sikti Kazu seni?


Elinde ananaslı kondom
Konar daldan dala
Oturamaz oturduğu yerde
Deli mi sikti Kazu seni?


Adam gelmiş 100'üne
Aklı fikri hala çükünde
Otur iki dantel yap
Deli mi sikti Kazu seni?


O benim hemşerim,
O benim canım
O benim bebeyim
Deli kim oluyomuş da Kazu'yu sikiyomuş!

Patrick
10.07.2012/Salı
İstanbul


Kazu ve sırtındaki Deli. Eyle yani ayık olun!

*Bizim Kazu delirmiş bu günlerde. Bu şiiri de konuyla ilgili olarak Kazu'ya yazdım. Sevgiler efenim.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Sen uçabilen kuşlardan mısın?


"Kanatları var ama uçamıyorlar.
Sen uçabilen kuşlardan mısın?
Aslında burada otobüs bekleyecek birine benzemiyorsun.
Araban yok mu?
Kanatlı bir araba mı istiyorsun?"

-Romantik

İçime üç harfli bişey kaçtı; ortadaki harfi "İ"


Öncelikle One Girl'den başlamak istiyorum. Abi nasıl tatlı bi sesi vardı bu kızın. Böyle dinledikçe insan rahatlıyo, huzur buluyo. Tatlı tatlı konuşuyo, susmuyo. Cuma günü konuştuk biraz. Biraz dediğim de 20 dk. Ben telefonda konuşmaktan sıkılan ve en uzun telefon konumşası 5-6 dk biri olarak çok şaşırdım. Zaman geçip gidiyo. Bana İzmir'de iş bulsun, İzmir'e gidicem çalışmaya.

Ve benim en son kankamla -Anlatsam Bi Bok Olmaz- beraber gay cluba gidecektik dün. TekYön mü Love mı diye karar veremedik. TekYön güzel değil falan dedi. Ama benim TekYön'de birini arayacaktım. Belki karşılaşırdık. Ah ulan, bi gün bulucam seni.

Geçen gece eve 4'te geldikten sonra ertesi gün babamın ezcık çemkirmesi ve geçenki tatışmadan sonra o gece eve gelmemeliydim. Taksim'den direk Nişantasına geçer ve şu yazımda anlattığım adamda kalırım diye düşünmüştüm. 1 seneye yakın olsa da arada webcam'den görüşüyoruz. Ve geçen günkü konuşmamızdan sonra onda kalabilirim diye düşünürken bi anda msn'den online oldu. Naber, napıyosun falan dedim. Açıkça sende kalabilir miyim demedim ama kendimi zorla davet ettirmiş gibi bişeyler yazdım. Ki bana hiç bişey yazmadı selamlaştıktan sonra. Sinirim bozuldu ibneye. O sırada Haplo'ya anlattım olayı "ABBO tek kalmıyo mu?" dedi. Sonra ABBO'a mesaj attım ve onda kalcakım.

Evden çıkarken annem rahatsızdı, midesi ağrıyodu. Uzaklara gitme belki hastaneye gideriz dedi. Ben de "yok yea Bakırköy'e falan gidicez" dedim. Çıktım evden. Cevahir'de buluştuk. ABBO'a ayakkabı aradık, sonra aldık bitane. Ve ben hala akşama evde kalmayacığımı söylememiştim. Aradım yolda "Anne biz Taksim'e geçiyoruz. Biliyosun ki Taksim'e gidince eve erken gelmiyorum, babam kızıyo onun için arkadaşımda kalabilir miyim?" dedim. Kimdir, nedir, ben tanımıyorum falan filan dedi. İstanbul Üniversitesinde mühendislik okuyo, mecidiyeköy'de evi var falan diye aklıma gelen ilk yalanları sıraladım. Oldu bittiye getirerek izin aldım.


Arkadaşının evine gittik. Nişantaşı'nın oralardaydı ev. Adam doktormuş ama ben model falan diye düşünmüştüm ilk görünce. Nasıl yakışıklılıktır o öyle yarappim. Tanrım; sen niye bazılarını Yunan Heykel'i gibi yaratırken beni bostan korkuluğu yaptın? Zaten adam bana çokXL olduğu için kendime uygun birini bulmalıydım. Hemen içerdeki başka bi çocuğu farkettim. O da beni farketmiş olacaktı ki gözleri üzerimdeydi bütün gece. Tabii içilen arjantin bardağı büyüklüğendeki bi bardaktaki sert gin-tonic'in de etkisiyle gittim çocuğun yanına oturdum. Cips ister misin, falan filan.


