26 Şubat 2012 Pazar

Pistis'in hediyeleri geçende elime geçti. 4 kitap bir de şeker mi şeker oyuncak. Angry Birds'in kırmızını yollamış. Nasıl sevindim anlatamam. DnR'da görmüştüm ama fazla inceleme vaktim yoktu. Hatta oyuncağı görünce aklıma şu son sevgilim geldi. Neden mi? Öyle işte.

Pistis yolladığı bi kitabı önce okumam için önerdi ama o kitap beni hiç sarmadı içine çekmedi. Ama okumaya devam ettim. Dün gözüm  Pistis'in yolladığı başka kitaba kaydı. Gizli  Anıların Yolcusu. Biraz okudum, biraz daha okudum. Bi baktım ki kitabı bırakamıyorum. 147. sayfaya gelmişim. Bi kerede bırak 147 sayfa kitap okumayı 50 sayfayı zor okurdum. Neden bilmiyorum ama çekti bu kitap beni kendine. Gay bi ilişki anlatması gereken kitabın, kahramanın hala bi erkekle tanışmaması beni daha da meraklandırdı galiba. Hem kitabın 147 sayfalık kısmında sanki Aşk-ı Memnu havası vardı. Merakla bekliyordum bir sonraki sayfaya geçmeyi. Sonra baktım olcak gibi değil, yattım.

Bu sabah kalktım kahvaltımı yaptım üstümü değiştirip dersaneye deneme sınavına gittim. Deneme sınavı dersanenin rutin sınavlarında biri değil. TÖDER'in sınavı. Bu sene TÖDER'in bende bi anlamı var. Mesela eski sevgilimin sesini ilk defa o sınav sonrasında duymuştum. Ben sınavdan çıkmıştım, o da istanbulda girmişti o sınava. Aramıştım onu. Çok konuşamadık, sesim titredi. Dışarısı soğuktu falan. Neyse aklıma bi kez daha düştü durduk yere. Aramayı düşündüm, aramadım. Geçti bitti. Unutmuştum ne güzel işte. Duygulandım, biraz hüzünlendim işte durduk yere. 

Eve geldim kitaba daldım yine. 310'a falan geldim. Biraz melankoliğim bu akşam.

Söyledim mi bilmiyorum ama şu hoşlandığım çocuk Ankara'ya gitmişti ya. Sevgilisinden ayrılmış. Buna çok sevindim, kabul ediyorum. Ama dün yeni biriyle buluşmuş. Kanka ayağına takılıyoruz.

Bu arada kırmızı angry bird'ümün adını CABBAR koydum. Bence Cabbar çok seksi bi erkek adı. Cabbar diye bi sevgilim olduğunu düşündüm de ne tahrik edici. Her gece Cabbar'a sarılıp yatıyorum. 

Canımım sigara istediği şu günlerde şu yazının şarkısı da müslüm gürses'ten bi şebnem ferah şarkısı olan SİGARA olsun.

23 Şubat 2012 Perşembe

Merhaba bu bi deneme mailidir. ne işe yaradığını bilmiyorum. galiba attığım bu mail blogda yayınlanacak. kısaca söylemek isterim ki internetim kesildi. ve annem ygs'den sonra ödeyecekmiş faturamı, ders çalışayım diye. te allam! neyse işte anlayacağınız 

ÖSS'E GİTTİM GELİCEM!*

*Bu blog öss nedeniyle kapalıdır. Ha annemi ikna eder ve faturamı ödemeye ikna edersem dönerim yine. 

Neyse ki gmail internetim kesik olsa da çalışıyor. 

Bana mail atabilirsiniz :) iminthebed@gmail.com 

öptüm canıms.

17 yaşındaysınız ve internetiniz kesikse hayat gerçekten çok zor. 

19 Şubat 2012 Pazar

Mühim Değil



5 gün olmuş son yazımdan bu yana. Aslında yazmak istiyorum ama yazacak bişeyim yok. Aklıma bi iki konu geliyor ama yazmaya üşeniyorum. Müzik dinliyorum, film izliyorum.

