29 Haziran 2012 Cuma

Yaptığınız Galata sakinlerine saygı değil, Galata'ya saygısızlıktır.

Geçen akşamki parti sırasında öğrendim Galata'nın kapatıldığını öyle böyle değil, çok üzüldüm. Blogumu az çok okuyan varsa bilir benim için Galata'nın önemi. İstanbul'un en sevdiğim yeri, kendim olduğum, dertlerimden arındığım, insanlarla tanışıp hoş sohbet ettiğim... yer.

O gece eve gelince Radikal'den okudum haberi daha sonra. Bir kez daha üzüldüm. Ama ben en çok üzen şey ise az önce internette gördüğüm Sabah gazetesinin "GALATA MEYDANI, SARHOŞA TESLİM" haberi oldu.

Haberi yayınlayıp görüşlerimi parantez içinde paylaşıcam.


---

Galata meydanı, sarhoşa teslim
ERHAN ÖZTÜRK 29.06.2012

Gençler arasında çıkan kavga nedeniyle 2 gün önce tekrar gündeme gelen Galata'da, hapçılar, sarhoşlar ve esrarkeşler, esnaf ile ev sahiplerini bıktırmış: Yaşamımızı kâbusa çevirdiler

 Dünyanın en eski kulelerinden biri olan ve Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak yaptırıldığı bilinen İstanbul'daki Galata Kulesi'ni çevreleyen meydan son yıllarda tarihine yakışmayan bir 'ambargoyla' karşı karşıya. Son iki yıldır özellikle gençlerin buluşma yeri olan meydanda akşam saat 22.00 sularında başlayan sözde eğlence sabah 05.00'e kadar sürüyor. Olan bitenden yaka silken mahalleli ve esnaftan ihbar yağmaya başlayınca 'yerinde tespit' için önceki gece Galata'ya gittik. İki gün önce 'alkol' duvarını aşan gençler arasında çıkan kavga nedeniyle kulenin etrafı güvenlik şeridiyle kapatılmıştı. Bir grup genç, meydanın hemen yan tarafına oturuyordu. Ellerinde gitar, saz, darbuka, saksafon... Yerlerde çilingir sofraları, biralar, rakılar, votkalar... Bağırıyorlar; türkü, şarkı söylüyor, halay çekiyorlar... Sayıları 500 civarı. Sivil polisler de gençleri gözlüyor. (Evet gençler çok ahlaksız. Kendi müziklerini yapıp, güzel vakit geçirmek ne zamandır ahlaksızlıktır?)

HAPLIYIM ABİ, KUSURA BAKMA 
Saatler ilerledikçe meydanda olan biten karşısında dehşete kapılıyorum. Tacizciler, sokağa tuvaletini yapanlar, ulu orta sevişenler, yankesiciler, tinerciler, haplananlar... Saatler 03.00'ü gösterdiğinde bir pasta geliyor. Tayland'lı Netchank'in doğum günüymüş. Mumları üfleyen genci tebrik ediyoruz. (Doğum günün kutlu olsun Netchank) Sakinler... Hemen yanı başımızda ayağa kalkan bir genç ise avaz avaz 'Urfa yaram sızlar' türküsünü söylüyor. Adı İsmail. "Çok bağırmıyor musun? Bu saatte rahatsız olur etrafta oturanlar" diyorum. Kulağıma eğilip, "Ağabey haplıyım, kafam iyi, idare et" diyor. Yanına gelen polisler de İsmail'le konuşarak anlaşamıyorlar. Bir sivil memur eliyle "Sus" işareti yapıyor. Ve İsmail susuyor... (Ve polis işin içine girer. Polisin işi hani halkın huzurunu sağlamaktı, niye huzuru bozuyor? Ki Galata'da birisinin türkü söylemesinden rahatsız olan 1 insan gösterin bana, lütfen) Meydana girdikten hemen sonra esnafı dolaşıyorum. Bakkal, "Yanımda biraz dur, rezaleti gör" diyor. Tezgâhın arkasına geçip, alışveriş yapmak için gelen gençleri gözlüyorum. Genç bir kız ayakta duramayacak kadar içkili, 'cigara kağıdı' istiyor. Bakkal bana dönüp, "Esrar saracak" diyor ve ekliyor: "Değerlerimizi, yaşamımızı, her şeyimizi kâbusa çevirdiler..."

