29 Nisan 2012 Pazar

Elveda yaz aşkım.

Ayrılıkları ben de sevmem senin kadar. Ayrılık kaçınılmazsa ardına bakmamayı bileceksin. Bir sonraki yaz gürüş(emey)ecektik elbet. 

Farkındaydık, o kumsalda biralarımızı yudumlarken kesişen gözlerimiz bir kaç hafta sonra herşeyin biteceğinin.  Belki de egolarımızı tatmin etmek istemiştik bir kaç günlüğüne...
Ortak arkadaşlarımız vardı. Seni yanımıza çağırdılar, tanıştık, gülüştük, birbirimizden hoşlandık. Adın da çok güzeldi.

Bir iki akşam daha derken kalabalığın içinde sadece sen ve ben kalmayı başarmıştık. Kimseyi duymuyor, görmüyorduk.

Elim cesur davranıp eline çıkarma yapmıştı. Sonra dudaklarım da elimden cesaret alıp dudaklarının tadına baktılar. Ben vişneyi senin dudak parlatıcında sevdim.

Gündüzleri hiç göremezdim seni, hep geceyi beklerdim. Ay ne zaman yükselse, ateş ne zaman yakılsa kumsalda, kalbim hızla çarpmaya başladığında anlardım ki sen gelirdin. Nesefini ensemde hissetmek çok güzeldi. Aslında huylanırdım biri enseme nefesini verince ama sende olmuyordu. Bedenim bu büyüyü bozmak istemiyordu heralde, kim bilir? 

Yatçaz, kalkçaz ve sen olmayacaktın.

Ben de yatmadım. Senin gidişini izlemek istedim. Belki son kez vişneli dudaklarının tadına bakardım.

Eşyalarını arabaya yerleştirirken gördüm seni, sen de beni. Gelmiştin yanıma, "Git burdan, babam görcek!" diyordun. Elini tuttum ve son sözümü söyledim. 

"Elveda..."

Bu büyü bozulmasın diye telefon numaranı istememiştim, mail adresini almamıştım. Ayrıldıktan sonra başka ilişkiler yaşayalım ve yine yaz gelince birbirimizin olalım istemiştim.

Şimdi başkasının ellerini tutsam da yazın görüşmek üzere...

Birbirimize anlatacak çok şeyimiz olduğuna eminim.

Elveda yaz aşkım...



*Bir zamanlar hayali bir yaz aşkı uydurup yazmıştım. 

17 Nisan 2012 Salı

İlk aşık olduğum zamanı hatırlıyorum. İlk okul 3. sınıftaydım. Adı Gizem'di. Ne de güzel bi isim. Başta bizim sınfta değildi. Başka sınıftan bizim sınıfa gelmişti. İyiki de gelmişti. Hoşlanmıştım bu kızdan. Bayağı da hoşlanmıştım işte. Napsam ne etsem bu kıza açılsam diye düşünyordum öğleden sonraları eve gelince.

Annem-babam çalışıyor, kardeşim anneannemlerde kalıyor ben de öğleden sonraları evde tek başıma kalıyorum. Düşünecek çok vaktim oluyor. Çocukluk aklı, eve gelirken bi şişe kola alırdım. Neden mi? Tabii ki içmek için. İçip, sarhoş olmak, şarhoş olup dertlerimi unutmak için. Her gün 1 litre kola bitirirdim. 

Gizem'e vereceğim hediyeleri, hediyeleri verirken söyleyeceğim aşk sözlerini düşünürdüm. Kalpli bi silgi almıştım ona. Her okul çıkışı vermeyi planlıyordum. Ama hiç okul çıkışlarında yalnız olmuyordu ki. Nasıl arkadaşlarının arasında "Gizem bi dakika gelir misin?" derdim ki? Peh, benden adam olmazmış.

Eve döner ağlardım. Kolamı içip duygulanır yine ağlardım. Arada gazoz içerdim. Şimdi anlıyorum ki kolayı bira, gazozu da vodka yerine koymuşum demekki.  

