29 Haziran 2012 Cuma

Yaptığınız Galata sakinlerine saygı değil, Galata'ya saygısızlıktır.

Geçen akşamki parti sırasında öğrendim Galata'nın kapatıldığını öyle böyle değil, çok üzüldüm. Blogumu az çok okuyan varsa bilir benim için Galata'nın önemi. İstanbul'un en sevdiğim yeri, kendim olduğum, dertlerimden arındığım, insanlarla tanışıp hoş sohbet ettiğim... yer.

O gece eve gelince Radikal'den okudum haberi daha sonra. Bir kez daha üzüldüm. Ama ben en çok üzen şey ise az önce internette gördüğüm Sabah gazetesinin "GALATA MEYDANI, SARHOŞA TESLİM" haberi oldu.

Haberi yayınlayıp görüşlerimi parantez içinde paylaşıcam.


---

Galata meydanı, sarhoşa teslim
ERHAN ÖZTÜRK 29.06.2012

Gençler arasında çıkan kavga nedeniyle 2 gün önce tekrar gündeme gelen Galata'da, hapçılar, sarhoşlar ve esrarkeşler, esnaf ile ev sahiplerini bıktırmış: Yaşamımızı kâbusa çevirdiler

 Dünyanın en eski kulelerinden biri olan ve Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak yaptırıldığı bilinen İstanbul'daki Galata Kulesi'ni çevreleyen meydan son yıllarda tarihine yakışmayan bir 'ambargoyla' karşı karşıya. Son iki yıldır özellikle gençlerin buluşma yeri olan meydanda akşam saat 22.00 sularında başlayan sözde eğlence sabah 05.00'e kadar sürüyor. Olan bitenden yaka silken mahalleli ve esnaftan ihbar yağmaya başlayınca 'yerinde tespit' için önceki gece Galata'ya gittik. İki gün önce 'alkol' duvarını aşan gençler arasında çıkan kavga nedeniyle kulenin etrafı güvenlik şeridiyle kapatılmıştı. Bir grup genç, meydanın hemen yan tarafına oturuyordu. Ellerinde gitar, saz, darbuka, saksafon... Yerlerde çilingir sofraları, biralar, rakılar, votkalar... Bağırıyorlar; türkü, şarkı söylüyor, halay çekiyorlar... Sayıları 500 civarı. Sivil polisler de gençleri gözlüyor. (Evet gençler çok ahlaksız. Kendi müziklerini yapıp, güzel vakit geçirmek ne zamandır ahlaksızlıktır?)

HAPLIYIM ABİ, KUSURA BAKMA 
Saatler ilerledikçe meydanda olan biten karşısında dehşete kapılıyorum. Tacizciler, sokağa tuvaletini yapanlar, ulu orta sevişenler, yankesiciler, tinerciler, haplananlar... Saatler 03.00'ü gösterdiğinde bir pasta geliyor. Tayland'lı Netchank'in doğum günüymüş. Mumları üfleyen genci tebrik ediyoruz. (Doğum günün kutlu olsun Netchank) Sakinler... Hemen yanı başımızda ayağa kalkan bir genç ise avaz avaz 'Urfa yaram sızlar' türküsünü söylüyor. Adı İsmail. "Çok bağırmıyor musun? Bu saatte rahatsız olur etrafta oturanlar" diyorum. Kulağıma eğilip, "Ağabey haplıyım, kafam iyi, idare et" diyor. Yanına gelen polisler de İsmail'le konuşarak anlaşamıyorlar. Bir sivil memur eliyle "Sus" işareti yapıyor. Ve İsmail susuyor... (Ve polis işin içine girer. Polisin işi hani halkın huzurunu sağlamaktı, niye huzuru bozuyor? Ki Galata'da birisinin türkü söylemesinden rahatsız olan 1 insan gösterin bana, lütfen) Meydana girdikten hemen sonra esnafı dolaşıyorum. Bakkal, "Yanımda biraz dur, rezaleti gör" diyor. Tezgâhın arkasına geçip, alışveriş yapmak için gelen gençleri gözlüyorum. Genç bir kız ayakta duramayacak kadar içkili, 'cigara kağıdı' istiyor. Bakkal bana dönüp, "Esrar saracak" diyor ve ekliyor: "Değerlerimizi, yaşamımızı, her şeyimizi kâbusa çevirdiler..."

KULAK TIKACIYLA UYUYORUM ARTIK
Hemen her görüşten gençler var Galata'da. bazıları sessiz, sohbet ediyorlar. Hepsinin kafası iyi. İsminin Nehir olduğunu söyleyen genç, "Öğrenciyiz hepimiz. Kimsenin rahatsız olmasını istemiyoruz. Sessizce sohbet ediyoruz. Öğrenci evinde kalıyorum ve iş arıyorum. Bana yardımcı olup iş bulabilir misin?" diyor.(Al sana bi ahlaksızlık daha, yardım isteyen insan. Çok ahlaksız bu gençler) Her köşede farklı siyasi görüşler tartışılıyor. Bazıları Kürt sorununu konuşuyor, bazıları ise Suriye krizini... Hepsinin ortak amacı her gece geldikleri meydanda eğlenmek! (Bize farklı şeyler tartışılmasını öğretmediler ki insanlara AYIP geliyor böyle şeyler, beyin fırtınası yapılması, bilgilerin, düşüncelerin çarpıtılması çok ahlaksız bir şey dimi?) 15 yıldır Galata'da oturan yönetmen Engin Ayça ise "Geceleri kulak tıkacı takıyorum uyumak için. Bölgede bulunan oteller müşterilerine kulak tıkacı veriyor. 155'i aramaktan yoruldum. Yaşanan bütün rezaleti kamerayla görüntülüyorum. Özellikle ilerleyen saatlerde sokak aralarındakileri" diye dert yanıyor. (Dert yanmak?)

SANKİ AÇIK HAVA TUVALETİ...
Saatler ilerledikçe, gençler kızlı erkekli, ara sokaklara gidip gelmeye başlıyor. Yanıma yaklaşan bir taksici, "Ağabey seni açık hava tuvaletine götüreyim. İzle beni" diyor. Lale Çeşme Sokağı'na giriyoruz. Biri kız, iki genç sokağın ortasına tuvalet ihtiyaçlarını gideriyor. Korkunç bir koku. Bir iki kare resim çekip, geri dönüyoruz. Ardından Emin'e, "Bu rezaleti görüntüleyelim" diyorum ve geri dönüyoruz. İki genç duvara dayanmış, kimseye aldırış etmeden ihtiyaç gideriyor. Ailelerin oturduğu apartmanların merdivenlerinde sevişenler var. Fotoğraf makinasını görünce yerden taş almaya ve saldırmaya çalışıyorlar. Lale Çeşme Sokağı'na tuvaletini yapan gence, "Neden tuvalete gitmiyorsun?" diyorum. Ayakta durmakta zorluk çeken genç cevap veriyor: "Tuvalet ücreti 1 lira. Oraya vereceğim 1 liranın üstünde 1 lira daha koyup bir bira alırım. Bu benim özgürlüğüm, karışamazsın..." (Genç insanlardan bahsediyoruz, öğrenci bu insanların çoğu. "HAYAT SOKAKTA" felsefesi hakim. Ordaki o sıcaklık bi barda, clubta yok ki. Ah terbiyesiz gençler bi de sevişiyolarmış. Ayıp ki ne ayıp. E, abicim senin yaptığın ne? Onların fotoğrafını çekmek daha büyük ayıp değil mi? İyi ki eşcinselleri görmemişler olda, kim bilir daha ne derlerdi. Ayrıca işemekten bahsediyoruz. Kim işimek için para vermek ister ki? Basit bi çözüm var oralara seyyar tuvaletler yapmak, bu çok pahalıya mal olacak bişey değil ki. )

ARABAYA ZOR ATTIK KENDİMİZİ
Saatler ilerledikçe tıklım tıklım dolan meydan yerini, toplu tacize bırakıyor. Sözde, 'masum gençler buluşması' olarak adlandırılan gecede; kavga, küfür, gürültü ve yüksek sesle söylenen marşlar, şarkılar birbirini izliyor. Sonra şişeler havada uçuşuyor. Sabahın ilk ışıklarıyla eve dönüş için arabaya doğru ilerliyoruz. Yanımıza iri yarı bir genç yaklaşıyor. Yürümekte zorluk çekiyor. Kolumdan çekiştiriyor: "50 lira ver, 10 lira, 5 lira..." "Yok" deyince başlıyor saydırmaya. "Ya bizi bıçaklarsa" diye düşünüyorum. Benden istediğini alamayınca bu sefer foto muhabiri arkadaşım Emin'i hedef alıyor. Aynı küfürlerden o da nasibini alıyor. Nihayet arabaya atlıyoruz, kapıları kilitliyoruz ve eve doğru yola çıkıyoruz. Kâbus gibi 6 saat bitiyor, ama ertesi gün bile kendime gelmekte güçlük çekiyorum.

