30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Come Out Anısı - "Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?" - Teenidle

İlirmia'nın göndermiş olduğu yazıyı paylaşmıştım (tık tık). Daha sonra Twitter'dan, Gtalk'tan konuştuğum, ailesine açılmış Teenidle'e bana yazı yazmasını istedim. Kabul etti.



İşte yazısı:


Ben Teenidle. 16 yaşındayım ve eşcinselim. Eşcinsel olduğumu ne zaman anladığımı tam olarak söyleyemem. Küçüklüğümden beri bende bir  ‘yanlışlık’  olduğunun farkındaydım yalnızca.  1. Sınıftan beri dalga geçilen biri oldum. En yakın arkadaşlarımın bile benimle dalga geçmesine katlandım defalarca. Belki bu yüzden hep sessiz bir insan oldum.  Arkadaşlarımın dalga geçişlerine cevap vermezdim. Sessizce evde ağlardım. Zamanla duymamayı öğrendim, daha az üzülmeyi öğrendim. Ailemle de sorun olurdu bazen. Annemin benden utandığını bile düşünürdüm. Hala düşünürüm ara sıra.  14 yaşındayken anneme açılmaya karar vermiştim ama annem önce davrandı.
Annem hep en yakın arkadaşım olmuştur, hala da öyle.  Eşcinsel olduğumu keşfettiğimde internette kendim gibi arkadaşlar bulmaya başladım. Konuşmalıydım çünkü. Anlatacak çok şeyim vardı. Tabii konuştuğum kişiler arasında benden cinsel olarak medet umanlar da vardı. O zamanlar bu ayrımı yapamıyordum. Annemin bana açıldığı sabah dershaneden dönmüştüm. Bana anlatmak istediğim bir şey var mı dedi. Yok dedim. Keşke biraz daha dürüst olup söyleseydim en baştan. Daha sonra giyinmek için odama gittiğimde yanıma geldi. Msn konuşmalarımı okumuş. Konuşmalarda başka bir geye gey olduğumu söylüyordum. Bir şey söylemedim, ağladım, sarıldık. 2 yıl kadar psikiyatra gittim. Bu süreçte annem ‘düzeleceğimi’ umdu. Şuan kabullendi sanırım. Bu konuyu hiç konuşmuyoruz, eğer zorlarsam konuşuyoruz. Görmemeye çalışıyor gibi. 
Tennidle'in yazısı için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Eğer benimle ya da bu blogda come out anısını paylaşmak isteyen varsa
iminthebed@gmail.com
iminthebed@hotmail.com
http://www.facebook.com/iminthebed
https://twitter.com/#!/iminthebedd
adreslerinden bana ulaşabilir.

3 klip, 1 reklam.

İnternetsiz geçen aylardan dolayı QAF izleyemiyodum. Dün izleyesim geldi. İzlediğim sitede videolar yüklenmedi falan uyuz oldum. Başka bi site buldum orda da acayip yavaş yükleniyo. GTalk'ta online olan O Gay'e sordum nerden izleyebilirim diye. Kendi indirmiş. Ben de indirmeye başladım ilk sezonu. Zaten 17. bölümdeydim. Gece 3'ü geçiyordu yattım. Sebebi QAF'tur.  Brain'la Justin çok yakışıyolar birbirlerine yahu. Justin'in King of Babylon'daki dansı harikaydı.

Bu sabah da anneannem kaldırdı. Kahvaltı yaptık. Sonra açtım televizyonu.  Ne var ne yok diye. Dün izlediğim bi klip vardı Kenan Doğulu'nun. Bu sabah yine karşıma çıktı. Klip de şarkı da çok güzel olmuş yahu. Bayıldım. Kenan'ın bu tarzını pek beğenmedim ama neyse.