Çok sıkılıyorum, ağlayasım var. Bunaldım anlıyor musun? Küçük bi çantaya bi kaç parça çamaşır koyup otobüse atlayıp bi yerlere gitmek istiyorum. Ne gidecek bi yerim var, ne de param. Ne de gidecek halim. Şöyle bi kaç ay dolaşmak istiyorum amaçsızca ordan oraya hiç bişeyi umursamadan. Test çözmeden, okulu düşünmeden, "Acaba üniversiteyi kazanabilecek miyim?" diye endişelenmeden.

Ama yok bi yere gidemiyorum. Gidiyorum gerçi; okula, dersaneye. Kar yağmıyo, yağmur yağmıyo, kuru soğuk beni deli ediyor. Üşüyorum. Üşümeyi seviyorum ama üşümek de istemiyorum. Dengesizleştim. Saatlerce şu ekrana boş boş bakabiliyorum. Sonra kendime geldiğimde saat gecenin körü olmuş oluyor, uyuyorum. Uyanıyorum ardından sabahın köründe okula koşturmaca. Bu hafta her gün geç kaldım okula. Yıllık yazmak beni çok ama çok yordu.

Düşünüyorum, ne olacak diye.

Bu sene kazanamıcam üniversiteyi, seneye İstanbul'a ailemin yanına döncem. Bi sene daha devam edicem dersaneye İstanbul'da. Ne güzel görünüyor dimi? Ailemin yanında olucam. Ama ben istemiyorum ki ailemle olmak. İstanbul'a dönmek istiyorum ben, eve değil. Evde olmadığım her an benim için huzurlu İstanbul'da olmak. Ama bi sene ailemle yaşamak çok zor geliyor bana.

Şans eseri İstanbul'da güzel bir bölüm kazandım diyelim. İşte hayat benim için başlamış olacak. (diye düşünüyorum) Kendime bi iş bulucam yazın. İşe başlıcam, küçük bi ev tutucam. Ve "kendi" evimde yaşamış olucam. Çok zor olcak belki ama huzurlu olacağıma inanıyorum. İş-okul-ev hayalim bu. Uzun süredir istediğim tek şey bu. Çok ama çok zor olacak biliyorum ama kendi ayaklarımın üstünde durmak istiyorum. Kimseye hesap vermeden yaşamak, kendi paramı kazanıp, keni hayatımı, kendi evimde yaşamak istiyorum.

Çok bunaldım. Cidden çok bunaldım. Nefes almaya ihtiyacım var.

Korkuyorum!

14 Şubat 2012 Salı

Sevişenler ölmesin ama ben de sevişeyim istiyorum


Önce bi dedikoduyla başlıyım. Bi'gay İstanbul'a gitmiş ve Pistis'le şarap içmişler. Hem de bugün. Ehehe nasıl kıskandım ya. Ben bunalıyorum burda elalem buluşup şarap içiyor. Pistis'i bana yolladığı kargonun gelmediğini haber vermek için aradım ve bunları öğrendim. Yıkıldım anacım. Neyse Bi'gay'i bana zorla hediye alması için ikna ettim. Anlaşılan biraz sarhoş. Ayılınca "Sarhoştum, hatırlamıyorum!" demez umarım.

Hayatım aynı, bok gibi devam ediyor. Anlattığım çocuk yarın Ankara'ya gidiyor hoşlaştığı çocukla görüşmek için :( Aralarının kötü olmasını istemem ama kötü olursa da benim şansım açılır biraz. Ama iyi anlaşıyoruz. Beni okulunun LGBT grubuna ekledi. İstanbul'a gidince bi derneğe üye olucaz. "Aşk örgütlenmektir."

Ve Partick'in götü kalkar.
Geçende msnde kişisel iletimi bitter çikolatalı bişey yapmıştım. İlkokulda aynı okuldan bi arkadaşım vardı. O bana "çikolatamın yarısını seninle paylaşabilirim" dedi. Ah sağol, ne gerek var derken konuşmaya başladık. Ben bu çocuğun gay olduğunu düşünüyordum. Okuldaki tavırları falan filan. Neyse ben bi ara çok merak edip fake bir msn adresi alıp ona bunu sormuştum. Ne kadar da salağım. Tabii ki bişey dememişti.

