29 Aralık 2011 Perşembe

Benim bir "Sevgilim" var henüz sıkıca sarılamadığım


Günlerden 12 ağustos, bir mail geldi "Selam. Blogunu takip ediyorum mail at yazinca duramadim bende . Ee naber" diye. Sonra cevap verdim. Mailleşmeler devam etti. Sevgilim internete mobil bağlanıyor bense bilgisayardan giriyordum. Sonradan öğrendim ki bu sene sınav yüzünden bilgisayar kullanmıcakmış. Herneyse sorun değildi. Sonradan msn yükledi telefonuna ordan yazışmaya başladık. Pek hoşlanmamıştım ama kırmamak için cevap veriyordum. Sonradan kanım ısındı.

Başlarda birbirimize aşık olduğumuz insanları anlatıyorduk. Ben O'na Kızıl'ı, Kıvırcık'ı. O bana Angel'ını anlatıyordu. Merak etmeye başlamıştım bu çocuğu. İstanbul'a gidince görüşmek için sözleştik ama ben İstanbul'a gittiğimde O ailesiyle tatile gitmişti. Döneceğim son gün İstanbul'da olmasına rağmen benim aklıma O'nun  İstanbul'da olduğu  gelmedi. Yoğun olarak msn'de ya da mail'de yazışıyorduk.

Günlerden bir gün bir birimize şarkı önerirken bana Adele'den Set Fire To The Rain'i önerdi. İlk defa dinliyordum o şarkıyı. Adele'in harika sesine diyeceğim yoktur ama bu şarkı aniden öyle bi içime işledi ki anlatamam. Gözlerim nemlendi, kalbim hızla çarpmaya başladı. O ara hangi ruh hali içinde olduğumu hatırlayamadım ama şarkıyı duyduktan sonra çok kötü olmuştum.

Msn'den çıkmadan önce kişiseline "I wanna love you" yazdı.
-Kişisel iletimi sana yazdım. (ya da bunun gibi bişeydi tam hatırlayamadım)
-Neden beni (arkadaş) sevmemişmiydin yoksa?
-love'ı sevmek olarak değil aşık olmak olarak anla

Bir anda dondum kaldım. LAN! Noluyoz. Daha iki gün önce aşık olduğumuz insanlar hakkında konuşup, dertleşiyorduk da ne ara bana aşık olmak istediğine karar verdi? Olmaz, ben birine bağlanamam. Bağlanırsam nefret ederim sonra, hiç olmaz! Hem daha o beni görmedi, ben onu görmedim. Belki görüşünce birbirimizden nefret edip bir daha konuşmak bile istemicektik. Bunları O'na da söyledim. Anlayışla karşıladı. Ya da kendini öyle yansıttı bilmiyorum. Bi kaç gün konuşmayı azalttım. Sonra tekrardan mailleşmeye başladık. Msn'den konuşmalar falan derken aramız düzeldi. Bir daha o konu açılmadı. Ama o gece başım çok ağırdı ve uyuyamadım.

Geçti zaman hızlıca. Ve paylaştığımız şeyler de arttı. Bir gün dersanede Türkiye genelinde olan bi sınav vardı. O da girecekti aynı sınava. Sınavdan çıkınca aradım. Ne diyeceğimi bilemedim. Ses tonuyla beni büyülemişti. Kısa bi süre sohbet ettik. Sonra kapattık. Bende O'na karşı ilk kıvılcımlar başlamıştı. Ama sadece kıvılcımdı ileriye gitmedi.

İstanbul'a gideceğim kesinleşince O'na da haber verdim. Buluşacaktık. Pazar günü önce biz buluşup sonra da Blogger buluşmasına gidecektik ki Bi'adam'a da haber vermiştim. Kendisi de zaten çoğu blogu takip ettiği için gelmek istedi. Aslında ben ilk buluşmaya gitmeye karar verdiğimde O'na da söylemiştim ve beraber gidecektik. Ben "erken buluşmasak? beraber meydanda buluşup ordan da buluşma yerine gitsek? hem birbirimizi masadakilerle aynı anda tanırız?" diye mesaj attım. Kabul etti ama o gün için babasından izin alamamış. Üzülmüştüm. Çünkü en başından beri beraber gitmek istiyoduk. Gelemeyince p.tesi buluşmaya karar verdik.

Pazartesi buluştuk. Okuldan çıkmıştı ben de hediye bakmaya çıkmıştım evden. Nargile içmeye götürdü beni. Ama gideceğimiz yeri o da bilmiyordu. Telefondan adrese baktı ve buldu mekanı. Oturduk sohbet etmeye başladık. Etkilenmiştim çocuktan. Midemdeki kelebeklere bi türlü söz geçiremedim. Hani kafede tanıdığı olmasa cilve yapıcaktım ama yapamadım. O benim gözlerimin içine bakıyor ama ben bakamıyorum onunkilere. Baksam kaset orda kopçak ve ayıramıcaklar beni ondan.

Sonra kalktık masadan minibüse yürüdük. Sonra aynı yerde indik. Benim gideceğim yerle onun evi yakınmış. Sarıldım, öptüm. "Tanıştığıma cidden çok memnun oldum" dedim. Ve arkama hiç bakmadan yürüdüm. Ve hemen elime telefonu alıp bi arkadaşıma "çok tatlı çocuk inşallah benden hoşlanmıştır" yazdım ve yolladım. O akşam da Pistis'e "kızım ben aşık oldum, istanbuldan gitmek istemiyorum" yazdım.

Ertesi gün mesajlaştık. Ben otobüsteyken de mesajlaştık hep. Ben zarf atıyorum hani benden hoşlandıysa tekrardan açılsın diye ama çocukta tık yok. Ben de tam o sıra Lady GaGa dinliyordum. GaGa'yı O da çok sever. Ve GaGa'nın desteğini alarak mesaj attım.

-hani sen bana "I wanna love you" demiştin, ben de sana tanışalım görüşelim demiştim. bu sefer  ben sana aşık olmak istiyorum

bir süre cevap gelmedi. olduğum yerde terledim, sıkıntı geldi.