EV SAHİPLERİ, PSİKOLOJİK TEDAVİ GÖRÜYOR
Meydandaki durum nedeniyle birçok ünlü isim Galata'yı terk etmiş. Gazeteci Amberin Zaman, Neyyire Özkan bunlardan sadece birkaçı. Galata'da yaşayanların büyük bölümü evlerine sese karşı izolasyon yaptırmış. Bazıları ise psikolojik tedavi görmeye başladıklarını belirterek, "Günde 14 hap alıyoruz. Sokağa çıkamaz olduk" diyor. (Bu Galata'daki sesten değil. Kocasıyla, karısıyla, işiyle sorunu olduğu içindir. Adım gibi eminim.) Sivil polislerse zaman zaman gençlerin arasına katılıp, onlarla konuşuyor. Bildiğimiz polislerden değiller. Küpeli, uzun saçlı, yırtık kot pantolonlu. Bir ara bize dönüp yakınıyorlar: "Bize yazık değil mi? Sabah 10.00'da mesaiye başladım. 20 saattir ayaktayım. Eve gidip, üzerimizi değiştirdikten sonra tekrar göreve başlayacağız." (İşte en saçması da bu. Polissin lan sen! Kimse seni zorla polis yapmadı, dimi? Senin görevin neyse onu yapacaksın. Pardon bu ülkede polisin görevi cop'larla insan dövmek, biber gazı bombası atmak olduğu için oradaki o güzel insanların mutlu olması, onlara saldıramaması canlarını sıkıyodur. Lan benim annem babam fabrikada çalıyor, şikayetçi olmuyor. Senin gibi bir elleri yağda, diğerleri de balda değil. Neyin kafasındasınız siz? Polisseniz görevinizi bilip işinize bakın!)

"BURADA CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK"
Bir hemşirenin yanına yaklaşıyoruz. Bulgaristan göçmeni Elvina Kurt nefes almadan başlıyor konuşmaya: "10 yıldır burada oturuyorum. Nöbetten çıktım. Uyumak istiyorum. Bu kadar özgürlük fazla. Özgürlük başkalarının hayatını alt üst edip kâbusa çevirmek değil. Sessizce içip, kimseyi rahatsız etmeseler sorun yok. Can güvenliğim yok." Sonra gözyaşları içinde uzaklaşıyor yanımızdan.
---

1-2 kavgadan ötürü Kuledibi'ni kapatanlar; kadınlar, erkekler, eşcincellar, translar, hayvanlar, öğrenciler, işçiler öldürülürken akılları neresindeydi acaba. 18 yıldır öğrendiğim şeylerden biri "Bu ülke senin eğlencen başkasının götüne batır"dır. Çok merak ediyorum Kuledibi'ne neler yapacaklar. Yeni kafe mi açılacak, yoksa devlete para kazandıracak başka bir şey mi?


Bi de şu fotoğraflarda bi rezalet görüyor musunuz?
http://www.sabah.com.tr/multimedya/galeri/turkiye/galata-rezaleti

Tamam haber yapsınlar, Galata sakinlerinin dertlerini aktarsınlar, ama taraflı haber yapmasınlar. Buna karşıyım. Bu haberi bi Gazete'de değil de bi blogta görseydim kesin İRONİ'dir, çok da başarılı yapmışlar diyip gülerek okurdum.

Ve son olarak:

GALATA'YI KAPATMAYI DÜŞÜNENLERE KARŞI BACAK OMUZA!

-Gülleri Beraber Koklayabilmek İçin- LGBT Onur Yürüyüşüne Davet

Bigay'in organizatörlüğünde yürüyüşe katılmak için bloggerbulusmasi@gmail.com adresine mail atmanız yeterli.










*Fotoğrafları paylaşmama izin verdiği için Ümit Ilgın Yiğit'e teşekkürler.

28 Haziran 2012 Perşembe

Anlatsam Bi Bok Olmaz'a Karşı Bacak Omuza



Dün kötü olarak başlamıştı benim için. Kıvırcıkla kavga ettik. Konuşmuyoruz galiba şimdi. Çok da umurumda. Buraya geldiğimden beri benden Beşiktaş Feda Tişörtü istiyor. Ama hangi rengi, hangi bedenini istediğine bile karar verebilmiş değil. Neyse her yeri arayıp sorcakmışım, ne kadar çok istediğini biliyomuşum ona yollucakmışım. Dün de almazsam bi daha konuşmayacakmış benimle.

"Kusura bakma ama benim senin gibi tek derdim tişörtüm beyaz mı, yoksa siyah mı, medium mu olur small mu değil. Annemle kavga ettim ve 3 haftadır bana tişörtten başka bir şey için mesaj attığını ya da aradığını hatırlamıyorum.Konuşmayacaksan da sen bilirsin" diye mesaj cevap verdim. 10 yere sordum tişörtlerin bedenleri yok. İnternetten sipariş vermesini söyledim 10 kere ama dinlemiyor. Bütün İstanbul'u salak bi tişört için gezemem ki.

Dün akşam LGBT Onur Haftası kapsamında Garaj İstanbul'da Bi parti vardı. Mercan'ın çıkacağını duyunca gidesim geldi. Anlatsam Bi Bok Olmaz'la gidelim dedik işte. İki arkadaşıyla biraber gelmişti ABBO. Hani Trans Pride yazımda bi adam hakkında harika biri demiştim ya onun yanına gittik. Çünkü Garaj İstanbul'un nerede olduğunu bilmiyoduk. Harika adamın yanında kim vardı dersiniz? Kaos GL'den Barış ve Aras. Nasıl da yakışıyolar birbirlerine. Gözü kalanın gözü çıksın anacım! Başladık G.İ.'a yürümeye.

Kapıda kollarımıza damga bastılar. Damgalı Eşek gibi dolandık anlayacağınız. İçeri girmedik. ABBO'ın beklediği Kafası Karışık Kontrtenor 11 gibi çıkacakmış. Ve ABBO'ın arkadaşları Küçük Beyoğlu'nda sokak konseri varmış dediler. Oraya gittik. Sokak konseri denilen şey azcık eğlenceli olur dimi? Yok anacım hayat yok. Biz gittiğimizde bi grup sahnedeydi. Onlar indi öteki grup iki saat sonra çıkmaya başladılar. Tam çalacaklardı çok sıkıldık ayrıldık ordan. Garaj İstanbula yaylandık tekrardan.

Saly Angoz diye bi grup çıkçakmış sahneye girdik içeri. İçeri girince benim radarlar başladı çalışmaya. Çevreme bakındım. Kesişebilecek, yiyişebilecek birilerini aradım. Mercan bahane yiyişmek şahane! adsfaafs İskoç etekli birini kestirdim gözüme. Esmer, tam bi pornocu tipi var. Geniş omuz, kaslı uzun bacak. Ah o bacaklar! Ah ulan salih! (öyle bi şiir vardı sanki) Hemen ABBO'a gösterdim adamı. Göstermez olaydım. Gecem karardı lan! Adamı ben kesecekken ellerimle ABBO'a teslim ettim! Lanet ki ne lanet! Bakışmalar, göz kırpmalar... Sinir katsayım yükseldi de yükseldi yani.
Bi Marc Jacobs bi de dünkü adam. Eteklerinizi çıkarmayın lan! Marc'ın bi de postallarını çok beğeniyorum yea :)

Yeşil gömlekli biriyle kesişmeye başladım bi baktım yanında sevgilisi var. Pezevenk, madem sevgilin var niye bana bakıyon! Böyle yerlerde Sevgilisizler için ayrı bi yer yapmaları lazım. Herkes herkesle dans ediyo. Anlamıyorum ki. Uslu bi çocuk olup kaderimle yüzleşmeye karar verdim. 9 ay daha bekleyebilirim diye düşünüyorum.