Neyse işte sarhoşmuş geçen akşam. Napıyorsun, dedi. İnternette takılıyorum, dedim. Nerelerde takılıyosun, dedi. Face, twitter falan. Sen?
Face, Gmail, Romeo

Küçük bi hediye alanım bile alan yok!
Romeo dedi lan. Napsam acaba. Acaba Romeo'dan konuşmaya devam mı etsem, yoksa saf ayağına mı yatsam? O Gay açıktı msn'de ona sordum. Ne yapayım falan filan diye. En sonunda karar verdim.

-Romeo?
-Öylesine bi site, gereksiz bi yer. Boşver

Israr ettim azcık söylesin diye ama söylemedi. Ertesi gün ben sordum "Gay ya da biseksüel misin?" diye. Gay'miş öyle dedi.

Bilmiyorum sanki bana yavşıyo gibi. Ama kafamda da kuruyo olabilirim. Ama yavşıyo mu acaba?

Kaç gündür yıllık derdine uykuz kalıyorum arkadaş ya. Son günlere bırakırsak olacağı bu tabii. Lanet olsun. Daha yazılacak çok insan var. Ama yazacak şey tükendi bende. Yok ya ne zor şeymiş anam birini mutlu edicen diye yazı yazmak. Yok bana göre değil. Ana avrat küfür etmek istedim insanlara "Umarım hayatın başarılı" olur yazmak çok koydu bana Blog!

Sevgili Blog'um,
Sevgililer Günün kutlu olsun.
Umarım bi gün canlanırsın da şu an sevişen bir çok sevgili gibi biz de sevişiriz!

11 Şubat 2012 Cumartesi

Gözümüz bayram etsin diye, yoksa abazalığımdan değil yanlış anlaşılmasın.



Geçenlerde can sıkıntısına kendimi internetin haşin dalgalarında sörf yaparken buldum. Bir o yana bi bu yana savruldum durdum. Sörf tahtamla kendimi bir adada buldum. Ne güzel bir adadır, o ada. La isla bonita!

Zevzekliği bırakıp post konuma geleyim. Terimin anlamını O Gay'den öğrendiğim bir şey. BULGE! 

Ekşi'den bulduğum bir kaç açıklamayı sıralayım hemencecik. (Elalem yazmış, bir de açıklama için kendimi mi yorucam?!) 

  • ing. genellikle erkeklerin pantolonlarının önündeki kabarıklık
  • ing. çıkıntı yapmak; şişkinlik yapmak. "cebinde şişkinlik yapan ne?"
  • dünya çapında çok sayıda takipçisi olan bir fetiş.güreşçiler, atletler, her daldan erkek sporcuların üniformaları, pantolonları, şortları itinayla incelenir.sırf "bulge" fetişi üzerine yoğunlaşmış bloglar, internet siteleri de mevcuttur.
  • bazı erkeklere çok yakışır.
  • erkeklerin vücudundaki en güzel görüntüleri meydana getirebilen fiziksel özellik.
  • büyüğü makbul olandır.

Evet bilgilendiğimize göre bakalım ünlülerin kameralara yakalanın bulgelerine. 


Aslında bu post'u sırf Taylor üzerine oluşturacaktım.


Post'un başlığı da "Taylor'ın Ziki" olacaktı. Sonra dedim ki sadece Taylor'ın mı "Ziki" var? Ötekilerin başı kel mi? Sonra uzun bir araştırma sonucu baktım ki ünlüler ziklerini göstermekten hoşlanıyorlar. 


Ne kadar kaslı ve ZİK'li olsa da ben Edvırt'çıyım, kardeş! 