-I still wanna kove you too :) and nothings pulling me away from you

bu mesajı görünce kulaklığımda çalan GaGa'nın Dance In The Dark'ıyla beraber dans etmek geldi içimden. ama dayak yemekten korktuğum için yerimde oturmanın daha iyi olacağını düşündüm.

20.12.2011 saat 23.21 itibariyle O benim Sevgilim. Ve o'nu çok özledim. Bi an önce sömestr gelsin ve İstanbul'a gidip sıkıca sarılayım istiyorum.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Tanrı benimle t*şak geçiyor!


2 gündür o kadar uykusuzdum ki -aslında uykusuz da değildim ama uykum vardı işte- dün akşam dayanmayıp 9'da yattım tavuklarla beraber. Ve ne olmuş dersiniz? Kar yağmış! Tanrım, sevgili Patrick kuluna yapılacak şey mi bu? Bana uyuz olabilirsin ama o karı görmeye hakkım vardı, diye düşünüyorum. O kadar uyuz oldum ki herkes kar yağdığından bahsediyo bense ağzımın suları toplayarak onları dinliyorum. Uzun zamandır kar yapmasını bekliyorum. Bu sabah etrafta kar yoktu etrafta ama etraftaki tepeler bembeyaz, ne olur kar yağsın.

Resmen çıldırdım! Bir de sevgilimi özledim.
Neyse kar yapmasını geçtim. Bu sabah dersaneye giderken cüzdanımı bulamadım. Evin içinde dört döndüm resmen. Yok, anam yok! Banyoya kirli sepetine baktım belki okul pantolonumla beraber oraya atmışımdır diye, ama orda da yok. "İçindeki parayı geç kartlarım gitti" ayağına yatamıcam. Bu akşam arkadaşın doğum gününe gitme planları iptal olacak diye çok üzüldüm.

Anneannnemden para alıp bindim otobüse. Dersanenin önünden geçene bincektim ama ondan önce başka otobüs geldiği için ona bindim. Sonra kendimi de dersanenin önünden geçecek olarak inandırmışım ki kendime geldiğimde inmem gereken yeri unutup başka yerde indim. Neyse yolum daha da uzamış oldu. E, şimdi ne oldu derseniz? Beremi otobüste unutmuşum!!! Hem de o bereyi bana 8. sınıftaki matematik öğretmenim yıl başı hediyesi olarak almıştı!!! Çok severdim. Yeşilli turunculu bişeydi. Gitti en sevdiğim berem ve artık beresizim. Kepçe kulaklarım donuyor.

Üst üste 3 olay geçirince bugün ölmezsem bi daha ölmem diye düşünüyorum. Neyse ki eve gelince cüzdanımı masanın üstünde görünce sıkıntılarımın birinden kurtulmuş oldum.

Dersaneden çıkınca Sevgilim'i arıcaktım ama yanımda arkadaşlarım da olduğu için arayamadım :( Sms paketi de bitmiş. Daha doğrusu Turkcell bi bokluk yapmış ama daha anlayamadık. Eve gelince ilk tenefüs arasına denk getirip 2 dk konuşabildim. Sesini duymak yetiyor. Sevgilim'i çok seviyorum. Ama beni üzüyor. Yağmurda yürüyüp ıslanıyor, sonra da hasta olcak.

Acaba bu akşam doğum günü partisine giderken ne giysem? Onu geçtim ben daha valizimi yerleştirmedim, anneannem ağzıma sıçacak. Hadi artık okullar bitse de bi rahata kavuşsam.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Bazı şarkılar vardır ki - 3

İstanbul'a giderken, Taksim'e giderken, Taksim'den dönerken, metroda, otobüste, tramvayda, İstanbul'dan dönerken hep bi şarkı mırıldanıyordu kulağımda. Hikayesini duymuştum bi yerde ondan sonra dinlemeye başladım. 

alinin düğününe geline aşık olan, kızı daha önce istetip de alamamış başka bir genç de katılır. ali gerdeğe girecekken sırtını yumruklama bahanesi ile bir çivi saplar. olay anında ali bu çiviyi farketmez.
gerdek öncesi namaz kılarken secdeye vardığında da yara soğumuştur ve ali secdeden kalkamaz. kız da alinin uyuduğunu sanar başta. öldüğünü anlayınca da bu ağıtı yakar.
- itü sözlük.



Evlerinin önü kavak
Yağmur yağar ufak ufak
Elim kına yüzüm duvak
Uyan ali’m, uyan ali’m, uyan ali’m,
Evlerinin önü çiçek
Gelin kızlar kefin biçek
Ali’min öldüğü gerçek
Uyan ali’m, uyan ali’m, uyan ali’m,
Uyan ali’m sabah oldu
Sağdıçlar kapıyı kırdı
Saramadım günler doğdu
Uyan ali’m, uyan ali’m, uyan ali’m,
Ali’min bindiği taylar
Atlayıp geçti çaylar
Ali’m ölmüş kimler ağlar
Uyan ali’m, uyan ali’m, uyan ali’m

Patrick İstanbul'da ne yaptı?


Tek bir cevabı var: İnternetten tanıdığı insanlarla görüştü.

Kısaca otobüs yolculuğumdan bahsedeyim. Kamilkoç'un koltukları arasındaki mesafa biraz fazla olduğu için rahat rahat gittim İstanbul'a. Başta yanım boştu ama sonradan yanıma tatlı mı tatlı esmer bomba bir çocuk oturdu. Öyle işte ben de bütün yol boyunca şarkı dinledim mp3'ümden. Sabah 6.30 gibi otogardaydım. Annemi aradım açmadı, babamı aradım açmadı, kardeşimi aradım açmadı. Evde çok istenilen bir birey olduğum ne kadar da belli oluyor :P Neyse ben yüklendim anneannemin özenle doldurduğu bavulumu gittim metroya. İndim metrodan. Taksiye binsem param bitecek, binmesem yürüsem elim acıcak. Para'ya geleceğine bana gelsin dedim ve eve yürümeye başladım. Zile basıyorum ama kimse götünü kaldırıp kapıyı açmıyor. Ay, çok uyuz oldum. En sonunda kardeşim açtı kapıyı. Eve çıktığım da o horlamaya başlamıştı bile.