5. sınıfın sonları, herkeste ayrılık hüznü. Sınıfımı sevmesem de  bende de bi ayrılık hüznü vardı. Herkes kendine bi anı defteri edinmiş herkese bişeyler karalatıyor falan. Benim de kot desenli bi anı defterim vardı. Yazdırmıştım herkese bişeyler. Berat diye bir arkadaşta da anket defteri diye bişey vardı. Çok ilgimi çekmişti. Bana da doldurmam için verdi. 

Bütün soruları özenle cevapladım.  Son soruya geldim. "Sevdiğiniz kızın/erkeğin adı ne?" Hemen cevap verdim. "Gizem K...K" diye. Anlaşılmasın diye soyadını eksik yazmıştım aklımca. Sınıfta 2 tane Gizem var ve bunlardan birisi benim sevdiğim kız olduğu için hemen anlaşıldı. O zaman da şimdiki gibi salakmışım. Berat defteri Gizem'e göstermiş. 

Bi anda sınıfın kızları başımda toplandı. Aralarında Gizem de var. Bi kaç tokat yedim. Biraz da azar işittim. 

Sonra ne mi oldu? İnanın ki hatırlamıyorum.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Prens mutlu olabilir ama Patrick değil!

Dün Lennon'a bi fotoğraf yollamıştım facebook'tan. Bi çocuk diğerini boynundan öpüyor. Sonra ben dolaşmaya çıktım. Akşam eve gelip face'i açınca "gitmiden önce görüşelim de bu resimdeki gibi öp beni" yazdığını gördüm. Fırsat bu fırsat hemen mesaj attım. Bugün buluşmaya olur dedi. Saat 2'de buluşmaya karar verdik. Çünkü 4'de annemle buluşucaktım Taksim'de. Bi gömlek beğenmiştim onu alcaktık.

Saat: 14.00 Yer: Taksim - Meydan Burger'ın önü
Bu sefer o bekliyodu. Sarıldık, öpüştük. Karnım açtı. Yemek yemeğe gittik. Galatasaray Lisesi'nin karşısında bi kumpirci vardı oraya. Kumpir yedik. Sonra çıktık ordan Ne yapalım, dedi. Galata'ya yürüyelim bi daha gelemicem zaten dedim. Galata'ya gittik. Çeşmenin taşlarına oturduk.

Beraber çocuk kestik. Yanımızda da Twitter fenomenlerinden bi kız vardı. Sevgilisi nasıl yakışıklı bişeymiş öyle. Hatta sabah facebooktan kızın fotoğraflarına bakmıştım, saçlarını falan kestirmiş. Kız zaten çok güzel, fotoğraflarına bakarken çocuğa da hayran olmuştum. Sarışın bişey. Öteki yanımızda da bi arkadaş grubu vardı ve ordan da bi çocuk kestirdik gözümüze. Ama çok tatlı bişey. Çok tatlı çorabı vardı, paytak paytak yürüyodu falan. Bi kaç kere göz göze geldik. Sonra kalktık ordan. Yolda bana blogumun adresini sorduç Söylemem dedim.

Canımız çimlere uzanmak istedi. Parka gidelim dedik. Benim bildiğim tek park Taksim Gezi Parkı. Maçka, Yıldız, Cihangir parklarından birine gidecektik. Meydan'a doğru yürümeye başladık. Geçen gün toplantıdan sonra yemek yemişlerdi ya bileklik almışlar ardından. Nerden aldınız diye sordum, bileklikçiye gittik. Ben bi tane beğendim o da beğendi benim beğendiğimi iki tane alıp birini ona hediye ettim. Bi gömlek beğenmiştim ona gösterdim, denedim. Beğendi.

AKM'nin ordan bi yere girdik galiba Maçka parkına götürüyodu, sonra Cihangir parkının manzarası daha güzel diyip geri dönüp Cihangir Parkına gittik. Önce çişimizi yapmak için camiye girdik. Hani temizlik imandan gelirdi? Abi cami tuvaleti leş gibi kokar mı ya! Sonuçta ibadethane. Bi ağaç altına oturduk. Kucağıma yattı. Önümüzde de iki yabancı -biri insan dışı yaratık- vardı. İnsan dışı yaratık olan kumral kıvırcık saçlı, yüzü gözü mükemmel biriydi. Cidden mükemmeldi. Öteki sapsarıydı ve tipsizdi. Benim yakışıklının adını Jack koydum. Ve Almanlardı. Ve ikisi gey duruyolardı ama sevgili olmadığına karar verdik.

