11 Mart 2012 Pazar

Selam Blog.

Öncelikle söylemeliyim ki seni ve diğer blogları çok özledim. İnsanlar acaba neler yapıyor diye meraktan çatlamak üzereyim. King yeni yazı yazdı mı, Bi'adam Gaddar'la neler yaptı, Haplo nasıl, Pistis benden habersiz çılgınlık yaptı mı, Serhat'ın başına ne gibi karmaşıklıklar geldi, Biseksüel'in Yakışıklı'sıyla arası nasıl ve niceleri.

Blog'umu açıp anlamsızca ekrana bakmayı özledim. Dünyamdan uzak kaldım sanki. Hani İstanbul'u özlediğim kadar özlüyorum. Burnumda tütüyor resmen. Ama yok annem ödeyeyim faturayı dedi, YOK dedim.

Geçen gün evde deneme çözdüm 99 net çıkardım en yüksek netim diye sevinirken dersanede herkesin döküldüğü deneme sınavında 101,25 net yaptım. Ki benim için çok iyi bi net. İnternetim kesildi de ders mi çalıştım? Tabii ki hayır. Açıyorum müzik dinliyorum, film izliyorum. Hatta bi ara yüksek doz "Solitaire"den ölücem sandım. Neyse ki ölmedim. Ara sıra Angry Birds falan oynuyorum. Bi ara Neighbours from Hell oynasam fena olmaz. Değişiklik olur benim için.

Kitaplarla yöneldim bi de. Test kitapları değil, okumalık kitaplar. Gizli Anıların Yolcusu'nu okuduktan sonra Ali ile Ramazan'ı bitirdim. İstanbuldayken yarısına kadar okumuştum ama bitirememiştim bi türlü. Bi kere de onu da bitirdim. Gizli Anıların Yolcusu beni etkilemedi, yavan bi kitap bence. Ortada bi aşk var tamam kabul ama bu aşkı anlatan pek bişey göremedim ben. Sadece bi polisiye kitabı okur gibi bir sonraki sayfada ne olacağını merak ettim. Beni duyguya sokmadı açıkçası. 

Ama Ali ile Ramazan öyle değild,. Duygulandır da duygulandırdı. Okuduğum satırları ikinciye okuduğumda yeniden duygulandım. Kitabın sonunda ise perişan bi hal içindeydim. Keşke bitirmeseydim de sonları öyle olmasaydı diye düşündüm. Ağlayacak gibi oldum ama benim gibi bi öküz ağlayamaz ki. Çok zor ağlayan biriyim. Ama ağlamaktan beter oldum, ağlasaydım da içimdekileri dökmüş olsaydım. Az önce Eroinle Dans'ı bitirdim. Ve pek hoşuma gitmedi. Kitabın sonları özensiz yazılmış gibi değildi, hiç duygusu yoktu kitabın sonlarda. 

1 Nisan'da İstanbul yolcusuyum. Çok özledim İstanbul'un havasını. Kimileri bok gibi dese de havasına ben nefes aldığımı hissediyorum yapacak bişey yok. 1 hafta kadar kalıcam heralde. Hoşlaştığım çocukla görüşücem, LGBT derneğine üye olucaz, ondan zorla istediğim bi kaç parça bişey verecek. Bakmışız aramızda bi elektriklenme olmuş. OYŞ! Neyse şimdiden havalanmaya gerek yok. 

Havalar güzel diye dondurma yemiştim geçen gün. Magnum duble böğürtlenli. Nasıl zevkle yedim anlatamam bitince de çok üzüldüm. Ertesi gün boğazlarım şişti. Cuma günü bir de buz gibi biraları ardı ardına devirince: HASTAYIM DOSTLARIM HASTAYIM HASTA! Grip oldum sümüklerim akıyor bugün. Çok güzel değil  mi? Sümüklü PATRICK! Ama cuma akşamı içimdeki bi kurtları bi dökmüşüm var ya, OF! İki gündür de boynum tutuk bu yüzden. Terli terli dışarı çıkarsam olacağı bu.

Bugün dersanede Fizikçim Marc Jacobs'a laf etti ne haddineyse! Nemiş pembe elbise giymişmiş. Sana ne lan! Taş gibi adam giymicek de sen mi giyecektin? Neymiş başka şey mi bulamamış? Adamın öz güvenini kutlamak yok, yargılamak var. Özgür yaşamaktan behsedip ardından insanları böyle önemsiz şeylerden yargılıyor. Anlam veremiyorum bu adama. Kendis, hakkında düşündüğüm herşeyi yıkıyo. 

Hasta ziyaretinin kısası makbuldür, derler. Kısa bi ziyaret yapayım dedim. 20 gün sonra gireceğim korkutucu bi sınav var önümde. Ardından 5-6 günlük bi İstanbul tatili, sonra tam gaz çalışmaya kalındığı yerden devam. Haziran'da lys'lerim var. 

Sizi çok özleyen SÜMÜKLÜ PATRICK!

3 yorum:

  1. biz de seni özledik :/ umarım geldiin tarihe bi'blogger buluşması koyarız da görüşürüz ;)
    Bu aradada double böğürtlene bittim :p

    YanıtlaSil
  2. Oha, dersane hocasının Marc Jacobs'tan bahsetmesi!? Bizim okulda götümü yırtıyorum modayla ilgili konu acılsın diye.

    YanıtlaSil
  3. bi adam,
    ehehehe

    adsız,
    bizimki de elaleme laf atıyo zaten :)

    YanıtlaSil

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.