31 Aralık 2012 Pazartesi

Geride Kalanlar




  • 2012'e bi sevgilim olarak girmiştim. Çok mutluydum. İlk kez bir erkeğe aşık olmuştum ama aramızda -lanet olasıca- mesafeler girmişti. Belki de daha fazla beraber vakit geçirmeye ihtiyacımız vardı. Nedenleri her ne olursa olsun ilk sevgili deneyimim hüsranla sonuçlanmıştı.

  • İlk come-out deneyimlerimi yaşadım. 4 arkadaşıma açıldım. Kötü tepkiler almadım. Zaman zaman verdikleri tepkilerle eğlendiğim anlar bile oldu. 

  • 9. sınıftan beri bütün arkadaşlarımı ona tercih edeceğim bi arkadaşımdan büyük bi kazık yedim. 

  • Ne kadar geç anlasam da sınav stresine girmiştim okulun bitmesine yakın. Ygs'di Lys'di derken bir sürü sınavlara girip kötü bi sıralama aldığım için bir sene daha hazırlanmaya karar verdim.

  • Lise bitti. İlk mezuniyet balomu yaşadım. 

  • İstanbul'a kesin dönüş yaptım. Hala anneannemin beni otobüse bindirirkenki o yüz ifadesi aklımda. Çok kötü olmuştum. Arkadaşım dediğim insanlar gecenin körü de olsa beni yolcu etmeye gelmişlerdi.

  • İlk kez Trans Pride'a katıldım. ABBO ile beraber. Sonra bi kaç ayım da ABBO'la beraber geçti zaten. Yazın başları güzeldi.

  • Trans Pride'tan sonraki hafta Onur Hafta'sı etkinliklerinde bir partiye katılıp İstanbul'daki ilk eğlenceme adım attım. O partide ABBO'a kaptırdığım Etekli'yi düşününce keşke gitmeseydim diye düşünmeden edemiyorum.

  • Bloggerlar olarak Onur Yürüşüne katıldık. İlk yürüyüşümdü, çok yorucuydu. O gün, O Gay ve Miss Maria başta olmak üzere çok değerli insanlar tanıdım.

  • Eski sevgiliyle tekrardan deneme karar verdik. Güzel bi kaç ay geçirdik. Yine olmadı, ayrıldık.

  • İlk defa bi arkadaşıma kalmaya gittim. Hem de İzmir'e. Hiç gitmediğim bi şehirdi. OneGirl, One Girl'ün bir Boy'u ve Canka Kuir'le tanıştım.

  • Dersaneye başladım. Salak kızların tacizlerine maruz kaldım. Yalnız kaldım dersanede. Sarı da yeni arkadaşlar bulunca beni satmaya başladı yavaştan. 

  • Bazı arkadaşlarımla tartışmalarım oldu. "Arkadaşlarımı sevgilime değişmem" diyen insanların arkadaşlıklarını yavaş yavaş azalttığını gördüm. Sonra da "Arkadaşlığımız bitti" feryatlarına şahit oldum.

  • Bir sürü insanla seviştim. 

  • Şanı ülke geneline yayılan çogzel bi Blog Buluşması yaptık.

  • Annemle babamın tartışmalarından kafayı yedim zaman zaman. Babama nefretim daha da kabardı, anneme saygım azaldı. Ve sonunda ayrılmaya karar verdiler ama işler daha da boka sardı. 

  • Bugün anladım ki benim İstanbul'da arkadaşım yok. Kahve içmeye gideceğim, bütün dertlerimi anlatacağım. 

  • Genel olarak güzel insanlar tanımak adına güzel bir sene olsa da bomboş bir sürü insanla muhattap olduğum için kötü bi yıldı.

  • Sevişecek değil, sevecek insan arayarak yeni yıla yatağımda kitap okuyup kahvemi yudumlayarak gireceğim büyük ihtimalle. Tabii Victoria's Secret'ı izledikten sonra. Senede bir kere de olsa kadın bedeni görmek güzel olabilir.

  • Ve Milli Piyango biletimi aldım. Bi kaç bin çıksa da fena olmaz. Mesela 5 bin ya da 10 bin kadar.

  • Neyse ben gidip 2013 için boş hayaller kurup, bi sigaraya yakayım da depresyonuma devam edeyim.

  • 2013 herkese mutluluk getirsin, penguenler artık üşümesin, Galata'da evim olsun (evi olan sevgili de olur).


28 Aralık 2012 Cuma

Yıl olmuş 2013...

Yeni yıldan pek beklentim yok. Bi isteğim de yok. Yeni telefonum var, gayet mutluyum.

Ama bi kaç bisey istemem lazim dimi?

Oncelikle bi sevgili istiyorum. Zengin olsun.

Bi de evden uzaklasmak. Universiteye bi yerlere kapak atmak istiyorum. Ailemden uzaklasmak istiyorum. 4 sene onlardan ayri kaldiktan sonra onlarla tekrar yasamak cok zor. Anneannemlerdeki rahatimi cok ama cok ozledim. Yeni bi sehirde yeni bi hayat kurmak istiyorum. Kendim olmak, kimseye bagli olmamak.

Cevremdeki gereksiz insanlarin ölmesini de istiyorum. Gebersin pezevenkler.

Bi de bi kac milyarlik alisveris hediye ceki istiyorum. Terkos pasaji falan fark etmez, alisveris olsun yeter.

Kedi istiyorum lan, nasil unuturum bunu.

Sevgi, mutluluk falan sizin olsun, noyel babam bana para versin. Milli Piyango bileti de almadim ama bi yerden para gelsin, Misir'daki uzak bi akrabamdan sadece bana miras kalabilir mesela.

Bi de Andrew Christian mankeleri de benim olsun, dantelli vitrine koyayim hepsini.

Sevgili istedigimi soylemis miydim?

Evet anne, geyim!

Yalan da Olsa by Ahmet Kaya on Grooveshark

 Pazar günü Kanyon'da Ajda Pekkan konseri vardı. Pazar sabahı haberim oldu konserden. Pazar günü zaten Galatasaray'daki adama (adı bundan sonra Hobbit) gidecektim. Beraber gidelim mi, diye sordum. Kaç gündür uykusuz olduğundan işten çıkınca eve gidip biraz uyucakmış.

Ben de tek gittim. Ajda'yı izledim. Çok ama çok kalabalıktı. Sonuna kadar dayanamadım hava buz gibi olduğundan biraz erken çıkıp Taksim'e geçtim. Hobbit'i uyandırdım. Sinemaya gidecektik. Duşa girdi. Evden çıktık yemek falan yedik. Eve dönünce sevişemedik bile. Öküz gibi uyudu. Gece bi kaç kere kaldırıp "Hadi sevişelim" dedim, yok "sabah sevişiriz" diyip uyumaya devam etti. Sabah da ofisine geçtik, kahve içtik ve ben eve döndüm. İlginç komik olaylar oldu, anlatırdım ama konu bu değil o yüzden uzatmıyım.


Pazartesi akşam ben, annem, kardeşim O Ses Türkiye'yi izliyoruz

Annem: Tek mi gittin konsere?
Ben: Evet, sonra arkadaşımla buluştum. Sinemaya gittik falan.
A: Millet kız arkadaşıyla gider sinemaya, sen erkeklerle...
B: Napayım kız arkadaşım yok ki
Kardeşim: Anne, bu çocuk gey midir, nedir?
A: Bilmiyorum, ben de şüpheleniyorum. Dün bazı gazete yazıları okudum, neydi onlar?

(Bahsettiği yazılar Onur Yürüyüşü'nden sonra çıkan gazete yazılarını kesip saklamıştım. Arasam ben bulamam ama kadın nerelerimi karıştırdıysa bulmuş okumuş. Ben de hemen anladım.)

B: Beğendiğim yazıları kesip, saklıyorum.
A: Hepsi aynı yazıydı, gey misin?
B: Saçmalama.


Kardeşim biraz saçmalamaya devam etti kendince. Sonra annem bana dönerek "Yok dimi öyle bişey?" diye tekrar sordu. Bişey demedim. Telefonla ilgileniyormuş gibi yaptım. Oturduğum yerde kızardım, terledim. Kardeşim de anladı, "Anne, bu kesin gey. Baksana nasıl kızardı" dedi. Ben yine bişey demedim, ilgilenmiyormuş gibi yapmaya devam ettim.

Ve salonda bi sessizlik oldu, programı izlemeye devam ettik. Karma yine işe elini atıp TV'e birbirinden feminen insanları ardı ardına çıkardı.

"Evet anne, geyim!" diyemedim. Kim bilir ne zaman derim?

24 Aralık 2012 Pazartesi

İki çift lafım var

"Tell me, what can i do
I just wanna taste of you
You're mine biscolata
My sweet biscolata"

Söyleyeceklerim bu kadar.
Teşekkürler.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Reklamcı Bir-Ki Deneme!

Geçen hafta yorucu dersane koşuşturmasından sonra cumartesi can sıkıntım tavan yapmış şekilde uyandım. Dışarı çıkmayı falan düşünürken bi bakmışım akşama kadar uyumuşum. Böylece cumartesi piç oldu. Bomboş bir gündü. Ama Pembe Hayat'ın çıkardığı Trans Erkek kitabını okudum biraz.

Böyle sıkıntılı sıkıntılı uyudum cumartesi. Pazar kalktığımda evdeki +1'in de etkisiyle kendimi sokaklara atasım geldi. Önüme gelene "gezelim mi, kahve içelim mi...." yazdım ama kimse mi siklemez ya? Birisinin parası yoktur, birisi 2 gündür içiyomuş zaten hangover'mış. Siktirin lan dedim.  İki haftadır görüştüğüm Galatasaray'daki adam da abisiyle falan buluşacakmış. Kaldım piç gibi.

İbne kazağımı giydim, atkımı doladım boynuma, beremi de taktım attım kendimi otobüs durağına. Ama nereye gideceğimi bilmiyorum. Bir yandan Mecidiyeköy'e gidesim diğer yandan da Taksim'e. İlk hangi otobüs gelirse ona atlıcaktım ki Mecidiyeköy'e geldi.

Tabii o sırada whatsapp'tan da bendeki ibnelere yazıyorum. Kaç haftadır görüşemediğim Levent'te oturan Fransız'ım vardı, çalışıyomuş. Benim reklamcının misafiri varmış. "Ayağıma kuvvet" diyip bütün gün yürücektim işte. Ne zamandır tek başıma çıkmıyodum zaten. Cevahir'e gittim ve girmeme çıkmam bir oldu. Allam bu bok insanlar niye çıkar dışarı, oturun evde!