İkinci klip is Gülben Ergen'in. Abi bu kadın da gün geçtikçe güzelleşenlerden. Fıstık gibi oldu kadın. Hele klipteki Rock 'n Roll tarzına bayıldım. Klipteki çocuğa da bayıldım yane. Şarkı da fena değil. Ama Gülben Ergen hep Rock 'n Roll kalsın.


Üçüncü klipte biraz dünya çapına açılmak gerek. Bu klibi izleyeli bi kaç oluyo sanırsam. Youtube'da görmüştüm. Şarkı güzel ama ben özlekklikle Kylie'nin ceketine bayıldım. Cidden çok güzel değil mi?

Gülben'in klibindeki delikanlıyı görünce aylar önce salyalarımı akıtarak izlediğim bi reklam geldi aklıma birden. GQ Türkiye'nin reklamı. Her ne kadar dergiyi alıp okumasam da reklamla kalbimi çaldılar.


Bugünkü saçmalamalarım da bu kadardı. Beni tercih ettiğiniz için teşekkürler.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yeni eğlencem: Lookbook

Evde sıkılıyorum. Okulda sıkılıyorum. Çok salak eğlenceler buldum kendime.

Bebek fotoğrafları,
Facebook'ta kapak fotoğrafımı değiştirmek,
ve son olarak
Lookbook.

Tamam azıcık ucundan da olsa modaya ilgim vardır. Modaya ilgim olduğu kadar modacılara ve stilistlere de ilgim vardır. Aylardır, yıllardır Lookbook'a bakmıyorum. Bi bakayım ne var ne yok, elalem neler giyiyo diyerek daldım Lookbook'a. Abiler, ablalar ne güzel giyiniyor öyle. Dibim düştü resmen.

Lookbook'tan bi genç beğendim ki sormayın. Giydikleriyle, kendisiyle gözümü kamaştırdı. Hem yaşıtım, hem Fransız. Daha ne olsun.

Adı, Soyadı: Martin Dumont
Lookbook'u: tık tık

Beğendiğim bi kaç fotoğrafı:












Acaba ben ne zaman skinny pantolonlar giymeye başlıcam. Boşuna her akşam eve yürümüyorumdur, umarım.

27 Mayıs 2012 Pazar

Bazı Şarkılar Vardır Ki - 7

İnsan bazı şarkıları sadece sahibinden dinlemeyi sever. Cover'ları şarkının aslını tutmaz ya hani. Mesela Ortaçgil şarkıları. Ama bazı şarkıların cover'ları şarkının aslı kadar iyi olur. Benim en sevdiğim coverlardan biri olan Dolapdere Big Gang - Englishman In New York'dur. Çok eğleniyorum bu şarkıyı dinlerken.



I don’t drink coffee I take tea my dear
I like my toast done on the side
And you can hear it in my accent when I talk
I’m an Englishman in New York
See me walking down Fifth Avenue
A walking cane here at my side
I take it everywhere I walk
I’m an Englishman in New York
I’m an alien, I’m a legal alien
I’m an Englishman in New York
I’m an alien, I’m a legal alien
I’m an Englishman in New York
If “manners maketh man” as someone said
Then he’s the hero of the day
It takes a man to suffer ignorance and smile
Be yourself no matter what they say
I’m an alien, I’m a legal alien
I’m an Englishman in New York
I’m an alien, I’m a legal alien
I’m an Englishman in New York
Modesty, propriety can lead to notoriety
You could end up as the only one
Gentleness, sobriety are rare in this society
At night a candle’s brighter than the sun
Takes more than combat gear to make a man
Takes more than license for a gun
Confront your enemies, avoid them when you can
A gentleman will walk but never run
If “manners maketh man” as someone said
Then he’s the hero of the day
It takes a man to suffer ignorance and smile
Be yourself no matter what they say
I’m an alien, I’m a legal alien
I’m an Englishman in New York
I’m an alien, I’m a legal alien
I’m an Englishman in New York

Sting'den dinlemek de ayrı bi zevk tabii ki.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

"Ben tekim, sen teksin, bi de Discotek."



