30 Ocak 2012 Pazartesi

"Dizi Çekiyoz" dediler, geldim! -MİM-

Bi'Gay varmış canı sıkılan. O Gay; Ben De... O'nu mimlemiş sıkıntısı gitmiş. Bi'Gay de beni mimlemiş sağ olsun. 

Aslında hep dizilerde oynamak istemişimdir. Ama bu tipsizliğimde belki bir zombi dizisinde ya da bi dizinin Cadılar Bayramı Özel bölümünde "korkuluk" olarak oynayabilirim.
 
Aşağıdaki gibi kurallar varmış. (Yere ilk ben tükürdüm kurallar benden diye bişey vardı küçükken oyun oynamadan önce denirdi)

1. MİM i pasladığımız blogger bu kurallara uyacak ve MİM inin girişinde de belirtecek +benim yukarda yaptığım gibi MİM i görünce ne düşündüğünü de yazıcak (örn. tee allam nelerle uğraşıyoruz gibi)
2. MİM sadece 3 blogger'a yollanabilecek, daha fazla bloga ulaşması için de ne yapıyoruz okuduğumuz bloglarda bu mim in yollandığını gördüğümüz bloggerlara tekrar yollamıyoruz !
3. Adettendir diyip girişte blogu paslayana teşekkür ediyoruz (dudak hafif bükülür emeennn diye de seslendirmesi yapılır teşekkür esasında da :))
4. Yazılanlar mutlaka -yerli oyuncu- olacak ve illa bir dizi de oynamış olacak dizi adı da yazarsanız pek makbule geçer.
5. ayh ben hepsiyle de yatmak istiyorum amaağğğ diyip kural ihlali yapıp 3 ü aşmıyoruz +2 si ile sadece öpüşme rollerine izin veriliyor olacak sadece 1 si ile sevişme sahnesi çekebileceksiniz (ipnelik diil mi ahahahah)
6. MİM sonunda belirtiyoruz adı geçen ve resmi yayınlanan oyunculara hiç bir şekilde cinsel yönelimi eşcinseldir yaftası yapıştırılmamıştır amaç sadece saf duygulardır :)))
7. MİM sonunda da bir blogger a -SEVİŞME- sahnesinde oynamasını istediğiniz 1 oyuncu hedaye ediyorsunuz.
8. ve en önemlisi bu mimi yazarken hangi MODE da olduğunuz :))
9. YUH artık diyorsunuz ama bu madde isteğe bağlı DİZİNİN ADI ve KONUSU nasıl olurdu :))
eh başlayabiliriz, maddelerin içinden çıkabildi iseniz -lol-
3 ten geriye gidiyoruz :))
Efendim dizi ayağına (hayır feriha bile dizi ayağına kıvanç tatlıtuğ, çağatay ulusoy vs öpüştü yani hıh) beğendiğim oyuncuları ve içimdeki fesat duyguları döküyorum efendim. :))
- Ergen Stayl Mode ON- Halamın Bıyığı Olsa Amcam Olurdu Mode ON- Dizi bahane oyuncular şahane Mode ON

3)
Dizinin Adı: Kaslı kollarına al beni, göbeğinde hoplat beni

Dizinin Konusu: Spor salonunda geçmektedir bu dizi. Cılız vücutlu bir gencin (ben), güzel vücutlu bir gence yavşaması. 

Oyuncu: Furkan Andıç 





Kendinisi Umutsuz Ev Kadınları dizisinde görüp umut dolmuştum. Üstü çıplaktı falan. Gözlüklü biraz şapşal görünse de her türlü gideri var bence. 1990 doğumluymuş of anam of! 

2)
Dizinin Adı: Sesine Hayran Olduğum Mickey Mouse Kafalım

Dizinin Konusu: Liseli bir gencin (ben) edebiyat öğretmenine aşkını anlatmakta olan dizimizde  aşk, entrika, ihanet, kavga, sex sıkça karşımıza çıkmaktadır. 

Oyuncu: Bay J


Ne zaman başladım Bay J'i dinlemeye bilmiyorum ama böyle bi örtmenim olsa yatağa atmak için neler yapmazdım. Abartmıyım belki de bişey yapmazdım ama hayallerimi süslerdi. Sesi karizma ama biraz daha uzun olsa fena olmazdı. Bir de Bay J'nin saçı Mickey'e çok benzemiyor mu?



1)
Dizinin Adı: Gözlerin Bir Mapushane, İçinde Ben Mahkum 

Dizinin Konusu: Ortam karanlıktır ve gencimiz (yine ben) parlayan bir çift göz görür. Ve olaylar birden gelişir. Çok yakında başlayacak olan dizimiz hakkında detaylı bilgi için blogumu takip etmeyi bırakmayın! 

Oyuncu: Fırat Çelik




Şimdi sıra bi blogger'a oyuncu hediye etmekte. 

Dizi manyağı olan Operadaki Kazulet'e Halit Ergenç'i hediye ediyorum. İstediğin kadar kullanabilirsin.



- Ergen Stayl Mode OFF - Halamın Bıyığı Olsa Amcam Olurdu Mode OFF- Dizi bahane oyuncular şahane Mode OFF

Topu benden çıkarır, Operadaki Kazulet, Haplo ve Anlatsam Bi Bok Olmaz'a yolluyorum. 


AY! Mim yazmak ne zor işmiş! Bi'Gay'a da teşekkürlerimi borç bilirim. :)

İSYEEAAEAEAAN!

Kanka naber ya? Canım çok sıkılıyo biliyo musun? Böyle İstanbul'dan ayrıldım falan ya üzüldüm. Ama evdeki huzursuz ortamdan uzaklaştığım için de mutluyum. İSYEAEEAAN!

Dün 17,30 otobüsüne bindim. Gece 00,00'e doğru evdeydim. Otobüste yanımda bi apaçi oturuyodu. Çok istedim bana yanaşsın, oynaşalım ama olmadı. Olamadı. İsteseydi de olmazdı zaten. Bi apaçiyle oynaşacak göz yok bende. Aslında 5 metre ilerimde olsa bozuk gözlerimle belki kapılırdım falan ama neyse ya. Azdım galiba. 17sinden sonra azanı teneşir paklayamayacağı için yapacak bişey yok :( Aslında tuvalet sırasında gördüğüm tatlı çocuğa ne demeli? Noluyo lan bana! Neyse canıms benim intihar etme vaktim gelmiş herhalde. Tanrım, millet çatır çutur sevişirken.... Neyse sustum. İSYEEEAAAEAEAN!

Teyzemle kuzenim bizde. sömestre için anneannemi ziyarete gelmişler. Cuma dönceklermiş. Anlıcanız bi kaç gün başım şişecek. Allahtan kuzen gelirken laptopunu getirmiş de benimkine bulaşmıyo. Az önce arka bahçede kar'lı fotoğraflar çekindik de çok üşüdüm. İSYEAEAEAAEAN!

Bugün dersaneden sonra yemek yiyip waffle yemeğe gittik. Ne zamandır canım waffle istiyodu ki waffle'ı çok kötü yapmışlardı. Yani haftalardır içimde yaşattığım waffle hayalleri yalan oldu. İSYEEAEAEAAAN!