Taksim'e doğru yürürken Grindr'a girdim. Reklamcı'ya yazdım, misafiri varmış cart curt, Cevahir'in orda oturan çalışıyomuş.  Aylar önce Romeo'dan konuştuğum, uzun bi süre konuşmadığım, sonra yine Grindr'da karşılaştığım Nişantaşı'ndaki İkinci Reklamcı'ya naber dedim. Film izliyomuş. Çağırdı. Tamam diyip gittim. Nişantaşı'nda Allahın siktiri çektiği yerde oturuyomuş resmen. Yoruldum giderken.  Kahvesi bitmiş, kahve al gelirken dedi.

Migros'a girdim kahve almak için, reyonlarda dolanırken birden bi ses "Sen napıyosun burda?" dedi. Sesin geldiği insana baktım. Benim Reklamcı ibne! "Ha iyi arkadaşa gidiyorum kahve almaya uğradım" dedim ve arkamı dönüp devam ettim. Siklemedim ya onu içimin yağları erdi. Orospu! Doldurmuş arabaya biraları.

İkinci Reklamcı'nın evini en sonunda buldum. Sarıldık, öpüştük, ben salona oturdum o kahve yapmaya mutfağa girdi yarım saat sonra yanıma geldi. E, hiç gelmeseydin, ben giderdim birazdan.  Neyse bi tane film taktık. Türk Dram filmlerini çok severim ama bu film olmamış, çok kötü efektler falan beğenmedim, çıkarttırdım. DVD'lerinin arasından Özpetek'in Serseri Mayınlar'ı gördüm, onu taktırttım. Bi türlü izleyemediğim filmdi. Oturduk kanepeye, filmi izlemeye başladık. Üstümüze polar getirdi.

"İnsanlar buluşunca ne konuşur ya da ne yaparlar? Bu benim böyle ilk buluşmam." dedi. Kezban rolüne bürünerek "Bilmem ki, ben de pek kimseyle buluşmam." dedim. Yedi mi yemedi mi bilmiyorum.

Yavaş yavaş poların altından bacağıma dokunmaya, elimi tutmaya başladı. Kibar, hoş bi çocuk. 187 boyu var zaten. O bacak boyunu göründe gözüm gönlüm açıldı zaten.  Dalgalı saçı falan var. Ama utangaç lan. Napam ben onu?

Baktım onun bana yanaşacağı yok. Ben onun bacağını okşamaya başladım, saçını okşuyorum falan. Ayağa kaldırdı beni. Salonun ortasında hoppidik hoppidik öpüştük. Benden 7 cm uzun. Ona yetişemiyorum. Beni kaldırıyo falan. "Yatağa geçelim mi?" dedi. Geçtik. Bi kaç mum yaktı. Benden de telefonumdan şarkı açmamı istedi. Mum yakınca aklıma Teddy Pendergrass'ın Turn off the lights'ı açtım.

Bu çocuk öpüşmeyi de bilmiyo. Allah bi boy, biraz da tip vermiş ama gerisini sallamış. Karışık modda şarkılar çalarken birden bi şarkı çıktı, bütün romantikliği sikti, attı. Okan Bayülgen'in programında Nihal Yalçın'ın söylediği Plates şarkısı. Tamam şarkı çok güzeldi de burda çalması anlamsızdı. Allam yine yaptı yapacağını. Çok utandım yeaaa :(

Hemen değiştirdim şarkıyı. Birden eğildi kulağıma "Patrick senden çok hoşlandım, harikasın" demesini bekliyorken "Full aktifim" dedi. Hops, noluyoz lan? Bi siktir git abi ya. Bende sana vercek göt yok. Sevgilime vermemişim, sana mı vercem! Kalktım yataktan. Giyindim. Salona geçtim, filme devam ettim hiç bişey olmamış gibi. Film bitti, saat de geç olmuştu. İzlemesi için bi kaç film seçtim ona. O sırada Johnny Depp'in bi filmini gördüm Don Juan diye. "Bunu alabilir miyim?" dedim. Kem küm etti. Bıraktım yerine, trip atarcasına. Sonra al dedi. Film onun değilmiş falan. "Haftaya uğrar bırakırım" dedim.  O günden beri konuşmadım İkinci Reklamcıyla. Ne konuşucam onunla.


  • Şu Galatasaray'da oturan köpekli adamı çok özledim, 2 haftadır görüşmüyoruz.  Adam deli gibi çalışıyor.  Yarın görüşücez, sinemaya gidicez. Sonra ben yine onda kalıcam. Her gün "özledim" diye yazıyor. Bu sabah kalktığımda Whatsapp'tan "Hişt saat 5.30 uyuyorsundur biliyorum. Profil fotoğraflarına baktım, özlemişim :) Hadi güzel uyu" yazmış. Canıms ya. Tek bi sorun var bu adamla ilgili olarak yaşı büyük. Beni korkutan tek şey bu. 
  • Kış geldi ya la! Götüm donuyor. 
  • Yıl başında hiç bir planım yok, davet edebilirsiniz.
  • Bu sene kırmızı don alanım yok.


20 Aralık 2012 Perşembe

BULUT MU OLSAM?



"Denizin üstünde alabulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle,
balığıyla, yosunuyla."

-NAZIM HİKMET

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bir yatak, iki adam, bir köpek

Faith (Album Version) by George Michael on Grooveshark


Geçen hafta Werther'i görmek için Tüyap'a gitmek haricinde iki haftadır evden çıktığım pek söylenemez. Dün de sıkıntıdan patlamak üzereydim ki kendimi bi yerlere atasım geldi.

Telefon rehberimi gözden geçirdim kimle çıkabilirim diye. Canım tanıdık birileriyle görüşmek istemedi. Ben de Grindr'dan konuştuğum birine yazdım.

Geçende annemlere trip atıp İlker'e gitmiştim ya. İşte o akşam Grindr'da takılırken birini gördüm çok da yakındık. Selam verdim ama o bana geri dönüş yaptığında sabahtı, ben de eve dönmüştüm artık. O günden beri konuşuyorum Whatsapp'tan. Olgun biri; hem yaş, hem kişilik olarak. Boş bi insan değildi anladığım kadarıyla. Tatlı, kel, İzmirli falan.

O'na yazdım. Dışarı çıkacağımı falan söyledim. Çalışmıyomuş. O'na gitmek üzere evden çıktım. Galatasaray'da oturuyodu. Gittim Taksim'e. Taksim'e çıkınca artık içimi bi hüzün kaplıyo, sevmiyorum nedense. Kendi oturduğum semt daha güzel geliyor. İstanbul'un en nezih(!) semtinde oturduğumdan olabilir.

Aradı beni, evi tarif etti. E çogzel bi yerdeydi evi. Apartmanın kapısından girdim bi kaldım öyle. Binanın girişi bi an ilgimi çekti. Çok güzel bi bina olduğu girişinden belli. Bana orda kal gelmişken bi ses "Patrick, şimdi yukarı çıkacaksın" dedi. Seslenmeseydi biraz daha kalırdım öyle.

Çıktım yukarı. Kapıdaydı. Girdim içeri. Anam ne göreyim, KÖPEK! Allam çok tatlı, bi dişi köpek. Adı da Sütlaç'mış. E ben bunu yeri. Zaten bana kahve falan getirdi ama ben hala köpek seviyorum. Adama baktığım yok. Napayım adamı, güzelim köpeği bulmuşum. Köpek çok ilginçti ama. Beni görür görmez titremeye başladı. Yabancı birini görünce titrermiş genelde ama beni görünce bayağı titredi. Tabii beni görünce korktu, bostan korkuluğu gibiyim.

Bostan korkuluğu demişken benim saç-sakal birbirine karıştı. Sakalımı seviyorum, kestirmeye kıyamıyorum. Daha doğrusu berbere gitmek, sırat köprüsünü geçmekten daha zor benim için. 21 aralıkta bakalım köprüden ceylan gibi seke seke mi geçicem yoksa adımımı atar atmaz cehennemin derinliklerine mi gömülücem, görücez.

Ben orda köpekle haşır neşir olurken, arada bizim adama da bi kaç laf ediyodum. Anam bi an anlamadan o uslu adam gitti, bi panter geldi. Üstüme bi atladı, korktum. "Noluyoz ki? Köpekle ben gayet iyidim abicim, sen şimdi gider misin? Sonra gelirsin!" diyemedim ya la.

Tatlı adam, tatlı köpek. İki arada bi derede kaldım. Tabii hormonlarımın sözünü dinleyip adamı seçtim. Sorry, Sütlaç, hem sen bi kadınsın, senle sevişemem hıh! (Erkek olsaydı sevişirdim sanki? Animal sex'e karşıyım bu böyle biline!)

Meğersem oturduğumuz yer adamın ofisiymiş. Evine geçtik. Evi nerde mi? Yan daire. Home office'in bi değişik versiyonu. Bir adım bile atmıyosun eve geçmek için.

Eve girdik, iki püş koklaş, lap dance pozisyonları derken duşa girmeye gitti. Sevdim bu hareketi. Tebrikler, dude! Geldi, hoppidik hoppidik yatağa geçtik. Üstümde Guns 'n Roses tişörtüm vardı. "Guns 'n Roses'ı çok severim" dedi ben "ben de hihihi" diyemeden çıkardı tişörtümü adama. Öpüş, koklaş, oynaş, seviş, güreş derken 3 saat geçmiş! o.O 3 saat lan?!

Sevişirken apartmanın önünde oturan efkarlı gençlerin seslerini ve telefondan açtıkları arabesk şarkıları dinlemek de ayrı bi deneyimdi. Jazz falan tırt, en güzel arabeskte sevişiliyomuş, onu anladım ;) Ama kaliteli bi sevişmeye cidden ihtiyacım varmış, ilaç gibi geldi. Yaralarıma merhem oldu. He valla sadece seviştik. No sikiş! Sikiş herkesle oluyo, seviş çok az kişiyle. Birbirimizi bulmuşuz hazır!

Şuna deyinmeden edemicem. Kısa boylu falandı ama o bacaklar, aman allahım! Gayet sıkı ve düzgün. 3 saatin ardından "artık boşalalım" dedim. Zamanı geldi yani. Rahatladık bi güzel, sarıldık, sohbet ettik. İşinden bahsettik falan. Bi kaç anı anlattık.

Aklım Sütlaç'ta kaldı. Hayvancağız saatlerdir tek başına ofiste yalnız, ona da yazık. Yataktan çıktık, duşa girdik. Suyun altında yine birleştik. Aha üç saat de duşta takılcaz, zaten su yok, küresel ısınmanın amına koyucaz diye düşündüm. Duş faslını kısa tutup çıktık.