Neyse çıktık evden. Taksiye binmek için durağa doğru ilerlerken birden deja-vu etkisi oldu bende. Amanın bu benim Nişantaşında'ki reklamcının sokağı! Abi ben bu çocuğun numarasını neden sildim biliyor musunuz? Bigay'le adları aynı olduğundan karışmaması için sildim. Lanet olsun bana. 

Taksim'e geçtik. Bi yere gittik. Müzikleri güzel, küçük bi yer. İçtiğim o gin'den sonra bişey içmemeyi düşündüm. Çünkü Love'a gidersek orda içecektim. Şarhoş olmaya niyetim yok. Oh masaların üstüne çıkıp dans etmeler mi dersin, kucak danslar mı dersin, hetero bi clubda bi avuç ibneydik. Dans ettik bayağı, yorulduk oturduk, vantilatörün karşısında bi an kendimizi Marliyn Monroe mu zannetmedik. Ve Love'a gitmedik. Herkes halinden memnundu. Şu kesiştiğim çocuk mekana geç geldi yemek falan yicekti arkadaşıyla. Gelince oturdu. Ben de yanına oturdum falan ama çocukta tık yok yahu. Mehersem heteromuş. Madem heterosun niye beni kesiyosun. Nefret ediyom böylelerinden!

Ben otururken ABBO bi arkadaşını alıp çıktı. Dedim heralde sigara içmeye gittiler falan. Bekle bekle yok. Sonra mesaj atmış, "Biz Harika Adam'dayız istersen gel", kalktım hemen ben de. Tam mekanın kapısından çıktım ki gömleğimi içerde unuttuğum aklıma geldi. O kadar kalabalıktı ki kapı içeri tekrar girmeyi götüm yemedi. 

Hemen Harika Adam'ın evine gittim. Taksim'in göbeğinde ve harika evi olduğunu söylemiştim. Üç tane de kedisi var. Yemek söyledik, canımız midye dolma istedi çıktık evden midye yemeğe gittik. Dolaştık İstiklal'de biraz. Eve geldik. Sabah 7 olmak üzereydi ki uyuduk galiba. Kedilerle uyumak çok ilginç bişeydi benim için. Teki ayak ucumda uyudu bütün gece. 12 gibi uyandım aslında 1 saat uyudum uyandım, sonra yine 1 saa uyudum uyandım. Zaten başkasının evinde uyuyamıyorum, bi de sıcaktan hiç uyunmuyo.

12 gibi kalkmıştım işte. One Girl mesaj atmış onu aradım biraz onunla konuştuk, sonra annem aradı. Üştümü değiştirip çıktım evden. ABBO mışıl mışıl uyuyodu hala. Aklıma İncir Reçeli'ndeki gibi not yazmak geldi. "Bana nefes alan bi canlıyı sevme hakkı vermediler, Ben de midye dolmayı sevdim; Midye dolma sendin, ABBO" yazasım geldi ama dedim ki sonradan "siktir et kim uğraşıcak şimdi onunla dedim.


Harika bi cumartesi gecesi geçirdim. Kıskanın yane!

Bi daha o kadar sert gin içmem, neye uğradığımı şaşırdım. Bana sahip çıksın diye ABBO'nın bi arkadaşına emanet ettim kendimi ama onun kendine hayrı yoktu.

İstiklal'de o sıcakta hafif turladıktan sonra eve geldim. Uyudum, uyandım, uyudum. Akşam oldu, gece oldu.

Bi de şu şarkı bi kaç gündür dilimde;
A a falov a falov yu dip si beybi a falov yu

6 Temmuz 2012 Cuma

Baba'ma





Seninle ilgili hatırladığım en güzel şey yıllarla beraber eskide kaldı, biliyor musun? Daha okula bile gitmiyodum o zamanlar ve sen beni her hafta sonu Atlıkarınca'ya götürüyordun. Bi de çikolatalı kestane şekeri alırdık. Ama o zamanlarda sevmezdim seni. Sadece 1 gün de olsa mutlu olurduk. İyi olurduk, seni severmiş gibi yapardım. Çünkü yanımda olurdun, beraber olurduk.