Hadi diceksiniz şimdi neden "İSYEEEAAEAEAAAN!" diye böğürüyon? Bilmiyorum valla. Şu ana kadar canım sıkıldıkça, mutlu oldukça böğürüp durdum. İSYEEAEAEAAN!

28 Ocak 2012 Cumartesi

St. Patrick ile tanışma.


Gece kaçta yattım bilmiyorum. Kazu'yla biraz lafladık. Uyucaktım, uykumu kaçırdı namussuz! Neyse kalktığımda saat 11 mi neydi. Babaannem kahvaltıya çağırmış ama kıçımı yataktan çıkarcak halim olmadığı için uykuma geri döndüm. Bi ara kardeşim eve geldi sataştı falan bana. Sonra uyumuşum. Annemle mont almaya gidecektik aradı 15,30 gibi. Uykudan bi uyanışım bi evden çıkışım var görmeniz lazım. 

Neyse işte annemle buluştuk. AVM'e gittik. Dolanıyorum deli danalar gibi mont arıyorum ama yok yeağ :( dolan anam dolan yok. Ben -salak ben- kış sonunda mont almaya kalkarsam böyle olur, yazlıklar çıkmaya başlamış. Hani gözüm tişörtlere kaymadı değil hani. Neyse Defacto'da beğendim bi mont. Tek adam akıllı mont orda vardı. Onun da bi yeri yırtık diye almak istemedim. Sonra annemle yemek yedim. 

Annem wc'e girdi ben de oturdum masada annemi beklerken bi garson takıldı gözüme! OMG! Çok taş lan. Biraz  onu izledim galiba. Hatırlamıyorum zamanın nasıl geçtiğini. Annem geldi. Çıktık AVM'den. Bindik minibüse hop başka AVM'e. Direk Defacto'ya girdim. Baktım başka model mont var. OYŞ, çok hoşuma gitti. Aldırdım direk. Sonra ordan çıktım yürürken ne mi gördüm?

St. Patrick'i. Hemen selam verdim. Elini falan öptüm. Annem "napıyo bu salak, bi gören olmasa bari" bakışları yaydı etrafa. Neyse dedim "bi foto çek bakam". Çekti napcak çekmeyip de. Patrick Baba selam söyledi size. Adam olsunlar, dedi! Öpüşüp koklaşıp ayrıldık. Çok duygulandım. Ağlayasım geldi sarılıp ama yapmadım tabi. He bu arada boyum kısa değil, 180'im anacım. Patrick Baba biraz uzun. 

O değil de buraya hiç fotoğrafımı koyacağım aklıma gelmezdi. Yumurtaya can veren Rabbim neler yaptırıyo, görüyosunuz. Bunların hepsi ya Amerika'nın oyunuysa? (Tamam sustum :P)

Yarın geri dönüyorum lan! Çok üzgünüm! İstanbul'u çok özlücem. Acaba ne zaman gelecem bi daha? Ygs'e az kaldı.

Nerde kalmıştım? Neyse ben gidip biraz yatsam mı? Yok ne yatması! Bilmiyorum. Belki Okan'ı izlerim. Ya da bilemedim bak şimdi. 


27 Ocak 2012 Cuma

Lanet olsun içimdeki Pistis sevgisine.

İstanbul'a kar çok yakışıyor. 

Dün konuştuk Pistis'le bugün buluşacaktık. Saat 1'de araşır haberleşiriz, dedi. Ama arıyorum arıyorum açan yok telefonu. Bak geçen gün de böyle oldu. Delirdim resmen yea! Neyse Sarı aradı onun mezuniyet kıyafetini almaya gittik beraber. Sonra çanta falan aldı. Sonra gittik oturduk bi kafeye. Uzun zamandır içmediğim şey olan filtre kahve söyledim. Çok güzeldi filtre kahve. 

Ben yine dakka başı aradım Pistis'i yok anam açmıyo. Sanki yer yarıldı içine girdi. Ha içine girse ne farkeder her yer baz istasyonu orda da çeker telefon ama bizimkisinde iş yok. Biz Sarı'yla konuştuk falan. Bu bana sevgilisiyle ilk öpüşmesini anlattı ama Kezbancılık yapmış. Abi mis gibi çocuk işte öpüş mis gibi. Niye kaçıyon yani? Bizim orda sanki Carlos gibisini bulcan. 

En sonunda Pistis açtı telefonu. Esneye esneye konuşuyo. Sözde 5'te buluşcaktık. Hanım efendiyle (ki hanımefendi denmesinden nefret eder) 4te konuşuyoruz. 6da buluşuruz dedim o zaman. Sonra arkadaşınla vakit geçir acelemiz yok dedi. 6'a kadar oturduk Sarı'yla işte. Sohbet falan filan. Sonra Sarı'yı minibüse bıraktım atladım dolmuşa istikamet Taksim!

Hanımefendi(!) 10 dakka kala haber ver diyo. Haberi verdim 10 dakka kala. Yea dert etme ben 5 dakkada gelirim, kafası yaorı bana. Sonuç? Yarım saat meydandaki Burger'in önünde bekledim. Elim ayapım dondu! Kaç kişi buluşup gitti önümden ama bizimki hala yok!!!

Neyse geldi en sonunda. Hoş bir yere gittik. Oturduk. Yemek yedi. Ben de sıcak çikolata içtim. Sohbet falan derken 9'u 10 geçe kalktık işte. He bu arada bana film, kitap ve aldığı hediyeyi getircekti bi de makinasını getirip seksi fotoğraflarımı çekçekti. Hiç biri yok ortalıkta. Neyse kitapları falan kargolucakmış affettim. 

Geçen akşam beni dışarı çıkarmıştı ve Zümrüt'le tanışmıştım ya. Zümrüt erken kalkmıştı masadan ve ben kalktıktan sonra gelmiş yine. Benim hakkımda "iyi çocuk" demiş. Ay nasıl da mutlu oldum bilemezsiniz sayın seyirciler.

Eve geldim Adını Feriha Koydum'u izledim. De abi ne zamandır izlemiyomuşum. Emir'e ne olmuş öyle. Tipsizleşmiş. Bir de Emir'in babası değişmiş, yerine karizma bi adam gelmiş. Oyş. Neyse ya hadi iyi geceler. Bir de ebana yorum yapan 3 adsızım var. Hep elalemin bloglarında görürdüm adsız yorumcuları, nasıl kıskanırdım bilemezsiniz. ÖPTÜMS!

Artık Biliyorum

Bir gün
-seni seviyorum
Öteki gün
-emin değilim
Bir başka gün de
-5 saat konuştuğum insana aşık olamam
Ama hepsinden önce söylediği bişey var
-seni üzmek istemiyorum

Hepsini birleştirince kesin bi yargıya ulaşamadım ben.
Acaba bunların ana fikri neydi?
Tamam, sevmeyebilirsin.
E, neden o zaman "seviyorum" diyorsun?
Elini tutmama, saçını okşamama izin veriyorsun.
Omzunda yatmama bile izin veriyorsun ama akşam olunca ne oluyor?
5 saat konuşmadık ki sadece.
12 ağustostan beri mailleşiyoruz.
Benim yaptığım tek şey yazışmalardan çıkardığım adam profiliyle, kendisini gördükten sonra çıkan profilini birleştirmek oldu.
Sonuç: Aşık oldum.
Belki olmamalıydım.
Ben, yaşıtım birinden hoşlanmayı geç, yan gözle bile bakmazken aşık oldum ya!
Beraber hayaller kurduk; aynı ev, yemek yapma, sex, kedi, köpek.
Dediğim gibi bi gün huzurlu mutlu yatıyorsam öteki gün mutluluğumdan eser kalmıyodu.
Yine aklıma "beni sevmiyor mu?" sorusu geliyor.
Ne kadar önemsizmiş gibi göstersem de benim için önümüzdeki 2 ay çok önemli.
YGS'e tam gaz çalışmam lazım.
Ve ben aklımda bu sorular varken yapamam ki.
Bi karar vermesini istedim.
Verdi.
Arkadaş olmak istedi.
Olamam, dedim.
En azından O'na karşı hislerim bitene kadar.
Ama bazı şeyleri de O'nun sayesinde başardım. Arkadaşlarıma açılmak gibi.