Lennon, hani bana kitap okuyacaktın, dedi. Aldım ona verdiğim kitabı başladım okumaya. Biraz okudum sesim yorulunca ona verdim kitabı. Cidden güzel kitap okuyor. Cilveleşektik de biraz. Annem 7'e doğru Taksim'de olcakmış o yüzden rahattım. Deniz manzarası çok iyi geldi bi de yanımda Lennon olunca... Beatles'da yanımıza gelen çocuk geldi yine yanımıza. Oturduk sohbet ederken saat ilerlemiş. Kalktık parktan. Meydana geri döndük. Annem onları görüp sonra kim bunlar diye sormasın diye yanlarından ayrıldım. Lennon'la sıkıca sarıldık. Tam ayrılırken boynuma bi öpücük kondurdu. Sonra öteki çocukla da sarılıp annemlerin yanına gittim.

Beğendiğim gömleği göstermeye gittim, denedim beğenmedi. Benim de içime sinmedi. Dolaştık mağaza mağaza tekrardan. En sonunda klasik giyim satan bi yere girdik bi siyah kumaş pantolon denedim, aldım. Bi de beyaz gömlek aldım. Sonra ayakkabı baktık. Ben klasik bi ayakkabı istemedim, biraz spor, değişik bişey olsun istedim ama bulamadım. Yemek yemek yedik. Ordan da eve döndük.

Pantolon ve gömlekten başka hiç bişeyim yok. Ceket giymicem galiba mezuniyette çünkü hiç beğenemedim. Bi de çok zayıfladığım için de ceketler güzel durmuyo üstümde. Sabah ilk işim Boyner'e gidip kravat almak olacak. Bu kravat için annemle çok kavga ettik. Benim beğendiğim bi kravar modelim var, annem beğenmiyor. Bi de kravat biraz pahalı. 1 kere  takacağın şeye neden o kadar para veriyosun ki dedi. Ama yapacak bişey yok.

Beni üzen şey; bütün günüm çok güzel geçmesine karşın akşamım neden zehir oldu? Ayakkabım yok, ceketim yok! Of ki ne of!1 haftadır İstanbul'dayım ve hiç bişeyim istediğim gibi olmadı. Galiba bi hafta sonu yine İstanbul'a gelicem. Oysa ben kıyafetim tam bi şekilde dönmek istiyodum!!!

4 Nisan 2012 Çarşamba

Mutlu Prens - II

MUTLU PRENS - I

...
Ben girdim triplere. Çocuğa "Allah belanı versin, bütün duygularımla oynadın!" diye mesaj atmamak için zor tuttum kendimi. Neyse telefonum titredi. Mesaj gelmiş. Açtım. Lennon'dan. "Patrick, geliyorum." Rahatladım bi an. Azcık bekledim baktım geldi. Sarıldık, öpüştük, yürümeye başladık. "E, nereye gidiyoruz?" dedim. "Güzel bi yere götürüyorum seni" dedi. Neyse yürüdük, sohbet ettik işte. Bi binaya geldik. Merdivenlerden yukarı çıkıyoruz. Merdivenlerden çıktıkça ortam karanlıklaşıyo. Bu çocuk satanist beni de günün kurbanı olarak seçti, diye bile düşündüm.

En üst kata çıktık, girdik içeri. Çok güzel şirin bi kafe. Çok hoşuma gitti. Lennon oturdu koltuğa, bi adam geldi. "Bayansız almıyoruz" dedi. WTF! Ben oturmadım. Lennon adamla tartışmaya girdi. İlk kez gelmediğini geçende 4 erkek geldiklerini falan söyledi. Adam hiç birini dinlemedi. Bi de bu uygulama 5 aydır varmış.