Yatmak için yatağıma baktım ama o akşam kuzenim bizde kalıp benim yatağımda yatmış. Ben de kendime bi yorganla yastık alıp mutfaktaki kanepeye gittim. (çok severim)

17.12.2011 Cumartesi
Mışıl mışıl uyurken bi anda gelen mesajla uyandım. Arkadaşım "İstanbul'a gelmişsin, görüşmeden gidersek seni affetmen" tarzında bi mesaj atmış. Aradım onu saat belirledik. Ve hemen hazırlanıp evden çıktım. Arkadaşım kız. Onunla twitterdan tanışmıştık. Başka bi şehirde oturuyordu ve üniversiteyi İstanbul'da kazanmıştı. Onunla buluştuk Taksim meydanda saat 4 gibi. İstiklal'in altını üstüne getirdik. Akşam 11 gibi evdeydim ve direk yattım.

18.12.2011 Pazar
Bugün buluşma vardı. Önceden ne giyeceğime karar vermiştim ama onları giydikten sonra çok sünepe gibi oldum. Ve üzerimden kazağı çıkardım, gömleğin önünü açtım, içime de bir tişört giyip çıktım evden. Buluşmadan koştura koştura teyzemlere gittim. Aşure yedim. Buluşmada konuşamadım ya bütün enerjimi teyzemlerde attım. Artık ilk kez buluştuğum insanların yanında konuşmayı öğrenmeliyim!

19.12.2011 Pazartesi
Sabah kalktım bir bardak boza içtim bol leblebili ve tarçınlı. Duş aldım. Sonra Bakırköy'e hediye almak için gittim. Bi arkadaşımın siparişi vardı onu aldım ama ben arkadaşıma ne alacağımı bulamadım. Galeri'anın buz pisti kapanmış. Bok gibi olmuş açıkçası. Çünkü Galeria denince aklıma o pist gelir. Ayrıca Galeria çok kasıntı bi yer olmuş Bom boş ama insan nefes alamıyor sanki.

Sonra Serdar'la buluştum. En sonunda buluşabildik yani. Yine pek konuşamadım. Nargile içtik derken kalktık. Minibüse bindik. Ben Marmara Forum'a gittim. Lan ne çok özlemişim Marmara Forum'u anlatamam. Bi mağazadan arkadaşa yıl başı hediyesi olarak gömlek aldım. Ama eve gelince gömleği vermek içimden gelmedi. Ben aldım diye söylemiyorum ama çok beğendim gömleği. Vermesem mi acaba?  -Neyse Marmara Forum'dayken annem aradı. Dedim beni işkembe içmeğe götür. Götürdü kadın. Ne yapsın? İşkembe çorbasının harika bişey olduğunu tekrardan anladım.

20.12.2011 Salı
Sabah erkenden kalkıp sağlık ocağına rapor almaya gittim. Oturdum sedyeye. Doktor, neyin var, dedi. Ben de şakacıktan, boğazım ağrıyor bir de baş ağrım var, dedim. KAdın boğazıma bi baktı. "ÇOK KÖTÜ!" dedi. Ne olduğunu anlamadım. Bi poşet ilaçla 3 günlük rapor verdi. Ama bu rapor okula gitmeme engel değil. Tabii ki gidicem yoksa nasıl yetiştiricem dersleri? Otobüsüm 17.30'da kalktı İstanbul'dan. Eve girdiğimde ise 00.33'te son mesajımı atıp yatağımın derinliklerinde kayboldum.

Ve Bugün.
Sabah geç kalktım. Okula gitmedim. Öğleden sonra giderim diye düşündüm ama duş almak, tıraş olmak götüme zor geldi. Dersaneye giderim artık.

Ve çok mutluyum. Aşık oldum. O da beni seviyor. Umarım mutlu oluruz. 1 ay çabucak geçsin ve ona kavuşayım.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Bütün bloggerlar toplandık.Sorduk neden toplandık?


İstanbul'a bu buluşma için gelmek istedim bu sefer. Yolculuğumu ve cumartesi günümü anlatmadan hemen dünkü buluşmayla ilgili bişey yazmak istedim. Ve şuan internet kafedeyim. ACIYIN BANA!

Buluşma saat 5'teydi. Serdarla birlikte gitmeye karar verdik buluşmaya ama o sonradan izin alamadığı için gelemedi. Ben de Taksim'e gitmek için dolmuşa yürümek zor geldiği için otobüsle gitmeye karar verdim. Neyse otobüs geciktikçe gecikti. Geç kaldım, EVET! Beklemekten hiç hoşlanmadığım gibi bekletmek de hoşuma gitmiyor. Meydan'dan koştura koştura kafeye gittim. Baştan beremi çıkardım, sonra atkımı ve hırkamın önünü açınca kafenin önünde olduğumu anladım.

İçeri girmeden iki nefes aldım, kulaklığımı çıkardım, saçımı düzelttim ve içeri girdim. Bi'adambana ikinci kattauzun masada olcaz diye mesaj atmış. Direk ikinci kata çıktım. aktım iki tane uzun masa var. WTF! Anlam veremedim. Saf saf iki masa arasında gidip geldikten sonra masanın birindeki kızı Pistis'e benzettiğim için o masaya gittim ve kıza mal mal baktım. Tabii ki de o değilmiş. Neyse bir de öteki masaya gidince Bi'adamın "blogger buluşması mı?" sorusunu duyunca hemen attım kendimi masaya. Önce selamlaşmayı unutmadım.

Masada 4 kişilerdi. İkisi Bi'adam'la sevgilisi peki diğerleri? Haplo'muş teki. Ötekisi de Anlatsam Bi Bok Olmaz'mış. Haplo'yu fotoğrafından çıkardım. Ama ötekini bilemedim :( Neyse sıra geldi karşmdaki iki yakışldan hangisinin Bi'adam olduğuna karar vermeye. İkisi de yakışıklı ve birbirine benziyor. Zor bir karar olarak bana soruyu soranın Bi'adam olduğuna karar verdim.