Evdeki huzursuzluk var hep. Nedeni tabii ki de sensin. Küçücük evde senden bu kadar uzak hissedebiliyorsam kendimi bi nedeni vardır mutlaka. Sen hep annemi sevdiğimi düşündüm, ama yanlış düşünüyorsun. Annemi severdim baştan, seni sevmezdim birini sevmem gerekiyodu onu sevmeye başladım. Ama büyüdükçe, olanların farkına vardıkça onu da sevmedim be baba. Ama ona saygı duyuyorum. Annem her zaman yanımdaydı çünkü. Benimle ilgilendi. Sorunlarımı çözmeye çalıştı. Hani şu katılmak istemediğin veli toplantılarıma annem gitti çünkü.

O sırada sen ise hep arkadaşlarının yanındaydın. Muhabbet ettin durdun. Arkadaşlarına güzel güzel muhabbet ederken eve gelince niye suratın asıldı, niye küfür ederdin hiç anlamazdım. Oturup günümün nasıl geçtiğini sormak, okulda ne öğrendiğimi, kiminle kavga ettiğimi, kime aşık olduğumu hiç mi merak etmedin? Niye elimden tutup bisiklet kullanmayı öğretmedin bana? Niye ben büyürken sen yanımda değildin de arkadaşlarının yanındaydın?

Sana ilk defa içimden geldiği için annemin cüzdanından para çalıp babalar günü hediyesi almıştım. Teyzemlerdeydik o hafta sonu. Güzel bi markanın tıraş takımını almıştım. Çok iyi hatırlıyorum, mavi kutudaydı ve krem hediye kağıdına sarılmıştı. Turuncu kurdelesi vardı üstünde. Koşa koşa senin yanına geldim "Baba, babalar günün kutlu olsun!" dedim ve sen hediyeyi alıp bi kenera koydun. Yüzüme bakmadın, teşekkür etmedin, paketi bile açmadın. Hatta eve dönerken hediyeyi unutmuştun da ben alıp çantaya koymuştum. O günden sonra senin ne doğum gününü ne de babalar gününü kutladım. Sahi senin doğum tarihin neydi? Hiç merak ettim, öğrenmek istemedim.

Sen beni arkadaşlarına tanıştırırken "Bu da benim evlat!" deyip onurlu bi şekilde tanıştırdın. Ben de içimden "Ben bu adamın çocuğu falan değilim." dedim.

Annemle aranızda hep bi huzursuzluk, hep bi kavga var. Hep ayrılmanızı istedim. Evet bunu ben istedim. Ama sen "Başkaları ne der!" kafasında oldun. Ayrılırsak senin dışarıdaki "ideal koca" potansiyelin yıkılıcaktı dimi? Çünkü seni herkes haftasonları kahvaltı hazırlayan, eviyle ilgilenen bi adam olarak tanıyo. Öyle tanıttın. Fark ettin mi ben hazırladığın o kahvaltılarda ya başım ağrıyor, ya midem bulanıyor, ya da sofradan kavga edip kalkıyordum. Sarımsağı çok sevmeme rağmen sırf senin hazırladığın domatesli yumurtayı yememek için sarımsağı sevmiyormuş gibi yapıyordum.


Seni hiç yanımda istemedim. Arkadaşlarıma "Bak bu da benim babam" diyemedim. Onlar "A, o senin baban mı?" diyince, "Iı, evet." diyebildim sadece. Bana babalık yapmadın. Saçımı okşamadın, ben sadece ilk okulda çalışkan bi öğrenci olduğumdan senin arkadaşlarına anlattığın gurur kaynağındım. Ama ben o notları, takdir belgelerini, onu belgelerini senin için almadım.


Ama eve gelince hep bana O'nun Bu'nun çocuğunun ne yaptığını anlatıyordun. Bi kere yaptıklarımdan dolayı yanaklarımı sıktın, "Aferin oğluma" dedin mi? Yok, demedin! 