Geçen gün Kazu benimle röportaj yaptı. Sorular çok güzeldi ama sorularla eşit güzellikle cevap verdim mi bilmiyorum. İsterseniz bi bakın: tık tık

Kıvırcık'la Boşnak konusunu konuştuk geçen gün. Kaç yaşında, dedi. 27, dedim. İşini falan sordu. Gayet sakin bi şekilde sordu, cevapladım. Sorulardan kaçmak istemedim. Ya dakaçamak cevap verseydim hem kendimi onlardan uzaklaştırmış olurum diye düşünüyorum. Öyle güzel bi konuşma geçti aramızda.

Bizim güzide ilçemize Kızılay Kan Alma aracı gelmiş. İsteyen kan bağışı yapıyo falan. Bizim kızlar da yaptırmak istedi, gittik. Benim yaşım daha 18 olmadığı için veremedim. Zaten veremezmişim de. Çünkü doldurulan formda "Erkek erkeğe prezervatifli/prezervatifsiz anal/oral ilişkiye bir kere girmişseniz kan veremezsiniz" yazıyordu. Buna bi anlam veremedim. Yani bi sürü insan kan veremicek öyle mi? Orda biraz sinirlerim bozuldu. Aramızda benim bisek. olduğumu bilmeyen bi arkadaş olmasaydı bu konuyu tartışırdım kızlarla.

Pazartesi Kıvırcık'ın doğum günüydü. Parasızdık, bi de p.tesi olması nedeniyle dün kutladık. 1 bira, çok sigara içtim. Ordan da lünaparka gittik. Crazy Dance'e bindik. 1 sene olmuş binmeyeli. Burda lunapark yoktur. Her sene belli zamanlarda gezgin lunaparkçılar gelir, 1-2 ay durur giderler. Yani lunapark sezonunu açmış bulunduk.

Dün akşam çok dans edemedim sabahtan çok etmiştim. Nerede mi? Okulda. Laptop'u götürüyorum bi kaç gündür okula film izliyoruz sınıfta. 6 en fazla 7 kişi oluyoruz. Dün sabah da laptopun kamerasından video çektik. Ben, Kıvırcık ve bi kız arkadaş daha. (Ne çok Kıvırcık dedim lan) Salak salak danslar ettik, kılıktan kılığa girdik. Çok eğlendik. Arada izleyip izleyip gülerim yani. Sabahtan bi de laptop kamerasıyla fotoğraf falan da çekindik. Mal mıyız neyiz biz? Öğleden sonra da Hangover 2'i izledik.

Galiba Lennon'a blog adresimi vericem. İsteyip duruyor. Hem çok yakın bi arkadaşım oldu. "Sevgili olur muyuz acaba" diye düşünmüyorum bile. Yeni bi sevgilisi olduğunu öğrendiğimde üzülmedim bile. Hem onun annesiyle arasında geçen çok etkilendiğim bi konuşma vardı onu blog'ta paylaşmak istiyorum.

Galiba arkadaşlarla Hadise konserine gidicez. Dedim sakata geliriz, gitmeyelim. Bu karı azdırır milleti falan. Aman be gidelim iki oynayalım gelelim.

İstanbul'a gidip yeni bi çevre, yeni arkadaşlar, bir de sevgili edinmek istiyorum.


22 Mayıs 2012 Salı

Bir Come Out Anısı - "Ben Eşcinselim" - İlirmia

Uzunca bi süre internetim yoktu malum. Mailime arada sırada okulda arkadaşların telefonlarından bakabiliyordum. Bi gün maili açtığımda bi mail gördüm. İlirmia diye birisi bana yaptığı come out'u anlatmış. "Bana niye anlatmış olabilir ki?" diye düşündüm baştan. Sonradan insanların yaşadıkları şeyleri birilerine anlatma ihtiyacı duyduğu aklıma geldi. Bu ya ben ya da bir başkası. Ben de bunun için açmamış mıydım blogu?