Deyvit, bebeğim yia. (yazar burda ağzının sularını silmekte) H&M pozları da ayrı güzel. Bilsem bana yakışacağını hepsini alırım parama kıyar ama yok. Deyvit kim, Patrick kim?


Sabah akşam sevişecekgillerden olan Pitbull'cuğumun bulgesini göremeyen acilen göz doktorundan randevu olabilir mi? Ha bu arada Pitbull'la ilgili bi espri yapmazsam ölürüm: Köpekten korksaydık Pitbull dinlemezdik! Zaa xDé


Her ne kadar Rap sevmesem de Eminem dinlerim hacı. Eşofmanlı erkeklere bayılırım. Ama yolda zikini daşşağını sallaya sallaya dolaşmasınlar! Benimki de can. OK KİB BYE!


Küçük Heri büyümüş, eşofmangillerden olupğ sokakta boy gösterir olmuş. Canıms ya. Felsefe taşını izlediğim gün aklıma geldi de. O zamandan beri severim ki seni.


Enrique'ninki pek hoşuma gitmedi. Doldurmamış pantolonu. :(

Jack bebeğim ada'dan kurtulmuş da spora başlamış. O da yetmezmiş gibi tayt giymiş. Ne de iyi yaptı. Ama ben Sawyer'cıyım. 


Beybi feysim benim. Beyonce dansına öldüğüm. Gözlerinde kaybolduğum.Neyse ben sustum. Justin beni diskoya, ordan da evine götür!


Bitter çukulata sevmeyen bizden değildir. Usher, yavrum için yanıyo ama hemen üstünü giyin, hastalancan. Sırtına havlu koymaya geliyorum, bekle beni.


Ay, bu adam nasıl tatlı bişi yea. Robbie bana hep şarkı söylese falan istiyorum. En sevdiğim şarkısı olan "She is the one"dır herkes bilsin yane. He bu arada Türk kızını kaptı ama yok Türkiye'de konser vermek falan! Verse sanki gidicem ama olsun.


"Orlando" diye böğürüyorum, başka bişey demiyorum! Canıms ya!


Gamzesinde kendimi kaybettiğim, kıçının kıvrımlarına hayran olduğum, baklavalarını ayranla yediğim; naer yea? Yunan Tanrı'sı değil de ne? Biri bana bunu açıklısın. Ha ziki kesmeyi unutmayın! Mario, sen benim her şeyimsin!


Ailecek severek dinlediğimiz sevgili saygılı grubumuz Coldplay'in solisti Chris'in ziki! diye bi başlık açılır yani.


Finalimizi Justin Bieber'la yapıyoruz. Bence fotoşok. Ha bu arada "Bütün dünya duysun istiyorum, ben Justin ....!"

Biraz uzun oldu galiba. Cem Yılmaz'ın da dediği gibi "Konu uzun!".  
Ricky Martin ve Zac Efron'u koymadım. Ricky'i bilen bilir. Zac'i merak eden ise Tumblr Zac fotoğraflarıyla yıkılıyor. Ben kendisini tumblr'dan tanaıdım. 

Ha bir de bu postu O Gay'e hediye ediyorum.


10 Şubat 2012 Cuma

Bazı şarkılar vardır ki - 5


Geçende bahsettiğim çocuk vat ya, işte O'nunla msnden konuşurken "ne dinliyorum" da bir Ceyl'an Ertem şarkısı çalıyordu, atmasını istedim ve attı. Attıklarınınn arasında yukarıdaki videonun mp3'ü de var.

Bugün harika bi kitaba başladım. Aslında küçükken almıştım kitabı, ama yine okumak istedi canım.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami SAFA. Ben sadece kitaba odaklanamam okurken. Bu yüzden de müzik dinlerim. Mp3'üm de bu karışım denk geldi, kitabın havasıyla birleşince pek bi kötü oldum. İnsanı hüzünlendirdi. Sezen Aksu'nun bazı şarkıları çok etkileyici. Ceyl'an Ertem gibi  güzel bi sesten dinlemek de çok koyuyor insana falan işte. Hemen paylaşmak istedim.