Neyse çıktık ordan. Meydan'a doğru yürümeye başladık. Nereye, Beatles'a mı, diye sordum. Olur falan dedi Beatles'a girdik. Oturduk bi masaya. Muzlu çikolata söyledik. Başlattı anlatmaya. Ankara'daki sevgilisinden sonra olan ilişkisini anlattı. Dinledim. Tam konu bitti telefonu bitti. Arayan arkadaşıymış, toplanının olacağı kafenin yerini bilmediği için beraber gideceklermiş. Lennon Beatles'a çağırdı onu. Geldi, hoş sarışın bi çocuk. Simetri hastalığı varmış. Deri bi çantası vardı, çok güzeldi. Gözüm kaldı.Tanıştık falan. Sonra kalktık. Ben cüzdanımı çıkarana kadar Lennon ödemiş hesabı.

Neyse Galatasaray Lisesi'nin orada bi yerdeydi toplantının olcağı kafe. İçeri girdik. İşte oturdukları yeri bulduk, yanlarına oturduk falan. Bazıları aşağıda sigara içiyomuş. Neyse onlar da geldi. Önce konuşmak için konular belirlendi. Bunlar okulda LGTB hakları için etkinlik yapacaklarmış. Konularını seçtiler tartıştılar falan. İnsanların bi şeler için vakit harcamaları, ülkeyi yaşanabilir bi yer haline getirmeye çalışmaları beni çok mutlu etti. Keşke ben de İstanbul'da olsaydım ve onlara elimden geldiğince yardım etseydim. Bu ülkede bazı şeyler zamanla değişecek, ha biz göremeyiz belki orası ayrı. "Tabii bizim kendimize göre bir yaşam tarzımız, örfümüz geleneklerimiz var. Oralar çok daha farklı bir noktada... İnşallah bizim Türkiye'de gay belediye başkanı olmayacak ve olmamalı."diyen insanların olmayacağı ülkede yaşamayı kim istemez ki.

Bi yandan Lennon'la ufak çaplı bi yakınlaşmamız oldu. Bacaklarımız değmesi, koluna yaslanmam... Bi yandan da masanın öbür yanındaki çocuğu kesiyorum ama.

İkinci kahramanımız ise Xavier. Aynı Xavier Dolan ama daha irisi ve uzun boylusu. Analar neler doğuruyor! Ben bi yandan Xavier'i kesip Lennon'a yavşıyorum. Az orospu değilim ha! Fark ettim ki Xavier de arada beni kesiyo. Kessin anacım! Gıkım çıkmaz. Harbi çok tatlı, yakışıklı bi çocuk. Ha Lennon'ı da benden uzun bekliyodum ama kısaymış o.O Çok şaşırdım görünce.

Grupta bi lezbiyen çift vardı. İlk defa görüyodum ve çok tatlıydılar. Birbirlerine o kadar yakışıyolardı ki anlatamam. Bi ara Lennon şarabını aldığım kitabın üstüne döktü. Şapşal şey. Toplantı bitti, kararlar alındı. Masadan kalkındı. Kapıda herkesin çıkmasını bekliyoduk. Bazılarının karnı acıkmış yemek yeğe gidilmeye karar verildi. Beni de çağırdılar ama ben eve dönmeyi tercih ettim. Pazar günü piknik yapıcaklar keşkem İstanbul'a olsaydım da gitseydim :( 

Belki gitmeden tekrar görüşürüz Lennon'la. Bunu bana O söyledi. Anam yoksa çocuk benden hoşlandı mı? Peki Xavier, O benden hoşlandı mı? Ben Xavier'den çok hoşlandım. Belki sevişiriz falan. Lennon'la da olsun.  OYŞ! Libidolarım arttı galiba. 

Mutlu Prens - I

İlk kahramanımızın adını "Lennon" koyuyorum. Aslında Lennon'u daha önce anlatmıştım. Biz bununla bi siteden tanıştık. Msn'de takıldık. O zamanlar ben interrail hayali kuruyordum. O da 1 aylık avrupa turundan yeni dönmüştü. Cam to cam konuşuyoduk işte. Bunun üstünde vosvos olan tatlı bi tişört vardı ve ben bunu gözüme kestirdim. İstedim veririm dedi.