Ve yazdığı yazıyı paylaşmak istedim. İzin verdi teşekkür ederim.

Önce İlirmia'dan kendisini tanıtmasını istedim. Ve kendi kaleminden kendisini tanımladı:

21 yaşındayım eşcinselim. Üniversiteye bu sene başladım şu an hazırlık okuyorum. Kendimi tam olarak şu zamanda fark ettim diyemem. Her zaman böyleydim sadece büyüdükçe ne hissettiğimden ya da neyi istediğimden daha emin oldum. Çok fazla zorlukla karşılaştığımı söyleyemem tabi ki çevremde her zaman benimle alay edenler oldu ama büyüdükçe insanlar artık bunu yüzüne söyleyemeyecek kadar akıllanıyor ya da daha çok arkandan konuşmayı tercih ediyorlar diyelim.
Zaten ben de büyüdükçe davranışlarımı daha çok kontrol etmeye başladım. Çoğu zaman kendim gibi davranmıyorum sadece evde veya yakın arkadaşlarımın yanında kendimi rahat hissediyorum. Onlar benim davranışlarımı çocuksu buluyorlar ben de karşı çıkmıyorum. Ailemin en küçük çocuğu olduğum içinde bir sorun oluşmuyor.
Daha geçen güne kadar bundan kimseye bahsetmemiştim. Aileme söylemek istemedim çünkü biraz bile üzüleceklerini düşünmek bile sonsuza kadar onlara anlatmamam için yeterli bir sebep. Dışarıda ise genelde sessiz bir görünümüm olduğu için insanlarla anlaşmakta pek sorun yaşamıyorum. Zaten utangaç bir yapım olduğu için insanlarla çabuk kaynaşamıyorum. Bazen kendimi yalnız hissetsem de yapacak pek bir şey olmadığını düşünüyorum.
Şu zamana kadar kimseyle bir ilişki yaşamadım. Geçen yıl gibi internetteki blogları takip etmeye başladım okudukça kendimi daha iyi hissediyorum. Senin blogunuda birkaç aydır takip ediyorum. Geçen gün arkadaşımla konuştuktan sonra olanları sana da anlatmak istedim. İyi de yapmışım sanırım

Ve kendi kaleminden arkadaşına come out yaptığı anlar:

Bugün arkadaşıma come out yaptım. Nasıl yaptım ben de bilmiyorum bir ara aklımdan geçmişti ama cesaretimi toplayamamıştım hiç bugüne kadar.
Birkaç defa sormuştu durgunsun bu günlerde bir şey mi var dedi. Ben hep bir şey yok dedim ona. Bugün son derste gülmeye başladım birden artık nasıl patlamak üzereysem kriz geçirdim. Hoca çık dışarı bir elini yüzünü yıka dedi. Çıktım o da arkamdan gelmiş.
Biraz düzelir gibi olunca derse girdik. Çıkışta tuttu kolumdan gel seninle bir yere oturalım konuşalım biraz kaç gündür bir garipsin bir derdin mi var bana niye söylemiyorsun diye başladı. Bir kahveciye gittik biz de oturduk anlat ne derdin var diye sordu ama ben hiçbir şey diyemiyorum.
Kahve tatlı filan söyledik ama bir şey diyemiyorum hala. Bir saate yakın oturduk ilk yarım saat boyunca güldüm diğer yarım saat boyunca da ağladım. Arkadaşım sorup durdu ne derdin var ailevi mi kız meselesi filan mı diye ama cevap veremiyorum sadece gülüyorum.
Sonunda ağlamaya başladım nasıl söyleyeceğim bilmiyorum dedim söylersem ne tepki verirsin onu da bilmiyorum. Arkadaşım çıldırmak üzereydi artık söyle bir çaresi vardır elbette olmasa bile sadece rahatlamak için anlat dedi.
Hiçbir değişiklik hissettin mi bende diye başladım lafa hiçbir farklılık hissettin mi bu güne kadar dedim. Hayır dedi. Biraz düşün dedim ben de. Yoksa bana mı aşık oldun dedi. Saçmalama öyle bir şey değil dedim kişisel bir şey benimle ilgili dedim ama hala anlamadı.
Söyledim en sonunda ama bakamıyorum ona. Bu muydu bu kadar üzüldüğün şey dedi bu yüzden mi haftalardır üzgünsün. Evet dedim buydu. Konuşmaya başladı olabilir ne var ki bunda normal bir şey bu kadar üzülmene değmez. Özel biri var mı diye sordu okulda baktığın. Bunu da sonra konuşuruz dedim.
Yine devam etti hiç üzülme diye sen de erkeklerden hoşlanıyorsan ne olacak ki, daha önce birkaç arkadaşım daha olmuştu kafana takma sakın eğer çok mutsuzsan bir psikologla filan görüş ona da anlat istiyorsan dedi. Yol boyunca konuştuk işte öyle. Şu an kendimi çok garip hissediyorum. İlk defa birine söyledim hem çok mutluyum hem de niye böyle bir şey yaptım diye düşünüyorum. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum hiç. Aramızda ne değişir neler konuşuruz hiç bilmiyorum bu yüzden biraz gergin hissediyorum. Diğer insanlar bu durumda ne yapar onu da pek bilmiyorum. Okuduğun için şimdiden teşekkür ederim.

