19 Mayıs 2012 Cumartesi

benim söyleyeceklerim söylenmiş bile.



Geçenlerde gittiğim Athena konseri yorgunluğunu üstümden yeni attım. Gribim, hastayım, yazılılarda hep kopya çekiyorum falan. Bir de son günlerde hep susturuluyorum. 

Geçen gün telefonum Kıvırcıktaydı. O sırada Boşnak(yazınki fuckboddym) mesaj atmış. Arkadaşın mesaj atmış, dedi. Kim diye sordum. Boşnak, dedi. Halimi hatırımı soran bi mesaj atmış ve sonunana da "canım"ı eklemiş. Kıvırcık rahat değil sorup suruyo kim bu sana niye canım yazıyo gibisinden. Cevabına hazırsan söylücem, dedim. YATAK ARKADAŞIM.

Bi gün okuldan dersaneye giderken sevişme konusu açıldı. İnsanlar istedikleriyle sevişebilmeli dedim. Bana Marjinal olmaya çalıştığımı söyledi. Bi şey diyemedim orada. Ama akşam dokunaklı bi mesaj attım.

İçimdekileri dökmek için bugün yine kafeye geldim bişeyler yazmak istiyodum ki benim yazacaklarımı Siminya yazmış bile.

Düşlerimizi kim aldıysa derhal geri getirsin
    Çocukları büyükler gibi görmüş geçirmiş bakan bir şehir. Ne kadar çok küfür ederse,  anayı bacıyı hiç tereddütsüz karıştırırsa, yüzünün kirini adam akıllı yıkamazsa yabancıların kendinden o kadar çok korkacağına inanan bitirim çocukların yurdu. Övgü dizmek gibi olmasın bu şehir bana daima doğruları, yalnızca doğruları söyledi. Hiç kandırmadı ama hiç. Şöyle güzel günler göreceksin, bak yemin ediyorum tuttuğunu koparacaksın, uçacaksın uçacaksın havalara uçacaksın vaatleri ile pışpışlamadı sırtımı. Tarzı değil. Yeri geldi sakınmadı indirdi Osmanlı tokadını.  Ama asla okşamadı ve dönüp bir hal hatır sormadı. Oralı bile olmadı.
 Daha ufacıkken görüyorsun istikbalini. Nereye kadar yürüyeceğini, tam nerede durmak gerektiğini, kimlerle iki lafın belini kıracağını, kimin kaybedip kimin kazanacağını, mübalağa yok kaç adet nefes çekeceğini bile baştan biliyorsun. Tıkır tıkır yazılı bunlar defterinde. Öylesi  peşin hükümlü, açık sözlü. Öylesi  arsız. Dikkatli dinlersen o arsız kahkahalarını duyabilirsin. Ya da boşver dinleme istersen. Sinir bozucu çünkü.
Belki diyorsun, belki düzen bozulur. Gidişatta bir sapma olur, bir yerlerde kuralın biri unutulur. O zaman sıvışırım kenarından. Kurtarırım paçayı da kelleyi de. Olur mu ya hangi devirde yaşıyoruz kardeşim diyorsun. Ben ötekilere benzemem, tak tak tak yaparım diyorsun. Diyorsun da diyorsun. Duyulmayan şeyin nesini diyorsan artık.  Duymuyorlar seni. Sağır desen değiller. Kör desen hiç değiller. Besbelli ölmüşler. Yoksa bu kadar çığlığı duymamak hangi yaşayanın harcı ki?
İnsan iki gün boyunca yemek yemese bile açlığını fark etmeyebiliyor. Yetmişikisaat kırk dört dakika uyumadan ve konuşmadan durabiliyor. Uykusuzluk; gözlerdeki morluklar kansızlığa, sürekli esnemek nazara bağlanarak saklanabiliyor ama konuşmamak çok göze batıyor. Günlük cevap duyma ihtiyaçlarının onda birini karşılamazsan protein eksikliği yaşayıp, etlerine saldırırlar. Onlara cevap vermelisin.  Olumlu cevaplar.  Söz dinleyen uslu cevaplar. Duyulmaktan hoşlanılan şeyler. Mesela “Olur” gibi “Tamam” gibi. Yapayım, edeyim, hayhay,  hoop tatatataam gibi. Hayır bu “Hayır” niye bu kadar dışlanıyor anlamış değilim. Kelimelerin bozguncusu,  iletişimlerin  anarşisti hayır. Oralarda yalnız mısın hayır? Bir gün söylenemeyip içerde biriken tüm hayırlar toplanıp devrim yapsın, yıllardır gönülsüzlüğün iktidarını yürüten tamamlar, olurlar ve evetler bir bir asılsın. Emrediyorum bunlar yapılsın.
İnancımı nerde kaybettim biliyor musun? Birazını bir savaş filmi izlerken kaybettim. Hiç kimsenin bir bok kazanamadığı terli ve kanlı bir savaşın sonunda usul usul yürüdü gitti köprücük kemiğimden. İnancın yürüyüp gittiğini de gördüm ya. Üstelik giderken köprüden geçiyor. Üstelik kahraman öldü. Bakakaldım bir süre. Film sonu yazıları bitince çıkan sürpriz sahneyi bekledim bi umut. Çıkmadı bir şey. 2 saattir verilen onca mücadele, sayfalar dolusu diyalog, dumanlar arasında alelacele yaşanan illaki bir punduna getirilip apar topar sevişilen aşk,  kocaman bir hiç içinmiş. HİÇ lan HİÇ.  Kazanamayacağın bir savaş içinmiş kahramanlığın. Dostlar koştururken görsün diyeymiş.  Bakalım benden kaç kova kan ter çıkacak diye bir deneymiş. Ve belki aslında kahraman falan değilmişsin. Sen öyle sanmışın.
Başka bir çok şeyde de kaybettim türlü türlü inançlar. Bu ülkeye de inancımı kaybettim. Anama da kaybettim, babama da kaybettim.  Olmayan kedime, ekmediğim sardunyaya, öpmediğim sevdiğime. Sağa sola inanç saçıyorum.  Bir tek küpe çiçeği hariç. Ona hala yürekten inanıyorum.
Kapının önündeki varilde büyüyen elma ağacı kuruyunca da kaybettim bir miktar inanç. Umulmayacak bir savaş kazanmış ve dandik bir tenekeden,  gölgesinde çocuklar oynayan muhteşem bir ağaca imza atmıştı. Belki de gerçek kahraman oydu. Yerini bir küçük filize dahi devretmeyecek kadar sorumsuzca, daha önce hiç elma vermemiş gibi ansızın çürüdü gitti. Anlatsan inanmazlar. Şu varilde bir ağaç vardı meyve verdi, çok büyük değillerdi ama idare ederdi desen yarısında sıkılıp giderler. Böylesi küçük hikayeleri  sadece yaşlılar birbirine anlatır diye öğrenmişler. İnançla kurduğun alakaya ise kesin gülerler. Bir varil dolusu kayalaşmış toprağa yüklediğin anlam da aşırıya kaçmış olabilirsin. Senin ilginç hikayelerinin sadece senin ilginç hikayelerin olma ihtimali yüksek.
 Her şeyin en iyisi susmak. Her şeyin en güzeli filmlere ve kahramanlara inanmamak. Hikayelerini kendinden başka kimseye anlatmamak. En iyisi

 http://siminya.blogspot.com/2012/05/duslerimizi-kim-aldysa-derhal-geri.html#ixzz1vJPlkAlj

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.