KULAK TIKACIYLA UYUYORUM ARTIK
Hemen her görüşten gençler var Galata'da. bazıları sessiz, sohbet ediyorlar. Hepsinin kafası iyi. İsminin Nehir olduğunu söyleyen genç, "Öğrenciyiz hepimiz. Kimsenin rahatsız olmasını istemiyoruz. Sessizce sohbet ediyoruz. Öğrenci evinde kalıyorum ve iş arıyorum. Bana yardımcı olup iş bulabilir misin?" diyor.(Al sana bi ahlaksızlık daha, yardım isteyen insan. Çok ahlaksız bu gençler) Her köşede farklı siyasi görüşler tartışılıyor. Bazıları Kürt sorununu konuşuyor, bazıları ise Suriye krizini... Hepsinin ortak amacı her gece geldikleri meydanda eğlenmek! (Bize farklı şeyler tartışılmasını öğretmediler ki insanlara AYIP geliyor böyle şeyler, beyin fırtınası yapılması, bilgilerin, düşüncelerin çarpıtılması çok ahlaksız bir şey dimi?) 15 yıldır Galata'da oturan yönetmen Engin Ayça ise "Geceleri kulak tıkacı takıyorum uyumak için. Bölgede bulunan oteller müşterilerine kulak tıkacı veriyor. 155'i aramaktan yoruldum. Yaşanan bütün rezaleti kamerayla görüntülüyorum. Özellikle ilerleyen saatlerde sokak aralarındakileri" diye dert yanıyor. (Dert yanmak?)

SANKİ AÇIK HAVA TUVALETİ...
Saatler ilerledikçe, gençler kızlı erkekli, ara sokaklara gidip gelmeye başlıyor. Yanıma yaklaşan bir taksici, "Ağabey seni açık hava tuvaletine götüreyim. İzle beni" diyor. Lale Çeşme Sokağı'na giriyoruz. Biri kız, iki genç sokağın ortasına tuvalet ihtiyaçlarını gideriyor. Korkunç bir koku. Bir iki kare resim çekip, geri dönüyoruz. Ardından Emin'e, "Bu rezaleti görüntüleyelim" diyorum ve geri dönüyoruz. İki genç duvara dayanmış, kimseye aldırış etmeden ihtiyaç gideriyor. Ailelerin oturduğu apartmanların merdivenlerinde sevişenler var. Fotoğraf makinasını görünce yerden taş almaya ve saldırmaya çalışıyorlar. Lale Çeşme Sokağı'na tuvaletini yapan gence, "Neden tuvalete gitmiyorsun?" diyorum. Ayakta durmakta zorluk çeken genç cevap veriyor: "Tuvalet ücreti 1 lira. Oraya vereceğim 1 liranın üstünde 1 lira daha koyup bir bira alırım. Bu benim özgürlüğüm, karışamazsın..." (Genç insanlardan bahsediyoruz, öğrenci bu insanların çoğu. "HAYAT SOKAKTA" felsefesi hakim. Ordaki o sıcaklık bi barda, clubta yok ki. Ah terbiyesiz gençler bi de sevişiyolarmış. Ayıp ki ne ayıp. E, abicim senin yaptığın ne? Onların fotoğrafını çekmek daha büyük ayıp değil mi? İyi ki eşcinselleri görmemişler olda, kim bilir daha ne derlerdi. Ayrıca işemekten bahsediyoruz. Kim işimek için para vermek ister ki? Basit bi çözüm var oralara seyyar tuvaletler yapmak, bu çok pahalıya mal olacak bişey değil ki. )

ARABAYA ZOR ATTIK KENDİMİZİ
Saatler ilerledikçe tıklım tıklım dolan meydan yerini, toplu tacize bırakıyor. Sözde, 'masum gençler buluşması' olarak adlandırılan gecede; kavga, küfür, gürültü ve yüksek sesle söylenen marşlar, şarkılar birbirini izliyor. Sonra şişeler havada uçuşuyor. Sabahın ilk ışıklarıyla eve dönüş için arabaya doğru ilerliyoruz. Yanımıza iri yarı bir genç yaklaşıyor. Yürümekte zorluk çekiyor. Kolumdan çekiştiriyor: "50 lira ver, 10 lira, 5 lira..." "Yok" deyince başlıyor saydırmaya. "Ya bizi bıçaklarsa" diye düşünüyorum. Benden istediğini alamayınca bu sefer foto muhabiri arkadaşım Emin'i hedef alıyor. Aynı küfürlerden o da nasibini alıyor. Nihayet arabaya atlıyoruz, kapıları kilitliyoruz ve eve doğru yola çıkıyoruz. Kâbus gibi 6 saat bitiyor, ama ertesi gün bile kendime gelmekte güçlük çekiyorum.