Geçen sabah eve 4'te gelince "Ne yapın dışarıda?" diye sordun ya bana sana "Benimle yapmadığın şeyleri. Bi kere karşına alıp konuşmadın benimle. Bi kere halimi hatırımı sormadın. Bu evde, evimizde konuşulmayacaksa niye eve erken geleyim ki? Sen sanki her akşam 7'de evdesin? Sanki evde huzurlu bi ortam varmış da evden kaçıyorum. Huzur buluyorum evden uzaklaştıkça, evde ne kadar az vakit geçirdikçe" demek istedim ama sadece "arkadaşlarla oturduk" diyebildim.

Dün akşam benim için çok değerli olan anahtarlığı kaybedittiğin için sana kızdım, annem ordan kızdı sana. Ama sen ne yaptın başladın küfür etmeye gecenin köründe bütün bina uyurken. Sikmediğin ne kitap kaldı, ne anam, ne avradım, ne peygamber, ne tanrı. Bişey söylemek isteyince de "SUS, KONUŞMA" dedin her zamanki gibi yine konuşturmadın. Kavgalarda bile iki kelime ettirtmiyorsun.

Sonra başladın "Siz anne nedir bilmiyorsunuz, baba nedir bilmiyorsunuz, çocuk nedir bilmiyorsunuz. Biliyor musunuz?" demeye. Evet, bilmiyoruz. 18 yıldır bana babalık mı yaptın? Yaptığın tek şey 15 günde para vermek, onu da eline yüzüne bulaştırdın be adam.

En son senin yüzünden hıçkırarak ağladım. Değerini bil, herkes ağlatmayı başaramaz beni.

4 sene İstanbul'da yoktum ve seni hiç özlemedim, biliyo musun? Evi de özlemedim, çünkü evin içinde sen -bi yabancı- varsın. Fark ettiysen seni hiç aramadım. Bu sene ya da en geç seneye bu evden gidicem ben. Kendi hayatımı, sensiz bi hayat kurucam. Ama geri bıraktığım tek şey için üzülücem. Kardeşim için.

Bi gün dışarıdaki insanları değil de şu evin için düşünürsen evden gitmenin mantıklı olacağını anlarsın. Ya da hatalarından ders çıkarıp yeniden bişeyleri denemeyi.

Herkesin babası "KRAL" olacak diye bişey yok benimkisi "SOYTARI"; dış dünyasına neşe saçan iç dünyasına -eve- mutsuzluktan başka bişey vermeyeninden.
18 yıldır bana babalık yapmamış bi adamın "Baba nedir biliyor musunuz?" sorusuna verecek bi cevabımın olmaması gayet doğal.


5 Temmuz 2012 Perşembe

Kendine hayrı olmayan bi garip Eros'um.


Öncelikle Kıvırcık'tan başlamak istiyorum. Geçende konuşmadığımızı yazmıştım. Nerdeyse 1 hafta konuşmadık. Geçen akşam akşam faceten yazdı:

-Selam kanka
-Selam
-Nasılsın neler yapıyosun?
-Yorgunum (Gay Pride sonrası)
-Benim de canım çok sıkılıyo

Ve ben çıktım faceten. Sonra telefona mesaj atmış "Recep bana Feda tişörtü alıcakmış". Abi, biz bu salakla ne için konuşmadık şu siktiğimin tişörtü için değil mi? Bana ne kardeşim. 3-4 saat sonra gece 2 gibi "Güle güle giyersin o zaman" diye cevap verdim.

Ertesi gün de "Seni çok özledim, Magnum Double Karadut-Böğürtlen yiyordum aklıma sen geldin"li mesajlar atmış. Aramızda bi espri olan "Aklına gelirim aklın gider" dedim. Meğersem İstanbul'a geliyormuş. Bekliyorum "Ne zaman buluşucaz, Beykoz'a gelsene. Ben oraya nasıl gelebilirim çok uzak! Mesajlarını. Öküz-I: Kıvırcık.

Sarı'yla konuştuk. Morali bozukmuş, evde canı sıkılıyomuş falanmış filanmış benim de sıkılıyodu. İçmeye gidelim dedi olur dedim. Ama ikimizin de 30'ar lirası var. 30 lirayla nereye gircez? Dedim Cihangir Parkı'na gidelim hem senin için değişiklik olur hem ucuza getiririz hem de paramız bile kalır. Deniz manzarasını falan söyledim. (Ama asıl neden Cihangir Park'ındaki gey potansiyeli olduğunu söylemedim) Baştan nazlandı "ne o öyle emo gibi ayaklarımızı çarpık yapıp fotoğraf da çekinelim istersen!" falan dedi. Ama öyle bi ortam olmadığını söyledim. Kabul etti.