Giyindik falan. Ofisten Sütlaç'ı çıkardı. Hayvan o kadar sıkılmış ki kendini direk apartmanın dışına attı. Gezme saati de gelmiş, geçmiş bile.

Orda olduğum sürece "bitse de gitsem modunda olmadım" hiç. Bu benim gibi her boktan çok çabuk sıkılan biri için mucize gibi bişey. Yazışmaya devam ettik ayrıldıktan sonra da. "Sezen, İzmir'in kızları konusunda haklıymış" yazdım. Bana geçen gün Sezen'in bi işini yaptığını söyledi. Sezen lan bu, Sezen Aksu. Ben de "İmzalar verirsin bi dahaki buluşmada" dedim.

Kelime oyunu yaptı bana.
-Bana kelime oyunu yapma, kalemim iyidir.
+Aaa görmek isterim öyle bi şeyi. Kalem madem iyi.
-Kitabım çıksın imzalar yollarım.
+Harbiden isterim
-Kitaplık bi durum yok da kendimce blog tutuyorum
+E, ver okuyayımç
-Orospuluklarımı yazıyorum utanırım.
+Hahah harikaymış.
-Öyledir :) Seni de yazarım okursun.
Dedim ve blog tuttuğumu söylemiş bulundum. Öyle de boş bulunabiliyorum. Napsam versem mi blogun linkini? Adam benden soğumasın sonra?

Ben Karaköy'e inip tramvaya binip eve dönecektim ki Galata'ya doğru inerken annem aradı. Teyzeme gidiyomuş, beni de çağırdı. Teyzem nerde mi oturuyo? Sefaköy! Aman, tanrım! Tekrar meydana yürüdüm. Metro-Mecidiyeköy-Metrobüs-Sefaköy. Yolum çok uzundu.

Ama salak kafam, meydana kadar yürüyeceğime Şişhane'den metroya binsem nolurdu sanki? Salağım işte.

  • Geçen gün Sarı'yla oturduğumuz bi kahveciden kalkarken iş başvuru yaptım. İlgilenen kadın olumlu baktı CV'mi bi yere göndermişler, ordan haber bekliyorum (gelmedi)
  • Evden taşınıcaz ama hala ev bakmadık.
  • Annem bana kedi sözü verdi. Yuppi! Kedime isim bile buldum.
  • Dersane hala çok sıkıcı.
  • İzlemeye başladığım ama 10 dk sonra kapadığım bi milyon tane filmim oldu. 
  • Dersane bitse nolur?
  • 21 aralığa da az kaldı. Ne bok yiyeceğiz bacılar?

Well
I guess it would be nice if I could touch your body
I know not everybody has got a body like you
But I've got to think twice before I give my heart away
And I know all the games you play because I played them
Too
Oh
But I need some time off from that emotion
Time to pick my heart up off the floor
Oh
When that love comes down without devotion
Well
It takes a strong man
Baby
But I'm showin you the door
Because I've got to have faith
I've got to have faith
Because I've got to have faith
Faith
Faith
I've got to have faith
Faith
Faith
Baby
I know you're asking me to stay
Stay
Please
Please
Please
Don't go away
You say I'm giving you the blues
Maybe you mean every word you say
Can't help but think of yesterday
And another who tied me down to loverboy rules
Before this river becomes an ocean
Before you throw my heart back on the floor
Oh baby
I reconsider my foolish notion
Well
I need someone to hold me
But I'll wait for something more
Yes
I've got to have faith
I've got to have faith
Before this river becomes an ocean
'Cause I've got to have faith
I've got to have faith

30 Kasım 2012 Cuma

MIRILDANDIKLARIM

Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler. Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda? Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini? Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işportamalı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey O kadar çok anlattım ki Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum "içtenliğin" yada"dünyagörüşünün" kirletmediği Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim senin ve benim, yani bizim için...

-Murathan MUNGAN

25 Kasım 2012 Pazar

Hava Soğuk

"Hava puslu, soğuk
Kırlar koyu, kırmızı
Saman sarısı, ölü yeşil
Kış gelmek üzere oysaki gönül
Kışa girmeye hazır değil"

-Nazım Hikmet

20 Kasım 2012 Salı

PATRICK EVDEN KAÇARSA?

4. Don't Run Me Over by Aynur Aydın on Grooveshark

Pazar günü üstümde bi sıkıntı vardı. Ben de kendimi Queer as Folk izlemeye verdim. Bi yandan izliyorum bi yandan da bitmesin diye dua ediyorum. Biterse evde netim olmadigi icin yeni sezona gecemicem.

Babam bi kac haftadir, hafta sonlari eve gelmez oldu. Annemle zaten kendimi bildim bileli kavga ederler. Mutlu, huzurlu gecen gun sayisi fazla degildir bizim evde. Pazar aksam ustu annem kapiya anahtari takti "baban gelirse kapiyi acma, nerde kaldiysa oraya gitsin" dedi. Ben de evdeki kavgalardan biktim artik. "bu aksam evde bi artisma olursa giderim" dedim. Tabii annem beni dinlemedi. Babam geldi, tartistilar. Ben de odama girip pijamalarimi vikarip duzgun biseyler giydim. Cantami da kaptigim gibi ciktim evden. Harika adam dedigim Ilker'e ondan kalabilir miyim diye sordum, kalabilecegimi soyledi. Kapiyi serce vurup ciktim evden. Kimse gormedi. Otobus duragina gittim baktim ki otobusun gelmesine daha var, tramvaya binim Karakoy'e gittim. Karakoy'den Galata'ya gectim. Bayagi oturdum.

Ilker bi egitimde oldugu icin biraz vakit oldurdum. Cihangir'e indim, oraya buraya suraya gittim. Okuz gibi de yoruldum. En sonunda gittim Ilker'e. Tabii bu arada annem, teyzem, annemin kankasi falan beni defalarca aradi. Annem ben eve gitmezsem kendinin de evden gidecegini soyledi. Aslinda yumusadim ama o gece eve donemezdim, ciktim artik bi kere evden.

İlker'de oturdum, arkadaşının İlker'de kalan kedisini götürdük falan. TV izledik. Aslında canım da sıkılmadı değil. Çünkü Daha önce hiç böyle bişey yapmamıştım. İlker'e değil de başkasına gitseydim -o an grindr'dan bulduğum birine- bu kadar rahat olamazdım. Çünkü İlker'e güveniyorum. O yüzden bi sorunum olmadı.

Bi ara annem aradı. Eve dön falan dedi yine, "bugün dönmücem" dedim, bana "sen bişey mi kullanıyosun" dedi. P.tesi sabahı da dersanede denemem var. Bana onu soruyor, gitmeyecek miyim diye. Demiyo ki "Oğlum, bu kafayla sınava nasıl gireceksin?"

 Gece 3'müydü 4'müydü ne uyudum. İlker'in kedileriyle oynadım. Hele benim hayran olduğum kedisi Felix'i dizimde uyuttum. Felix asi kedidir, kendini sevdirmez ama beni seviyo pezevenk. P.tesi sabah 10 gibi uyandım. Saçımı başımı düzelttim, bi sigara yaktım ve İlker'e veda edip çıktım evden. İstikal'de o saatlerde yürümeyi çok seviyorum.

 Mağazalar tam açılmamış, herkeste her zamankinden ayrı bi koşuşturma var falan. Otobüse bindim. Akbilim bitmiş. "Akbili olan var mı?" diye bağırdım. Bi teyze bastı, para falan da istemedi. 15binkere falan teşekkür ettim. Yolların amına koyduklarından eve dönüş yolum uzadıkça uzadı. Sınava saati çoktan kaçmıştı zaten. Eve geldim, annem evdeydi.

Biraz konuştuk. Bu sefer kesin boşanacaklardı. Çünkü babam eskiden "boşanırsak sizi öldürürüm" falan diyodu. Öyle bişey yapacağından değil, sadece gururuna yediremediğinden. Bu sabah adliyeye gidip dilekçeleri vermişler. Şerefsiz babam artık ben reşit olduğum için bana bişey vermeyeceğini söylemiş. Kardeşime çok az bi nafaka, anneme de bişey yok.

 Şu anlık evdeyiz. Yeni ev bulmamız lazım. Eşyaların paylaşımı, taşınma falan uzun işler var önümüzde. Ama en önemlisi evde bi huzur var. Çok uzun zamandır olmayan huzur var evde. Tabii bu durumda benim ayrı şehirde üniversiteye gitme ihtimalim kalmadı. İki kadını İstanbul'da bırakıp, üstüne başka şehre okumaya gitmek çok zor benim için. Kirada oturmak nasıl bişey hiç bilmiyorum.

Maddi manevi sıkıntılı günler bekliyor. Yani "Winter is coming!"

He güzel şeyler olmadı mı? Oldu tabii. Grindr'da bahtım açıldı. Benim reklamcı bana tekrardan yazdı bugün. "Yarın sabahtan müsaitsen görüşelim mi?" dedi. "Dersanem var" dedim. Aslında ayaklarıma götüme vurar vura giderdim ama gururumu ezdirmem. C.tesi buluşalım dedim.

Sonra Nişantaşı'ndan bi reklamcı daha buldum. Taksim'den çok tatlı bi adamla yazışıyorum. 44 yaşında ama çok tatlı, öyle böyle değil. Whatsapp'ım zaten porno sitesi gibi. Gelen videolar, resimler falan. Kafamı bunlarla dağıtıyorum, yapacak başka bişeyim yok.

*Yazının yarısını telefondan yarısını da telefonun internetini laptopa bağlayarak laptop'ımından yazdım.
*Bi kaç gündür favori şarkıcım Aynur Aydın. Bu şarkısı nedense bana anlamsız bi huzur veriyo.


Ha bi de ünlü düşünür ne demiş?

HAYIRLISI BE GÜLÜM!