Çok yorulmuştum. Evet konuşamadım. Ama bu benim için normal bişey. Yüzyüze ilk kez geldiğim insanlarla konuşamıyorum. NEyse Hoş sohbetler oldu masada. Hepsine götünden de olsa katılmaya çalıştım.Sonradan masanın bi uzuna JUST IN TIME'la bi arkadaşı geldi. Diğer ucuna Serhat'la sevgilisi. Ve son olarak pistis de geldi.

Hoştu zevk aldım bu buluşmadan. Sıkılacağımı düşündüm ama hiç sıkılmadım. Teyzemlere gitmem gerekiyordu. Annem bunun için dakka başı aradı nerde kaldım diye. Ama masayı bırakıp bi yere gitmek istemedi canım. SORRY MUM!

İlk defa böyle rahatça her konunun konuşuldu bi ortama girdim. Umarım devamı gelir.

Azcık da kişileri yorumlayayım.

Bi'adam: Tahmin ettiğim gibi biri kesinlikle değilmiş. Çok sevdim, sıcak kanlı, cana yakın, bi kere kedi seviyor :)

Bi'adam'ın Bi'Tane'si: Şey ya yakışıkılı bu çocuk çok fazla. Biraz gaddarmış. Saçları güzel. Muhabbeti de hoş.

Anlatsam Bi Bok Olmaz: Pek konuşamadık ama vedalaşırkenki o içten sımsıkı kucaklaşması çok hoşuma gitti :) Benim bu adamı bi yerden gözüm ısırıyor.

Pistis: Abi, ben bu kıza hayranım. Bana çok kızdı konuşmuyorum diye. Hatta bana dedi ki "5 saniye içinde konuşmassan ebeni sikerim" çok korktum :P Msn'di fotoğrafından böyle balık etli birşey beklerden çırpı bişey çıktı karşıma. Ama çok tatlı lan. Beni dövse dövse Pistis döver.

Haplo: MAsada ilk tanıdığım kişiydi. Blogdaki fotoğrafından tanıdım. Ama daha uzun boylu, azcık da kilolu bişey bekliyordum. Kaşta piercing'e bayılırım.

Just In Tıme: İyiki masadan kalktı çünkü gömleği çok güzeldi. Gömleğinde gözüm kaldı. Hani yırtılırsa falan filan bilin ki tek sorumlusu benim. Ayrıca adı da çok güzelmiş. Hani hayran olduğum bi sanatçının adı olmasını geç, ilk defa çevremde o isimden birisi oldu.

Just In Time'ın arkadaşı: Tam anlamadım ama o da benimle aynı şehirde okumuş üniversiteyi. Çok özlediğin söyledi. AMA CİDDEN BOK GİBİ Bİ YER! nesini özlerler bilemedim.

Serhat: Diyecek pek bişeyim yok aslında. Pek kalmadı masada, ama bi hastalığı varmış. İçim bi kötü oldu. Bir başka zamanda daha uzun sohbet ederiz umarım.

Serhat'ın sevgilisi: Ona da diyecek pek bişeyim yok aslında. Umarım ki ayrılmasınlar mutlu olsunlar.

Koştura koştura geldiğim gibi koştura koştura gittim.

16 Aralık 2011 Cuma

Hoş geldin. Güle güle.


Haraket saatin yaklaşıyordur ve sen evde son hazırlıklarını yapıyorsundur; belki kısa süreliğine bel ki de uzun süreliğine yeni bi yere gitmek için, yeni alışkanlıklar yapmak için. O valiz en az beş kere kontrol edilmeden kalp rahat etmez. Diş fırçası banyoda unutulmamalı, şarj aleti unutulursa hayat damarlarından biri kopar adeta.

-Biletimimi gören var mı?
-Oğlum, çantama koydum, dedin ya?
-Tamam anne, çantamdaymış.

Hayat garip, hem de çok.

Tekerlekli valizim olmadı benim. Tekerlekli valizleri samimi bulmam.

Gidersin otogara, verirsin valizlerini muavine. Sıra gelir vedalaşmaya.Kimi ailesiyle, kimi arkadaşlarıyla, kimi sevgilisiyle, kimi umutlarıyla, kimi hüzünleriyle, kimi de kendisiyle vedalaşır. Yeni bir yere gitmek, yeni kişilik kazanmaktır.

Oturursun koltuğuna -ben hep cam kenarı seçerim, yolları izlemek, tabelaları okumak için-, yanına gelecek insanı beklersin. Dua edersin 'kafa dengi' biri olsun diye ama benim için bi önemi yoktur, tanımadığım biriyle ne konuşabilirim ki?

Yanıma yaşlı biri gelirse bana "nereye gidiyorsun?" demesine izin vermeden başka şeylerle ilgilenmem ya da uyumam gerek ki bana bakıp yüzündeki o hayal kırıklığını görebileyim.

Eğer genç biri gelirse en azından uyumam. Kitap okurum falan ki entel görüneyim diye. Eğer ortak bişeyler bulursak sohbet edebiliriz. Ama bir ya da iki saat sürer bu konuşma sonra ben yine konuşmaktan sıkılır ve kendi içime kapanır, otobüstekileri izlemeye başlarım.

Hani "sınırsız ikram" sloganları vardır da bu ikram iki yudum kahve/çay/meşrubattır ya uyuz olurum. Sınırsız olan tek şey sudur. Onu da 3 kereden fazla istemeye kalkında muavinin ezici bakışları altında kalırsın. Siklemezsin, tekrar ve tekrar istersin.

En kötüsü de sarımsak yemiş olan ve geğiren bir insanın yanına oturmasıdır. Aslında geğirmesine bile gerek yoktur, ağzına açması yeterlidir.

Çocuklar da korkutur beni.

