26 Ocak 2012 Perşembe

Men at Play with KAZU



Kazu'yle ne mi yaptım?
AZ SONRA!
Önce Zenne değerlendirmemi yapayım. 

Bence güzel filmdi. Güzel konulara değinmiş. Askerlik, aile ilişkileri gibi. Filmin etkileyici. İnsanı (kendi adıma konuşayım, beni) derinden etkiliyor. Hani filmin adı ZENNE ya, büyüleyici danslar beklemiştim ben. Danslar bana çok soğuk geldi. Ama Kerem CAN'ı tebrik etmek gerek. Dans için tebrik değil, filmde oynadığı için. Ailesi, çocuğu olan bi adamın bu tarz bi filmde oynaması gerçekten yürek ister bu Erkan AVCI için de geçerli. Türkiye gibi bi ülkede böyle yapımların devamı gelir ve biz de parasını verip sinemaya gideriz umarım. Ve bu filmleri sadece LGBT bireylerin değil ailelerin de izlemesi gerek diye düşünüyorum. İzlenmesi gereken bi film.

Anladım ki Mecidiyeköy metrosuna hiç bir zaman sakin sakin giremicem. Yok anam ne zaman o metroda işim düşse hep koşuyorum, hep acele ediyorum. O merdivenlerde bi kere sağ tarafta dikilen insanlardan olamadım. Sol taraftan koşanların içindeyim.

Neyse gittim Kazu'nun çalıştığı kocaman binanın önüne. Girdim içeri. Danışmaya "Kazulet Beyle görüşecektim ama?" adam bana "Siz şöyle oturun galiba dışarıya çıkmışsınız" ben de oturdum siyah deri koltuğa. Bekle alla bekle gelen giden yok.

Neyse biri geldi yanıma. İşte o Kazu, bizim Kazu. Selamlaştık falan. Beni İstinye Park'a götürdü. Adam geçirmiş takımları üstüne dersin ki sanki Men at Play'den teklif almış. Neyse bana hamburger ısmarladı. Sohbet ettik, AVM'de turladık sonra o işine ben de Taksim'e gittim.  Sevdim ben Kazu'yu. Zaten severdim de sevdiğim kesinleşti.

Taksim metrosundan yukarı çıktıktan sonra canım acayip şekilde sigara içmek istedi. Ne mi yaptım?  Tabii ki gidip sigara aldım ve içtim. Oh valla nasıl özlemişim. Galiba bu bende alışkanlık oldu. Çünkü her Taksim'e gidişimde sigara içiyorum. Tamam Pistis'le gidişimde içememişim çünkü boğazlarım çok kötüydü. Hava da çok güzeldi.

Galata'ya gittim. Ama bu sefer çok sıkıldım. Yanıma kitap almamışım. Boş boş oturdum biraz. Sonra kalktım. Taksim'e çıkarken bileklik aldım bi tükkandan. 4 tane. Biri gök kuşağı renkli. Atlas Pasajı'nda dolanırken Elvis Presley'li sigara kutusu aldım. Sonra Beatles Cafe'ye gittim ama tek olduğum için çok sıkıldım yea. Millet arkadaşlarıyla gelmiş falan tek tek olmadı bu sefer. Kahve-sigara yapıp çıktım. Ve aklıma geldi ki Kazu'ya gök kuşağı renkli bileklik görürsem alma sözü vermiştim. Zaten canım eve gitmek istemiyor, gittim Galata'daki o küçük tükkandan bi tane de ona bileklik aldım. Karaköy, Eminönün'de de turladıktan sonra attım kendimi tramvaya.

Allam nasıl kalabalık içerisi. Bir de o kadar sigara içmenin verdiği mide bulantısıyla dayanamadım attım kendimi bi durakta dışarı. Oturdum nefes aldım. Terlediğim için havanın soğuk geldiğini düşünsem de hava çok soğumuş lan. Kulaklarım falan dondu. Kepçeyim ya ben ilk donan yerim kulağım oluyo. Öteki tramvaya bindim ordan da eve.

Ayaklarım ağrıyo. Kıçım bile ağrıyo gezmekten. Ha bi de ben salağım. Salak gibi botlarla dolaştım. Neden evden spor ayakkabıyla çıkmam ki? 

2 yorum:

  1. hahaha ! başlık bile kurtaramamış, kimse yorum yazmamış lem. yerlerde sürünüyo benim imaj:) kıro at playdir bu dediler herhalde:D

    YanıtlaSil
  2. kanka benden başka kimse seni sevmiyo galiba?

    YanıtlaSil

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.