One, two here i go i`m ready
Three, four do you think you get me
I don`t think ı can take ıt ıf you break me, break me
Should i wait or let you in
I wanna be your everything
Don`t want to lose i want to win
So will you save me
You got me so la la la la la
You got me so wow wow wow wow wow
Gimme gimme gimme all of your love
But don`t run me over baby
You knock me out, hit me hard
Boy you got me from the start
A serious crush, so please don`t crush my heart
You knock me out, hit me hard
So hard i almost fall apart
A serious crush, so please don`t crush my heart
Don`t run me over, don`t run me over
If ı let you ın please, don`t run me over
Please don`t crush my heart
Want you and i want you badly
Come on over and love me madly
I`m alone and it makes me worried
So will you save me
Don`t wanna wait just let you in
Gonna be your everything
When i play i play to win
So will you save me

18 Kasım 2012 Pazar

adaletini sikeyim dunya

Blog bulusmasindan once Reklamci'ya onda kalabilir miyim diye sormustum ve bana cevap vermemisti haftalarca. Gecen hafta da "naber" yazmistim ona da cevap vermemisti pezevenk. Dun de lise arkadaslarimdan biri geldi Istanbul'a. Ortakoy'e gittik Sari'yla. Ortakoy'den Besiktas'a gectik kahve icmek icin, zaten Ortakoy'de hesap bize kol gibi girdi. Whatsapp'tan mesaj geldi. Bi baktim Reklamci'dan. Te allam bi hafta once sordugum soruya yeni cevap veriyo. "iyiyim, sen nasilsin" yazmis. Ben de cevap verdim. Sonra yine bisey gelmedi Reklamci'dan. Eve geldikten sonra bunlari Homerexia'la whatssaptan konusurken " Tabii ben buna 5 gun once naber demistim iyiyim senden demis ve sonra yine bisey yok. Delirtiyo beni pezevenk" yazip Homo'ya yolladigimi dusunurken Reklamci'ya yollamisim. Tabii noluyoz dedim. Gece 2 gibi yazdim hala okukamis gozukuyodu. Ama bu sabah kalktigimda okumus. Cevap yine yok. Insan bi cevap verir, kime dedin bunlari diye sorar dimi? Nasil al adamdir bu ya? Dun lise arkadasim Besiktas'ta otururken bi cocugu gozune kestirdi. Ama o adampa butun aksam kesisyik. Bazen kadinlara acidigim dogrudur. Benim yillardir msn'den konustugum ama bi turlu bulusamadigim bi cocuk var. Uni'den ayrilip, tekrar hazirlanmak icin Samsun'a gitmis. Gecen bayram bulusacaktik ama bulusamadik. Gecenlerde yilbasinda gelecegini soylemisti. Ben de dun face'ten sordum gelicen mi diye. Gelecekmis. 28'inde. Ama ben yil hasini bu ay sonunda zannettigim icin cok mutlu oldum, 10 gun kaldi diye de sevindirik oldun falan. Ama bugun bi baktim ki onun gelmewine 1 aydan fazla var. Agliyorum salya sumuk simdi. Bugun Tuyap Kitap Fuari'na gidecektik Pistis'le. Ama annemin sabah yaptigi götlukten dolayi gidemedim. Ve tabii Pistis agzima sicti. Cok ozur dilerim :( Ha bi de evde net bozuldu. O yuzden post atmicaktim. Cunku telden yazmayi cok sevmiyorum. Simdi turkce karakter kullanmadim falan ya Bigay kizar falan. Androidime saglik!

14 Kasım 2012 Çarşamba

Night in White Satin



Geçen gün twitterdan @msevgi'le buluştuk. Bi yerde oturmuş, biralarımızı yudumlarken birden çalmaya başlayan bu şarkı beni delirtti. Bayağı, bayağı delirtti. İnsanın içine işliyo şarkı. Tabii hemen aklıma Dark Shadows geldi. Filmin başında çalıyo falan ya. Depp falan işte. Of allam ya!

Öyle işte bi kaç gündür bu şarkıyı dinliyorum. Siz de dinleyin.


Nights in white satin by Moody Blues on Grooveshark


Nights in white satin, never reaching the end,
Letters I've written, never meaning to send.
Beauty I'd always missed with these eyes before.
Just what the truth is, I can't say anymore.
'Cos I love you, yes I love you, oh how I love you.
Gazing at people, some hand in hand,
Just what I'm going through they can't understand.
Some try to tell me, thoughts they cannot defend,
Just what you want to be, you will be in the end.
And I love you, yes I love you,
Oh how I love you, oh how I love you.
Nights in white satin, never reaching the end,
Letters I've written, never meaning to send.
Beauty I've always missed, with these eyes before.
Just what the truth is, I can't say anymore.
'Cos I love you, yes I love you,
Oh how I love you, oh how I love you.
'Cos I love you, yes I love you,
Oh how I love you, oh how I love you.
Breath deep
The gathering gloom
Watch lights fade
From every room
Bedsitter people
Look back and lament
Another day's useless
Energy spent
Impassioned lovers
Wrestle as one
Lonely man cries for love
And has none
New mother picks up
And suckles her son
Senior citizens
Wish they were young
Cold hearted orb
That rules the night
Removes the colours
From our sight
Red is gray and
Yellow white
But we decide
Which is right
And
Which is an Illusion

11 Kasım 2012 Pazar

Anneannem

Havalar soğudu ya İstanbul'dan kaçasım geldi. Çünkü 4 sene anneannemlerde yaşayınca kışı orda geçirmeye çok feci alıştım. Her sabah sobada kızarmış ekmek, akşamları sobada pişmiş patates, kestane... Eve soba kurasım var! Zaten doğalgazla ısınamıyorum ben, ne kadar ateşli olsam da :( :( :(

Sobalı evi olanla olur. Valla bak.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Ouv, çok sert!

Zor Sevdigimden by Sıla on Grooveshark

Cumartesi gününün yorgunluğunu üstümden atamadım daha. Gören sanki 15 kişiyle ayrı ayrı seviştim sanacak. Yok öyle bişey. 9 gündür sevişmiyorum. (iyi bi bokmuş gibi yazıyorum bide :p) Önceki yazımda buluşmayla ilgili yazmıştım, o yüzden buluşmayla ilgili bişey yazmayacağım tekrardan.

Dün buluşma yazılarını okurken birden Yayık Ayranı'nı takip etmediğimi farkettim. Girdim bloguna. Yazılarına baktım, hepsini okudum. Yazılar hoş da müzikler daha güzel. Sıla'yı severim ama son albümünden hiç bi şarkıyı dinlememiştim. Sıla'nın Vaveyla'sından Hala şarkısını paylaşmış defalarca dinledim. Sonra Youtube'dan bi kaç şarkısını daha dinledim son albümden baya baya hoşuma gitti.

At gibi güzel karı, sesi de güzel. O yorgunluğun üstüne şarkılar şarap gibi akmaya başladı.


Albümünün Torent'ini bulup indirdim hemen. Sonra telefonuma attım bütün şarkıları. Kulaklıkla dinlemeye başladım. Şarkıların sözlerinin ağzıma sıçmasını geçtim, müzikleri çok hoşuma gitti. Hafif, kafa yormayan, insanın içine işleyen müzikler. Bazı şarkılardaki davullara bayıldım. Live olarak kaydedilmiş galiba albüm. Stüdyo kayıtlarının o havasından oldukça uzakta, sanki küçük bi mekanda arkadaş grubun müzik yapıyomuş gibi hissettim.

Gündüz evde kimse yoktu. Eve birini attım zannettiniz dimi? Yeak! Yapmam öyle şeyler ben. Eve kimseyi almam. Sadece bi kaç sene önce birini aldım, o da bokunu çıkardığı için kendime böyle bi söz verdim. İnsanlara güvenmediğimden değil ama neden olduğunu bilmiyorum. Evime biri gelsin istemiyorum.

Cuma günü anneannemlerin ordan çok yakın bi kız arkadaşımın doğum günüMÜŞ. Müş diyorum çünkü unutmuşum. Gece bana mesaj atmış kızmış unuttuğum için. Ben de hemen Asene gibi kıvrak zekamla bişey düşündüm. Hediyeni, aldım kargolucaktım, sürpriz olsun diye yutturmaya çalıştım, aradım gönlünü aldım falan. Ama ortada hediye yok. Annem eve geldi bi AVM'e gidelim demiş arkadaşı baştan gelmicem dedim, sonradan hediye işi aklıma geldi, giyinip hazırlandım. Saat de 20:30. Annem oturdu bilgisayara oyun oynuyo, ne zaman gidicez diyorum bişey demiyo, orda sinirlendim. Çıkardım giydiklerimi. "Ben gelmiyorum, siz gidin" dedim.

Kızdı bana. "Gelmezsen benimle bi daha konuşma" dedi. "Zaten konuşmuyosun kaç saattir bişey soruyorum, cevap vermiyorsun. Gelmiyorum  işte defolun gidin" dedim. Onlar gitti ben küçük çaplı sinir krizi geçirdim kendi kendime. Taktım kulaklığı ne dinlesem diye düşünürken Sıla'nın albümünü baştan açıp dinlemeye başladım.

Kim bilir kaça sardı o şarkılar. Hiç hatırlamıyorum. Bi ara sesler geldi eve. Annemler gelmiş, hiç kalkmadım. Yattım uyudum. Sabah kalktığımda hala Sıla çalıyo telefonumda. Abi insanı mışıl mışıl uyutuyor. Bu tekniği daha önce Zeki Müren dinlerken yaptım. O da harika, seni başka yerlere götürüyor, sıkıntılarını unutturup güzelce uyutuyor.

Dersaneye gidesim gelmedi. Deneme sınavı vardı sadece. Sınıflar da değişmeyeceği için gerek duymadım ama gittim. Duş almadım, saçım yağlı, terlemişim. Sikmişim dünyayı, deyip çıktım evden. Sınava girdim, türkçe sorularının 10 tanesini çözmeye çalıştım, hayvan gibi paragraflar, okuduğumu anlayamıyorum annem yüzünden. Matematiğe geçtim. çözebildiklerimi çözdüm. Fende de aynısını yaptım. 5-6 tane de sosyal çözünce çıktım sınavdan. Dursam bana bi yararı olmucak.

Zaten hastayım, beynim sümük dolu, zor nefes alıyorum, boğazım çok ağrıyo ve hala SİGARA içiyorum. Sarı sinemaya gidelim falan dedi. Zaten param yok, terliyim, saçım yağlı, kaşınıyorum. Kahvaltımı yapıp ve eve geldim.

Açtım bilgisayarı film izlerim diye. İndirdiğim filmlere baktım. Ağır dram izleyecek halim yok, kaldıramazdım. Vicky, Cristina, Barcelona'yı izledim. Nasıl güzel bi filmmiş. Niye daha önce izlememişim ki? Görüntüler, müzikler, İspanyolca... Tabii güzel iki insan da vardı; Javier Bardem ve Penelope Cruz. İkisine de hayranım. P.'nin Depp'le olan Blow filminden gelen bi hayranlık da var tabii bende. Ama çok seksi bi karı; gözleri, bacakları, saçları.. Javier'e sözüm yok, harika ötesi. İspanyolluğuna sağlık ikisinin de. Filmdeki lezbiyen ilişki de çok hoşuma gitti.