Bekarlar kervanına hoş buldum!
Beni de alın aranıza.
Kazu'nun da dediği gibi.
Önümüzdeki maçlara bakızcaz!
Ama ben maç izlemekten sıkılırım.
Direkt futbolculara baksam?

26 Ocak 2012 Perşembe

Men at Play with KAZU



Kazu'yle ne mi yaptım?
AZ SONRA!
Önce Zenne değerlendirmemi yapayım. 

Bence güzel filmdi. Güzel konulara değinmiş. Askerlik, aile ilişkileri gibi. Filmin etkileyici. İnsanı (kendi adıma konuşayım, beni) derinden etkiliyor. Hani filmin adı ZENNE ya, büyüleyici danslar beklemiştim ben. Danslar bana çok soğuk geldi. Ama Kerem CAN'ı tebrik etmek gerek. Dans için tebrik değil, filmde oynadığı için. Ailesi, çocuğu olan bi adamın bu tarz bi filmde oynaması gerçekten yürek ister bu Erkan AVCI için de geçerli. Türkiye gibi bi ülkede böyle yapımların devamı gelir ve biz de parasını verip sinemaya gideriz umarım. Ve bu filmleri sadece LGBT bireylerin değil ailelerin de izlemesi gerek diye düşünüyorum. İzlenmesi gereken bi film.

Anladım ki Mecidiyeköy metrosuna hiç bir zaman sakin sakin giremicem. Yok anam ne zaman o metroda işim düşse hep koşuyorum, hep acele ediyorum. O merdivenlerde bi kere sağ tarafta dikilen insanlardan olamadım. Sol taraftan koşanların içindeyim.

Neyse gittim Kazu'nun çalıştığı kocaman binanın önüne. Girdim içeri. Danışmaya "Kazulet Beyle görüşecektim ama?" adam bana "Siz şöyle oturun galiba dışarıya çıkmışsınız" ben de oturdum siyah deri koltuğa. Bekle alla bekle gelen giden yok.

Neyse biri geldi yanıma. İşte o Kazu, bizim Kazu. Selamlaştık falan. Beni İstinye Park'a götürdü. Adam geçirmiş takımları üstüne dersin ki sanki Men at Play'den teklif almış. Neyse bana hamburger ısmarladı. Sohbet ettik, AVM'de turladık sonra o işine ben de Taksim'e gittim.  Sevdim ben Kazu'yu. Zaten severdim de sevdiğim kesinleşti.

Taksim metrosundan yukarı çıktıktan sonra canım acayip şekilde sigara içmek istedi. Ne mi yaptım?  Tabii ki gidip sigara aldım ve içtim. Oh valla nasıl özlemişim. Galiba bu bende alışkanlık oldu. Çünkü her Taksim'e gidişimde sigara içiyorum. Tamam Pistis'le gidişimde içememişim çünkü boğazlarım çok kötüydü. Hava da çok güzeldi.

Galata'ya gittim. Ama bu sefer çok sıkıldım. Yanıma kitap almamışım. Boş boş oturdum biraz. Sonra kalktım. Taksim'e çıkarken bileklik aldım bi tükkandan. 4 tane. Biri gök kuşağı renkli. Atlas Pasajı'nda dolanırken Elvis Presley'li sigara kutusu aldım. Sonra Beatles Cafe'ye gittim ama tek olduğum için çok sıkıldım yea. Millet arkadaşlarıyla gelmiş falan tek tek olmadı bu sefer. Kahve-sigara yapıp çıktım. Ve aklıma geldi ki Kazu'ya gök kuşağı renkli bileklik görürsem alma sözü vermiştim. Zaten canım eve gitmek istemiyor, gittim Galata'daki o küçük tükkandan bi tane de ona bileklik aldım. Karaköy, Eminönün'de de turladıktan sonra attım kendimi tramvaya.

Allam nasıl kalabalık içerisi. Bir de o kadar sigara içmenin verdiği mide bulantısıyla dayanamadım attım kendimi bi durakta dışarı. Oturdum nefes aldım. Terlediğim için havanın soğuk geldiğini düşünsem de hava çok soğumuş lan. Kulaklarım falan dondu. Kepçeyim ya ben ilk donan yerim kulağım oluyo. Öteki tramvaya bindim ordan da eve.

Ayaklarım ağrıyo. Kıçım bile ağrıyo gezmekten. Ha bi de ben salağım. Salak gibi botlarla dolaştım. Neden evden spor ayakkabıyla çıkmam ki? 

bilmiyorum


Dün akşam sinemaya gittik.
Filmden önce pek bişey konuşmadık.
Filmi el ele izledik. Omzuna yatıp izledim filmi.
Film bitti.
Terasa çıktık hava almak için.
Bişey konuşmadık.
AVM'den çıktık.
Sarıldık, evlere ayrıldık.
Filmin üstümüzde bıraktığı etki büyük ama ben O'nun üzgün olmasına daha çok üzüldüm.
Bilmiyorum.
Kafamda sorular var.
Bi gece huzurlu yatıyorum ama ikinci gece niye aynı huzurla dalamıyorum uykuya?
Bi endişe kaplıyor.
Bilmiyorum

25 Ocak 2012 Çarşamba

buraya sadece mutlu çocuk ifadesi gelecek



Dün sevgilimle buluştum. Burger'a hamburger yemeğe gittik. Biraz donuktu başı falan ağrıyomuş. Tamam şimdi ayrılcaz, diye ödüm bokuma karışı verdi. Neyse geçti sonra başının ağrısı. Kalktık Burger'dan azcık yürüdük. Aslında yürümücektik de gidecek yer aradık.

Daha önce fal baktırmaya gittiğimiz bi kafe vardı arkadaşlarla onun oraya götürdüm başka bi yer buluruz belki diye. Neyse bulduk bi yer oturduk. Baştan karşılıklı oturduk, sonra gözüne gelen ışıktan rahatsız olmuş. Yanıma çağırdım. (Ben de nasıl çağırsam diye düşünüyodum karar kara. Teşekkürler Edison!) Sustuk, susmadık, sustuk derken öyle yan yana oturduk. Bir girdiğimizde mekanda sadece bir çift varken sonradan dolmaya başladı.