Dün sabah mesaj atmış:
-Bugün kandil. Bugün içmeyelim, yarın içelim.
-Bugün içince çarpılcan, yarın çarpılmıcan öyle mi?
-Sen inanmıyo olabilirsin ama inananlara saygı duy, dedi.

Ve benim yine sinirlerim gerildi. Ama saygı duy ne demek lan! Sen kendi dinine saygın yoksa, içme denilen şeyi içiyosan ben niye sana saygı duyayım!

Daha sonra mesaj attı. Gezmeye gidelim ama içmeyelim diye. Tamam dedim. Evden dışarı çıkayım da daha ne. Taksim'e gittik. Yemek yedik. Sonra "Beatles'a gidelim bira içelim" dedi. Öh anacım bu ne perhiz bu ne lahanı turşusu derler adama. "Noldu senin dine saygın?" dedim bişey diyemedi. Öküz-II: Sarı

Orçun mode on: Ben iyiyim, insanlar öküz.

Tabii Beatles'a gitmedik, Ağaç Ev'e gittik. Burası için Bigay'e teşekkürler. Çok güzel bi yer göstermiş oldu bana. Terası harika, müzikler harika, sigara her yerde serbest. Oh ne ala. İçtik biralarımızı kalktık Galata'da second hand mağazalara baktık. Çok güzel şapka, gömlek, gözlük falan gördüm. Bi ara alıcam onları.

Sanırsam ikinci defa ABBO'ın Eros'luğunu yaptım. Lanet olsun lan! Bi kere o oku kendim için birine atsam olmaz dimi? (O ok da bana aldıkları kalemtrak tırtıklı şey) Vaz geçtim ben, aşık olmak istiyorum. Yaş, boy, kilo, cinsiyet, hobisi, fobisi, mikseri varmış yokmuş farketmez. Oyun hamurundan kendime bi adam yapıp ona aşık olucam sonuçta. Blogun adını da "Bir Şizofrenin Gizli Bahçesi" olarak değiştirmeme az kaldı galiba.

Evde patlayacak oluyorum. Dantel yapmayı bilen varsa bana dantel öğretsin de çeyiz hazırlayayım. Evlenince koltuklarıma, televizyonumun üstüne falan dantel koymayayım mı yani?

3 Temmuz 2012 Salı

Bir eser, iki sahip. Hangisi daha sahip?

Bedenimin istediği şarkılar vardır.
Aşık olmadan önce Hande Yener'den "Nasıl Zor Şimdi" mesela.
Bu şarkıyı ilk defa Mete Özgencil'den -sahibinden- dinledim bu akşam.
Hangisi daha iyi karar veremedim.

Ama daha önemli bi sorunum var:
Bedenim bu şarkıyı kim için istiyor? 
Cidden bilmiyorum. 
Ayrıca bilmek de istemiyorum. 
Aşık olmak istemiyorum.
Aşk kötü, iğrenç, tüh kaka!

İşte o kadar, aşık olmak istemiyorum!

Mete Özgencil'den:


Hande Yener'den:

2 Temmuz 2012 Pazartesi

ONURUMUZ İÇİN ONURSUZCA(!) YÜRÜDÜK

Aylardır beklediğim gün en sonunda geldi çattı. LGBT Onur Yürüyüş günü.

Nasıl heyecanlı olmayayım ki kaç ay önceden ne giyeceğimi bile belliydi. Kırmızı diye aldığım PEMBE pantolon.

Bigay'in ayarladığı blogger buluşması da yanında kaymaktı.



Sabah kalktığımfa 11 gibiydi. Kahvaltı yaptım, hazırlandım derken saat oldu 12. Annem düğüne gidecekti ve duşa girdiğinde dolabımdan pembe pantolonumu çıkardım hemen. Taktım ütüyü fişe başladım hemen pantolonu ütülemeye. Etiketleri bile üstünde duruyodu pantolonun. Hemen attım sırt çantama. Bi tane tişört ve kalem kutumu da koydum.Belki tişörtü boyarız, üstüne yazı yazarız falan diye.