Dedim bi porno izliyim de kendime geleyim ama yok canım hiç izlemedim. Bi film daha izliyim dedim. D&R'da geçen gün gördüğüm ismini not ettiğim ve indirdiğim bi filmi daha izlemeye başladım. The Beaver. çöküşteki bi adamın bi kuklayla yükselişini anlatıyor. Hoş psikolojik bi film olarak devam ediyordu. Adamın elini kesmesi beni çok etkiledi. Çocuğun aşkı falan ağzıma sıçtı. Filmdeki sözler çok güzeldi. Ama filmi bölmek istemediğim için ekran görüntülerini bile yakalamaya uğraşmadım. Ağzıma sıçtı yani film.

Cumartesi günü yorgunluğu, annemle tartışmam, üstüne sınava siktiri çekmem, bu iki film ve SILA bana çok SERT geldi. Depresyona doğru sürüklenebilirim yani.

Biri beni tokaylayıp kendime getirsin lütfen.
Ha bi de; bi ara duşa girmeliyim, unutturmayın!

4 Kasım 2012 Pazar

Entel Blog Buluşması: Sevişemedik ya la!!



 Bi blog buluşması yapalım demiştim ya hani. Aslında Anlatsam Bi Bok Olmaz demişti buluşalım diye, pası sonra bana attı ben küçücük el kadar çocuk kendi kendime bişeyler yapmaya çalıştım. Önce kafeyi aradım. O kafede ilk buluşmayı yapmıştık BiAdam'ın liderliğinde, güzel yerdi. Dedim böyle bölye yer ayırtmak istiyorum c.tesi'ye. yok yer ayırtmıyolarmış, yok haftasonu yerleri olmuyomuş. Sıçtım biraz ağızlarına ayırdılar. Dün Sarı'yla erken gittik Taksim'e alışveriş yapacaktı. Çok yorulduğumuz için biraz erken gittik kafeye. "Yer ayırtmıştım" dedim. "Yerimiz yok" demez mi? WTF! Allam 15 kişiyi nereye götürcem. Biraz da orda adamın ağzına sıçtım. Hemen bi masa ayarladılar. Masa güzeldi.

Biz Sarı'yla otururken Arnavut'u aradım gel diye. Erken geleceğini söylemişti zaten. Homorexia ve İcinizdekigay'i kapıp gelmiş. Bi ara Pistis'i aradım, telefonu kapadım. "Bu orospu yine geç gelcek" diye söylenirken baktım Pistis geldi! Şaşırdım. İlk defa bekletmeden geldi :) Sonra ABBO, Burak (okuyucu), falan derken birden kalabalıklaştık. Düğünlerde kurulan masa gibi oldu. Bi ara Pistis garsona atarlandı, müdürleri geldi, ona da atarlandı :) cCc Pistis Siker cCc

O değil de başlarda Kazu'ların tarafında kitap, film gibi entel entel şeyler konuşuldu falan. Kendimi çok ezik hissettim. :( :( :( Hani seks konuşacağıdık? Hani grup yapacağıdık? Hani isyan etmiş libidolarımızı özgürlüğe kavuşturacağıdık?

Ay kimden başlasam bilemedim ki. Neyse Kazu'dan başlıyım.

Operadaki Kazulet: <3 <3 <3 Allam geldi ya ben nasıl sevindim anlatamam. Gelicem, dedi  ama gelmez diye düşünüyodum. Kazu lan bu, Patrick mi her buluşmaya dünden hevesli gibi gitsin? Adamın yapısına aykırıydı. Ama geldi lan. Ha mail atarken kalp koydum yanına Arnavut, Homorexia kıskanmışlar ama yapacak bişi yok. Ona yıllar önce aldığım bilekliği anca verebildim. Üstümden bi yük kalktı. Aslında senin kilon yok lan!

Burak: Bu çocuk blog okuyan, benim türev çözmeme yardımcı olan biri.  Ablasıyla problemleri var bu aralar. Kafasını dağıtması için sen de gel dedim, olur dedi ve geldi :) Fazla ilgilenemedim, bizim de ilk buluşmamızdı. Fırsat buldukça ilgilenmeye çalıştım ama ne kadar oldu hiç bilmiyorum. Sonradan mesaj atmış hiç sıkılmadım diye. Öyleyse sorun yok :)

Homorexia: Allam bu çocuk yakışıklı bişey lan. Valla bak. Diyorum ki allam onu yaratırken gece gündüz uğraştı da beni yaratırken taşak mı geçti? Te allam. Yavrum çok uykusu vardı ya. Uyudular zaten bütün akşam. Gece twitterdan öğrendiğime göre otoyola çıkmışlar. Tabii onların işi de zor.

İçinizdekigay: Umarım doğru yazmışımdır nick'i. Twitterdan kontrol etmek zor geldi :) Homerexia'la sevgililer. Ama yakışıyolar lan. Masadaki tek çift onlardı. Salya sümük ağlayasım, Romeo'ya çıplak fotoğrafımı koyup "AŞK ARIYORUM" diyesim geldi. Mutlu olun, ayrılmayın, fazla da sevişmeyin, burada sevişemeyenler var. Bu çocuğun çok feci göz kasları var. Gözünde adonisi var lan!

Lubunik: Geleceğini düşünmedim.Gelmicem falan demişti, sonra bi baktım Murat Renay'ı çağırmış. Gün içinde hiç haber vermedi. Sonra mesaj attım, gelmiş meğersem kafeyi arıyomuş. Her zamanki geveze Lubunik işte. :) Pistis'le Lubunik'i baş göz etmek lazım.

Pistis: Beybim ya nasıl özlemişim. Öyle böyle değil. Dün Skype'tan konuştuk (konuşamadılar) Skype bizi kastı sonra msn'e geçtik lol. Geç gelmedi ya bu kız ölsem de gam yemem, gözüm açık gitmez. Masa orospusu :) Kucaktan kucağa, masadan masaya hoppala yarim yaz geldi, çarşıya kiraz geldi edasıyla gezdi durdu. Bi sevişemedi garibim. Abi, 13 erkeğin birinden de sana iş çıkmaz mı? Çıkmıyo işte.

Arnavut Kaldırımı: Aha bu da ikinci orospu. Gerçi birincilikte Pistis'le yarışır ama neyse. Bi ara ikimiz kitap, film muhabbettinden çok sıkıldık, Grindr'da falan takıldık. He valla napalım, bizimki de can. SEKS konuşulmayınca sıkılıyoruz. ABBO'ı götürdü bu arada. Göğüs kaslarının hastasıyım o.O

geceden bi kare. 
ABBO: Bebem ya nasıl özlemişim pezevenki. Harbi özlemişim. Ne zamandır görmüyodum. Pistis bizi sevgili zannetti. Evet açıklayalım bence. Evet, sevgiliyiz. O değil de biz en son nasıl sıkıldık ya .s .s .s Ha bi de. sakalların lens mi?

Yayık Ayranı: Adama sorduğum ilk sorunun "Yayık ayranını çok mu seviyorsun?" oldu. Bana dedi ki "Ben yayık ayranı gibi çalkantılı bi adamım." 22 yaşındaymış, aslında ne yalan söyleyeyim ben böyle biraz daha yaşlı bekliyodum. Yaşını duyunca şaşırdım. Haplo, Umayın ve Vida'nın bilgisayar ve türevleri hakkındaki konuşmalarını dikkatlice dinledik, bi bok anlamadık, anlamış gibi yapıp yorum yaptık. Sevdim seni genç adam. ;)

Haplo: O ilk buluşmadaki Haplo gitmiş, kaslı maslı bişey gelmiş. İyi olmuş. Biraz daha kas yapsın, fazlasına gerek yok. Bence çok kas yakışmaz Haplo'ma. Sarı, Haplo'yu görmek istedi ama Haplo da Kazu'yu beklediği için görüşemediler. Ama bi fal sözü verdi.

Yalnız Vida: Hakkında daha önceden hiç bi bilgim olmayan bi arkadaştı. Pistis onu bi blogger arkadaşa benzetse de alakası yok. Valla pek konuşamadık.

Umayın: Allah bu adamı yaratırken kulağına "Sen git her bokun eğitimini alsana ya la" demiş. Valla bak. Her bokun kursuna bişeyine gitmiş. Ben tuvalete gitmeye üşenen insan... Seks eğitmenliği yapıyormuş falan. İlginç şeyler söyledi. Bi seansa ihtiyacım var galiba. Ha bi de bana Kaytan Bıyık'ın selamını getirdi. Kaytan, İstanbul'da olsa beni uçurur yani. Hiç hoşlanmamış benden. :( Sanki Umay'ı ayak üstü elden geçircem.

Kelimelere Sadakat Şeysi: Neysi diye sormayın, söyleyemiyorum. Lubunik'le iyi kaynaştılar. Galiba Lubunik onu evlat edinecek. Ya da evlat edinmek zorunda kalacak. Ahanda yazıyorum şuraya. Bi ara Vida'yla bayağı bi sohbet ettiler.

Ha bi de en yakışıklıyı unuttum.
Patrick: Allam nasıl taş bi çocuk o ya o.O Görünce direk veresim geldi. O saçları yok mu hele, o kaş, göz, burun. İnsan değil bence bu çocuk. Tam sevişmelik, sevişmek isteyenler bundan iyisini bulamazlar. Bi tadına bakın derim.

Gecenin özeti: Hepimiz sekse açız. Yeri olan yazsın toplaşıp çaya gidelim, sonrasını bilemicem. Doğaçlama takılırız. 

Dedikodular:
  • ABBO, kucak seviyor.
  • Pistis, masa aralarından geçmekte harika.
  • Arnavut, kaldırımlarda seks yapmak onun işi'miş.
  • Sadakat, biri şu çocuğu grup sekse alsın.
  • Lubunik'in işi imza atmak. Düğün salonunda davetiye imzalamış. 
  • Birinin birine karşı bi ilgisi oluştu lan. Pompalamasyon, bu benim misyon... Baştan bana söylediler ben fark etmemiştim ama sonradan dikkat ettim ki öyle. Hayırlısı be gülüm.