Bi süre konuşmadık ben zaten İstanbul'da değildim. Derken tekrardan başladık konuşmaya. Ben bundan hoşlanmaya başladım. Ama Ankara'da sevgilisi vardı falan. Gitti çocuğu görmeye ayrıldı, geldi. Çok mutlu oldum açıkçası. Bununla her akşam kamerada konuşuyoruz falan. Bayağı yakınlaştık işte. Bir de benim ayrılık bunalımında olduğum zamanlarda çok iyi geldi bana. O'nu kamerada izlemek, uyuklayışını görmek hoşuma gidiyor falan. Heralde bu da onu farketti ama bişey demiyo ibiş.7

Ben O'nun ayrılık bunalımlarını dinlerken yakınlaşmayı geçiriyodum kafamda.  Ha bi de bu avrupa turunda Paris'e de gitmiş bana Eyfel Kulesi anahtarlık vercekti falan. Tabii bu sırada bi bahaneyle ben bunun telefon numarasını aldım. Arada mesajlaştık falan. İnternetim yoktu ya o sıra arada mesajla haberleştik.

Bugün buluşmaya karar verdik. Aslında geçen gün konuştuk ne zaman buluşalım diye çarşamba olur dedi. Sonra ne ben konuyu açtım ne O. Bu sabah face'te online'dı. Selam verdim. Ne zaman buluşuyoruz dedi. Ben de farketmez dedim. Bugün onların okulun LGTB kulübünün toplantısı varmış beni de çağırdı. Kabul ettim.

Duşumu alıp çıktım evden. 15,30da buluşacaktık ama ben 14,00 gibi çıktım evden. Geçen gün mesajlaşırken ilgiye ihtiyacı olduğunu anladım. Başını okşayarak uyuturum falan dedim. Ne güzel olur, dedi. Ev 7/24 dolu seni eve de atamam, dedi. Biz de parka gideriz hem sana masal da anlatırım dedim. Evden erken çıkmamın nedeni O'na masal kitabı alcağım içindi. İstiklal'deki D&R'ı bulamadım bi süre. Aşağı-yukarı d&r aradım. En sonunda İstiklal'e baştan girip sol tarafıma dikkatli bakmaya karar verdim ve buldum.

Ne kadar zormuş bi hikaye kitabı almak. Salak salak bir sürü kitap var piyasada. Bir de çocuk kitapları alt raflarda olduğu için yere oturdum bi ara. Eğilmekten belim koptu. En sonunda bi kitaba karar vedim. Mutlu Prens (Oscar Wilde). Kasiyerdeki kızdan bi kalem isteyip ilk sayfasına küçük bi not yazdım. Gittim klasik buluşma yeri olan Burger'ın önüne. Bekle alla bekle yok. "İyi bok yedin Patrick!" diye kızdım kendime. İlk buluşmada ekildiğimi düşündüm. 15 dk falan bekledim Lennon ortalıkta yok! Mesaj atıyorum cevap yok, arıyorum açmıyo! WTF!

...

MUTLU PRENS II

Ben gidemiyorum ama belki gitmek isteyen olabilir


Başlattığımız "Bu konserde ben de varım" kampanyası konserimiz açısından oldukça önemlidir, sadece "ben de varım" demek yerine belirlediğimiz maddelerden herhangi birini yapalım ve bunu gönderilerin altına veya grupyorumadestek@gmail.com adresine gönderelim. 
 Halkın sanatçılarını susturmaya çalışanlara "ben de varım" diyelim, 15 nisan'daki ücretsiz halk konserinde 300 bin yürek olalım!
Bilgi için http://www.facebook.com/GrupYorumYenidenGeliyoruz

3 Nisan 2012 Salı

Biadam, beni eversene!



Oturduğun yerden kalkarsın. Ayaklarına bakarsın yerindeler mi diye. Yerinde oldukları için mutlusundur. Alırsın üstüne bişey kapıyı seslice çarparak atarsın kendini dışarı.

Dün bişey anlamadım dışarı çıktığımdan. Kalabalık ortamlarda çevrenin tadını çıkaramıyorum, o zamanlar benim için önemli olan çevreden çok ortam oluyor. Yanımdaki insanlar güzelse, sohbet iyiyse iyiyimdir, mutluyumdur.