Saly Angoz indi sahneden, Kontrtenor çıktı. Eğlendik anacım bi güzel. Bi de vodkayı yudumlayınca içimiz kığır kıpır oldu. Oturmaya gitmedik zaten dimi oraya?! Cihangir'li arkadaşım (oha ne havalı lan CİHANGİRLİ ARKADAŞIM VAR AYIK OLUN! CİHANGİR MERKEZ AYIK OLSUN HERKE"Z"!) karşılaştık. Lennon da gelecekti ama eve gitmiş. Onunla dans falan ettik. Galata'da oturduğum iki kız arkadaşı da oradaydı. Onlarla falan dans ettim. Tabii bu arada ABBO hep İskoç etekliyi kesiyo, sinirim ben bu çocuğa! Hepsini geçtim kapının önüne sigara içmeye giderken İskoç eteklimle bu telefon numaralarını vermesinler mi birbirlerine! Yıkıldım anacım. Tam o sırada Kontrtenor Yalnız Kulları söylemeye başladı. Benim durumu hissetti de söyledi bence. Tanrım bana 3 tane, 3 te yetmez 5 tane, 5 de yetmez 7 tane ver ver ver! Dün geceden sonraki hayat felsefem: ANLATSAM Bİ BOK OLMAZ'A KARŞI BACAK OMUZA!


Bigay'le Çilekli de katıldı bize. Ben olsam Zaz konserinden sonra hayatta gelmezdim ama geldiler işte. Çilekli'nin saçları kısalmış, Bigay'e sakal yakışmış falan. Zeynep Dizdar çıktı sonra. Çıkmaz olaydı, o ne öyle. Yağ torbası. Silikonları patlıcak da yüzümüze gözümüze bulaşıcak diye çok korktum. Playback yapmaz mı bide. Allah ıslah etsin onu. Bi de bi ara namaz kıldıracak zannettik. "Bitse de gitse" modundaydık.

Ve sonunda Mercan çıktı sahneye. Ağırdan girdi baştan. Ağır ağır şarkılar söyledi. Kederlendik, içimiz kabardı falan. Ve beklenen şarkıyla herkes coştu. "HEPSİ GAY HORMONLAR BOŞA ARTIK KAYGANDI YÜZEY!" Kopar bizi mercan! Bi de çok tatlı giyinmişti lan. Ufacık tefecik içi dolu turşucuk sözü onun için söylenmiş sanki.

Bol bol dans ettim, yakışıklı kestim. Ama kimsecikle yiyişemeden eve dönmek çok koydu be abi! Yapılır mı bu benim gibi Ricky Martin gibi yakışıklı adama (yersen. tabii kimse yemedi)

Geçen gece 3'te gelmiş eve. Bu gece (sabah desek daha iyi olacak) 04.30 gibiydi galiba. Eve girdiğimde sabah ezanı okunuyodu işte. Bu gidişte artık bizimkiler işe gittikten sonra eve dönücem.

26 Haziran 2012 Salı

Yeni dostum, Tanrı'nın küçük askeri


Çırılçıplak soyundum.
Çıktım balkona
Yattım güneşin, -Tanrı'nın en keskin kıcınının- altına.
Yaktım bi sigara,
Çektim derin bi nefes.
Çok derinlere çektim
Bi daha çıkmamasını istedim içimden
Yavaş yavaş üfledim dumanı
Tanrıya yolladım
Belki dumandan bi mesaj alır da yalnızlığımı paylaşır diye
Hem o da yalnız değil mi.
Niceleri göçtü bu dünyadan.
Kazım Koyuncu, Erdal Eren,
John Lennon,
Halam, dedem
Adını bile duymadığım bir sürü insan.
Derin bi "AH" çektim.
Yalnız geldiğim bu dünyadan yalnız göçeceksem
Niye hala "çift" olmak istiyorum.
Diye düşünürken ayak baş parmağımda bir şey hissettim.
Yalnız değilmişim
Tanrı küçük askerini -karıncasını- bana hediye olarak göndermiş.
Ben Patrick, senin adın ne?
Adını söylemedi
Turladı biraz.
Kıllarımda Jane'ini arayan Tarzan misali.
Omzuma çıktı
İşte o zaman anladım gerçekten omzumda bi baş istediğimi
Kıpırdamadım
Bir şey demedim
O da demedi
Kolumdan elime doğru bi balerin gibi süzüldü
Elime geldi
Avucumun içinde bi karıncalanma oldu
Elim, bi eli sıkıca tutmak istedi
Kapatamadım elimi
İçinde bi can vardı sonuçta
Parmaklarımı okşadıktan sonra küçük bi öpücük kondurup yere bıraktım
Çırılçıplaktım
Ve terlemiştim
Tanrı hala keskin kılıcını üstüme savuruyordu acımasızca
Bir şeyler yapmalıydım
Evden çıkmalı
Eve uğramamalı
Bunalıma girmemeli
Birini bulup sevişmeyi düşündüm.
Sevişince ne olacaktı?
Eve dönünce yine yalnızdım.
Sevgili mi istiyorum?
Hayır.
Sadece "mutsuz, ümitsiz" olduğumu hissedecek biri
Kendimi ona anlatmak istemeyeceğim biri
Saçımı okşayacak
Belki de sevişebiliriz
Yalnızlığı severim ama bugünlerde yalnızlık bana çok koyuyor
Kendime bi uğraş bulmalıyım, kafamı en azından uyuyana kadar meşgul edecek bir şeyler.
Sigaramdan bi nefes daha aldım
Soğuk suyu iliklerimde hissedene kadar içtim
Nasıl da unuturum
Tanrı'nın kimsenin sözünü dinlemediğini, egoist biri olduğunu.
Tarının küçük askeri, beni arada ziyaret et, olur mu?


Fonda da iki gündür bu şarkı çalıyor.

25 Haziran 2012 Pazartesi

"Faşizme Karşı Bacak Omuza"

Şu yazımda trans pride'a katılalım demiştim ya. O kadar çok gelmek isteyen (!) oldu ki Anlatsa Bi Bok Olmaz'a "Abi onca milletle mi uğraşıcaz boşver ikimiz gidelim" dedim.  İşte ben ve ABBO'la katıldık. Aslında katılmak için 1-2 istek geldi ama biri geri dönüş yapmadı biri de elimizde olmayan sebeplerden dolayı gelemedi. Haplo ise yanlış anladığı için gelemedi. Nasıl üzüldüm yea :'( Cidden üzüldüm.

Yürüyüşe katılmak için Taksim Meydan'da buluşalım dedik. Ama çok kalabalık olur Burger'ın önü olmaz dediydik. O yüzden hayatımda bi ilki gerçekleştirip Taksim'de klasik buluşma yeri olan Burger'ı aldatıp The Marmara'nın altındaki Starbucks'ı seçtik. Ah Burger affet bizi. Sana ihanet ettik biraz ama :( Bugün Burger'dan bi dondurma alıp kendimi affettirmem lazım sanırsam. Ya da neme lazım üzgün kalsın, Taksim'de kendi önünden başka bi yerde buluşulacağını da öğrenmiş olsun. Egosu tavan yapmıştır zaten. Neyse konumuza dönelim.

Bu adam var ya harika bi şey
Tanıştığıma o kadar memnunum
ki, muhteşem kedileri ve evi var.
Küçük bi grup vardı meydan'da. Onlardan başka kimse yoktu. Ha nasıl unuturum bi de bi grup faşist vardı. Onların da yürüyüşü varmış, yürüsünler anacım yürümek herkesin hakkı sonuçta. Trans Pride yürüyüşü için toplananların sayısı biraz artınca Gökkuşağı Bayrağı açıldı. Abi çok güzeldi ya. Mutluluk cidden Gökkuşağının altında. O bayrağın altına girseydim kafama güneş geçmezdi mesela. Ve ilk slogan atıldı "FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA" Birden bi karışıklık oldu. ABBO beni çekti kenara. Faşist grup şişe fırlatmış. Sözlü taciz falan. Polis ayırdı hemen. Olay büyümedi


LİSTAG'ın pankartları çok iyidi.
Bülent Abla'mız çok atarlıydı
Mango'nun önünde beklendi. Sloganlar atıldı. Mango'da alışveriş yapanların bakışlarını görmeniz lazımdı. 1 saat olmuştu yürüyüşe başlanalı ama hala Galatasaray'ın oraya bile gelememiştik. Eğlene eğlene, slogan atarak, alkış tutarak, dans ederek, çevredeki tatlı çocukları kese kese geldik Tünel meydanına. Oturduk yere. Kıçım pişti resmen. Konuşmalar yaptı. Yanımızda bi grup vardı çok eğlenceliydiler. Biri "Samsun çocuğuyum her yerde sikişirim" dedi. Daha neler neler. Konuşmalar sırasında bi kız çıkıp "Ben heteroseksüelim ama sizin gibilere de destek veriyorum" dedi ve Bülent Abla'mız mikrofonu kapıp ağzının payını verdi.