Aramızda olaydınız iyi olurdu bölümü. 
  • Çürük Vişne, o mavi gözlerini senin! Gelemedi diye üzüldüm. Daha şevişecektik!!!
  • Onegirl, anacım ya :( :( :(
  • Biadam ve Bitanesi; gözümüz gönlümüz açılırdı. Londra'dan bana umarım bi şey getirmişinizdir. 
  • Bigay, sen de olaydın iyidi lan.
  • Ha Werther olmasın! O sabah sabah ne beddualar etti ama Mikailciğim onla taşak geçercesine hava çok güzeldi :) Gelsen ya sen de?
  • Miss Maria, sen de işe başlıcak zamanı buldun!
  • Just in Time, onun olmasını acayip isterdim. Ama hayat işte insanın karşısına ne çıkaracığı belli olmuyo. O gömleği alıcam olum senden!


Vitaminsiz bi insan olduğum için unuttuğum biri yoktur umarım. Varsa ağlarım.

O değil de size Harun Kolçak dansı yapayım mı?

2 Kasım 2012 Cuma

Beni Vur - Mahur Beste


Bugün üstümde bi Ahmet Kaya Aşkı var ki anlatamam. İki şarkısını başa sarıp sarıp saatlerce dinledim.

Beni Vur by Ahmet Kaya on Grooveshark

"Beni Vur"
Bir ince pusudayım,
Yolumun üstü engerek
Bir yolun sonundayım
Sessizce tükenerek
Ben senin sokağına ulaşamam dardayım,
O masum gözlerine bakamam firardayım
Oysa ben bu gece yüreğim elimde
Sana bir sırrımı söylecektim
Şu mermi içimi delmeseydi eğer
Seni allıp götürecektim
Beni vur
Beni onlara verme
Külüm al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın vur
Öykümüz ama sen ağlama dur
Bir ince pusudayım
Bu gece zehir zemberek
Bir yolun sonundayım
Sessizce tükenerek
Ben senin ellerine ulaşamam dardayım
O masum hayallere dalamam ölmekteyim
Oysa ben bu gece yüreğim elimde
Sana bir sırrımı söylecektim
Şu mermi içimi delmeseydi eğer
Seni allıp götürecektim
Beni vur
Beni onlara verme
Külüm al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın vur
Öykümüz ama sen ağlama dur

Mahur by Ahmet Kaya on Grooveshark

"Mahur Beste"
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara.

30 Ekim 2012 Salı

"Arkadaşım senden hoşlanmış"

Girl Gone Wild by Madonna on Grooveshark

10 günlük koskocaman bayram tatilimde ders çalışmak yerine sürtük gibi gezdikten, sürtüklük yaptıktan sonra bu gün dersane başladı. Size anlattım mı anlatmadım mı emin değilim, o yüzden baştan başlıyorum.

Bizim sınıfta hızlandırmada sonradan bi kız geldi. Ama nasıl salak, nasıl itici bi tip anlatamam. Kendini belli etmeye çalışmalar, hocanın her lafına atlamalar, ona buna sataşmalar falan. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye bulaşmadım salağa. Ama ben ona bulaşmadıkça o bana bulaşıyo.

Bi keresinde "Senin adın Patrick mi?" dedi. "Ha, evet, o benim" diye geçiştirdim.

Bulaşmak dediysem böyle bakışları falan. Neyse geçenlerde sıramda uslu uslu kedi gibi oturmuş soru çözmeye çalışıyodum ki geldi kolumu tuttu. Bişeyler saydı, saydı, saydı gitti. Harbiden saçmaladı. Dediklerinden bi bok anlamadım. Bi tepki vermedim ve gitti.

Bi kaç tenefüs sonra da sınıfa giricem. Kapıya dikilmiş "İçeri giremezsin" diyo. "Amk, derdin ne senin? Bi, siktir git" diyemedim tabii. "O niyemiş" diyip daldım sınıfa. Mal galiba bu kız. Harbi mal lan! Çok mal. Hiç sevmiyorum. İsminde hayır yok. Bi de kendi kendine triplere giriyo. Yok villada oturuyomuş, yok 500-600 lira doğalgaz faturası geliyomuş. Bize ne lan!

Ders zili çalmış, sıramda yine kedi gibi otururken "Patrick, konuşabilir miyiz?" dedi. "Tabii, olur" dedim. Beni iki kız dışarı çıkardılar. En cool tavrımla onları dinlemeye başladım. Ama bi yandan da götüm üç buçuk atıyo. Ya döverlerse beni, diye. Kız hem salak, hem mal, hem de ATARLI. Bizim semtin atarlı kızları meşhurdur zaten.

+Bizim bi arkadaşımız var, senden hoşlanmış. Sevgilin var mı, diye sorcaktık.
-Hayır, yok.
+İyi, güzel kız.Tanışmak ister misin?
-Hayır gerek yok.
+Senden kamptan beri hoşlanıyomuş.
-Teşekkür ederim.
+Kim olduğunu merak ediyor musun?
-Hayır, etmiyorum.
+Neden?
-ÖSS kastırcam ben.

Kısa ve cool cevaplarımla ters çevirdim. Bu olayın benzeri geçen sene de başıma gelmişti. (bkz: tık tık) Tekrar aynı şeyleri yaşamamak için hiç bulaşmayayım dedim. Acaba benden hoşlanan kız kim? Şu uyuz olduğum kız başkası adına kendisi için mi sordu naptı? Bi kaç gün geçsin de "aslında ben düşündüm de olabilir yea, kim de o?" diye sorabilirim belki. Aslında hiç de merak etmedim.


  • Tatil sonunda dersanede ilk günüm de böyleydi.
  • Dün gece tam yatacaktım ki Pistis aradı saatlerce konuştu durdu. Ne zamanlardır aramıyodu, ben de kızıyodum ama bu aralar aramaya başladı. Galiba zenginledi bu kız, kontörler fazla geliyo galibası .s .s .s
  • Ben biraz test çözeyim.
  • C.tesi buluşmada çok eğlenicez galibası :)
  • Biri bana şu tişörtten yaptırırsa onu öperim.

28 Ekim 2012 Pazar

Nişantaşı'nda Seks Başkadır!

Yo} And I by Lady Gaga on Grooveshark

Yeni telefonu alalı koptum buradan. Tabii telefona onu indir, şunu kur, yok Grindr yok o yok bu derken bilgisayarı açan Patrick kayboldu.

Telefonumda henüz kendi fotoğrafım yokken Grindr'ı yükledim. Libidoma sağlık. Grindr'dan ilk yazan kimdi sizce? Hani "Özledim" dediğim bi Kerem vardı ya o işte. Allam hala taş. O geniş omuzlu Grindr fotoğrafına saatlerce baktım. Tabii kim olduğumu söylemedim. Fotoğrafım yok diye de bi daha yazmadı. Galiba yurt dışına çıkmış. Binlerce kilo metre ötede gözüküyor. Dönerse benimdir, dönmezse...

Sonra harika vücutlu bi çocukla daha yazıştım. Tabii görüşmek nasip olmadı. Tabii bununla Whatsapp'tan devam ettik konuşmaya. Yollanan fotoğrafları falan hiç söylemiyorum.

Sonra bi adamla yazıştım. Yukarıda bahsettiğimle grup yapmaya karar verdik ama ben son anda vazgeçtim.

Bayramın ilk günü evde canım o kadar çok sıkıldı ki Grindr'dakilerin hepsini ezberledim derken biri yazdı. Onunla buluştum. Kısa ama güzel bi buluşmaydı.

Cuma günü Marina and the Diamonds'a bilet almaya gittim. Aldım biletimi. Allam İstiklal ne kadar kalabalık. İpini koparan İstiklal'de. Neysem Galata'ya indim benim kahveciye. Kahvemi içtim, kitabımı okudum. Tabii Grindr'a girdim. Baktım biri yazdı. Kafama da yattı hop bismillah deyip...

Galata'dan sonra annemlerle buluşup Ortaköy'e gittik. Bayağı yoruldum. Hem de çok yoruldum. Öküz gibi yürüdük. Trafik bizi öldürdü falan.

Bugüne gelelim. Önce bi arkadaşımı görmeye gittim Bahçelievler'e. Sonra napsam napsam diye düşünürken metrobüse atlayıp Cevahir'e gideyim dedim. Metrobüs, Cevizlibağ'da durdu. İki saat metrobüs gelmesini bekledim, gelenler de dolu geldi falan. En sonunda Mecidiyeköy'deydim.

Tabii ilk iş Grindr'a açmak oldu. Cevahir'e doğru yürürken biri mesaj attı. Karşılık verdim. Fotoğrafını yolladım. Anam bu işte Nişantaşı'ndaki reklamcı bebe. (bkz: tık tık)
-X, sen misin?
+Evet, benim.
-Nerdesin?
+Cevahir'deyim. Kalk gel kahve içelim.
-İşten yeni geldim, sen gel.
-Tamam, Osmanbey'e doğru yürüyorum.

Şimdi fark ettim de nasıl atlamışım. Giderken yola "öpüşmek yok, sevişmek yok, kahve içilip sadece sohbet edilecek" diyip durdum.

Evini taşımış. Hoş taşımasa da eski evini bulamazdım ya. Bi yer dedi bana oraya doğru gittim. Aldı beni. Oyş nasıl tatlı. Çok tatlı lan. Sarışın falan ama öküz gibi tatlı. Beni niye çağırır anlamam. Neyse yeni işe başlamış. Reklamcılığı bırakmış, sanat yönetmenliği yapıyomuş. "Ne zaman geldin İstanbul'a" diye sordu. Yaz başından beri İstanbul'da olduğumu söyledim. Şaşırdı, biraz üzüldü.

Neyse eve biraz yürüdükten sonra eve geldik. Allahuekber vuhuuu. Bu ev bir harika, dostum. Acayip geniş bi ev. Eski evi bu evin anca bi salonu eder gibi :P Neyse işte oturduk. Kahve yaptı bana. Hem de filtre. En sevdiğimden. Kahve yapmaktan anlamadığını söyledi ama ayarını gayet de güzel tutturmuş. Film manyağı olduğu için tv'de bi sinema kanalı açıktı. Yeni film başladı. KUZGUN. Onu izledik. Arada hafif hafif sohbet falan derken bu şaçımla oynamaya başladı. Ben de kahveyi siktir edip omuzuna yaslandım.

Öyle böyle şöyle derken bi baktım yataktayız. Adam ne yapacağını biliyor. O dudaklar zaten yumuşacık. Ay neyse anlatmayacağım o kısımları.

Kapıyı açtım çıkmak için, orada bi öptü beni. Kendimden geçtim.

Neyse işte bıraktı beni metroya. Ayılırken de bü güzel sarılıp "Artık İstanbul'da olduğuna göre haberleşiriz" dedi.