"Bişey yapıcam ama kızma! Eğ kafanı" dedim, Eğdirdim kafasını, elimi soktum saçının içine birazcık karıştırdım saçını. Bişey diyemedi. Belki kızmıştır. Napıyım yani canım çok istedi. Biraz sevdim okşadım. Öyle işte. Güzel bi gündü. Keşke ayrılmasaydık da hep omzunda uyuya bilseydim.

Bu akşam Zenne'yi izlemeye gidicez. Şimdi filmi mi Sevgilim'i mi izlesem bilemedim. İkisini bi arada götürmeye çalışıcam.

Ben niye hala burdayım ki? Gidip kimya çalışmaya devam ediyim.

Akşam çok huzurlu bi şekilde uyudum.

Gece'nin solistini şu yukardaki şarkının klibinde hiç beğenmedim. CIK CIK CIK!

24 Ocak 2012 Salı

Teşekkürler PİSTİS!

6,30'da caminin orda buluşcaktık ben biraz geç kalınca saat 5,30 gibi evden çıktım dolmuşa binceğim yere gittim. Yok anam bütün dolmuşlar dolu geçiyo. Siktir et, dedim. Bindim otobüse. 6,02de kalktı otobüs. Aradım Pistis'i acele etmemesini 7'i 10 geçe evden çıkmasını söyledim. Neyse ben bekliyorum caminin önünde bizim deli kızı ama yok kız ortada. Sonra Burger'ın önündeyim diye mesaj attı. Koştur alla botlarla meydandaki Burger'a. Neyse girdik içeri yedik hamburgerlerimizi iki lafladık. Başta terasında oturduk ama sonra bizimkinin poposu donduğu için içeri geçtik. Lanet peşimi bırakmadı ki sarımsaklı mayonez de yokmuş. WTF! Ben zaten onun için gidiyodum neyse. Zamanında az gezip gezip Burger'ın tuvaletlerine çişimi yapmışlığım vardır diyip onların yerine saydım.

Neyse sonra çıktık ordan. D&R'a girdik. Kitaplara, filmlere baktık. Plaklara baktık. Uykusuz'la Penguen aldık. Ordan yürümeye devam ettik. Beni bi yere götürceğini söyledi. Tamam dedim. Yürüyoruz İstiklal'de işte konu Zümrüt'e geldi. Ben ona Zümrüt'ü hayalimde nasıl biri olarak canlandırdığımı anlattım. 2 metre boy, kaslı, hayvan gibi yakışıklı ve zümrüt gözler! Neyse bana Zümrüt'ün kim olduğunu söyledi. Kaldım  öylece. Nasıl ya! Kimmiş biliyo musunuz? Söylemem. Hani benim taptığım adamlar vardır ya onlardan biri. Hatta onunla ilgili çok post yazmayı düşündüm ama bi türlü yazamamıştım. Yuh lan içim gitti. Benim için bi Ricky Martin, bir Johnny Depp'dan daha saygı duyduğum bi tip. Türkiye'de en azından eşine az rastlanır biri olduğunu düşünürdüm. Tanışmayı çok isterdim kendisiyle.

Gittik mekana oturduk. Şirin tatlı bi yer. Yan masada da  Pistis'in arkadaşı varmış. Bizi kendi masalarına çağırdılar. Geçtik onların masasına. Neyse şarap açtırdı Pistis. İçiyoruz, sohbet ediyolar ben dinliyorum falan. Hoş devam ediyordu gece. Sonra masaya biri yanaştı. Hemen Pistis'e dönüp "başka bişey isteseymişim olcakmış" dedim. Kim geldi? Zümrüt geldi. O endam, o asillik yok kimsede. El sıkıştık, oturdu bi köşeye. Ben diktim gözümü adama hayran hayran bakıyorum. Yok lan. Şoktayım.

Zümrüt Bey'in olduğu bi masada şarap içiyodum lan. Daha ne istiyim. O enerjisi beni bitirdi. Kaç yaşında olmasına rağmen harika bi adam bence. Herhalde bu mutlulukla 5 gün uyumayabilirim. Zümrüt Bey kalktı masadan sonra. He benim de birşeyimi aldı masadan giderken. Ve giderken ki beni öpüşü çok hoştu ya.  Sohbet başladı. Kalabalık masada 4 kişi kaldık. Sonra biri daha gitti 3 kişi kaldık. O son kalan adamın hikayesi beni büyüledi.

Hani orda burda şurda dinlersiniz ya doğudan istanbula kaçış öyküsü. Çok okumuştum ama hiç birinci ağızdan dinlememiştim. Film gibi hayatlar çok ilginç değil mi? Evet öyle. Ve adam hala ayaklarının üstünde durabiliyor. Görmüş geçirmiz, neyin ne olduğunu biliyor. Saygı duymaktan, önünde şapka çıkarmaktan başka hiç bişey gelmez elimden. Onlardan bi -iki bişey katıp kendime hayatıma devam edebilirsem ne mutlu bana.

Hadiyin iyi geceler. Patrick bu gece çok mutlu. XOXO

23 Ocak 2012 Pazartesi

Ben miyim Fatih'e laf eden, Allah cezamı verdi işte!

Annem Cumartesi Sevgilim'le buluşmama izin vermedi. Her geldiğimde eve girmediğimden şikayetçi. Tamam, dedim evde oturabilirim bi akşam. Pazar günü buluşacaktık. Cumartesi gece yatarken mesaj attım dersaneden sonra eve gidip gitmicek mi diye. İzin alamadığını öğrendim. Tamam dedim sorun yok olur böyle şeyler. Pazartesi
buluşuruz. Pazartesi de dikişleri alıncakmış. Salı günü inşallah buluşucaz.

Cumartesi evde uyudum, akşam da annem uyuz etti beni. Yemek yap dedim köfte patates yapmış. Yemedim tabii. Ama kocaman kestaneli pastanın yarısını tek başıma yedim. O kadar çok sıkıldım ki anlatamam. Pistis'le de pazar buluşmak için anlaştık.

Dün bir arkadaşımın Arap akrabasıyla görüştüm 5 dk. Bişeyler vercekmiş bana götürmem için. Neyse aldım. Bana da bademli hurma getirtmiş. Çok severim :) Neyse sonra biraz AVM turlıyım belki güzel bişeyler bulurum diye attım kendimi benim en sevdiğime. Baktım baktım bi bok bulamadım. Aslında çok güzel şeyler var. Ama yok ben o kadar para veremem lan içim acır. Ama ben ölürsüm mezarım ZARA manzaralı olsun istiyorum. Neyse dondum gezerken eve geldim. Evin sıcak bi yer olduğunu anladım. attım kendimi kanepeye. Pistis'i aradım ya da o aradı bilemiyorum. İşte iptal oldu buluşamıcaz.

Ay nasıl sinirim bozuldu anlatamam. Bir daha elin böğüren çocuğuna bişey demesin. Ne güzel böğürüyordu oysaki, bi Mozart gibiydi sanki böğürüşünde Romeo ile Juliet hayat buluyordu :( Kaç gündür evde takılıyorum yok anam bana göre şey değilmiş. Zaten evimi seven biri değilim. Neyse işte birazdan Pistis'le buluşucaz. Taksim'de Cami'nin önünde. İbadet yapmak gerek arada.

Bunların haricinde kötü giden başka şeyler var. Umarım düzelir. Tanrım, nolur!

21 Ocak 2012 Cumartesi

Fatih'in canı cehenneme!