Eğer benimle ya da bu blogda come out anısını paylaşmak isteyen varsa
iminthebed@gmail.com
iminthebed@hotmail.com
http://www.facebook.com/iminthebed
https://twitter.com/#!/iminthebedd
adreslerinden bana ulaşabilir.

Geri dönüş


Selam canıms. Anneme yaptığım ağır atarlar sonucunda internetime kavuşmuş bulunmaktayım. Hatta bunu kutlamak için bugün  öğleden sonra okula gitmedim.

İlk iş olarak Kazu'nun yaptığı bi kaç röportajı okudum. Özellikle Haplo ve Biadam'la yaptıklarına bayıldım. İstanbula gidince benimle de yapıcak. Face to face olsun dedim.

Haftaya perşembe okulda kep atma töreni var. Hem de pilavlı. Valla bak. Hepiniz gelin. Tulumbayla ayran da var. Oh mis. 10. sınıftayken gittiğim ilk kep töreninde pilav yiyememiştim içime oturmuştu. Ama geçen sene 2 tabak falan yemiştim galiba. Bu sene pilavın anasını ağlatçam. Mezun oluyorum lan. 4 senelik maceram bitiyor. İstanbul'a dönüş var yakın tarihte.

Bilmiyorum ama içimde garip bi hüzün var. Geçenlerde çoğu kitaplarımı eniştemle yollamıştım İstanbul'a. Az önce anneannem kilere kaldırdığı 1 kutu romanı getirdi. Dokununca birden duygulandım. İlk geldiğimde hiç arkadaşım, internetim yoktu. Kitap okur dururdum. Okuduğum Uykusuzlar, Penguenler aldığım dergiler falan. Koskoca dört yıl geçti.

Daha dün gibi hatırlıyorum okulun penceresinden otogara bakıp İstanbul'u özlediğim günleri. Geceleri şu boktan yere geldiğim için kendimi affedemeyişimi, sessizce ağlayışlarımı, iki günde bir annemi arayıp "Anne benim naklimi İstanbul'a aldırın, dayanamıyorum" demelerimi...

Geçti işite 4 yıldır. Ha buraya geldiğim için pişman mıyım? Her şeye rağmen değilim. Kendimi burada keşfettim. İstanbul'un değerini anladım. İnsanları tanıdım. Küçük yerin zorluklarını öğrendim. Parayı idare etmeyi öğrendim. İstanbul'da olsaydım şu anki Patrick olur muydum? Bilmiyorum. Ama şu an ki olduğum Patrick'ten gayet memnunum.