BDP'nin siyasetini beğensem de LGBTT politikası bana gerçekçi gelmiyor

Gay Pride daha eğlenceli oluyormuş Trans Pride'tan.  Trans Pride'ta eğlencenin dibine vurduysak haftaya pazar kim bilir nasıl eğlenicez tahmin bile edemiyorum.


Fotoğrafları Istanbul LGBTT Dayanışma Derneği'nin Facebook Sayfasından aldım. Ve bu dernek harika. Bi ara gidip tekrardan kapılarını çalmak istiyorum. 

GAY PRIDE'ta görüşmek üzere. 

Dünkü yürüyüşle ilgili haberlerin linkleri:






.

BIRTHDAY CELEBRATION


25.06.2011 Patrick'in doğum günü. Yani blogu açalı 1 sene oluyor artık. Yaşlandık be abicim. Tam 1 sene önce şu salak yazı(tık tık)la başladım Patrick'in Dünyası'nı yazmaya. Ne iyi etmişim de yazmışım. Bir sürü harika insan tanıdım falan filan. 

Nice senelere, Blog. Ne iyi etmişim de doğurmuşum seni. 

NOT: Yukarıdaki pasta fotoğrafını internetten buldum ama isteyen olursa 13 ağustosta -reşit olacağım- doğum günümde bana böyle bi pasta hediye edebilir. 

bu da dans müziğimiz: 


22 Haziran 2012 Cuma

Talk that talk to me



Biliyorsunuz hala parasızım. Ah anacım ah. Gezemiyorum hiç. İş aramak için geçen gün çıktım evden. Hep D&R'da çalışmak istemişimdir, gittim iş form doldurdum. Bizim buralarda kafelere falan baktım. Garsonluk da istemişimdir hep. Anladım ki burdan iş yok bana.

Bakırköy'e gittim. Hem yakın hem güzel yer yani sonuçta diye. Öyle sıcaktan ebem sikilmiş, dünya yansa umrumda değil şekilde yayılmış oturuyordum ki minibüse bir genç bindi. En fazla 17'dir ama tahminimce 17 bile değildir. Her neyse tipi anlatıyorum. Balık etli, boyu benim kadar (2-3 santim kısa ya da uzun olabilir.) Sarışın, saçı undercut model. Harika durmuş saçı. Piercingler falan dersen o biçim güzel. Skinny pantolon giymiş yeşil. Göleği de çogzeldi. Kolunda dövmesi vardı. Kesin gurbetçi. Alamancı olabilir. Ama hep Avustralya'dan gelmiş olarak düşündüm. Nedense bilemiyorum. Baştan yabancı zannettim ama türkçe konuşuyo. Aksanından da nereden geldiğini şeyedemedim. 

Neyse Bakırköy'de aynı yerde indik. Çocuğu minibüste kestiğim yetmiyomuş gibi bi de yolda kesmeye başladım. Abazalık diz boyu bende valla. Sonra gözden kayboldu. Atalarımızın dedikleri de doğruymuş, göz görmeyince gönül katlanıyomuş. Ah bebeğim çok tatlıydın. Uzun bacaklıydı bi kere ya. Yerim. 

Ben de Avm'lere girip iş başvurusu yaptım. "SATIŞ DANIŞMANI" olaraktan. Kendi başıma iş yaptığımdan ne kendime referans falan yok tabii bende. Öyle doldurdum. Eve geldim akşam anneme "Anne yea benim hiç referansım yok, o yüzden iş bulamıcam galibası" dedim. Patronu bana referans verdi sonradan. Ama o güzelim mağazalar için artık çok geç galiba.

Dün Eyüp'e gittim LYS edebiyat-coğrafya sınavı giriş yerime bakmaya. Ebem sikildi ya. Oraya verilir mi hiç insan?! Sonra bu çocuklar niye okumuyo. Sabah sabah o yolu git, sonra sınava gir zor iş valla. 

Önceki gün çiğ köfte yemiştim. Ben 2-3 günde bir çiğ köfte yemezsem damarlarım "ÇİĞKÖFTE ÇİĞKÖFTE!" diye isyan ediyo yeminlen. Ha yemesi güzel ama ertesi gün de ishal oluyom işte. Okula baktım dönerken bağırsaklarımda bir festival havası. Sen de asker düğünü ben diyeyim bizim mahalledi çalgıcı karısı binnazın kızının düğünü. Ufukta bi cami gördüm dedim gideyim oraya yapayım tuvaletimi. Yoksa donuma yapardım galiba. Cami minaresine doğru yürürken yok kesildi. Bi çay ocağı gibi bi yer vardı. Adam tuvalet ora dedi. Girdim. İçerisi leş gibi. Yapsam mı yapmasam mı bilemedim. Yapacak bişey yoktu yaptım tuvaletimi. Kendimden iğrendim bi an. 

Eve gelirken yeni keşfettiğim tatlıcıdan 2 tane halka tatlı aldım. 1 tane de saray sarması mı ne dedi. Sigara böreğinin içininin kadayıf ve cevizle doldurulmuş hali. Pastaneden de supangle aldım. Biz güzel yedim. 

Cihangir parkında oturduğum bi arkadaşım vardı ya Lennon'ın arkadaşı hani. İşte o bilgisayardan "kalk gel oturalım bi yerde özledim seni" dedi. Üstümü değiştirip çıktım. İşte arkadaşla buluştuk, yemek yedik. Sonra Galata Kuledibi'ne gittik. Çöktük yere. İki kız arkadaşı geldi. Biralarımızı içtik, halay çektik, dans ettik. Eve geldiğimde saat gece 3'tü. Parayı nerden buldun derseniz babam geçen gün vermişti ve yine parasızın. ALLAM BANA GÖMÜ FALAN BİŞEY YOLLASAN YA?!

Bugün ise başvurduğum bi yerden aradılar görüşmeye çağırdılar. "Biz devamlı eleman arıyoruz" dedi. Pevezenk bunu demek için allahın sıcağında beni yordu. Nasıl küfür ettim. 

Hadi ben Spartacus'ün sezon finalini izleyeyim de biraz duygulanayım.

Gay Pride + (sonrasında) dedikodu çok güzel bişey dimi? O zaman hep beraber gidelim, eğlenelim, dedikodunun dibine vuralım. Yeni insanlarla tanışalım. Sevişelim de dicem ama havalar çok sıcak o işi kışa yapalım? http://bigayingunlugu.blogspot.com/2012/06/insan-olmann-onuru-icin-yurumeyelim-mi.html  

18 Haziran 2012 Pazartesi

küçüktürüç GALATA küçüktürüç



Biri anneme bişey söyleyebilir mi? "Sen öğrenci değilsin artık, sana para yok!" diyip duruyor bana. Acilen iş bulup çalışmam lazım. Ne iş olsa yaparım, ağabey! Şöyle garsonluk olur, kitapçıda falan ne güzel çalışırım. Para kazanmam lazım; dövme yaptırcam, paten alıcam, Timberland alıcam falan. Ama önccelik dövmede. Anneme paten aldırırım, Timberland biraz daha ertelenebilir.

Geldiğimden beri bi Kadıköy'e gittim bi de LYS'e gireceğim yere. Parasızım ya. Evde canım çıktı. Mutfaktan dışarı çıkmıyorum. Evin en serin yeri mutfak. Mutfakta yatıyorum geceleri falan. Mutfaktaki kanepeyle bir bütün oldum artık.

Ha bu arada "MAT-GEO sınavın nasıldı?" diye soran olursa 13 mat, 10 tane de geometri yaptım. NApıyım çalışmadım yani! Neyse bu konuyu kapatalım.

Dün o kadar canım sıkıldı ki evde söylenip durdum "Canım sıkılıyor, gezmek istiyorum" diye ama kimsenin sikine taktığı yok. Artık yeter! Bugün Lennon'ın LYS sınavı vardı sınavdan sonra internet kafeye gitmiş. "Hadi Taksim'de buluşalım" dedi. Annemden zar zor para koparttıktan sonra çıktım. Annem "bekle beraber çıkarız evden" dedi.