VAZGEÇTİM


Vazgeçtim... 
Gözlerinden, 
Vazgeçtim... 
Sözlerinden
Bir ah de yeter. 
Sessizce, kimsesizce, 
Gönderdim dudaklarımı 
Öpme al yeter. 
Hiç tanımaz tenim ellerini, 
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini 
Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş 
Ah bu delilik sarsar bedenimi 
Yok olmak zamanı şimdi

****

BENİ UNUTMA


Bir gün daha yaşandı ve bitti 
Küçük sevinçleri ve küçük kederleriyle 
Herhangi bir gündü çok önemli değildi 
Seni düşündüğüm birkaç andan başka 
Bilirim herkes payına düşeni yaşar 
Ve her yeni günde değişir hep birşeyler 
Sen de kendi payından bir hatıra seç ne olur 
O ben olayım beni unutma 
Beni unutma, unutma, beni unutma 
Bilirsin unutulmak dokunurya her insana 
Sen de kendi payından bir hatıra seç 
Ve o ben olayım unutma, beni unutma 
Beni unutma, unutma, beni unutma 
Bilirsin unutulmak dokunurya her insana 
Sen de kendi payından bir hatıra seç 
Ve o ben olayım unutma, beni unutma 
Bilir misin seni gerçekten sevdim 
Sevdiğim daha birçok şeyin arasında 
Bir tek seni seçtim hatıralar arasında 
Sebep diye bir küçük mutluluk 
Beni unutma, unutma, beni unutma 
Bilirsin unutulmak dokunurya her insana 
Sen de kendi payından bir hatıra seç 
Ve o ben olayım unutma, beni unutma 
Beni unutma, unutma, beni unutma

SIPAĞTAKIS!


Spartacus'ün kimilerine göre 2. kimilerine göre de 3. sezonu olan Vengaence başladı. Kendimi zor tutuyodum izlememek için, ders çalışmam lazım diye. Ama dün geçe dayanamadım izledim.

Pişman mıyım?
Asla!
Bir daha olsa yapar mıyım?
EĞVEEĞT!

Spartacus'ün kitabını okuduğum için sonunu, olacak olayları biliyorum. O ilk iki sezondaki gibi heyecanlı değildim açıkçası. Dün gece canım çok sıkıldı. Ve ne yapsam diye düşünürken Edison'un yüzü gözü hürmetine bi ampul yandı. Neden Sıpağtakıs'ı izlemiyodum ki?

Diziport sağ olsun iki bölümünü de koymuş. Açtım, biraz heyecanlıyım falan böyle. Yeni Sıpağtakıs'ı görcem yeni sevişme sahneleri falan. Ağzımın suları akmaya başladı daha izlemeden.



Özlemişim tamam ama bi yavanlık var bu iki bölümde de. Anlayamadım. İkinci sezonda Spartacus yoktu ama bi heyecanlıydı, bi çekiciliği vardı, kendini içine çekiyodu. Yeni Spartacus'ten mi kaynaklı onu da bilemedim. Yakışıklı ama bi tuhaf işte. Kurt adam olaymış iyimiş. Andy'i çok özlemişim. O'un o bakışları falan yok bu Liam'da.


En çok özlediğim ne mi olmuş?
Lucretia.
Ekrana gelince bi heyecanlandım, kalbim atmaya başladı falan böyle. Oyş, cidden özlemişim bu kadını. KAdın ortaya çıktıktan sonra diziye bi renk geldi, biraz daha çekti beni içine.


(yeni) Spartacus'le Mira olmamış.

Glaber benim bebişim.

Ilithyia acaba ölcek mi? Pilavlı mevlüt yaparım. Çok uyuz oluyorum O'na. Varro'nun ölümüne neden oldu ya, OROSPU!

Agron da çok ilgimi çekiyor. Seppius ve Seppia kardeşlerden bombalar bekliyorum.

Eski Spartacus, Varro ve Sura'yı çok özledim!

R.I.P ANDY!