Malum dün karne aldım. 1 tane birim olduğu için teşekkür alamadım. O da ANALİTİK diye salak bi ders. Harbi çok salak ya. Neyse karneden sonra arkadaşlarla oturduk. Salep içtim bol tarçınlı, brownie yedim. Ordan dersaneye gittim. Biyoloji dersine girdim. Fizikçi lokum alcaktı onları yedik. Adam pinti lan! Küçük bi paket almış. 2 tane yiyebildim sadece.

Eve geldim bavulumu falan hazırladım. Beyaz'da az bişey Megan'ı izledim. Ototgar'a gittim.

Truva'dan nefret ediyorum. Koltuk arası mesafe çok az ve benim bacaklarım sığmıyor. Yanıma da camış gibi biri oturdu. Cama yaslandım kaldım öyle. Hareket edemiyorum falan filan.

Bi ara dalmışım arkadan bi çocuk böğürmeye başladı. Hayko Cepkin gibi. Valla bak abartmıyorum. Yanında ki kadın da "Fatih sus dedim sana!" diyip durdu. Ama Fatih'in içine bi kere öküz  kaçmış bunu kimse çıkaramaz. Acaba elin gavur memleketlerinde de uzun yol yolculuklarında bizimkiler gibi salak çocuklar bütün otobüsü rahatsız ediyor mudur, diye düşündüm durdum ondan sonra. Güle güle, UYKU!

Esenler'e geldim. Aldım bavullarımı bindim metroya. İndim metrodan babam aldı beni. Eve geldim attım kendimi yatağa. Az önce uyandım.

Patrick'in bi haftalık "İSTANBUL SERÜVENİ" başlasın!

XOXO

18 Ocak 2012 Çarşamba

Babe , I'm so sick!

Dün okulda fotoğraf çekimi vardı. Nasıl mı geçti? Bok gibi. Tamam çok yakışıklı değilim ama profesyonel makinalarda daha bi tipsiz çıkıyorum. Zayıflamışım, yanaklarım içeri çökük. Bok gibi fotoğraflarım. Neyse aralarından düzgün iki tane seçebildim. Keşke bi teması olsaydı çekimin. Ne bileyim salak salak pozlar verseydik mesela. Uzay savaşçıları olsaydık fena mı olurdu? Ya da ne bileyim önlük giyseydik. Keşke fikirlerimi dinleyecek bi okulda okusaydım. IŞIĞA BAK! ne lan. Sanki sevgilimden ayrılmışım da bunalıma girmişim otobüsün canımdan dışarısını mı izliyorum. MEZUN OLUYORUM, MEZUN! Oysa ben daha ygs başvurusu sırasında webcam'den müdür yardımcısının çektiği pozun verdiği utancı atlatamamışken... Olacak iş değil!

Sabahtan bitti biz erkeklerin poz verme işi. Çıktık okuldan önce döner yedik ve ordan da çay bahçesine gittik. Bi bölümünü kapamışlar, içeriye soba koymuşlar falan. Hoş olmuş. Çay iç, muhabbet et derken 5 saat falan geçmiş. Sonra eve geldim işte.

Gece bi ara uyandım. Sanki elektrik çarpmış gibi titriyorum. Donuyodum resmen. Evde soba sönmüş buz gibiydi. Neyse çektim battaneyemi, yorganımı yattım tekrar biraz ısınıp. Sabah yataktan kalkacak halim yoktu. Öğlene kadar yarı uyanık yarı uyur yattım. Kalmak istiyorum ama kalkamıyorum. Bütün kaslarımda bir ağrı var. Kolumu kıpırdatamıyorum. Bacağımı kaldıramıyorum. Öyle kötü bi durumdaydım.

Kalktım bi dilim ekmek yedim. Anneannem ıhlamur demledi, onu içtim. Sonra soğuk algınlığı hapı içip yattım. Terlemişim bi güzel. Üstümü falan değiştirdim. Yemeğimi yedim sonra. Açtım bilgisayarımı 5 bölüm QAF izledim. Shameless'in ikinci bölümü de düşmüş internete ama sadece  1. partını izleyebildim. Bütün gün dizi izlemekten midem bulandı.

Hala üşüyorum. Çok fena üşütmüşüm dün kendimi herhalde.

16 Ocak 2012 Pazartesi

öyleyse böyle


Buraya bir şeyler yazmayınca kendimi çok suçlu hissediyorum. Hazır yazılılar bitmiş, çayımı keyifle içiyorken Blog dostumu ziyaret edeyim dedim.

Bi kaç gün bişey yazmayınca kendimi inanılmaz derecede suçlu hissediyorum. Çünkü içimi dökemiyorum, aklımdakileri yazamıyorum ya hepsi beynimde  birikiyormuş gibi oluyor. Bu da bana rahatsızlık veriyor. İyi ki açmışım diyorum blogu. Yoksa kendi iç dünyamda boğulup kalırdım herhalde. 

O Gay'in bi yazısında görmüştüm Queer As Folk'u. Aslında merak etmemiştim diziyi ama dün canım çok sıkıldığı ve fizik yazılıma çalışmak istemediğim için kendime oyalanacak şeyler ararken gözüm QAF'a takıldı. Açtım ilk bölümü. Oha ne göreyim, cennet. Biscolata reklamı gibi. Biraz izledim. Biraz dediğim de 3 bölüm. Vallası çok hoşuma gitti dizi. Sıkılmadım en azından izlerken.

Şu ana kadar beni sıkmayan iki dizi biliyorum. Spartacus ve Shameless. Galiba ben izlediğim dizilerde cinselliği görmek istiyorum. Üstü kapalı sevişmeler bana göre değil. Spartacus ve Shameless'ı bu açıklığından dolayı severim yani. QAF'ta da fazlası var eksiği yok denilebilir. Ki 5 bölüm izledim. 

Brain benim bebeğim yahu. Justin'in de ayrı tatlı. Aslında ben sarışınlardan hoşlanmam pek ama civciv Justin hoşuma gitti. Bilmiyorum aslında Michael de fena değil. (umarım sevgilim bu satırları okumuyordur) 

Ve Sevgilim bu diziyi çok merak ediyormuş. Umarım bir gün beraber izleriz :) Sevgilim demişken bugün küçük bi operasyon geçirdi. Ayağından. Umarım cumartesiye kadar iyileşir ve beraber yürüyebiliriz. 

Başladığım ve sonunu getirmediğim iki film var. James Dean filmi. Aslında James Dean denince bende akan sular durur, o karizması gelir aklıma. Ama filmleri bitiremiyorum bir türlü. Sadece filmleri değil en az 2 aydır elimde olan bi kitap var. Bitirmeliyim şunları. Ve izlemek için indirdiğim 5-6 filmim daha var. Of Allam noluyoz? Ne kadar üşengecim. Ve dinlemem gereken indirdiğim albümleri hiç söylemiyorum bile. Kitabımı bitirdikten sonra okumam gereken bir kitap ve ardından da merak ettiğim bi kitabı okumak istiyorum. Perihan Mağden'in Ali ile Ramazan'ı. Bi'adam'ın sevgili bana verebilirim demişti kitabı. Acaba istesem? Yoksa kendim mi almalıyım bilmiyorum. İstanbul'a gitmeliyim artık çok sıkıldım. 