3'te Lennon'la buluşacaktık ama 2,5ta otobüslerin ordaydım. Metrosbüs-metro ikilisiyle yarım saatte taksime ulaştım. Bir kez daha söylüyorum; "MECİDİYEKÖY METROSUNA HAYAATIMDA HİÇ Bİ DEFA SAKİN GİRMEDİM, MERDİVENLERDE SAĞDA BEKLEYEN İNSANLARDAN OLAMADIM!" Aklıma Kazu geldi lan. Nerde acaba, ne zamandır bişey de yazmıyo. Merak ettim. Bi arasam iyi olacak.

Her zamanki buluşma yeri olan Burger'ın önüne gittim. Ama önünde yoktu. İçerden çıktı. Bi arkadaşıyla içerdeymiş. Tanıyorum ben de çocuğu. Çok iyi çocuk, severim yani. Oturduk içerde biraz sonra işte dolaştık, Galata, Galatasaray gezdik, oturduk. Yedik içtik.

Lennon' Gakatasaray'da bi kafede otururken çok uykusu gelmiş, eve gitti. Biz de Cihangir Parkı'na gittik. C
Çekirdek falan aldık. Oturduk ordan. Annem aradı arkadaşıyla Gülhane'ye gidiyolarmış. Ben de kalktım Cihangir'den Tophane'ye indim ordam tramvay'la Gülhane'ye.

Gülhane'de bi demlik çay içtik. Ordan Eminönü'ne gittik. Balık yedik. "Hadi gelin size Galata'da bira ısmarlıyım" dedim. Ordan da Galata'ya gittik. Bira içtik. Ve eve döndük.

Ve Galata'yı o kadar çok özlemişim ki. Anlatamam. Benim orada evim olması lazım. Bi ayağımın Galata'da olması lazım. Bu iş olur başka bişey olur bilemem.  Galata'da sanırsam bi butikti eleman arıyodu. Başvursam mı ki? Başvurmam gerek. Bi işe girmem gerek artık! Officeboy'luk falan da olur. Te allam. Parasızlık ne kötü şeymiş lan!

Ha bu arada Fransız sokağından geçerken Pistis'in şarapçısının önünden geçtik de aklıma Pistis geldi. İstanbul'da olsaydı da bana şarap içirseydi diye düşünmedim değil hani. O değil de kız bana hep şarap ısmarlıyo ben de beleşci gibi geçiniyom, bi gün de benim ona ısmarlamam gerek. Of nolur bi iş bulayım!111!!11!

Ha bu arada buluşma için adını yazdırmayan kaldı mı? : http://iminthebed.blogspot.com/2012/06/blogger-bulusmas-trans-onur-yuruyusu.html

16 Haziran 2012 Cumartesi

LYS de ne olaki?

Yarın (yani bugün uyuyup uyanınca benim için yarın olacak) LYS1 yani mat-geo sınavım var. Ama ben ne yaptım?
Bugün vizyona Depp'in son filmi Dark Shadows girdi. Ve ben bu filmi bekliyorum ne zamandır. Bütün gün parasızlıktan eve tıkılı kaldım, evde kimse yok. Annem de işten geç gelecekmiş. Çok üzüldüm filme gidemicem diye. 

Annemi aradım "sinemaya gitmek istiyom ben yeae" dedim. 

Saat 22.00da evin önünde buluştuk, 10 dk'da dürümcüye gittik. Dürüm yaptırdım. Yolda yiyerek sinemaya koşturdum. Film 23,00 seansında. Ve AVM'le dürümcü zıt yönlerde. He bi de anneme "bana para versene" dedim. 20 lira tutuşturdu elime "senin paran vardı, kirli çıkısındır sen" dedi.

Patrick parasız kalacak adam mıydı? Israr edemedim valla. Ya film kaçsaydı?

Koştur koştur onca yolu gittim. Biletimi aldım. -Bilet demişken eskiden sinema biletleri kuşe kağıda olur. Şimdi sanki marketten alış-veriş yapmışız gibi fiş veriyor. Ben kuşe kağıt iştiyorum. Duydun mu Cinemaximum?! 

Filmin başlamasına 5 dk falan vardı, terasa çıktım bi kaç arkadaşla konuştum. Sonra girdim salona.

Bi film bu kadar mı güzel olur yeaeaeaea! (Ergenlik had safhada)

Bi sevişme sahnesi vardı ki duvardan duvara. Of anam! Ama CRY BABY'deki o french kiss sahnesi kadar ateşli değil.

Ve filmde evin hippi kızını oynayan "Chloë Grace Moretz"e aşık oldum sanırsam. Abi o ne güzelliktir! 

Helena bebeğim ise yine harika sigara içiyor. Tanrı bu kadını yarattıktan sonra "SEN SİGARA İÇ" demiş sanki. 

Ve filmin sonundan anladığım kadarıyla filmin devamı olacak. Olsun anacım ona da giderim. 

Ha bu arada ne Damon, ne Edward, tek gerçek vampir BARNABAS COLLINS! 

Hadi ben yatayım. Erken kalkıp Balat'taki deniz manzaralı sınava gireceğim liseme gideceğim daha. 

ÖPTÜM!

14 Haziran 2012 Perşembe

Blogger buluşması - Trans Onur Yürüyüşü


Anlatsam Bi Bok Olmaz ve Haplo 'nun önerisi üzerine Trans Onur Yürüyüşüne bloggerlar, ve katılmak isteyenler olarak katılalım dedik.

E, nasıl katılıcaz peki?

Önce örgütlenmemiz gerek. Bunun için bloggerbulusmasi@gmail.com diye bi mail adresi aldık. 

Saat 17.00'da yürüyüş başlıyormuş. Biz 16,30'da aramızda kararlaştıracağımız bi yerde toplanıp katılırız yürüyüşe.

19.00 gibi ise yürüyüş bitiyormuş. E o kadar yürüdük, biraz dinlenip iki hoş beş etmeyelim mi?

Tabii ki de edelim.

Ve yürüyüşten sonra bir yerde oturup hoş beş edilecektir.

Ha dersen ki "Ben yürüyüşe katılamıcam ama sohbet etmek istiyorum" kabul.

"Yok sohbete kalamam çok geç olur, ben sizinle yürüyüşe katılayım" dersen o da kabul. 

Ne demiş Mevlana: Gel, ne olursan ol yine gel. 

Tarih: 24 Haziran 2012 Pazar
Saat: 16.30
iletişim: bloggerbulusmasi@gmail.com.

Gelmek isteyenin mail atması yeterli.

Katılacak olanlar:
Patrick (ben)


12 Haziran 2012 Salı

İstanbul'dan bildiriyorum



Geçtiğimiz hafta otogar ağlama duvarı gibiydi. Pazartesinden itibaren memleketine dönen dönene. Herkesi yolcu etme, yolcu ederken akla gelen eski güzel anılar gözlerden yaşların dolu gibi yapmasına neden oldu. Adım adım benim gideceğim gün de yaklaşıyodu. Pazar gecesine almıştım bileti. Otobüs evin önünden geçtiği için otogardan binmeyecektim, evin önünden binecektim. Ama arkadaşların "seni de geçireceğiz" demesiyle otogardan binmeye karar verdim. Aslında bu beni duygulandırdı. Arkadaşlarımı dopru seçtiğimi anladım. Yoksa gecenin köründe kim beni geçirmeye gelirdi ki?

Pazar gündüz bi arkadaşı daha yolcu ettikten sonra ben, Kıvırcık, Harley ve Sarı buluştuk. baştan bi kafeye gittik ama hiç sarmadı bizi. Sonra kalktık bizim kahveciye gittik. Kahve içtik, Sarı fal baktı falan. Falımda ne mi çıktı? "Uzun Bacaklı" biriyle öpüşüyomuşum. Bütün arkadaşlarım bilir ki ben uzun bacak hastasıyım. Ama okulda yok ki anacım uzun bacaklı kimse.

Kıvırcık benim bi tişörtümü çok beğeniyodu. Ona o tişörtümü getirmiştim, Harley'in de beğendiği bi güneş gözlüğüm vardıi onu verdim. Sarı'ya daha önceden bileklik verdiğim için bişey getirmemiştim. Biraz trip attı ve en sevdiğim güneş gözlüğümü ona verdim. Zaten gözü vardı gözlüğümde. 