13.10 gibi çıktım evden. Otobüse gittim. Günlerden pazar, ya trafik varsa? Alla boku yerdim. Geç kalınır mı yahu? Durağa gitmek 10 dk, 10 dk'da otobüs bekleyince benim götüm tutuştu zaten. Geç kaldım, diye kafayı yedim resmen kendi içimde. Neyse ki trafik yoktu ki hayatımın otobüsle Taksim'e gittiğim en kısa zamandı.

Bü küçük canavarlar da bizimle beraberdi.
Burger'ın önüne gittim. Sean'la orada buluşucaktık. Sean'le buluştuk Bigay de az aşağıda Çilekli ve Kaldırımla bekliyomuş. Onların yanına gittik. Ordan bi kafeye geçip oturduk. O Gay, Ben de... geldi, Anlatsam Bi Bok Olmaz ve bi arkadaşı geldi, Kaldırımın bi arkadaşı geldi, Kaytan Bıyık'ın sevgilisi geldi. Derken kalabalıklaştık birden.

Saat 17.00'e az kalmıştı ki ben tuvalete çıktı ayağımdaki kotu çıkarıp pembiş pantolonumu giydim. Ve Onur Yürüşüne hazırdım artık.

Meydan'a gittik. Öh, bu ne kalabalık ayol! Herkes mi gay, lezbiyen, transtır bu ülkede. Türkiyeden gelenler yetmiyomuş gibi bir ton da gavur vardı. Anacım gidin kendi ülkenizde yürüyün. Çok ses yapıyorsunuz burda. Kimlik yaşım 17 olabilir ama kafam ses kaldırmıyor. Yaşlandım artık!

Sırrı Süreyya'nın siyasetine veyaptıklarına hayran biri olarak bir kez daha söylüyorum ki LGBT politikasına  inanmıyorum, inanamıyorum.
Bi anda kendimizi o devasa gökkuşağı bayrağının altında bulduk. Tanrım, ne sıkıcı bi yerdir. Bana afakanlar bastı, nefes alamadım bi an. Ve bayrağın altından çıkınca rahat bi nefes aldım.

Haftada bi iki kere yürüdüğüm İstiklal Caddesi neden bitmek bilmez bu yürüyüşte? Tamam güzel eğleniyoruz falan ama tepede güneş piştik ama. Tanrım, ne olurdu şu ibnelere serin bi hava lütfetseydin?!

Ve en sonunda kendimizi tünele attık. Yere oturduk, uzandık, yattık. Ebemiz sikildi artık yürümekten ne yapalım. Bi de her yeni tanıştığım insana "A, sen de mi ibnesin? Çok ayıp!" dedim. Çok eğlendim yahu.

Yürüyüş güzeldi, hoştu ama çok kalabalık olduğu için sloganları duyamadık, eşlik edemedik. Bi de bando ekibinin yanına gitmeyi çok istedim ama gidemedim bi türlü. Dans edesim vardı oysa ki. Bi ara ilk okuldan bi arkadaşımı gördüm. Elimde gökkuşağı bayrağı vardı ve ben onu eve getirecektim ama kime verdiysem bana geri dönmedi! Çok üzülüyorum!
bando ekibinin görünen az kısmı. ekibin adını biliyodum da unuttum :(

Yürüyüşte anlatılacak çok da bişey yok aslında. Dans ederek, gülerek, eğlenerek, insanlara ne kadar ÇOK olduğumu göstererek, her yerde olduğumu hissettirerek, bizim de bi söz hakkımız olduğunu gözlerine soka soka yürüdük.

Gelelim blogger kardeşlere. Kim ne yapmış, kimin nesi varmış. Dedikodularını yapayım azıcık.

Bigay: Herkesin böyle bi arkadaşı olmalı. Bi de bana bi hediye almış, mızrak gibi. Baştan kalem zannettim yazmaya çalıştım ama yazmıyo. Ne olduğunu kendileri de bilmiyo kitap ayracı dedi ama bilemedim. Ucu sivri bişey. Acaba neyi ima etmek istiyo? Bu çocuk geymiş inanabiliyor musunuz? BiGay bi de hepimize kondom dağıttı. Düşünceli arkadaşın hali bi başka.