Hoş geldim.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

benim söyleyeceklerim söylenmiş bile.



Geçenlerde gittiğim Athena konseri yorgunluğunu üstümden yeni attım. Gribim, hastayım, yazılılarda hep kopya çekiyorum falan. Bir de son günlerde hep susturuluyorum. 

Geçen gün telefonum Kıvırcıktaydı. O sırada Boşnak(yazınki fuckboddym) mesaj atmış. Arkadaşın mesaj atmış, dedi. Kim diye sordum. Boşnak, dedi. Halimi hatırımı soran bi mesaj atmış ve sonunana da "canım"ı eklemiş. Kıvırcık rahat değil sorup suruyo kim bu sana niye canım yazıyo gibisinden. Cevabına hazırsan söylücem, dedim. YATAK ARKADAŞIM.

Bi gün okuldan dersaneye giderken sevişme konusu açıldı. İnsanlar istedikleriyle sevişebilmeli dedim. Bana Marjinal olmaya çalıştığımı söyledi. Bi şey diyemedim orada. Ama akşam dokunaklı bi mesaj attım.

İçimdekileri dökmek için bugün yine kafeye geldim bişeyler yazmak istiyodum ki benim yazacaklarımı Siminya yazmış bile.

Düşlerimizi kim aldıysa derhal geri getirsin
    Çocukları büyükler gibi görmüş geçirmiş bakan bir şehir. Ne kadar çok küfür ederse,  anayı bacıyı hiç tereddütsüz karıştırırsa, yüzünün kirini adam akıllı yıkamazsa yabancıların kendinden o kadar çok korkacağına inanan bitirim çocukların yurdu. Övgü dizmek gibi olmasın bu şehir bana daima doğruları, yalnızca doğruları söyledi. Hiç kandırmadı ama hiç. Şöyle güzel günler göreceksin, bak yemin ediyorum tuttuğunu koparacaksın, uçacaksın uçacaksın havalara uçacaksın vaatleri ile pışpışlamadı sırtımı. Tarzı değil. Yeri geldi sakınmadı indirdi Osmanlı tokadını.  Ama asla okşamadı ve dönüp bir hal hatır sormadı. Oralı bile olmadı.
 Daha ufacıkken görüyorsun istikbalini. Nereye kadar yürüyeceğini, tam nerede durmak gerektiğini, kimlerle iki lafın belini kıracağını, kimin kaybedip kimin kazanacağını, mübalağa yok kaç adet nefes çekeceğini bile baştan biliyorsun. Tıkır tıkır yazılı bunlar defterinde. Öylesi  peşin hükümlü, açık sözlü. Öylesi  arsız. Dikkatli dinlersen o arsız kahkahalarını duyabilirsin. Ya da boşver dinleme istersen. Sinir bozucu çünkü.
Belki diyorsun, belki düzen bozulur. Gidişatta bir sapma olur, bir yerlerde kuralın biri unutulur. O zaman sıvışırım kenarından. Kurtarırım paçayı da kelleyi de. Olur mu ya hangi devirde yaşıyoruz kardeşim diyorsun. Ben ötekilere benzemem, tak tak tak yaparım diyorsun. Diyorsun da diyorsun. Duyulmayan şeyin nesini diyorsan artık.  Duymuyorlar seni. Sağır desen değiller. Kör desen hiç değiller. Besbelli ölmüşler. Yoksa bu kadar çığlığı duymamak hangi yaşayanın harcı ki?
İnsan iki gün boyunca yemek yemese bile açlığını fark etmeyebiliyor. Yetmişikisaat kırk dört dakika uyumadan ve konuşmadan durabiliyor. Uykusuzluk; gözlerdeki morluklar kansızlığa, sürekli esnemek nazara bağlanarak saklanabiliyor ama konuşmamak çok göze batıyor. Günlük cevap duyma ihtiyaçlarının onda birini karşılamazsan protein eksikliği yaşayıp, etlerine saldırırlar. Onlara cevap vermelisin.  Olumlu cevaplar.  Söz dinleyen uslu cevaplar. Duyulmaktan hoşlanılan şeyler. Mesela “Olur” gibi “Tamam” gibi. Yapayım, edeyim, hayhay,  hoop tatatataam gibi. Hayır bu “Hayır” niye bu kadar dışlanıyor anlamış değilim. Kelimelerin bozguncusu,  iletişimlerin  anarşisti hayır. Oralarda yalnız mısın hayır? Bir gün söylenemeyip içerde biriken tüm hayırlar toplanıp devrim yapsın, yıllardır gönülsüzlüğün iktidarını yürüten tamamlar, olurlar ve evetler bir bir asılsın. Emrediyorum bunlar yapılsın.