Ve izlemem gereken en önemli film Zenne gibi duruyor. Filmin konusunu biliyordum az çok ama hiç fragmanını izlememiştim. Geçenlerde izledim. WTF! Beni etkiledi fragman açıkçası.Ve bu filme sevgilimle gidicez galiba. 

Geçen dersane denemem bana göre iyidi ama son olduğum kötüydü. Galiba kendimi saldım. Ders çalışamıyorum. Belki çok geç kaldım. Ama hiç bir şey için geç değil! Biliyorum. Ders çalışmamak için kendime uğraşlar yaratıyorum. Masamı topluyorum, dolabımı düzenliyorum. Hiç olmadı uyuyorum. Çok sıkıcı bir hayatım var.

Dışarda kar yağıyor, ben ise elimde çayım dizimde laptopum blog yazıyorum. Blog yazacağıma yıllığımı yazsam ya! Yıllık demişken yarın yıllık için fotoğraf çekimim var. Hiç sevmem! Saçıma maşamı yaptırsam yoksa doğal mı kalsın hiç kararveremedim. Bigudiye ne dersin sevgili okuyucu? Yıllığımı bilgisayara geçiriyim ufak sansürlerle burda da yayınlıcam. 

Bu yazıyı yazarken Madonna'nın Music albümünü dinliyorum. Ve ne hoşmuş. Bilir misin? Ben Madonna sevmezdim. Ama bir gün Tv'de Madonna'nın bi konserinde insanlar anıra anıra şarkılarına eşlik ettiğini göründe dedim ki "bu karıda bişeyler var demek ki dinlemeliyim ben de" ve seviyorum artık. Farkettim ki eski ROCKER PATRICK'ten geriye hiç bişey kalmamış. Yalan söylemiyeyim dolabımın derinliklerinde iki parça siyah rakçı tişörtlerim var. 

Neyse gençler ben bi albüm daha dinlerken yıllığımı geçireyim. Rolling Stones kulağa hoş geliyor dimi?

14 Ocak 2012 Cumartesi

Karlar düştü. Düştü ama ağlayamadım.


Bi kaç gündür hayat benim için zorlayıcı. Bitmek bilmeyen sınavlara bir de arkadaş problemleri eklenince çok ama çok yoruldum.

Çarşamba günü bir zamanlar en yakınım olan insan tarafından tehdit edildim. Perşembe ve cuma da sürdü bu tehditler. Çarşamba günü dilekçe yazarak okul idaresine verdim. Sonucunu merak ediyorum. Daha önce bahsetmiştim çocuktan. Adına DOMUZ demiştim.

Dün akşam Sarı'nın doğum günü kutladık. Daha doğrusu kutlayamadık. Çarşamba günkü tehditten sonra Domuz'un Sarı'nın doğum gününe çağrılmasını istemedim. Daha doğrusu "O gelirse bana söyleyin ben gelmiyim, eğer ben ordayken gelirse kalkar giderim masadan" dedim. Sınıf 29 kişi ve 18 kişi çağrıldı. Kesin gelicekler. Geri kalanlar gelemeyecek olanlar ve Domuz. Ama Domuz'un sevgilisi de gelicek doğum gününe.

O kadar yorgundum ki hiç gidesim yoktu. Ama yakın arkadaşım olunca sike sike gitmek zorunda kaldım. Neyse oturduk masaya ilk biralarımızı içtik, pastalar kesildi,  bi iki dans edildi, fotoğraflar çekildi falan mutlu mesut başlamıştık geceye. Sonra masaya Domuz'un en yakın arkadaşı geldi. Kıvırcık'ı sorguya çekti. Domuz'u kim istememiş diye. Aslında sadece ben değil 18 kişiden çoğu istemedi. Derken Kıvırcık'ın siniri bozulup ağlamaya başladı. Sonra Domuz Kıvırcık'ı konuşmaya çağırdı falan derken ortalık fena karıştı.

Masadan bi kaç erkek Domuz ve arkadaşıyla konuşmaya dışarı çıktılar. Yumruklaşmışlar falan. Sarı'nın doğum günü sikildi. O'nun morali bozuldu ağlamaya başladı. Falan filan bir sürü olay. Derken erkenden kalktık mekandan. Kızları sakinleştirdik, erkekleri tutmaya çalıştık falan derken gece uzadı gitti.

Bugün dersanede Sarı'nın morali çok bozuktu. Sadece O'nun değil herkes gergindi.Pazartesi ne olacak bakalım sınıfta.

Bugün'ün en güzel tarafı lapa lapa kar yağmasıydı. Öğleden sonra akşama kadar yağdı ama sonradan durdu :( Çok yorgunum uyuyup bir daha uyanmasam ne güzel olur.

Ve hastaya bu saatlerde Sevgilim'le olmuş olacağım. Çok mutluyum :)

11 Ocak 2012 Çarşamba

Çok özlemişim seni SHAMELESS


Kaç gündür diziport'ta Shameless'ın ikinci sezonunun altyazılı gelmesini bekliyorum(yazar burada ingilizcesinin yetersiz olduğunu dile getirir ve kafasını devekuşu gibi kuma gömer).

Bu gece 3'de kalktım. Tabii ki erken yattım. akşam 8 de. Neyse biraz kimya çalıştım. KAhve içtiğimi söylemiyorum bile. Komşunun getirdiği kurabiyelerden yedim. Açtım bilgisayara. Ne var, ne yok diye saf saf dolanırken diziport'ta Shameless sayfasında buldum kendimi direk.

Tekrardan açtım videoyu. Ne göreyim? Altyazı eklenmiş. OMG! Nasıl mutlu oldum anlatamam. Hemen izledim. Çok özlemişim. Spartacus var sırada.


Hemen kısa bi yorumlayayım. Abi erkekler bi kaslanmış falan. Noluyoz? Geçen sezon kış olduğundan gözümüz nelerden mahrum kalmış öyle. Soğuk kış günlerinde içimizi ısıtacağa benziyor. Gözüm Steve'i aramadı desem yalan olur. Olsaydı iyi olurdu.

Kısacası SHAMELESS iyidir.

Ben hala ne diye burda duruyosam. Hadi öptüm. Kimya beni bekler.

8 Ocak 2012 Pazar

Bazen başkalarının çektiği fotoğraflar söyler, senin söylemek istediklerini

İbadet yaptım, mutluyum.

Dinlerle aram pek iyi değildir. Ama kendimce ibadetlerim vardır.
Biri asıl dinim olan Pastafaryanizm'in gerekliliği olan Makarna yemek.
İkinci de Sünger Bob izlemek.

Sık sık makarna yediğim için FSM (Uçan Spagetti Canavarı) bana kızmıyor ama Sünger Bob izleyemiyorum uzun zamandır. Hatta dün bi arkadaşa bu yüzden vicdan azabı çektiğimi söylemiştim. Ve az önce kahvaltı yaparken Cnbc-e'yi açtım. Bir de ne göreyim. Sünger Bob Kare Şort. Allam nasıl mutlu oldum ya. Son bölümüne denk geldim ama olsun. İbadet ibadettir. Kısası uzunu olmaz. Ne bu, sigara mı?