Ve ben eve geldim. :( :( :(

Ha bi de Cumartesi günü blog buluşması var, duyanlar duymayanlara şey etsin.
Bu da linki: http://iminthebed.blogspot.com/2012/10/blog-bulusmas-sevgili-takip-eden.html
Herkesler gelsin!



24 Ekim 2012 Çarşamba

Blog buluşması: Sevgili takip eden, buluşalım mı?

Selam gençler. Öncelikle yarınki bayramınızı şimdiden kutlarım. Kurban kesmeyenlerin gözünden de öperim yani. Neyse konumuz bayram değil.

Daha önemli bir şey diyeceğim.

Tanışalım, kaynaşalım. Olur mu? Bence çok güzel olur.

Kasım'da aşk başka olurmuş. O yüzden Kasım'ın 3'ü ya da 4'ünde geleceklere göre belirlenen ortak bi tarihte buluşalım diyoruz. Mekan ise Taksim'de olur.

Şu İzmir'de her hafta yapılan yarım yarım buluşmalara inat güzel kalabalık bi buluşma olsun diyorum.

Geçen sene Aralık'ta olmuştu ilk buluşma. Çok da güzel olmuştu.

Ha bi de "Şey ya biz blogger değiliz, ne işimiz var ki orda" diyenleri döverim, döveriz.
Bloggerlara özel bi buluşma değil ki bu. Geçen buluşmada blogger olmayan insanlar da vardı, güzeldi.

3/4 Kasım'da İstanbul'da olup gelebilecek durumdakiler gelmezse ölsünler. (Anlatsam Bi Bok Olsun öyle dedi)

Geleceği kesin olanlar:
-Anlatsam Bi Bok Olmaz
-Arnavut Kaldırımı
-Just in Time
-Lubunik
-Miss Maria
-Kelimelere Sadakat Enstitüsü
-Haplo
-Ben deniz, Patrick

Pistis ve Operadaki Kazulet de gelebilirlermiş.

E hadi sen de bunu okuyosan ve gelmek istiyorsan mail at: bloggerbulusmasi@gmail.com

XOXO Seviyorum sizi.

Dipnot: Buluşunca sadece SEKS konuşulmuyor, bunu baştan söyleyeyim.

21 Ekim 2012 Pazar

mutluyum

selam gencler sonunda guzel bir android telefonum oldu.
HTC ONE X aldim. bu postu da telefonumdan giriyorum.
öptum sekerler

18 Ekim 2012 Perşembe

Kimsin olum sen?



Geçen gün bi çocukla tanıştım malum sitelerden birinde. Msn'e geçtik. Amacım real bi görüşme değildi. Porno izlemektense canlı kanlı birini izlemek daha çekici geliyor bu durumlarda. Güzel güzel vakit geçirdik. Kadıköy'den olduğunu öğrendim.

Msn'den çıkarken bi "adın şu mu, şu mu yoksa başka bişey mi?" dedi. İsimlerden biri msn'deki adım, diğeri o msn'den aldığım facebook hesabımın adıydı. "Başka bişey" dedim. Tahmin etmiş. Neyse işte daha sonra tekrardan CAM'laşmak için çıktık msn'den.

Kaç günlerdir girmiyordu msn'e. Ç.dışı mesaj falan yollamıştım buna. Cevaplamış. Az önce msn'deydi. Azcık konuştuk. Görüntülü konuşma yapmak istedi. Kardeşim yanımdaydı o yüzden açamayacağımı söyledim. Ama ben bu çocuğu çok feci merak ettim.

Görmek istediğimi söyledim. "Buluşunca görürsün" dedi. Israr ettim açmadı. Önceki konuşmamızda yüzlerimizi görmemiştik. Öyle de salak bi insanım işte. Uçkur peşine düşmüş bir garip bedeviyim. Açamayacağını söyledi. Tabii bu böyle dedikçe daha fazla merak ettim. Daha fazla ısrar ettim.

Tekrardan görüntülü konuşma isteği yolladı. Kabul ettim. Kendini okşamaya başladı. "Çünkünle ilgilen miyorum" dedim, arkasını döndü. "Poponla da ilgilenmiyorum" dedim. "Neyle ilgileniyorsun?" dedi, "Seninle" dedim. Bişey demedi toparlandı.

Onu görmeden meraktan uyuyamayacağımı söyledim. Özür diledi. Nedenini sordum. Onu da söylemedi. Çıkarken "nedenini söyle bari" dedim. "Tanıyor olabilirsin beni" dedi. Kadıköy'den tanıdığım iki kişi olduğunu söyledim. "Kadıköy'den değil" değil dedi. Lan, nerden tanıyorum ben bunu? Hiç tanıdık gelmedi. Ama deli gibi de merak ediyorum.

Lan, pezevenk!
Nerden tanıyabilirim seni?
Hem ben sana söylediğim yerde oturmuyorum ki!
Te allam.
Akıllısı da beni bulmaz ki!
Beni de görmedi daha :(
Yukarıdaki video da tam uydu bu yazıya.
Kimsin olum sen?
İn misin, cin misin?
Ayakların ters mi?
Ters olsa da fark etmez, ayak fetişi değilim.
Hatta ayaktan nefret ederim de kim lan bu?
Yarın buluşsam mı acaba?

15 Ekim 2012 Pazartesi

Sevdiğim Adamlar - Erol Günaydın

Anı by Fatih Erkoç on Grooveshark


Her yaptığı işi takip etmediğim ama O'nu bi yerde gördüğümde hayranlıkla baktığım bi adamdı EROL GÜNAYDIN.

Daha geçenlerde internette rastladığım bi fotoğrafını profil resmi yapmıştım. Ardından bi kaç gün sonra Saba Tümer'in programında hasta olduğunu duydum. Bi kötü oldum. 79 yaşında bi adam. Anneannem, babaannem, dedemden yaşlı bi adam. 


Bugün de sinemadayken Twitter'a baktım ne var ne yok diye. Erol Günaydın'ı TT'de gördüm. Elim ayağım titredi. Filmi unuttum. Çok kötü oldum. Sanki bana çok yakın bi insanı kaybetmiş gibi oldum.

Kim kaldı ki bu fotoğraftan geriye?

Ama ben Erol Abi'yi bana çok yakın gördüm. Athena'nın klibinde, Ayı Yogi'yi izlerken, Okan Bayülgen'in programlarında, katıldığı televizyon programlarında. 



Eğer cennet diye bi yer varsa, sana cennetten başka bi yer yakışmaz Erol Abi. 

 Vikipedi'den bilgi almak için: tık tık


Keşke sana bir kere sarılabilseydim.

14 Ekim 2012 Pazar

Kaldırım Orospusu

Padam...Padam by Édith Piaf on Grooveshark

Geçenlerde Spod'un partisi olduğunu yazmıştım. Şapşik de bi gece dışarı çıkalım demişti onu da aradan çıkartıp partiye gideriz diye düşündüm. Geçenlerde de Kelimelere Sadakat Enstitüsü "cumartesi bir şeyler yapalım mı" dedi. Ona da "partiye gidelim" dedim. Tabii ben Şapşik'e kaç gündür bir şey yazmıyorum sms'in bitti yalanıyla.

Cuma akşamı Şapşik "Yarın ne yapıyoruz" dedi. "Önce bi arkadaşımla buluşucam, sonra partiye geçicez, orda buluşuruz" dedim. "Kim o, ben tanımadığım insanla rahat edemem, yok o yok bu yok şu" falan saçmaladı. "Bi kaç ay önce internetten tanıştım" diye geçiştirdim.

Dün öğlen gibi kalktım. Üstümde bir azgınlık vardı. Arayışlara girdim. Baktım yakınımda bi çocuk var. Hoş birine de benziyor. Gittim. Bi güzel deliler gibi seviştik. Rahatladım. Güzel de sohbeti vardı. 2 saat falan ordaydım. Eve, geldim hazırlandım, Taksim'e geçtim.

Sadakat'la buluştuk. Sadakat'ı görünce bi an Werther'i görmüş gibi oldum. Çok benzettim. Bi yerde bira içtik, Cihangir'e indik. Parkta biraz oturduk saatin gelmesini bekledik. 9'da kalktık. Şapşik'le Alman Hastanesi'nin önünde buluşucaktık. Sadakat'la bekledik. Bizi bekletti bi de pezevenk. Mekanın önüne gelince bizi içeri almadılar. Daha başlamamış falan. Biz de bi apartmanın merdivenlerinde oturduk.

10'a doğru yine gittik mekanın önüne. Herkes dışarı da bekliyo. Sonra Cihangir'de bi kahvehaneye oturduk. Arka masamızda Burak Özçivit çakması biri vardı. Bıyık, saç falan tıpkısının aynısıydı. Elinde de telefon çevreye bakınıyodu. Kesin Grindr'dan adam kesiyolardı. O kadar belli etmeselerdi iyidi.

Partiye girmemeye karar verdik. Başka bi yere gidelim dediler. Nevizade'de bi yere girdik yer olmadığı için  biraz bekledik sonra kalktık, Eski Beirut'a gittik 3 sap bizi içeri alamazlarmış. Neymiş, DAMSIZ GİRİLMEZ'miş. Küçük Beyoğlu'na geçip sokakta takıldık bi 5-10 dk. Sonra Sadakat'ı metroya yetiştirmeye çalıştık. Sonra dan öğrendim ki metroyu kaçırmış. Otobüsle dönmek zorunda kalmış. Benim canım ıslak hamburger istedi, ıslak yemeğe gittim. Şapşik'e yicek misin dedim yemicekmiş. Sonra Şapşik'i otobüsüne bıraktım. Neden mi bıraktım?

Ben onu otobüse bırakmasaydım  o beni dolmuşa bırakacaktı. Dolmuşa bırakmasını istemiyodum. Çünkü ben partiye gidecektim daha. O yüzden otobüsüne bindirdikten sonra koşa koşa mekana gittim. Girişimi yaptırdım. İçeri girdim. Tek başına parti ortamları hiç çekilmiyor :( Biramı aldım duvara yaslandım yavşayacak birilerini kestim, bulamadım. Bi sigara yaktım. Biraz ortalara ilerledim. ABBO'a Lambda'nın Onur Haftası'nda yaptığı partide kaptırdığım güzel bacaklı adamı gördüm. İçimi çektim. Avucumu yaladım bi taraflarım şişmesin diye. Mekan çok küçüktü. İçeri çok kalabalıktı. Kendime dışarı attım. Temiz hava aldım, bi sigara içtim tekrar içeri girdim.