Sabahın köründe kalktım üstüme geçirdim bi pantolon, bi tişört çıktım evden. Sağlık ocağına gittim rapor almak için salak adam atar yaptı, vermedi rapor. Annemin patronunun bi tanıdık doktoru varmış yarın ona gidip alıcam raporu artık.

Sağlık ocağında çıkınca direk bi AVM'e gittim ortamı yokladım. Piyasada nasıl ceketleri pantolonlar var diye. Baktım, baktıkça içim karardı. Yok anam hiç birini mi beğenmez insan? Beğenmedim işte. Ordan atla minibüse başka AVM'e. Neyse 1-2 ceket beğendim sonunda. Cidden beğendim. Babam bana oxford ayakkabı yaptı demiştim ya. Anladım ki o ayakkabılar uzunca bi süre giyilmeyecek. Çünkü her baktığım klasik ceket midemi kaldırdı. Karar verdim ki renkli bişeyler giyecem. Mavili mavili keten ceketler çok hoşuma gitti. Ama hala karar vermiş değilim. Bi kaç gün daha dolaşmam gerekicek sanırsam.

Gezmek bişey değil. Ama o yorgunluk? Anlatılmaz. Ben, GERİZEKALI Patrick! Evden çıkarken kalın tabanlı ayakkabılarımı giymek yerine cool olayım diye incecik tabanlı bez ayakkabılarımı giydiğim için ayaklarım hala zonkluyor. Hani 2 saat gezmiş olsam neyse. Ama sabah 10'da çıktığın eve akşam 6.30'da dönersem olacağı bu.  Bunun 1.5 saati yolda geçti dersem of anam of.

Taksim'de 2. el mağazalara baktım belki güzel, değişik bişeyler bulabilirim umuduyla ama bulamadım. Kadınlar için güzel şeyler var ama erkekler için pek fazla çeşit yok. Lacivert bi ceket beğenebildim sadece. Ama satıcı adam çok tatlıydı.

Tatlı demişken otobüste bi çocuk kesmişim var ya anlatamam. O beni kesti mi? Yan gözle bile bakmadı, salak şey! Biadam, beni eversene!

Her şeyi geçtim de Galata'yı özlemişim be abi. Azcık yürüdüm, iki dinlendim de iyi geldi.

17 yaşındaysanız ve alışverişe giderken hangi ayakkabıyı giymeniz gerektiğini bilmiyorsanız hayat gerçekten çok zor.

Kiminin kalbine giden yol mideden geçerken, kimininde de masadan geçiyor.


BiGay'le konuşuyoduk Gtalk'tan. Ben İstanbul'a gideceğimi söylemiştim dün için. O da bana İstanbul'da olacağını söyledi. E o zaman buluşalım, dedim. Buluşma kararı aldık. BiAdam'ın buluşmasına katılanlara ve başka bikaç kişiye daha haber verdim. Benim için YGS stresini atmak için iyi oldu.

Katılanlar: BiAdam, Gaddar Filozof, BiGay, ÇilekliGay ve Pistis. (Haplo ve Kazu'nun gelebilme ihtimallerini sevdik)

Nerede buluşacağımıza karar vermemiştik Bigay'le. Zaten çok kişi değiliz ya geçenki yere gideriz ya da bi yerde otururuz, dedi. Bana tabii bu cevap yeterli gelmediği için BiAdam'a sordum, Pistis'e sordum. Sonuç olarak saat 7'de Taksim Meydan'daki Burger'ın önünde buluşmaye karar verdik.

Hazırlandım -hazırlanmak dediysek de bikot, bi tişört- evden çıktım. Ya dolmuşla, ya otobüsle ya da metrobüs-metro kullanarak gidecektim Taksim'e. İlk günümde dedim yolu ne kadar uzatırsam iyidir. Metrobüs'le Mecidiyeköy'e ordan da Taksim'e metroyla gittim. Söylemek gerekirse metrobüste bi çocuğu acayip şekilde kestim. Tatlıms, çok tatlıydı. Metroda kimseyi kesmedim galiba. Ya da bilemiyorum. Ha zenciler vardı, onları kesmiş olabilirim.