Ordan kalktığımda saat 8'di. Ne çabuk geçmiş zaman! Eve gittim, yemek yedim. Son şeylerimi yerleştirdim bavuluma. Ve saatimin gelmesini bekledim. 12'de doğru çıktık evden. Otogara gittik. Otobüs gelmemişti daha. Ve hiç arkadaşım da yoktu orada. Sonra geldiler. Sarıldım. Valizlerimi yerleştirdim. Otobüs kalmaya yakın başladım arkadaşlarıma sarılmaya. Anneannemi öptüm. Kadın başladı ağlamaya. 1 haftadır ben gidicem diye ağlıyormuş. Üzüldüm. Derin bi nefes aldım, ağlamamak için. Ben ağlarsam o daha kötü olucaktı. 

Sabah 7,30 gibi evdeydim. Uyudum, uyandım. Hazırlandım bi kız arkadaşımla buluşmak için Kadıköy'e gittim. Gittim derken akşam saat 8'i geçiyodu. Buluştuk. Çok açtım. Beni bi salatacıya götürdü. Öküz gibi bi tabakta çok güzel bi salata geldi. O kadar aç olmama rağmen bitiremedim. Sonra bi arkadaşı daha geldi ve salatacının karşı tarafındaki kafede kahve içmek için oturduk. 

Hoş sohbet, fal derken falımda bi "Uzun Bacak" daha çıktı. Gülüştük falan. Sonra beni metrobüse bıraktılar ve eve döndüm. 

Bugün öğlene doğru kalktım. Açma falan vardı onları yedim. O kadar sıcaktı ki hava. Yattım yine. Akşam 8 gibi kalktım. Buz gibi suyun altına attım kendimi.  Yemek yemeğe masaya oturdum ama sadece karpuz yedim. Yiyemiyorum bu sıcakta yemek. Saat olmuş 23,00 ve ben balkondayım. Ve hala hava çok sıcak. Nolur biraz serinlik. Mikail havaları biraz daha ısıtırsan ebeni mikerim! Lütfen yea. İki serinlik üflesen balkanlardan nolur?! 

Evet, Birand. Şimdi sendeyiz.

10 Haziran 2012 Pazar

Hoşça kal güzel şehir. Hoşça kalın kötü insanlar!

*şarkıyı açmanızı tavsiye ederim*

Okula ilk gitdiğim günü hatırlıyorum. Annemle gitmiştik. Ben ilk gün okulda kundura mı yoksa spor ayakkabı mı giyildiğini bilmeden kundura giyip gitmiştim. Bi baktım ki herkeste spor ayakkabı. Herkes "zengin piçi" havalarında. Sıraya sokulduk. İlk defa böyle bi sıra olma şekli görüyodum. 9. sınıflar bir yere, 10. sınıflar onların yanına... Kızlar önde erkekler arkada olacak şekilde sıra olduk. Haremlik selamlık var sanki.

10, 11 ve 12'ler girdi sınıflarına. Biz 9ların sınıfları açıklandı. Ben 9A'daydım. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıfta da hep A şubesindeydim. Okulun ilginç bi düzeni daha vardı. Derslik Sistemi. Her dersin ayrı bi sınıfı vardı. Alışmak çok zor oldu. Her derste ayrı bi sınıfa git. Haftada 35 ders saatimiz olduğuna göre...

Bi sıraya oturdum, duvar kenarından 3. ya da 4. sıra olması lazım. Sıralar da tek kişilikti. Yani bi sıra arkadaşım olmadı 4 sene boyunca. Arkama da bi çocuk oturmuştu. Aynı otobüste gelmiştik, arkamda oturuyordu hatta. O'nunla tanıştık. Tek arkadaşım oydu. Herkes kendini tanıtmaya başladı sırayla. Sarı'ya gelmişti sıra. "Buralı değilim, İstanbul XXX'den geldim..." dedi. OMG! Hem İstanbul'dan hem de aynı semtteyiz. Dönüp "Sen de XXX'densin ha!" dedim. Suratıma bi bakış attı. Nefret ettim o zaman ve içimden ne küfürler ettim.

4 arkadaş geçirdik 9. sınıfı. Her gün okuldan sonra para toplanıp onla kola-cips partileri yapardık yan okulun bahçesinde. Yeni arkadaşlıklar edinmiştim güzeldi. Eğleniyodum. İlk içkimi de 9. sınıftayken içtim. İlk okuldan kaçışımı da 9. sınıfta yaptım.Ve ilk seksimi yaptım.

10. sınıf biraz lanet başladı benim için. Alan seçiminden kaynaklanan öğrenci değişiklikleri oldu. 9. sınıftaki arkadaşlarımla aynı sınıftaydım. Zaten burası küçük bi yer olduğu için çoğu birbirini tanıyordu. Yeni arkadaşlık kuranlar pek fazla yoktu. Kurulu arkadaşlıkların üstüne geldim İstanbul'dan anlayacağın. 9. sınıftaki grubum dağıldı gibi bişey oldu. Anlaşamamalar, tartışmalar, eski arkadaşlara geri dönüş.

11. sınıf nasıl geçti, neler oldu bilmiyorum. Tek hatırladığım Kıvırcık'a aşık olduğumdu.

12. sınıfta benim için önemli olan. İlk defa bi erkeğe gerçekten aşık oldum, sevgilim oldu. Sevgiliyi özlemek, sevgiliden ayrı düşmek neymiş öğrendim. Ve sevgiliden ayrılmak. Arkadaşlarıma come out yaptım. Blog sayesinde yeni insanlarla tanışıp, yalnız olmadığımı öğrendim.

Kendimi bu şehirde buldum ben. Her ne kadar nefret etsem de seviyorum. Nefretim aslında şehire değil, insanlarına.

Hoşça kal "Geçilemeyen Şehir". Hoşça kalmasınız da olur Geçilemeyen Şehir'in sevmediğim insanları.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Doğum günün kutlu olsun.

Bugün günlerden Johnny Depp. Bana her gün Depp ama bugün daha başka. 



Depp'in doğum günü. Adamın dibi, adamın her şeyi. 



Depp'i ne kadar sevdiğimi bilmeyen yoktur herhalde. 



Adamın dibi, adamın her şeyi. 



Angelina Jolie'den sonraki tek aşkım. 



En karizma adam. 



En seksi ergen. 



Her şey ya. 



Anlatamam, o kadar seviyorum ki. 



49 yaşına giriyor bugün. 



Ben ölmeden önce sakın ölme! 



Valla çok üzülürüm. 

7 Haziran 2012 Perşembe

"Seni çok seviyorum götelek"


Günde birden fazla post yayınlamayı sevmiyorum. Ama yazmak isteyince de kendimi tutamıyorum.

Malum dün LYS giriş yerleri açıklandı. Bi arkadaşım Face'ten yazdı. Nerde gireceğimi sordu. Açıklandığını bilmediğim için bir an panik oldum. "Acaba İstanbul mu yoksa bu boktan yere temmuza kadar katlanmak zorunda mı kalacağım?"  kendimi yedim bitirdim. Site de bi yavaş ki anlatamam. Sanki "Var Mısın, Yok Musun"da son iki kutu kalmış, kutulardan birinde 1 lira diğerinde 500.000lira varmış ve ben kutuma gitmişim gibi bi histi.

TC'mi girdim, şifremi girdim. Bekle alla bekle. Yeni safya açıldı. Ordan 2012 LYS'i bul, tıkla. 2 saat bekle yeni sayfa açılsın. İnsanları meraktan öldürmek için yapmıyolarsa ben neyim. Kesin Amerika'nın oyunu hepsi. Yeni açılan sayfadan nereye tıklayacağımı bilemedim. Her yere tıkladım mal mal. Sonunda buldum. Sırayla LYS1, LYS2 ve LYS3' baktım. Hepsi istanbul. Allahuekber Yihu! Hatta yüzümde "O neydi gız?!" teyzemin ifadesi bile oldu şaşkınlıktan. Eheheh hepsi İSTANBUL. Bu demek oluyor ki Pazar günü İstanbul'a yolculuk var. Çok özledim lan.

Onu bunu siktir ettim de 4 sene geçti yea onu hiç anlamadım. Neyse bi ara 4 seneyi yazarım uzun uzun.