Eğer yan koltukların birinde güzel bi kız varsa kesiştiğin, yolculuk daha da bi anlamlı olur. Bir kaç kez göz göze gelmek ve gülümseşmek herşeyi unutturabilir. Belki de salaklığıma gülüyordur ama önemli değil ki. Gülsün yeter.

Mola yerlerini severimi belki de yorgun yüzleri desem daha iyi olacak. Otobüste içi geçen insanlar bir an kendilerini çiş kokulu tuvaletlere atarlar, çişlerini yaparlar...

Hayat çok garip.

Oturursun bir çay içiyim diye fakat başlamıştır anons ve yerini alman gerekir. Gidersin oturursun yerine.
Bir kaç sayfa daha kitap okunur eğer şanşlıysanız bir ikram servisi daha olur.

Gelmişsindir gitmek istediğin yere. Yeni umutlar, yeni hüzünler, yeni insanlar, yeni senler karşılar seni.

Hoş geldin. Güle güle.

hehehe çok heyecanlıyım

az sonra çıkıcam evden ama hala üstümü değiştirmedem. Bot mu giysem yoksa spor ayakkabı mı? Salı günü sınavım var ama ben istanbulda olucam. O nu geç kitabımı okulda unutmuşum. WTF!  Buluşmada ne giyeceğime karar verdim. Küçük bi valizle gitmeye kararlıydım ama anneannem yine valizimi doldurdu tıka basa. Yarın sabah İstanbul'dayım. Allam ne kadar mutluyum anlatamam. 4-5 gün yokum burda canlar.

Şimdi derseniz "ben sensiz ne yaparım patrick?" o zaman bana bi mail atın.  ister küfür edin, ister aşkını itiraf edin, ister sadece mail atmış olmak için atın. Geri döndüğümde mailleri tek tek okuyup geri dönüş yaparım. Severim mail arkadaşlığını. Artık demir almak günü geldi bu limandan. Çantamı son kez daha toplayayım. Da siktir olup gideyim İstanbul'a.  mail adresim: iminthebed@gmail.com

He bir de umarım otobüste yanıma yakışıklı gay bi çocuk oturur. AMİN! Neyse ben yolculukla ilgili bi yazımı paylaşıp kapıyorum bilgisayarı.

15 Aralık 2011 Perşembe

Gideceğim tek yer Esenler otogarı.


Bu yazıya başlamadan söylemeliyim ki, normalden daha fazla saçmalarsam affedin çünkü 5 saat fizik çalıştım bugün. Beynim sulandı.

Salı günü müdürle konuşmayı unuttum. Dün dersanede ek dersten önce kantinde oturmuş laflarken ben "bu hafta sonu deneme sınavına girmezsem sınıf düşer miyim?" diye soru yönelttim masaya ve deneme sınavının olmadığını öğrendim. Ben  niye ayın 18'inde deneme sınavı olduğunu kafama yerleştirmişim ki anlamadım. Hemen annemi arayıp "anne ben cuma günü geliyorum, sınav falan yokmuş" dedim. Annem işten dönerken biletimi alcakmış İstanbul'dan ben de burdan gidip bastırcaktım biletimi. Ama lanet olasıca otobüs şirketleri otobüs seferlerinin saatlerini değiştirmiş ve annem de hangi saatin bana uygun olacağını bilemediği için para yolladı bana.

Kamilkoç'ta bir bilet alınca bir bilet bedavamış. Normalde bizim burdan İstanbul'a sabah 10, akşam üstü 4 gibi ve gece olmak üzere üç sefer kalkar ama 4teki seferi 2'e çekmişler. Sinirlerim nasıl bozuldu anlatamam. Yarın öğleden sonra fizik yazılım var. Truva'dan alırım diye düşünürken Truva'da saatini öğlene çekince gece seferine bilet almak zorunda kaldım. Kamilkoç'tan aldım biletimi çünkü tekrar Truva'nın yazanesine gitmek zor geldi. Ayrıca o promosyonlu koltuklar da bitmiş. Bok gibi 38 lira ödedim.

Neyse öğlen eve geldim, yemek yedim, bi koca fincan kahve içtim, eşofmanlarımı geçirip üstüme otogar'a gittim bilet almaya ordan da koştura koştura dersaneye. Mp3'ümle beraber fizik çalışmaya başladım. Yarın sınvaım var mağlum ve ilk yazılım da 53 bundan yüksek not almalıyım. 5 saat fizikle seviştim lan. Ama hala anlamadığım 2 konu var. Sınav da 3 konu zaten. Of, çok salağım.!

Neyse işte yarın akşamdan sonra internete giremeyeceğim galibası. Salı günü geri dönüş yapıcam. 4 günlük tatilim umarım güzel geçer. Babamla kavga etmeyiz, annem sinirimi bozmaz kardeşimse salak ergen davranışları yapmazsa benden mutlusu yok. Hemen 4 günlük bi tatil programı hazırlamalıyım kendime. Tabii ki de doğaçlama takılıcam. Pazar günü blogger buluşması var planlı olan bi tek.

Ya, şey, acaba buluşmada ne giysem? Şaka şaka ben gidip fizik çalışıyım en iyisi.

*Hande Yener'in güzel şarkıları vardır ama bu o güzellerin içinde değil.
**Yarın fırsat bulursam bi ara otobüs yolculuklarıyla ilgili olan bi yazımı paylaşıcam

Bazı şarkılar vardır ki - 2

Coton Limanı' nda 

ne yaparsam yapayım 
tutmaz hiçbirşey yokluğunun yerini 
arkamızda bıraktığımız gölgeler varken hala 
yeniden başlamamız gerektiğini itiraf etmeli miyiz 
bu hayatta yalnız kalmak zorunda mıyız 

ikimize içerken ikimizden 
ne kalır geriye bilmiyorum bizden 
anlatılanları dinlemiyorum bile 
denizde boğulanlar gördüm 
daha önce denizi hiç görmeme rağmen 
unutmayı sen gibi beceremiyorum işte 
yağmurun sesinde bile gülüşmelerimizi duyuyorum 
içinde sen olmayan şarkılar düşünemiyorum artık 
bu ıssız hayatı doldurmak için Coton limanında masalar arasında dans etmektir en iyisi 
ki belki orada yeniden karşılarız 

ne yaparsam yapayım 
tutmaz hiçbirşey yokluğunun yerini 
arkamızda hala bıraktığımız gölgeler varken 
yalansız hayatlarla 
deniz fenerlerine doğru yol almalıyız 
kimbilir belki Coton limanında yeniden karşılarız 
bu ıssız hayatı doldurmak için Coton limanında masalar arasında dans etmektir en iyisi 
ki belki orada yeniden karşılarız 