Çilekli Gay: Aynı çilekli bi değişikliği yok. A, aaa. Çilekli de geymiş o.O

Anlatsam Bi Bok Olmaz: Bu adamı sevmiyorum ben ya! Nasıl itici, nasıl çirkef öf anlatamam! Şaka ha ciddi sanmayın. Azcık sinir olsam da seviyorum. Niye sevmeyeyim ki! Valla seviyom, billa seviyom. Yumurta şeklindeki çıngırdakımtırak şeyleri çok güzeldi. ABBO, travesti değil.


Anlatsam Bi Bok Olmaz'ın hetero kız arkadaşı: Bence hetero falan değil, lezbiyen. Hatta trans kadın bile olabilir asadafasa.


O Gay, Ben De...: Aslında yürüyüşe katılmıcakmış ama beni kırmamak için katılmış. Nasıl mutlu oldum. Teşekkürler tekrardan. Eğer insanlarla biraz vakit geçirdikten sonra nasıl biri olduklarını az-buçuk anlayabiliyorsam O Gay; Mutlu anında yanına koşup heyecanla heyecanlı mutluluğunu paylaşabileceğin, üzüntülü anında kafanı göğsüne dayayıp derdini anlatacağın birisi. Valla bayıldım kendisine. 


Haplo: Bi ara yürüyüşte karşılaştık, selamlaştık, öpüştük falan. Sonra kayboldu ortalıktan. Sonra yine karşılaştık, sonra yine kayboldu. İki lafın belini kıramadık ya ona yanarım. O da geymiş ayrıca, kızlar üzgünüm.


Sean Ian: Ne yalan söyliyim ben de SEAN'in adı değil de nickname'i olduğunu düşünmüştüm. Çok konuşamadık o yüzden ne desem yalan olur. Geymiş, şok oldum.


Arnavut Kaldırımı:  O da geymiş. Valla sevdim ben bu delikanlıyı. Sohbeti hoş, kendi hoş. 


Arnavut Kaldırımı'nın arkadaşları: O kadar çok arkadaşı geldi ki bi in İstanbul'daki bütün geyleri tanıdığını düşündüm. Bi arkadaşı var dı ki böyle sakallı bişey ipadiyle fotoğraflarımızı çekti, canıms ya.


Miss Maria: Pistis yok diye üzülüyorduk ki yerine Maria geldi. Tamam Pistis kadar çılgın olamaz ama çok eğlenceli bi kız. Lezbiyen değilmiş ama olması yakındır. Ama ben onu transerkek yapmayı düşünüyorum. İyi ki gelmişsin kız buluşmaya.

Kaytan Bıyık: Ne yürüyüşe, ne buluşmaya geldi ama öğrendiğim kadarıyla bıyığı yokmuş. Çok şaşırdım.

Kaytan Bıyık'ın sevgilisi: Allam nasıl iyi bi adamdır. Sanki kanatlarını çıkarıp dünyaya yollanmış bir melek. 

Acemi Gay: Fazla muhabbet edemedik, o yüzden ne diyebilirim ki?

Ve işte Onur Konuğu:

LODOS: İşte bütün günün en önemli misafiri benim için Lodos'tu. Lodos mu kim? Ne blogger, ne de insan. O çok tatlı bi yaratık. Maria'nın 1.5 aylık erkek köpeği. Kesin gey. Bütün erkekleri yalayıp durdu. Bi ara çükünü de yaladı, gördüm, şahitlerim de var. Ben de bi hayvan istiyorum. İnsanın bütün kötü enerjisini alıyor. Bütün gün sevgim, bütün bi yıl da sevebilirim. Seni çok sevdim tatlı şey! Benimle evlensene?

Bu ülke ne kadar ahlaksız bi ülke! Herkes eşcinsel! İnanmıyorum.
Ayrıca geylerin canı cehenneme. Bugünkü yürüyüşte kafamı siktiler. Oysa Trans Yürüyüşünde öyle miydi? Ne güzel yürümüştük.

O değil de ben Hayat Erkeği'yle de buluşmak istiyorum. Çok şey istemiyorum ki. Kaç yıldır istiyorum hem buluşmak. Evrene mesaj yolladım bütün gün. Belki Tanrı sesimi duyar. Ama duyacağını hiç sanmıyorum.

***Fotoğraflar FotoAkkaba ve İstanbul LGBT Dayanışma Derneği'nin facebook sayfasından alınmıştır.