Blog sayesinde tanıştığım bi arkadaşım blog açmış. Ve bana teşekkür yazısı yazmış çok mutlu oldum. Ama yazıya koyduğu şu yandaki fotoğrafı görünce ayrı bi sinir oldum. "Anne bana niye bu ayakkabıdan almıyosun?!" diye ağlıcaktım resmen. Ne güzel değil mi? Düşünsene giymişim bunu dolaşıyorum çocuklar gibi (sanki yaşım 30), ay ne mutlu olurum. Nerde satıldığını falan bilsem anneme aldırmak için nelerimi vermezdim. İnanıyorum güzel yazılar yazıcak. http://benveruhum.blogspot.com/


Ben Patrick olarak Sünger Bob'umu buldum. Evet evet sevgilime bundan sonra "Sünger" dicem. Acaba daha ne kadar bebekleşicem merak ediyorum.

Eğer bu ayakkabıdan gören olur ve bana haber vermezse ya da çok isteyen varsa alabilir de 41 numara. Eğer haber vermezseniz FSM'in uzantılarına havale ediyorum!

Yeni bi din daha buldum kendime galiba. ANGRY BIRDS. Ne kadar çok Tanrım var!

6 Ocak 2012 Cuma

Bir dizi izledim hayatım değişti. SPARTACUS


Hani öyle derler ya, Bir dizi izledim hayatım değişti, aslında değişmedi ama izlediğim en iyi dizilerden biriydi.

2010'un yaz aylarıydı. Fragmanı dönüyordu Cnbc-e'de, e2'de. İlgimi çekmişti, izlemeliydim. Tarihini tam hatırlamıyorum ama ilk yayına girdiği günü sabırsızlıkla bekledim, açtım cnbc-e'i spartacus'ü bekliyordum. Günlerden de çarşambaydı sanırsam. 4 bölümü kaçırmadan izledim. Sonra da aksilikler oldu izleyemedim. Kaldı orda dizi. Sonra Yarıyıl tatilinde tekrar başladım diziyi izlemeye, internetten. İnternetten izlemek insanı daha da büyülüyor insanı. Herşey açık ve net. Bir günde (yani gecede çünkü tatillerde ben gündüzleri uyuyup gece yaşarım) 3, zaman zaman 4 bölüm izlediğim de oluyordu. 

Göz açıp kapayıncaya kadar geçti ilk sezon.

Sonra kimilerine göre 2. sezon, kimilerine göre ara sezon olan Gods of Area başladı. 6 bölümdü, o da bitti.
Şimdi sırada 3. sezon (ya da ikinci sezon)'u beklemek var. 

Dizinin çekimi de harika. Efektler büyüleyici.

Dizide seni etkileyen şeylerne oldu derseniz. Ne savaş sahneleri, ne sevişme sahneleri ne de başka bişey, Etkileyen en önemli şey ölüm sahneleriydi.

Bir de hani "O ne biçim dizi? Porno gibi. Ay valla hiç izleyememç" diyen insanları da hiç sevmem. Herhangi bi dizilere cinsellik hiç yakışmaz, yakıştıramazlar. Ama bu dizide adeta cinsellik dizinin içinden bişeymiş gibi, insanı rahatsız etmiyor. Daha çok haz veriyor.

Bir insanın en değerli varlığını, karısını, elinden almak ona yapılacak en kötü şey olduğunu anlatıyor Spartacus.
Tabii ki de karısı da SURA gibi bi hatun olunca...





Tanrıların lanetlediği ikili.
Dizinin beni etkileyen
 ikinci sahnesidir Sura'nın ölümü.


Bir aşk, sevdiği adamın gözü önünde başkasıyla yatığını görmek ve buna katlabilmekmiş.


Birbirileri için herşeyi yapabilen çılgınlar.


Dizinin en sevdiğim karakteri, Varro.
Ve dizinin en etkileyen sahnesi de Varro'nun öldüğü sahneydi.

Bu adama söylenecek sözüm yok. 


Böyle bi yazı yazmayı düşünmüyordum. Pek de kötü yazdım, eminim. Ama Spartacus'ün hatrına yazmak gerekirdi. Belki benim bu berbat anlatımından etkilenip diziyi izlyenler olur. NOT: Dizi gerçekten porno gibi ve bunu biliyoruz. 
 

4 Ocak 2012 Çarşamba

Bir "COME OUT" macerası ardından

Günlerdir come out yapmak istiyorum arkadaşlarıma ama bi türlü cesaretimi toplayamıyordum. Dün okulda Sevgilim'e mesaj atarken yakın bi kız arkadaşım (hım bu kızdan daha önce SAF diye bahsetmiştim sanırsam. Şimdi "Harley" dicem.) "Patrick, gizli saklı iş çeviriyo gibisin" dedi. Ben de o söze başlamadan hemen telefonu cebime sokuverdim. "yok öyle bişey" diyerek geçiştirdim.

Akşam otururken Sarı'yla kamera açtık msn'den öyle saf saf konuşuyoruz. Bi yandan da Pistis'le konuşuyorum şu açılma konusunu. Bana destek veriyor, üzülmememi söylüyor. Valla çok yardımcı oldu hakkını yiyemem :) Neyse ben Harley'e "sen neden bana bugün öyle dedin?" diye mesaj attım. Gizli saklı mesajlaştığım için olduğunu söyledi. Ben gaza gelip biraz da rahatlamak için açılmayı aklıma koydum. Sarı'ya msnden "yarın okuldan sonra sizinle bi şey konuşcam" dedim. Noldu lan verem misin, dedi. Harley'le Kıvırcık'a da attım mesaj.

Kıvırcık anında aradı. "Noldu ne söylücen, çatlatma adamı. Ne ile ilgili...." bir sürü şey dedikten sonra "büyük bi dedikodu" diyerek geçiştirdim. Bilemezdim ki bunun okulda başıma iş açacağını. Harley ise YGS'ye girmeyeceğimi falan düşünmüş.

Sabah okulda toplandılar çevreme "ne konuşçan? ne konuşçan?" diye başımın etini yediler. İpucu istediler. Yok, söylemedim bişey. Sadece benimle ilgili olduğunu söyledim. Öğle yemeğine Sarı ve Kıvırcık'la gittik orda da ısrar ettiler ama söylemedim en ufak bişey. Hem Harley yoktu hem de kendimi okul çıkışına ayarlamıştım. Okulda bu merakından dolayı iki arkadaşım bana trip attı. Üzülsem de söyleyemem.

Okuldan çıkınca hemen kızlar yanıma geldi. Hala merak ediyorlar falan. Okulda heyecan yoktu bende. Hatta bu merakları hoşuma bile gidiyodu.  Parka gittik oturduk banka. Ben başladım konuşmaya.

Harley'in dün dediğinden girdim konuya. Arkadaşlarımın yanında rahat olmak istediğimden, rahatça mesajlaşmak istediğimden devam ettim. Sevgilimin olduğunu anladılar. Tanıyor muyuz, dediler. Hayır, dedim. Ve o ana geldim. Biseksüel olduğumu itiraf etmeye. Tıkandım kaldım. Hiç bişey çıkmadı ağzımdan. Biraz kekeledim. Ve "ben biselsüelim ve sevgilim de erkek" diyebildim. Direk Sarı'nın yüzüne baktım. Çünkü bu konularda ordakilerden en bilgilisi oydu. Sonra Kıvırcık'a, ardından da Harley'e. Hepsi sustu bi an.