9 Şubat 2012 Perşembe

Din üzerine

Dün okulda haftanın ve ikinci dönemin ilk edebiyat dersinde hoca istersek tartışma yapabileceğimizi söyledi. Tabii biz de dünden razıyız. Zevkli oluyor tartışmalar. Kimi zaman sert sözler ediliyor falan. Gündelik konularda fikirlerimizi söyleyip, birbirimizin düşüncelerini öğreniyoruz.

Dünkü konumuz da Tayyip Bey'in "Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz" lafıydı. Konuşmaya başlandı yavaştan. Ben söz aldım. Din'in çocukları korkutmak için kullanılmasından girdim, 4. sınıftan itibaren ezberleten dualardan çıktım. Bu duaların benim bi işime yaramadığımı söyledim. Kuran kurslarına çocukların gönderilmemesini, insanların kendilerini özgür hissettiği zaman din arayışına girmesi gerektiğini söyledim. Eğer din kültürü dersi okutulucaksa bu bütün dinlerin olması gerektiğini, bir dinin bir anlayışını önümüze sunmamaları gerektiğini de ekledim. Birisinin "her bebek müslüman doğar" lafına da "yeni doğmuş bi bebeğin dini olmaz ki" diye karşılık verdim.

Benden sonra Kıvırcık söz aldı, benim abarttığımı söyledi. Sınıfta din kültürü dersinin kaldırılması isteyenler de vardı, istemeyenler de. Kişi dinini kendi seçmeli diyenler de. Bana karşı çıkan çoktu. Ama umurumda da değildi. Kendi fikirlerimi söyledim. Daha söyleyecek bi kaç sözüm vardı ama zil çaldı. Kundura, Kıvırcık'a benden özür dilemesini söyledi. Ben de "ne gerek var, fikirlerimizi söylüyoruz" dedim. Eğer biraz daha zaman olsaydı Pistis'in annesinin "İstersen krem peynire tap banane" sözünü de kullanacaktım.

Eskiden yaz tatillerinde anneannemlere geldiğimde kendi isteğimle Kur'an kursuna giderdim. Dediğim gibi kendi isteğimle. Sonra 5. sınıftan sonra kendi isteğimle İstanbul'a Kur'an kursuna başladım. Sonra namaz kılmaya falan da başladım. Kendimce, öğrendiklerimi uygulamaya başladım. Bir süre sonra bu yaptıklarımı düşünmeye başladığım zaman vazgeçtim herşeyden. Böyle bi dünyayı biri yarattıysa bu kişi bizi neden kendisine ibadet ettirsin ki?

Hatim denilen olayı da anlamakta güçlük çekiyorum. Küçücük çocuklara bilmem kaç sayfa kitabı anlamadan okutuyorlar ve sonrasında da insanları çağırıp ona hediye getirmesini istiyolar. Bence bi kitabı anlamadan okumaktansa oturur, 15-20 sayfalık hikaye kitapları okur, kendimce bi ders çıkarırım. Anlayarak okuyanlara hiçbir sözüm yok! Onları takdir ediyorum ama anlamadan okuyanlara kılım.

İbadet yapmak istediğim zaman yaptım. Namaz mı kılmak istedim, kalktım kıldım. Oruç mu tutmak istedim, tuttum. Ama bunu biri istiyo diye değil, kendim istiyorum diye yaptım. Ailemden bi baskı yoktu bana din konusunda. Bu yüzden şanslıyım galiba.

Bu evreni yaratan bi Tanrı olabilir belki ama bu O'na tapmamı gerektirmez ki.

Bu konularda konuşmak için yaşım çok genç biliyorum. 17 yaşındayım. Ama kendimce doğrularım, kendimce yanlışlarım var. Doğrularımın arkasında durmalıyım, duranları da severim. Ne kadar düşünceleri ters olsa da bana. İnandıkları şeylerin arkasında duran insandan öte insan yoktur ki benim gözümde.

5 Şubat 2012 Pazar

Hop dedik Patrick, orda kal!