Direk sahnenin ön taraflarına ilerledim. Kendimce dans etmeye başladım. Bi adam geldi. Ben barmen olarak hatırlıyorum ama barmen değildi, Spod'un görevlilerinden biri olabilir. Belime sarıldı. Beraber dans ettik. Ayak üstü ona kucak dansı vari şeyler yaptım. Bi ara gitti yanımdan. Sonra gördüm yanına gidip "Nerdeydin, sensiz dans etmek çok sıkıcı" dedim. Özür diledi. Yine dans ediyoduk ki karşımda Ozan'ı gördüm.

Evet, evet Ozan'ı gördüm. Şerefsizi, ben ona onu çok özlediğimi söylediğimde "benden başka birisiyle oldun mu?" diye soran şerefsizi. Yüzüne tükürmek istiyodum ya hani öyle olmadı. Biraz saklanmaya çalıştım ondan. Ama bi yandan da onu kesiyorum. Aynı, hiç değişmemiş pezevenk ibne.

Barmen midir, görevli midir her neyse gitti yanımdan. Kaldım yine göt gibi. O adama kucak dansı vari şeyler yaptıktan sonra orospuluğun dibine vurma vakti gelmişti artık. Önümü bi adam geçti. Bıyıklı tatlı bişey. Eğildi kulağıma "Benim adım Ahmet" dedi. "Ben de Patrick" dedim. Sonra bi 45'dklık French Kiss başladı. Sahnede bi grup olmadığından kenarına oturdum, üstüme çıktı. Poposunu mıncırdım. Bir birimize masturbasyon yaptık. Ay hatırladıkça iğrendim kendimden.

Baştan "acaba bize bakıyolar mı?" diye tedirgin oldum. Sonra da "Koy göte rahvan gitsin mood: on" diyerekten saldım gitti. Neler yaptım neler. Amacım zaten orospuluk yapmaktı. Sigarayla adeta Rihanna'nın "We Found Love"daki hareketlerini yaptık.  Ahmet üstüme fazla gelince ittirdim. "Yeterli" dedim ve uzaklaştı. O sırada biram çantama dökülmüş, leş gibi kokuyor çantam :(

Giyinik de olsa deli gibi seviştik yani onunla orda. Saçımı falan düzelttim Ozan'ı aramaya başladım. Gördükten sonra bütün gururumu ve egomu bi yere bırakıp yanına gittim.

-Ozan, naber?
-Tanıyamadım.
-2 sene önce XXX'den.
-XXX'de okuyan?
-Evet. Seni gördüm selam vereyim dedim.
-İyi yapmışsın, çok değişmişsin.
-Sorun olmazsa dışarı çıkıp biraz sohbet edelim mi ben eve dönücem de.

Kalktık, dışarı çıktık.

-E, naber bakalım?
-İş okul yagunluk. Lezbiyen kuzenim getirdi beni buraya da. Senin nerden haberin oldu?
-İnternetten. Arkadaşlarla gelmiştik, ama onlar içeri girmek istemediler ben sonra tek geldim.
-İyi çevre yapmışsın yani.
-Evet yaptım.
-Nerden yaptın çevreyi?
-Arkadaşlarımın arkadaşları falan derken oldu biraz çevrem. Yazın ortalarında seni görmüştüm İstiklal'de.
-Durdursaydın keşke.
-Ama yanımda sevgilim vardı .
-Açıklayamazdın tabii. E içerde naptın?
-Az önce biri yapıştı bana. Bayağı öpüştük, sonra seni gördüm yanına geldim, şimdi de eve gidicem işte.
-Sen zaten seversin öpüşmeyi falan. Eve nasıl gideceksin?
-Dolmuşla.
-Sarı dolmuşla? E5'te inip yürüceksin? Zaten yakındı senin evin. Aman dikkat et sikmesinler seni böyle. (üstümde çiçekli gömlek vardı)
-Görüşürüz.
-Görüşürüz.

Öpüştük, sarıldık ayrıldık. Bana o "benden başkasıyla birlikte oldun mu?" diye soran ukala yoktu ortada. Gayet kibar, eski tatlılığında bi adam vardı. Konuştuğuma pişman değilim. Eğer yanına gitmeseydim daha sonra "keşke gitseydim" diyip kendimi üzecektim. Üstümden bu yükü de attım.

Neden mi KALDIRIM OROSPUSU? Çünkü bu sabah kalktığımda Edith Piaf söylüyodum dilimin dönüğünce. Aslında biraz daha erken gitseydim partiye daha fazla orospuluk yapabilirdim.

Günde 1,5 sevişme yeter bence. Allah olmayanlara da versin.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Lookbook Macerası - Adam Gallagher

Fark ettim ki ne zamandır lookbook'a girmiyorum. Nedeni benim için bu alışveriş sezonu kapandı diye olsa gerek. Ya da o kadar güzel giyinenler var ki onları gördükçe salya sümük ağlayasım geliyor.

Önceki Lookbook postlarım:
Lookbook - Martin
Lookbook - Vini

Klasik bir cumartesi sabahına uyandım. Dün geceden kalma çekirdeklerimi çıtladım, kola içtim, aldım laptop'u kucağıma gezinmeye başladım. LB'a da bir bakayım ne giyiyor elin gavurları diye. Bir bebişle karşılaştım, aklımı başımdan aldı.

21 yaşındaymış. Peh, beni yanına götürseniz "Amca, ver elini öpeyim" der. Benden genç gösteriyor :(

Amerikan bebesimiş.

Adı, soyadı: Adam Gallagher
Lookbook'u: tık tık
Facebook'u: tık tık 

Fotoğrafları:













10 Ekim 2012 Çarşamba

Yine mi güzeliz?

Yine mi Çiçek by Sezen Aksu on Grooveshark

Sezen Aksu'nun Spod'a yollağıdı mektubu görmeyenleriniz yoktur her halde? Görmeyen varsa da görsün. Sezenciğime çok teşekkür ederim.


Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz, muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına.
Yanında bir ince Müzeyyen abla
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek
Hamdolsun!
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun
Amanın, yine mi güzeliz
Yine mi çiçek
Hamdolsun!
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç, arzular şerare
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti'den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare
Yine mi güzeliz yine mi çiçek
Hamdolsun!
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun
Amanın, yine mi güzeliz
Yine mi çiçek
Hamdolsun!
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun


9 Ekim 2012 Salı

Striptiz Kulübü vs Şapşik

Önce Şapşik'le başlayayım.

öncesi

Şapşik'le konuşmam bana vicdan azabı çektirmeye başladı. Lennon'a bunu yapmamam gerektiğini düşündüm. Ve perşembe gününden beri telefonun çoğunlukla kapalıydı ya da Şapşik'in attığı mesajlara cevap vermiyordum. Saatler sonra cevap verip "A, uyumuşum, telefonumu hep kaybediyorum ufff, arkadaşlarımlayken telefona bakmıyorum biliyosun..." gibi bahaneler sürdürdüm.

Bugün öğlene doğru açtım telefonumu. Bi kaç tane yine mesaj gelmiş. "Sms paketim bitmiş. Bunalımdaydım telefonumu kapadım. Merak etmene gerek yok. Paket yapınca mesaj atarım." diye mesaj attım. Bi kaç bişey yazmış, kızgınımsı.

Canım o kadar çok sıkıldı ki. Sinemaya gidesim geldi. Araf'a gitmek istiyordum baktım yakınımdaki iki sinemada da kalkmış. Adam gibi film yoktu. Hiç tarzım olmayan bi filme gittim. Magic Mike'a (Striptiz Kulübü'ne) gideyim bari dedim. Tek gitmek istemedim nedense. Sanırsam artık bi yerlere tek gidemez oldum. Tek başıma saatlerce gezmeyi, kahve içmeyi çok özledim. Ama o eski alışkanlığımı tekrardan uygulamak çok korkunç geliyor.

Sarı'ya mesaj attım. Sinemaya gidelim diye. O da evden çıkmak için bi neden arıyormuş. Neysem gittik işte. bol KAS'lı bi filmdi. Bi Bi'adam değillerdi ama :) Salonda 3-4 koltuk yanımda oturan hoş bi çocuk vardı. Bence kesin geydi. Nerden mi anladım. Abi erkek striptiz kulübünü bi hetero adam niye gidip sinemada izlesin? Onu geçtim tek gelmişti. Zaten kız arkadaşı olsa onunla gidilecek bi film değil. Erotik film yani. Keşke iki kaş göz kırpsaydım keşke.

Filmin ilk yarısında Sarı'yla yandık. Bize ateşler bastı. Neyse arada sigara içmeye terasın kapısını açınca adeta "COSSS" ettim. Yanan vücudumla buz gibi havanın birleşimi. Neyse ki film tekrar başlayınca ısındım tekrardan. O değil de Arby's'in patatesleri benim bebeğim.

Film bitince o yanımdaki çocuk baktım üstüne montonu örtmüş. Eli montun altında. Acaba osbir mi çekiyodu lan? Bence öyle. Çünkümsü biraz kesiştik falan. Utandı gibi. Neyse film sanatsal bi film değil ama çok eğlenceli.

Bu akşam Şapşik tekrar mesaj attı. Votka almış, benim yokluğumda yokluğumda alkole başlamışmış falan.  Face'ten konuştuk birazcık. Birden aşağıdaki konuşma geçti.

Şapşik: Bi itirafta bulunabilir miyim? Nasıl karşılarsın ne dersin bilmiyorum ama.
Ben: ?
Şapşik: Görüştüğümüzden beri çoğunlukla dilimden ve zihnimden düşmüyosun. Ayh utandım.
Ben: Ne desem ki. :S ilgine teşekkür ederim de diyecek bişeyim yok yani
Şapşik: Söylememeli miydim acep? Gereksiz zamanlama sanırım.
Ben: Olabilir :S
Şapşik: :S bu çok etkili bi smile. Ben gidiyorum, kitap falan okurum belki. Kendine iyi bak sen de

İşte böyle. Lennon'a daha çok mahçup olmamak için başımdan savmaya çalıştım.



  • Bu akşam O Ses'i izlerken Tekirdağ'dan bi çocuk katıldı. 18 yaşındaymış. Annem "Çocukta TOPluk var. Senin gibi yürüyor baksana" dedi, "Offf anne!!!" diye geçiştirdim. 
  • Geçen gün Fashion Week'e katıldım. Fashionboy olmak bana göre değilmiş. Cool giyinmek falan. Bi kot, bi tişört; hayat bana güzel. 
  • Cumartesi Spod'un partisi var oraya gidebilirim belki.