2-3 dk gecikmeyle Burger'ın önüne geldim. BiAdam'la Gaddar'ı gördüm, sarıldık, öpüştük falan. Beklerken telefon çaldı. Telefonu açmamla yüzüme kapanması bir oldu. Bigay'le Çilekli yanımızdalarmış da ama bizi tanımadıkları için aramış, görünce benim telefonu açtığımı kapadı hemen. Onlarla da öpüştük, selamlaştık.

E kim gelmedi? Tabii ki PİSTİS! Şaşırdım mı, hayır :) Bekle alla bekle yok kız ortalıkta. Aradık işlerini teslim etmesi mi gerekiyomuş neymiş. Biz ilerlemeye başladık. Sonra bi daha konuşuldu Pistis'le McDonalds'ın önünde bekledik biraz da. Meğersem Bigay yanlış anlamış. Yürümeye devam ettik. Restaurant-kafe-pastane karışımı bi yere oturduk. Üstümüzdeki fazlalıkları çıkardık bi baktık ki Pistis bizi arıyo. O da geldi tamamlandık.

İki yeni "muhteşem" insan tanıdım; BiGay, Çilekli.
Pistis yine o güzel yere götürdü bizi.

Biadam: Geçenki gibi neşesi üstündeydi, biraz yorgundu galiba.
Gaddar: Bıyıkları yakışmış. Uykusu vardı, esneyip durdu.
Bigay: Daha uzun bekliyodum. En azından benden uzun birisini. Pepee'i çok seviyor :)
Çilekli: Kendisiyle ilgili bi şey düşünmemiştim ama nickname'i -çilek- gibi tatlı birisi. Galiba Pistis'ten çekecekleri var. Süngerbob'lu sweatshirt'ü çok güzel.
Pistis: Bu kız hep aynı valla. Bi de bişey öğrendik; Pistis'in kalbine giden yol "masa"dan geçiyor.

Güzel bi akşamdı. En kötü akşamımız böyle olsun.

Şimdi uyucam. Erkenden kalkıcam, doktora gidip 4 günlük rapor isticem sonra bütün gün tükkan tükkan gezip kıyafet bakıcam. Annemin kankası sözünü tutarsa akşama da Ortaköy'deyim.

Bigay ve Biadam'ın isimlerini yazarken karıştırmamak için çok çabaladım.
Madonna'nın klibini çok beğendim ama dansçılar çok Kazaky'mtrak olmamış mı? Hatta baştan ben dansçıları Kazaky sanmıştım.

2 Nisan 2012 Pazartesi

"Patrick'in geri dönüşü" yakında sinemalarda


Bir Barış Manço şarkısıyla başlayalım o zaman:
"Nasıl anlatsam bilemiyorum içim içime sığmıyor..."

Önceki gece geç uyudum. İsteyerek yaptığım bişey değildi. Ygs heyecanı yaptım işte bariz bi şekilde. Bütün gece arkadaşlarla, hocalarla konuştum telefonda. Yatakta sızmışım işte bi ara.

Sabah 6.30da alarm sesiyle uyandım. Duş aldım. Giyindim. Kahvaltı yaptım. 8.15 gibi evden çıktık annemle. Kampüs'ün bahçesi kalabalık. Öğrenciler, öğrencilere destek olmaya gelen öğretmenler, veliler... Kalabalığın içinde tanıdık yüz aradım. Buldum. Dersaneden hocalar gelmiş, arkadaşlar falan sarıldık. Millete anneannemin okuduğu şekerlerden dağıttım.

Sınava girdim, sınavdan çıktım.

Süreyi yettiremedim.
Moralim çok bozuldu.
Hiç böyle olacağını düşünmemiştim.

Akşam arkadaşlarla karaoke bar'a gittik. Ama ortam hiç güzel değildi. Ben erken kalktım masadan eve gidecektim. Ötekiler de kalktı.

İstanbul'a geldim işte. Hemen internerin başına geçtim. Nasıl özlemişim ya. Çilekli beni mim'lemiş. Ve O Gay'in yazıları beni çok şaşırttı.

Azcık uyusam, uyansam, Taksim'e gitsem felan :)