13 Aralık 2011 Salı

Erdal Eren



"sevgili annem, babam ve kardeşlerim...

hepinize yürekten sevgi ve saygılar...

sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. ayrıca konuşma olanağımız da pek olmadı. zaten dışardayken de birbirimizi anlayabilecek şekilde pek konuşmadık (bu konuda sizlere karşı büyük ölçüde hatalı davrandım. ancak bunu size saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şekilinde yorumlamamanızı isterim). bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. ancak olanak yok. düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. ama çok açıklıkla söylüyorum ki, benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. böyle düşünmem, böyle davranmam halk ve devrime olan inancımdan ileri gelmektedir. ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. elbette ki, hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamak ve cesaretle karşılamak gerekir. 

biliyorsunuz ki, bu ceza işlediğim iddia edilen bir suçtan verilmedi. asıl amaçlanan, böyle bir olayda gözdağı vermek ve mücadeleyi engelleme hedefine dayalıdır. bu nedenle -sizin de bildiğiniz gibi- kendi hukuk kurallarını çiğneyerek, bu cezayı verdiler.
cezaevinde yapılan (ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlıkdışı zulüm altında inletildik. o kadar aşağılık, o kadar iğrenç şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. işte bu durumda, ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun, yaşamımı sürdürdüm. hem de ilerde bir gün öldürüleceğimi bile bile. sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavrayamadığım gibi yanlış düşünceye kapılmamanız içindir. bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler kinimi binlerce kez daha artırdı ve mücadele azmimi körükledi. halka ve devrime olan inancımı yok etmedi. mücadeleyi sonuna kadar en iyi şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka bir amacım yoktur.

mesele benim açımdan kısaca böyle. ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür. kolay kolay kaybolmaz. ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir tarafa bırakmanızı istiyorum. şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecekler ama yok olmayacaklar. mücadele devam edecek. ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.

sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.

hepinize özgür ve mutlu bir yaşam dilerim.

devrimci selamlar.

oğlunuz Erdal"

12 Aralık 2011 Pazartesi

Age Sex Location?



Bugün öğleden sonra okula gitmedim ve yine o salak sitelerde takılmaya başladım. Keyfim yerine geliyor. İlk selamdan sonra "seninle birlikte olmak istiyorum, ne istersen veririm, yakışıklım, aşkım..." gibi direk kendince iltifat sözcüklerini sıralıyorlar. Ben se onlara daha sonra cevap bile vermiyorum. Deneyimlerimden konuşabilirim ki çoğu ya "full aktifim"ciler ya da "kalp krizi geçirmeye ramak kalmış amcalar" oluyor.

Hala bi eşcinsel tanışma platformuna üye olamayan ben salak salak chat sitelerinde vakit geçiriyorum. Bilen bilir ki nickname önemli bir meseledir. Benim nicklerim sınırlıdır.


  • gunsnroses
  • apostrof
  • kankaolalimmi
  • noktaliunlem
  • asafsagsg
Böyle salak salak şeyler yazmayı seviyorum. Çünkü insanların hakkımda birşey bilmeden bana selam vermeleri hoşuma gidiyor. Chat sitelerini yeni keşfettiğimde hep bir soru gelirdi "ASL?". Anlamıyodum lan ne demek olduğunu. Acaba anama mı, yoksa bana mı küfür ediyordu. Yavaş yavaş öğrendim. Tırnaklarımla geldim buralara. Yazın Radikal'de bi yazı okumuştum artık ASL? gibi şeylerin kullanılmadığını söylüyordu. Hatta o gazeteyi saklamıştım bloga yazarım diye ama kaybettim gitti gazeteyi. Ve bugün de dikkat ettim ki insanların nicknameleri çok ilginç oluyor. Ve bi kaç nickname paylaşmaya karar verdim.


a-skr13cm
Bence bu adamdaki özgüven hiç birimizde yok. 

dadluq_18-olguncupendik
Ben böyle çocuklara hastayım ama olgunlardan hoşlanıyormuş :(

derknesball
bençe çok anlamlı bi nickname. 

dolmuscu

hello_sivas
Televizyon programına katılmış da "ben den tüm sivaslı hemşerilerime selam olsun" der gibi. 

ikimetreboyundaaktif
Şimdi benim iki metre boyum olsa ya manken olurdum ya da basketle falan uğraşırdım. Ama bu kardeşimiz görünüşe göre ikisiyle de uğraşmıyor. Kesin ultra tipsizdir. Ya tipliyse?

ist-ilkp-dar
kim bilir neyin kafasını yaşıyor

AsKaTePKi

Ask_Adami

palmbeach

skylover


şimdilik dikkatimi çekenler bu kadar. Aslında biraz daha araştırsaydım kim bilir neler çıkardı.

11 Aralık 2011 Pazar

başlık bulamadım :(



Dün akşam yine arkadaşlarla içmeğe gidecektik. Bi kaç gecedir de geç yattığımdan uykusuzum aslında gitmemeyi düşünüyordum ama gelenek bozulmasın diye gittim. 8'de her zamanki yerimizde buluşacaktık. 8'e çeyrek kala çıktım evden. 8'e ordaydım. Bekledim bekledim kimse yok. Acaba geç mi gelceklerdi? Sarı'yı aradım. Telefon çaldı çaldı çaldı en sonunda  açtı.