İnancımı nerde kaybettim biliyor musun? Birazını bir savaş filmi izlerken kaybettim. Hiç kimsenin bir bok kazanamadığı terli ve kanlı bir savaşın sonunda usul usul yürüdü gitti köprücük kemiğimden. İnancın yürüyüp gittiğini de gördüm ya. Üstelik giderken köprüden geçiyor. Üstelik kahraman öldü. Bakakaldım bir süre. Film sonu yazıları bitince çıkan sürpriz sahneyi bekledim bi umut. Çıkmadı bir şey. 2 saattir verilen onca mücadele, sayfalar dolusu diyalog, dumanlar arasında alelacele yaşanan illaki bir punduna getirilip apar topar sevişilen aşk,  kocaman bir hiç içinmiş. HİÇ lan HİÇ.  Kazanamayacağın bir savaş içinmiş kahramanlığın. Dostlar koştururken görsün diyeymiş.  Bakalım benden kaç kova kan ter çıkacak diye bir deneymiş. Ve belki aslında kahraman falan değilmişsin. Sen öyle sanmışın.
Başka bir çok şeyde de kaybettim türlü türlü inançlar. Bu ülkeye de inancımı kaybettim. Anama da kaybettim, babama da kaybettim.  Olmayan kedime, ekmediğim sardunyaya, öpmediğim sevdiğime. Sağa sola inanç saçıyorum.  Bir tek küpe çiçeği hariç. Ona hala yürekten inanıyorum.
Kapının önündeki varilde büyüyen elma ağacı kuruyunca da kaybettim bir miktar inanç. Umulmayacak bir savaş kazanmış ve dandik bir tenekeden,  gölgesinde çocuklar oynayan muhteşem bir ağaca imza atmıştı. Belki de gerçek kahraman oydu. Yerini bir küçük filize dahi devretmeyecek kadar sorumsuzca, daha önce hiç elma vermemiş gibi ansızın çürüdü gitti. Anlatsan inanmazlar. Şu varilde bir ağaç vardı meyve verdi, çok büyük değillerdi ama idare ederdi desen yarısında sıkılıp giderler. Böylesi küçük hikayeleri  sadece yaşlılar birbirine anlatır diye öğrenmişler. İnançla kurduğun alakaya ise kesin gülerler. Bir varil dolusu kayalaşmış toprağa yüklediğin anlam da aşırıya kaçmış olabilirsin. Senin ilginç hikayelerinin sadece senin ilginç hikayelerin olma ihtimali yüksek.
 Her şeyin en iyisi susmak. Her şeyin en güzeli filmlere ve kahramanlara inanmamak. Hikayelerini kendinden başka kimseye anlatmamak. En iyisi

 http://siminya.blogspot.com/2012/05/duslerimizi-kim-aldysa-derhal-geri.html#ixzz1vJPlkAlj

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Bazı Şarkılar Vardır Ki - 6

Sanırsam Depp'le Portman'ın bi klipte oynadığını NR1'da okumuştum merakla bekledim klibi. Teaserlarını gördüm falan heyecanlandım. Portman acayip tatlı bişey olmuş. Depp'e söyleyecek bi sözüm bile yok. İşte karşınızda Paul Mccartney - My Valentine


Ve klibi izlediğim günden beri MY VALENTINE işaretini yaparak buluyorum kendimi. Tv'de dakika başı çıkması için sabırsızlanıyorum falan. Çok seviyorum kısacası.