Dün arkadaş Manisa'ya dönecekti okuldan ona veda gecesi düzenledik. Lunapark'a falan gittik işte. Sonra eve geldim. Oturuyodum Sarı "bana film önersene" dedi. "Biraz ağla sen, Prayers for Bobby'i izle" dedim. Sonra bişey demedi.

2 sene önce twitterdan tanıdığım çok sevdiğim bi arkadaşımla konuşmuyordum uzun zamandır. Bu sene İzmir'de üniversite okuyo. "Msn'e gir de iki kamera açalım. Özledim lan." dedim. Girdi kamera açtık falan. Sohbet ettik. İzmir'de ev tutmuş. Animatörlük yapıyomuş. Ben de bu yaz onun yanına giderim bi kaç günlük ziyerete. Hem daha hiç yüz yüze görüşmedik. İşte ne ev hediyesi istiyosun diye sorduğumda eski bi radyo al bana dedi. 2 sene önce mi ne evde temizlik yaparken anneannemin eski radyolarını çatıya çıkarmıştım. İlerde kendi evim olursa oraya koyarım diye. 2-3 radyo olması lazım İstanbul'a dönmeden bakmam lazım radyolara bugün-yarın. İzmire giderken götürürüm.

İzmir'deki arkadaşımla konuşurken Sarı yazdı "film çok sardı 3. parttayım". Bobby'i ileyeceğini tahmin etmemiştim. Ve hüngür hüngür ağlamaya başlamış. "Bazı şeyleri daha iyi anlamamı sağladı" dedi. O'nunla da kamera açtık nasıl ağlıyo hüngür hüngür. "Gel seni onur yürüyüşüne götüreyim" dedim. İstanbul'da olursa gelicekmiş.  Bi de gece bana "Seni çok seviyorum götelek, iyi geceler" diye mesaj atmış.

Ha bu arada BiGay'ın Onur Yürüyüşü'ne hep beraber gitme planları yapıyor. Ben "Olur, gidelim." dedim. Eğer katılmak isteyen varsa BiGay'e ulaşsın derim.

Hediyelere bayılırım



Annem 2 akşamdır benimle dalga geçiyor resmen. İlk dalga geçişini anlatayım.
Annem: Naber lan şerefsiz?
Ben: İyi anne oturuyorum
...
B: Anne, beni Madonna konserine göndersene.
A: Biletler tükenmiş.
B: Yoksa yollucaktın yani? o.O
A: Senden kıymetlimi.
(mutlu oldum)
A: Doritos mu ne varmış al ondan yolla şifreyi belki bilet kazanırsın.

İlk dalgası buydu. Ama bunun öcünü aldım. Nasıl mı?
A: Paran var mı?
B: Açlıktan ağzım kokunca bi sakız alacak kadar var.

Ve kadın o günden beri bana para yollamak için deli oluyor. Aslında param vardı. Ama bankaya her gittiğinde sıra olduğu için yollayamıyor. Allam beni sınıyor galiba. Yalan söyledim diye kadına. Ama şimdi cidden param bitti. Yarın sabah da yatırmazsa yandım.

Dün bi arkadaşım Jessie J'e bilet almış. Bi gireyim Biletix'e ne konserleri var bi bakayım diye daldım Biletix'e. Zaz'ı gördüm. Sonra Efes Pilsen One Love Festival'ı gördüm. EPOLF'i 2 sene falan önce Dream TV'den izlemiştim. İlhan Erşahin sahne almıştı. İlhan E.'i o zaman tanımıştım ve acayip hoşuma gitmişti. Ve o festival çok dikkatimi çekti. Neyse anneme festivalin linkini attım.

B: Beni buna göndersene yea
A: Tuborg'un varmış ona da git.
B: GNR, Apopcolyptica, Evanescence falan fena olmazdı hani.
A: Beraber gidelim?
B: Yok anne rock benden çekti artık. Çok ses olur başım ağırır.

Ama EPOLF'e ikna ettim gibi. Yazın büyük ihtimalle gidicem.

Bi zamanlar BiGay'den bi hediye sözü almıştım. Daha doğrusu zorla hediye iştemiştim. Ne içindir, nedendir hatırlamıyorum valla. İşte geçen gün bloguna da yorum yapmıştım. Kitaplardan açıldı konu. Ve bana kitap yolladı. "Ama bunu bi hediye olarak değil, bi kitap önerisi olarak gör" dedi. Bu ne demek oluyo? Yani sana başka bi hediyem daha olacak! Pistis'in yolladığı kitaplar, Gaddar Flozof'un yolladığı kitap. Ne kültürlü ilişkilerimiz var.

Fotoğraftaki GNR tişörtümü ve 5 yıllık pijamamı göz ardı etmeyin lütfen!

Şarkı için Erkek Fatma'ya teşekkür ederim.

5 Haziran 2012 Salı

Huzur Evi Ziyareti

Okulun son haftası bi daha görüşemicez diye dün öğleden sonra bi kaç arkadaş okula gittik. Yoklamayı aldırıp defteri imzalattıktan sonra kantinde oturuyoruz. Kıvırcık bana "İstanbul'a ne zaman gideceksin" dedi. Sınava giriş yerleri açıklansın eğer İstanbul'da girersem hemen İstanbul'a gideceğimi söyledim. Cuma açıklancakmış dediler. O zaman cuma akşam hemen giderim dedim. Çarşamba ya da perşembe gidersin dedi. Ne gerek var hemen cuma giderim işte dedim. Ve Kıvırcık ağlamaya başladı. Bi kötü oldum ben de. Bi daha göremicez birbirimizi demeye başladı. Saçmalama yazın İstanbul'a geliceksiniz, hem temmuzda yine geri dönücem falan dedim. Öyle ağladı biraz.

İdare her sınıftan bi kaç kişi seçmiş Huzur Evi'ne ziyarete gidiyolardı. Kantindeydiler. Biz de gidelim diye kararlaştırdık. Hocaya söyledik boş yer varsa otobüste biz de gelebilir miyiz diye. Varmış, atladık otobüse gittik. Huzur evinin bulunduğu yer bütün ilçeyi ayaklar altına alıyor. Ne diyeyim bi Çamlıca, bi Pierre Loti'si buranın. Görüş saatinden bira önce gittiğimiz için orda biraz dolandık. Park falan yapmışlar. Belediye çalışıyo ama geç başladı çalışmaya.

Kapıdan içeri girince amcalar, teyzeler (tüylerim diken diken oluyo yazarken bile) oturmuşlar kimileri sohbet ediyo, kimileri Tv izliyo. Oturduk bazılarının yanına. Ellerini öptük, sohbet etmeye başladık. Çok değişik hikayeler var. Beni etkiledi.

Beni en çok etkileyen Muhsin amca oldu.
1 ay önce getirilmiş huzur evine. Kızını ve karısını yeni kaybetmiş. Beyin kanaması geçirmiş, görme yeteneğini kaybetmiş. Tabii  bunların çoğunu hatırlamıyor. Kıvırcık'la aynı köydenmiş. Bi torunu var dakka başı onun adını söylüyor. Bizle yaşıtmış, liseye gidiyomuş. Tanıyor muyuz diye sorup duruyor. Kıvırcık merak edip annesini aradı. Ondan öğrendik kızıyla karısını kaybettiğini. Ama yakın zamanda ameliyat olcakmış ve tekrardan görebilcekmiş. Hepimizi ağlattı Muhsin amca.

En neşeli ve hanımefendi teyze ise Feyzullah teyzeydi.
1 hafta önce yatırıldığını zannediyor. O kadar mantıklı konuşuyorki alzaymır olduğunu anlamazsınız. Kocasını kaybettikten sonra böyle oluyor. O da nerdeyse 1 senedir huzur evindeymiş. Elinde bi anahtar gezip duruyor. Neyin anahtarı bilmiyoruz. Çok tontiş bi teyze ama. Bizi kahkahalara boğuyor. Dediğine göre her yemekten sonra yürüyüşe çıkıyormuş. "Midemde yemek tutmam, yürüyüşe çıkar eritirim" diyor. 76 yaşında ama gören en fazla 60 der. Yaptığı sporun hakkını veriyor. Odasında bi çocuğun fotoğrafı varmış ama O'nun çocuğu değilmiş. Oradan biri ölmüş ve eşyalarını paylaştıklarında o da o fotoğrafı almış.