-Nerdesin?
-Evde.
-E, hadi niye çıkmadın evden?
-İptal oldu bu akşam. Bilmiyor mudun?
-Niye haber vermedin?
-Sms'im yoktu.
-Tamam, kapa telefonu.

Dedim ve kapadım telefonu. Sinirim o kadar bozuldu ki anlatamam. Ya bi haber vermek o kadar mı zor? Kontörün yoksa çaldır, ödemeli ara arıyım seni dimi? Ne yapacağımı bilemedim. Eve dönmek istemedi canım. Nereye gideceğimi de bilemedim. Bi paket sigara alıyım diye düşündüm ama sonra vazgeçtim. Hani filmlerde olur ya, bi adam durduğu yerde ne yapacağını bilmez ve döner durur. Aynen öyleydim.

Öyle saf saf dönerken Sırık geçti ordan. Selamlaştık falan. Niye haber vermediniz dedim. Bişey demedi. O da bizim plan iptal olunca o da başka arkadaşlarıyla buluşmaya gidiyomuş. Haklı da yani. En yakın arkadaşlarımdan biri dediğim Sarı bana haber vermeyince ona mı düşcek bana haber vermek.

Sonra Kundura'yı aradım.
-nerdesin?
-evdeyim
-bi işin varmı?
-ben saf saf geldim dışarı çıkmıyomuşuz kimse de bana haber vermedi. in aşağı bi yerde oturalım
-tamam
dedi ve 10 dk aşağı inmek bilmedi. Ben de onların karşı apartmanına otudum ve onun inmesini bekledim. Götüm dondu onu beklerken.

***
Kundura'dan bahsedeyim biraz. Kundura'yla 9. sınıfta tanışmıştım aynı sınıfta değildik ama ortak arkadaşlar vesilesiyle tanıyorduk birbirimizi. O'nun o zamanlar bacağı kırıktı. O yaz babası kaza yaptığı için bacağı alçıdaydı. Ayrıca Kundura çok yakışıklıdır. Sonra biz bununla 10. sınıfta aynı sınıfa denk geldik. Arkadaşlığımız ilerledi. Kundura sonradan Sarı'ya aşık oldu. Sarı da baştan bundan hoşlanır gibi olduysa da bi türlü kabbul etmedi çocuğu. Kundura'nın Sarı'ya yaptıklarını bi bilseniz Sarı'yı öldürmek isteyebilirsiniz. Değerini bilmiyor çocuğun. Neden mi Kundura? Çünkü babasının 3 dane ayakkabı tükkanı var. Kendileri de o tükkkanların varisi. Yani severim Kundura'yı. O'da beni sever. İyi çocuktur. Ama biraz duygusal aşık.
***

İndi aşağıya. Ne yapalım nereye gidelim derken. İçmeye karar verdik. Ben baştan kahve içelim falan desem de bara girmiş bulunduk. İki sap olarak bizi en köşe yere attılar. Başladık konuşmaya. Ben baştan ona Kızıl'ı anlattım. Bana "salaksın" dedi. Sonra o bana Sarı'yı anlattı. Ve ben ona Kıvırcık'ı söylediğimde çok şaşırdı. Kıvırcıkla Kundura 7 yıldır arkadaş. Ama artık ona karşı bişey hissetmediğimi söyledim. Dertli olunca alkol daha fazla çarpıyormuş adamı.  3 tane içtim. Canım daha fazla içmek istiyordu. Ama annem daha p.tesi 120 lira yolladı ve nerdeyse param bitti sayılır. Daha fazla harcayıp onları da zor durumda bırakmak istemiyorum. Güzel bi huyum varki, kendimi frenlemeyi biliyorum. Eve geldiğimde saat 1'e geliyordu sanırsam.

Bugün dersaneden sonra annemle konuştum. Aşure yapmış. Çok da güzel yapar aşureyi.
-Keşke geçen hafta gelseydim, hiç yazılı yoktu.
-Yılbaşında gelirsin
-Yılbaşından 20 gün sonra yine gelcem sömestra gerek yok.
-Çarşambaya kadar yazılı yok gelsem mi?
-Gel.
-Ama param biticek, boşver. Haftaya geliyim mi?
-neden?
-İnternetten arkadaşlarla buluşma var. Ama o gün dersanede de deneme var.
-Annem rahatsız falan dersin.
-Tamam dersaneyle konuşurum.

Yani anlaşılan annemden izin aldım. Buluşma bahane İstanbul'da olmak şahane olcak benim için. Tabii dersaneden izin alabilirsem. Çünkü son deneme sonucum kötü ve bu sınava girmezsem sınıf düşebilirim. O yüzden salı günü dersanede müdürle konuşucam. Ya beni erken deneme yapsınlar ya da gelince yapsınlar.

Shameless'i özledim. Ait olmak istediğim hayatı özledim. Yeni sezonun başlamasını sabırsızlıkla bekliyorum.

9 Aralık 2011 Cuma

Resmen günah işliyolar

Bugün dersane kantinde oturmuş "Bugün Ne Giysem?"i izlerken bir anda kaslı bi vücut göründü tv'de. Sonra bir tane daha ve bir tane daha. Yanımda kızlar vardı onlar ağızlarının sularını akıta akıta izlerken ben de yutkundum. İşte o reklamlar. Bu adamları gördükten sonra aynalardan biraz daha uzaklaşıyorum.

Carlos, aşkımsın. Birlikte raks edelim mi? Ya da beni boşver sen et, ben seni izliyim. Ya da yorulma sen. Senin için yaptığım şu kuş tüyü yatakta keyfine bak.

Ama sen benim sağlığıma zararlısın. Seni her gördüğümde kalp krizi geçirme riskim var. Bir de Fransız.

Sen doğadaki mutlulukları keşfet, ben de senin vücudundaki mutlulukları. 

Böyle adamlar olduktan sonra benim ağzım kapanmaz, salyalarımı silmeye peçete yetişmez. Sevgili Biscolata yetkilileri beni duyuyorsanız, "Bak büyük günaha giriyorsunuz, böyle adamlarla reklam çekilmez!"

Neyse ben gideyim biraz film izliyim. 