EV SAHİPLERİ, PSİKOLOJİK TEDAVİ GÖRÜYOR
Meydandaki durum nedeniyle birçok ünlü isim Galata'yı terk etmiş. Gazeteci Amberin Zaman, Neyyire Özkan bunlardan sadece birkaçı. Galata'da yaşayanların büyük bölümü evlerine sese karşı izolasyon yaptırmış. Bazıları ise psikolojik tedavi görmeye başladıklarını belirterek, "Günde 14 hap alıyoruz. Sokağa çıkamaz olduk" diyor. (Bu Galata'daki sesten değil. Kocasıyla, karısıyla, işiyle sorunu olduğu içindir. Adım gibi eminim.) Sivil polislerse zaman zaman gençlerin arasına katılıp, onlarla konuşuyor. Bildiğimiz polislerden değiller. Küpeli, uzun saçlı, yırtık kot pantolonlu. Bir ara bize dönüp yakınıyorlar: "Bize yazık değil mi? Sabah 10.00'da mesaiye başladım. 20 saattir ayaktayım. Eve gidip, üzerimizi değiştirdikten sonra tekrar göreve başlayacağız." (İşte en saçması da bu. Polissin lan sen! Kimse seni zorla polis yapmadı, dimi? Senin görevin neyse onu yapacaksın. Pardon bu ülkede polisin görevi cop'larla insan dövmek, biber gazı bombası atmak olduğu için oradaki o güzel insanların mutlu olması, onlara saldıramaması canlarını sıkıyodur. Lan benim annem babam fabrikada çalıyor, şikayetçi olmuyor. Senin gibi bir elleri yağda, diğerleri de balda değil. Neyin kafasındasınız siz? Polisseniz görevinizi bilip işinize bakın!)

"BURADA CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK"
Bir hemşirenin yanına yaklaşıyoruz. Bulgaristan göçmeni Elvina Kurt nefes almadan başlıyor konuşmaya: "10 yıldır burada oturuyorum. Nöbetten çıktım. Uyumak istiyorum. Bu kadar özgürlük fazla. Özgürlük başkalarının hayatını alt üst edip kâbusa çevirmek değil. Sessizce içip, kimseyi rahatsız etmeseler sorun yok. Can güvenliğim yok." Sonra gözyaşları içinde uzaklaşıyor yanımızdan.
---

1-2 kavgadan ötürü Kuledibi'ni kapatanlar; kadınlar, erkekler, eşcincellar, translar, hayvanlar, öğrenciler, işçiler öldürülürken akılları neresindeydi acaba. 18 yıldır öğrendiğim şeylerden biri "Bu ülke senin eğlencen başkasının götüne batır"dır. Çok merak ediyorum Kuledibi'ne neler yapacaklar. Yeni kafe mi açılacak, yoksa devlete para kazandıracak başka bir şey mi?


Bi de şu fotoğraflarda bi rezalet görüyor musunuz?
http://www.sabah.com.tr/multimedya/galeri/turkiye/galata-rezaleti

Tamam haber yapsınlar, Galata sakinlerinin dertlerini aktarsınlar, ama taraflı haber yapmasınlar. Buna karşıyım. Bu haberi bi Gazete'de değil de bi blogta görseydim kesin İRONİ'dir, çok da başarılı yapmışlar diyip gülerek okurdum.

Ve son olarak:

GALATA'YI KAPATMAYI DÜŞÜNENLERE KARŞI BACAK OMUZA!

1 yorum:

  1. valla ben resimler de hiç bir rezillik görmedim çoğu foto da olan bi gözlüklü herif var bu yaygarayı koparan sanki o gibi bilemedim de :/

    YanıtlaSil

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.