Nasıl anladın? Ne zaman anladın? Sevgilin kim? Nerden tanıştın?...
Bir sürü soru sordular. Hepsini cevapladım. Ama beklediğim bi soruyu sormadılar. "İlişkin oldu mu?". Sorsalardı ne cevap verirdim bilmiyorum. Bu hiç bişeyi değiştirmicek. Sen mutluysan biz de mutluyuz. Dediler.

Benim için üstümden büyük bi yük kalktı. Ordan da sınıfın futbol maçını izlemeye gittik. Sevgilim'le mesajlaşırken Sarıyla şöyle bi konuşma geçti aramızda.

-O'nunla mı mesajlaşıyorsun?
-Evet (gülümsedim)
-Esmer, sarışın?
-Esmer.
-Oyş!
-Face'ten ekleyeyim mi?
-Sonra eklersin.
-Merak ettim, fotoğrafını yollarsın akşama.
-Bilmiyorum bakarız.

Sevgili'me Sarı'nın fotoğraf istediğini söyledim, "önce yüz yüze görsün" dedi. Galiba İstanbul'a gidince sömestre'da Sevgilim'in arkadaşları ve benim arkadaşlarım buluşucaz. Eğlenceye bak sen :)

Üstümden büyük bi yük kalktı. Bakalım önümüzdeki günler neler olacak.

SEVGİLİM, SENİ ÖZLEDİM!

1 Ocak 2012 Pazar

Sokaklarda mızıka çalma, çocuk.


Ne kadar sikik bi başlık dimi? Neyse azcık yazayım da rahatlayayım. Canım sıkılıyor. 19 gün nasıl geçicek bilmiyorum.

Malum 2 hafta önce İstanbul'dan geldim. Aşık oldum. Sevgilim oldu. O'nu seviyorum. O da beni seviyor. Tamam hayat güzel ama değil aslında. Özlüyorum onu.. Aslında özlemek değil. Çünkü nesini özleyebilirim ki 1,5 saat konuştuğum daha doğrusu pek bişey konuşamadığım insanın. O'nu tanımak istiyorum. Bana değer verdiğini görmek, o'na değer verdiğimi göstermek istiyorum. Sıkıca sarılıp, teninin kokusunu hissetmek istiyorum. 1 hafta tatilim olacak sömestre'da bu tatilimi o'nunla geçirmek istiyorum. Anlaştık. Her gün buluşup ders çalışıcaz. Benim matematikle kimyam iyi değil. O bana bunları ben de o'na türkçeyle coğrafya çalıştırcam.

Ben'den bahsetmiş arkadaşlarına. Oysa ben daha hiç bi arkadaşıma kendimden bahsedememişken. Aslında geçen cumartesi doğum gününün verdiği sarhoşlukla ertesi sabah "coming-out" yapıcam diye uyanmıştım. Pazar günü sınavdan sonra üç arkadaşımı toplayıp hepsine aynı anda söylemeyi düşündüm. Çünkü rahat etmek istiyorum. Sevgilim'le bütün gün mesajlaşırken arkadaşlarımın meraklı bakışlıkları altında kalmak rahatsız ediyor beni. Çünkü aylardır sms paketi yapmıyordum ve birden biriyle mesajlaşmaya başladım. Elimden telefon düşmüyor bütün gün.

Pazar sabah bu düşüncelerle uyandıktan sonra Kahvaltı yaparken Ellen'ı izliyordum. Olacak iş ya konuk da Ricky Martin. Ellen'la konuştular eşcinseller hakkında ve tam gaza geldim. "Gay olmak bana verilmiş en büyük mükafattır" dedi. Ama ben cesaretimi toplayıp bi türlü arkadaşlarıma açılamadım. Bilmiyorum nasıl olacak ama çevremden birine açılmalıyım. İnternetteki arkadaşlarım bir yere kadar yardımcı oluyor.

Sabaha karşı bi arkadaşla konuştum. Sınıfta arkadaşları dışlıyormuş onu. Futbol sevmediği, küfür etmediği için. Direk aklıma ilk okul yıllarım geldi. Beni de dışlardı sınıfın erkekleri. Çünkü futboldan anlamam ve küfür etmezdim ben de. Çok üzülürdüm. Ama insan bi yerden sonra duymamayı öğreniyor. Kulakları sadece duymak istediklerini duymaya başlıyo bi yerden sonra insanın.

Lisede de pek değişik bişey olmadı. Karı kız muhabbetlerine katılmadım. Neden mi? Bi yerden sonra saçma geliyo o muhabbetler bana. O karıdan bu karıdan bahsedip fanteziler kurmak, bunu dile getirmek yok anacım bana göre değil. Cinsel deneyimi olmayan insanların cinsellik konusunda atıp tutmaları hoşuma gitmiyor açıkçası. He tamam deneyimleri olsun gelsin sabaha kadar konuşalım. Ama atıp tutmalara gelemiyorum.

Dün annemi aradım bana para yollamasını söyledim. Bugün için yatırırım dedi ama bu akşam aradığımda "ben sana babanı ara demedim mi?" dedi. WTF! Ben senden istiyorum sen babanı ara diyorsun. Anlamıyorum ben bu kadını gün geçtikçe. Aynı evde yaşamalarına rağmen birbirinden çok uzak olmaları sinirimi bozuyor. Ayrılın siz de kurtulun ben de kurtulayım. Kendimi bildim bileli anlaşamıyorlar. Annem kaç kere evden gitti, boşanmaya karar verdi ama ortada hala bi bok yok. Babam ise "çevre neder?" modunda. Gerizekalılar kısaca.

Yılbaşı gecesi harikaydı! Oturdum yatağıma açtım internetten Cnbc-e'yi. Önce Britney Spears konserini izlediim Britney'i sevmeme rağmen. Ardından Lady GaGa'yı. Harikaydı. Ve konserinde eşcinseller hakkında dedikleri çok güzeldi. Thanks Mother Monster! Tabii ki beklenen son Victoria's Secret. Victoria's Secret'ın reklamları ne dersiniz? Biscolata. Oturup şu tipsizliğime ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Good bye, 2011! I will miss you...

Sevgilimle az önce konuşmamı aynen aktarıyorum:
-sen çok zeki bi çocuksun biliyosun dimi?
+biliyorum ama bi boka yamıyor zekiliğim
-ne demek o yaramıyo
+neye yarıyo ki?
-sen o bloga başlamasaydın ben bu kadar emin olamazdım kimliğimden. Kendime güvenim olmazdı. Ki benim gibi bir sürü insan var sen biliyorsun konuştuklarından.serkan var manisalı var ve sessiz duran daha bir sürü insan var. O insanlar hep senin sayende bu kadar rahatlar. Sence bi işe yaramıyor mu? Teşekkür ederim bloga yazmaya başladığın için.

Aslında ben, bana bu öz güveni veren, bilinçlendiren bloggerlara teşekkür ediyorum. İnsanlar birilerinden bişey alarak hayatına devam ediyor. Ki benim birisine en ufak bi yardımım dokunduysa cidden çok mutlu olurum.

ha bu arada şarkı: kazım koyuncu - aşkıda yaşamak http://fizy.com/#s/15pifh