What if it rained?
We didn't care
She said that someday soon
the sun was gonna shine.
And she was right,
this love of mine,
My Valentine
As days and nights,
would pass me by
I tell myself that I was waiting for a sign
Then she appeared,
a love so fine,
My Valentine
And I will love her for life
And I will never let a day go by
without remembering the reasons why
she makes me certain
that I can fly
And so I do,
without a care
I know that someday soon the sun is gonna shine
And she'll be there
This love of mine
My Valentine
What if it rained?
We didn't care.
She said that someday soon
the sun was gonna shine
and she was right
This love of mine,
My Valentine

5 Mayıs 2012 Cumartesi

merhaba



Selam gençler. Hayat nasıl gidiyor? Benim aynı. Okul, dersane, ev, uyku, sıkıcı günler ha bi de sigaraya başladım gibi. Nasıl mı öyle işte. Seviyorum sigara içmeyi sanki. Sigara içmek dediysem de öyle iki günde 1-2 tane abartılcak bişey yok.

Ama spor da yapıyorum. Spor dediğim, yürüyüş. 3-4 km yürüyorum her akşam. Dersaneden eve yürüyorum yani. Neden mi? İStanbulda bi skinny pantolon denemiştim bacaklarımın güzel olduğunu düşünmüştüm ki biraz kalınmış bacaklarım. Bacaklarımı sıkılaştırmak için yürüyorum işte.

138binlerdeyim YGS sıralamamda. Seneye bıraktım kendimi. Bu seneden umudum yok. Ha asılsam ders çalışmaya ne güzel olacak ama çalışasım yok. İçimden çalışmak hiç gelmiyo. Ygs'e çalışmak da gelmiyodu ama, çalışabiliyordum zorlayarak kendimi. Ama şimdi ne kadar zorlarsam zorlayayım olmuyo. Kitapların kapağını açtığım an içim daralıyor. Zorlamaya gerek yok.

Çarşıdan aldım nar çiçeği, eve geldim çingiş pembe.
Ne bu? Benim pantolonum. İstanbuldayken bi pantolon almıştım nar çiçeği renginde. Böyle spot ışıklarının altında çok güzel göründü gözüme. Tatlış talış. Giyerim ben bunu dedim. Nede olsa pembe değil diye düşünüyodum. Sonra eve gittiğimde pantolonun çingiş pembe olduğunu farkettim. Ne salağım dimi? Pantolonu Onur Yürüyüşü'nde giymeye karar verdim. Bu arada Onur Yürüşü'ne hep beraber katılıyoruz dimi? Katılalım.

İnternetim hala yok! Lanet olsun ki annem ders çalışayım diye faturayı ödememekte ısrarlı. Ben de kaptım laptopu geldim bi kafeye kahve içmeye. Aslında bu akşam arkadaşlarla içmeye gidecektik okul bahçesine. Birazdan ben de gidicem yanlarına. Kafede geldiğimden beri Norah Jones çalıyor. Nasıl mutluyum anlatamam. Dedim azıcık blog okuyayım. Ne kadar çok şey yazmışlar hepsini okumayı daha sonraya erteledim. Hele Kazu neler yazmış öyle bi göz gezdirdim de.

Neyse arkadaşlar beni çağırıyor ben onların yanına gideyim. Anneme internetimi açtırması için ne gerekiyosa yapıcam yeter artık! ÖPTÜM. Hatta gossip girl'lük yapıyım. XOXO.

1 Mayıs 2012 Salı

KUTLU OLSUN!

Annemin, babamın, tüm emekçilerin ve hepimizin İşçi Bayramı kutlu olsun!