Şu gif geçen gece beni çıldırttı. Nasıl seksi bi gif'tir anlam veremedim. Depp çok ateşli bi gençmiş. Allam yerim ya ben onu. Bi de Depp'in o gif'teki tarzı benim çok hoşuma gidiyodu gördüğüm fotoğraflarda ama hangi film olduğunu bilmiyodum. Geçenlerde bi blogda Amy Winehouse'un en sevdiği filmlerden biri olduğunu öğrendim o filmin. Ve şu gif'ten sonra ne olursa olsun izlemeliyim dedim. İndirdim filmi. CRY-BABY

Film ilk andan başladı beni çekmeye. Bir de ben bi kaç gündür Rock 'N Roll ruhu hayalleri kuruyordum. Postallar bol deri ceketler falan. Ama bunu seneye uygulamayı düşünüyodum. Filmi açtım ne göreyim, Depp benim tarzımda bi adam. Yıkıldım kaldım. Kısa bi film zaten akıp gidiyor. Müzikal tarzında bişey. Şarkılar fevkaladenin fevkinde. Seksilik ise hat safhada. Hele şu sahne en seksisi. 


Neyse ben filmimi bitirdim msn'e girdim. Dün bahsettiğim çocuk açıktı. Konuştuk biraz. Filmi önerdim ona şu öpüşme videosunu attım. Ahlaksız teklifte bulundu. Siktir git sevgilinle öpüş, dedim. Bana Depp'le DiCaprio'nun birlikte oynadığı What's Eating Gilbert Grape'i önerdi. İki bi arada olunca yeme de yanında yanında yatmalık bi olduğunu düşünerek hemen indirdim. Konuştuk biraz. Sonra çıktı msn'den. Film inmişti o sıra, filme başladım.  Girdi msne. Ben de böyle dram filmlerine odaklanamam. En sevdiğim türdür dram ama izleyemiyorum. Böyle yanında bişeyler yapmam gerekiyor. O'nun konuşmaya başladım msnden. Sonra filmi durdurdum, O'nunla konuşmak varken filmi niye izliyim ki.

Canımın sıkıldığını söyledim. Görüntülü konuşma isteği yolladı direk. Kabul ettim. Saatlerce kamera açık konuştuk. O'nu izledim ekranda. O kadar tatlı masum duruyordu ki anlatamam. Konuştuk, konuştuk, konuş. Biraz konuştuk dedim ya 5 saat falan konuştuk yani. Hep O'nu izledim ekranda. Neden izlediğimi bilmiyorum. Tamam, kabul ediyorum. Etkilendim çocuktan. Kendimi bi boşlukta hissediyodum ya önüme ilk çıkana, biraz ilgi gösterene kendimi kaptırdım mı yoksa?

O'nda da bişeyler olmasa saatlerce konuşmaz dimi benimle? Ne oluyor hiç bilmiyorum. Bu yazıyı yazarken bile ara ara msn'i kontrol ediyorum, online mı diye. Daha yeni kurtulmuşken aşk belasından ikincisini kaldıramam. Yine İstanbul'a gitmeyi bekleyemem görüşmek için. Görüştükten sonra daha da bağlanırsam, sonra o da beni sevdiğini söylerse ve olaylar geçenkiyle aynı olursa... Düşünmek bile istemiyorum. Kendime gelmeliyim!

Dün bi blogger'a röportaj verdim. Ay nasıl havalıyım lan! :) Yayınlasın link'i paylaşırım.

Ayrıca O Gay'in Mim'i sayesinde mimlenenlerden yeni bloggerlar keşfettim. Yeni insanlar tanımak ne kadar hoş bişey. Çok seviyorum yeni insanlar tanımayı.

Hande Yener'in bu şarkısı her aşık olma evresi öncesinde kulaklarımda olur. 

Kahve içmeye, kitap okumaya ihtiyacım var!

S.O.S

4 Şubat 2012 Cumartesi

Yatsam kalksam ve saçım uzamış olsa... Ama uzamadı!



İsyankar Patrick'den arda kalan yine bi kucak dolusu İSYEAEAEAEEAAN!