En komik amca ise Hasan amca.
75-76 yaşlarında. Hepimizi koşu yarışında yeneceğini söylüyor. Şişe dibi retro gözlükleri ise harika. Gözünden çıkarıp kendime takmamak için kendimi zor tuttum desem yalan olmaz. Bembeyaz giyinmiş. Bi-iki tane dişi var. Sarı'nın soy adıyla bi güzel dalga geçti. Şişman bi arkadaşın kilosuyla dalga geçti. Gülme krizlerine soktu çıkardı bizi.

80'inde yatalak bi teyze vardı, en sevdiği şey KARANFİL'miş. Rengi farketmezmiş. Odasındaki karanfiller solduğu için çok üzgündü. Bizden bidahakine karanfil getirmemizi istedi.

55 yaşında gencecik felçli bi teyze daha vardı. Konuşamıyordu. Yardımcı kadın dudaklarını okuyordu teyzenin. Öyle anlaşıyolardı.

Şiir okuyan mı, fıkra anlatanlar mı, herkese şeker dağıtan mı... Her kafadan, her telden herşeyini anlatmayı, dertlerini hafifletmeyi bekleyen bir sürü insan var. Eğer dertleri azaldıysa, yüzlerini güldürdüysek ne mutlu bize.

Bu ziyaret sanki beni tüm kötülüklerimden arındırdı. Dünden beri üstümde bi hafiflik var. En kısa zamanda tekrardan bi huzur evi ziyareti yapmak istiyorum.

Bugünümüzün kıymetini bilmemiz gerektiğini bir kez daha anladım.

Bazı Şarkılar Vardır Ki - 8



(There's too much confusion)
(It's all an illusion)
(there's too much confusion)

Down, down, down in your heart
Find, find, find the secret
Turn, turn, turn your head around
Baby we can do it
We can do it all right

Do you believe in love at first sight
It's an illusion, I don't care
Do you believe I can make you feel better
Too much confusion, come on over here

[Chorus]
Can we get together?
I really, I really wanna be with you
Come on, check it out with me
I hope you, I hope you feel the same way too

I searched, I searched, I searched my whole life
To find, find, find the secret
But all I did was open up my eyes
Baby we can do it
we can do it all right

Do you believe that we can change the future
Do you believe I can make you feel better

[Chorus X2]

It's all an illusion
There's too much confusion
I'll make you feel better
If it's bitter at the start
Then it's sweeter in the end

3 Haziran 2012 Pazar

At Prom - Save the last dance for me-

31 mayısta kep atma töreni vardı. Annem geldi perşembe sabah İstanbul'dan. İş yerinden fazla izin alamadığı için o gece geri döndü hemen. Ona bana Converse almasını istemiştim. Abi converse kadar rahatsız ayakkabı giymedim galiba. Anında ayaklarım ağırdı. Öğrencilerin akşam 6'da okulda olması gerekiyodu. Ben son anda yetiştim. Napıyım evde mangal yapıyolardı ve geçe bırakmışlardı. Benim de karnım aç olduğu için yemek yerken geçti zaman. Okula gittiğimde bahçede fotoğraf çekimi vardı. Bizim sınıfa gelmişti sıra. Hemen kepimi saçıma tel tokayla tutturttum birine. Çantalarımı bi arkadaşın annesine emanet edip gittim sahneye.

anneannem-ben-dedem
2 fotoğraf çekindi. Sonra biz arkadaşlarla başladık fotoğraf çekinmeye. Öğretmenlerle falan. Ama hala ortalıkta annemler yok. Aradım sıçtım ağzına geç kaldıkları için. Sinirlerim tepeme çıktı. Tören başladı konuşmalar yapılıyo ama hala bizimkiler yok ortalıkta! Te allam nasıl sinirlendim anlatamam. Sonra geldiler gittim yanlarına bir de orda sıçtım ağızlarına. Neden geç kaldılar diye. Sonra birini bulup fotoğraf çektirttik sonra yerime geçtim.

Bahçedeyken bizi (öğrencileri) içeri aldılar. Anam ne görelim. Tabak tabak pilav. Allahu ekber yihu! 4 senedir o günü bekliyodum. Sanki sofradan kalkıp oraya zar zor yetişen ben değilmişim gibi saldırıp bi tabak pilav, tulumba ve ayran kaptım. Yedim onları sonra bi tabak daha kaptım. Ama ayran kalmamıştı.

Bizi sıraya soktular. Diploma vermek için. 4erli sıralara girdik. Herkese diplomaları verildikten sonra Arkadeaş şarkısı çalmaya başladı.  "Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş ... Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş ..." ŞArkının ortalarında keplerimizi fırlattık. Duyguluydu be abi. Sonra başladı 10. yıl marşı çalmaya. Hayde herkes zıpladı falan. Ama bu 10. yıl marşının niye çalındığına anlam veremiyorum hala.

Marş çalınırken "Anasını sikiyim okul da bitti, oh rahata kavuştuk. Sikimden aşağı Kasımpaşa tirililii"... Saçma yani bu marşın çalınması. Neyse konuya geri dönelim. Oynak şarkılar falan da çalındı tabii. Oh bi güzel oynadım. Üç yüz beş yüz üç yüz beş yüz.

Ve toplanıp lunaparka gittik. Crazy Dance'e, çarpışan arabalara bindik. Saat 11'i geçiyodu. Annemin otobüsü 00,30'da olduğu için ben ayrılıp eve gittim. Hemen makinadaki fotoğrafları bilgisayara attım. Annem makinayı İstanbul'a götürdü.


Ve aylardır beklediğim gece geldi. Balo gecesi. Şu yazımda  nasıl bişey giymek istediğimi yazmıştım ta ağustosta. İstediğim şeye yakın giyindim. Bi gömlek bi de yelek farklı. Aslında yelek giymedim. Yandaki kıyafetim. Perşembe günü giydiğimde annem kıyafetin hiç olmadı, ayakkabılar kötü durdu dedi. Sonra sinirlerim bi bozuldu anlatamam. Sonra bu fotoğrafı çektim baktım o kadar da kötü değil, hatta güzel bile. Anladım ki ben böyle özel yerlere gitmelik bi insan değilim. Maymun gibi oluyorum. Ne giyeceğime karar veremiyorum, telaşlanıyorum. Falan filan. Aslında Renkli bi ceketim olsun istemiştim. İstanbul'da bulamamıştım. Kırmızı istemiştim. Ama genelde mavi ceketler vardı. O yüzden almamıştım. Hatta gömleğimle kravatı otobüs saatime bi kaç saat varken almıştım. O kadar son ana kaldı herşey. Yok çiçekli gömlek, yok retro kravat, yok mavi ceket derken beynimde fillerin grup seksi var gibi olmuştu.

Perşembe günü yaptırdım pantolonumun paçalarını. Adama biraz kısa yap ki ayakkabı kendini göstersin dememişim sanki yine kapatıyodu ayakkabıyı. Sinirim bozuldu dün o yüzden. Hatta kemerimi bile perşembe günü aldım. Böyle de herşeyi son ana bıraktım. Dün duşa girdim, saçımı yaptım, üstümü giyindim spor ayakkabı giyip çarşıya indim.

duruşuma sıçayım.
Şampanya patlatmakçaktık otelin önünde. İşte şampanyayı aldım. Kızların olduğu kuaföre gidiyordum ki kızlardan birinin sevgilisi denk geldi yolda. Atladım arabaya. Kızları bekledik nerdeyse bi saat kuaförde. 7de almaya gelin demişlerdi saat 8'e geliyodu çıktıklarında. Neyse işte bindik arabaya gittik.

Benim Dam'ım her zamanki gibi geç kaldı. Dam'ın kim mi? Bi ara onun adını Saf koymuştum, sonradan Harley diye değiştirmiştim. İşte Harley benim damım. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi hiç uyumlu giyinmedik. Neden? Ben önce almıştım, o sonra aldı falan.

Neyse işte bütün akşam, içtik, yemek yedik oynadık, eğlendik... Güzel bi akşamdı. Gece de Harley'in babası beni eve bıraktı.

Ve Patrick sonunda okuldan mezun olur.

Lys giriş yerleri açıklansa da İstanbul'a gitsem bir an önce.

NOT: Balo'da yukarıdaki QAF videosundaki Justin olup Brain gibi biriyle dans etmek isterdim. Ama bunu yaşadığım yer ciddi anlamda kaldırmaz. Ve sonra Justin gibi yaralanmayı bırak direkt ölürürlerdi.

NOT: Yazı çok uzun olmuş, insan zamanında yazmayınca böyle uzun oluyo tabii.