Ne mi oldu? Özlediğimi farkettim. Ne kadar çok sevdiğimi farkettim. Unuttum, hayatıma devam etmeye çalıştım. Yeni arayışlara girdim, bulamadım. Olsun. Kızıl bana geçen gün selam verdi msn'den. Çok şaşırdım. Acaba tekrardan Kızıl'a mı dönsem?  TANRIM, ne planlıyorsun yine benim hakkımda?!

1 haftaadır dersaneye gidip geliyorum. Sıkıldım artık. Sınava girsem de kurtulsam.

Çok önce yazıştığım bi çocuk vardı. Ben o zamanlar interrail hayalleri kuruyodum kafam da o da yeni dönmüştü tanıştığımızda. Bana Eiffel anahtarlık vercekti İstanbul'a gidişimde. 2 kere İstanbul gittim ve haberleşemediğimiz için alamadım. Bi de görüntülü konuşurken üstünde vosvoslu tişört vardı onu da istemiştim. Geçen gün selam verdim. Konuştuk biraz. hoşlandığı biri varmış Ankara'da. Ama daha hiç görüşmemişler falan. Ama ben piçim ya başladım yavşak yavşak konuşmaya. KIHKIHKIH. İşte sonra ben uyudum.

saçımla dalga geçene küserim!
Dün dersaneden sonra saçımı kestirdim. Artık zamanı gelmişti ama lanet olsun ki orospu berber direk makineyle daldı. Hop dur diyemeden gitti saçlarım. Kısacık kaldı! Hiç bu kadar kısalmamıştı saçım. Kafamın 2/5'ini alnım oluşturduğu için sik gibiyim şuanda. Bugün dersane. Pazartesi okul! Of ne dalga geçecekler benle. Ciddiyim bok gibiyim. Kulaklarım da KEPÇE!

Dün akşam o konuştupum çocukla görüntülü konuştuk. Saçımı kestirdiğimi söyledim merak etmiş. Beğendiğini söyledi ama yok lan ben kendimi beğenmiyorum. Böyle saç mı olur?! Yalnız çocukla görüşmeyeli o kadar çok olmuş ki özlemişim piçi. Üstünde de vosvoslu tişört vardı.

Sonra İzmir'den bi arkadaşımla görüntülü konuştuk. Uzun zamandır tanıyoruz birbirimizi ama hiç kamera açmamıştık. Birbirimize bilekliklerimizi falan gösterdik. Ehehehe.

Karlar eriyor, her yer su. Hava ısınıyor!

Şarkıyı çok beğendim. Bruno benim bebeğim.

Umarım tez zamanda şu kısa saçlarım uzar!

Hadi Patrick önce duşa, ordan da dersaneye deneme sınavına gider.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Sevdiğim Adamlar - Barış Manço

Üzülmem ki öldüğüne. 
Ne de olsa arkanda o kadar güzel şeyler bıraktın ki.
Belki böylesi daha iyi.
Kirli dünya daha da kirlendi. 
Sen hala en temiz hatıraları süslüyorsun. 
En güzel anılara eşlik ediyor sesin.
İyi uyu.
Dinlen.
Seni dinleyip, dinletmek borcumdur.


Hatırladığım en eski şey olsa gerek Barış Abi. Televizyonda O'nun programını izlediğimi hatırlıyorum ve anneme yalvardığımı beni de o programı götürmesi için. Otururdum televizyonun önüne izlerdim. 



Akıldan silinmeyen şarkıların adamı değil midir? 


 
Nane limondan nasıl ilaç yapacağımızı öğretti. 


Oturduğumuz yerden dünyayı gezdirmedi mi bize?


Oğlu Doğukan (en sağdaki) bi programda "bize iyi baba olmadı" tarzında bişey söylemişti. Onlar için üzücü ama biz'e çok iyi bi ABİ oldu.


Karşılıksız sevmek güzel şey.


Özledim seni, KOCA ADAM! Dediğim gibi güzel güzel dinlen. Üzerine yıldızlar yağsın!