8 Aralık 2011 Perşembe

Noel Baba, beni duyuyorsan üç kere tıklat. - Vol1

İzlediğim bi kaç blog yeni yoldan isteklerini sıralamış. Ben de dedim ki "benim onlardan neyim eksik?". Hemen güzel bi hediye listesi oluşturuyorum. Bunlardan bir tanesi bile 2012 senesi içinde gerçekleşmesse Noel Baba'yı AİHM'e şikayet edicem benimle taşak geçiyo diye.

Bir adet BLACKBERRY'e asla hayır diyemem

Filtre kahve makinası

Oxford model bir ayakkabı


Kahve yapmasını bilen bir sevgili


Johnny Depp'inkinin aynısının tıpkısından bir gözlük


Şu kırmızı ayakkabıdan da ekleyebilirsin Noel babacık.


Daha istediğim bir sürü şey var da kalanı da bir başka yazıya.

6 Aralık 2011 Salı

Beni sizler yarattınız.

Kazu'nun ödül törenindeydim bugün. Ortam nasıl kasvetli bilemezsiniz. Ödüllerini dağıtmak için Kazulet olarak çalıştığı Opera Binası'nı kapatmış. Aslında gerçeği söylemek gerekirse anahtarı bırakmışlar buna, bu da fırsat bu fırsat diyip töreni oracıkta yapmaya karar vermiş.

Telefonum çaldı, kim dersiniz? Tabii ki de Kazuş aramış. Açtım böyle sıkıntılı sıkıntılı konuşuyor. "Abi bi durum var, nasıl söylesem bilemiyorum. şey sana ödül vercem de gelir misin?" dedi. Sanki kabız olmuşta, haftalar sonra tuvaletini yaparmış gibi. "Çok işim var nasıl olur bilemiyorum, dur bi randevu defterime bakayım... tamam gelebilirmişim" dedim.

Hemen dolabımı açtım ne giysem diye bakınırken yılbaşında hediye gelen noel babalı boxerımı giyip çıktım evden. Kırmızı da bana nasıl yakışır anlatamam. Kırmızı halıda kırmızı donumla boy gösterirken şeritleri aşıp imza istemeye gelen hayranlarımdan nasıl kaçtım bilemedim.

Salon'a girince bana ayrılmış olan locadan seyretmeye başladım. Sağ olsun Kazu'cuğum muhteşem bir Stiriptiz şovu izlettirdi bize.

Ve konuşmasını yapmaya başladı, öüllerini dağıttı. Kazuşçuğumun konuşması ve diğer kazananları görmek için: tık tık.

Adım açıklanınca ağır ağır çıktım sahneye ve konuşmamı yapmaya başladım.

"Öncelikle bana bu ödülü layık gördüğü için Operadaki Seks Akedemi'sine çok teşekkür ederim.
Ben ki hiç yazmayan insan bi gün özenip ünlü olacağım diye çıktığım bu yolda bu kadar yükseleceğimi bilmezdim.
Tırnaklarımla kazıya kazıya geldim buralara. (ağlıyorum ve ardından bir moral alkışı yükseliyor)
Zorlu günlerimde yanımda olan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim.
Kaslı, olgun, yapılı erkeklerden hoşlanırım. Biraz da kıllı olabilir.
He yok ben kadın halimle sana eş olabilirim diyorsan Megan Fox'san kapım sana da açık.
Ödül verenleriniz çok olsun"

diyerek indim sahneden. Kendime teşekkür konuşması bile yazamamıştım. Olsun, fena olmamış bu da heralde?

Şimdi ben ödüllerimi dağıtıyorum.

İlk ödülüm benim en merak ettiğim kişi olan ve her fırsatta kulağını çınlattığım HAYAT ERKEĞİ'ne veriyorum. O bu ödülü hak ediyor.

O benim Kral Çıplak'ım. O benim kralım, THE KING.

Bir insanı merak edersiniz, ettiğinize de değer. İşte bu ödül OPERADAKİ KAZULET'e gidiyor.

Ekşisözlük gibi adam. O GAY, BEN DE...'ye gidiyor diğer ödülümüz.

Nerde karmaşa, orda Serhat. KARMAŞIK GÜNCE'yi ödülü almak üzere sahneye alkışlar eşliğinde davet ediyoruz.

Dolu dolu yazar yazılarını, okuması çok zevklidir. BİSEKSÜEL'den başkası değildir o.

Ne kadar yeni keşfetmiş olsam da onu, çok sevdim onu. PİSTİS kalk yerinden de al şu ödülünü.

O benim blog annem, o benim canım ciğerim. Ödül  ASLISIN'a gidiyor.

Bana Ankara'yı sevdiren hatun SİMİNYA'yı unutmak olmaz.

Bir ayı sevdim uzakalardan.... O, en DEPRESİF AYU.

Hadi bakalım verin ödüllerinizi siz de.

Ya sonra?



Ozan: slm
Patrick: Selam
Ozan: foton yok mdr?
Patrick: malesef ki yok
Ozan: neden göstermek istemiyo msn?
Patrick: Sevmiyorum sanal aalemde fotoğraf kullanmayı
Ozan: bana mesaj atabilirsin görmek isterim
Patrick: Daha sonra?
Ozan: neden sonra :S
Patrick: daha ortada bişey yokken neden göndereyim. buluşacağımız zaman elbette gönderirim
Ozan: buluşmak gibi bi niyetin varsa elbet yollarsın
Patrick: sen bilirsin ama şimdi yollamıcam
Ozan: hayaletle konuşuyor gibi hissediyorum bye

dedi ve sildi. Kaldım bi an. Ne oluyoruz?! Ne ara ekledim ben bunu ne ara konuştuk da ne ara sildi! Sinirim acayip bozuldu. Gerizekalılık yapıp çocuğu ellerimle kaçırdım. Başım ağrıdı. Sözde ders çalışacaktım dün akşam ama olmadı işte.

Sağ olsun bazı arkadaşlarbana "korkaksın" diyerek kendime getirdi. Ve cesaretimi toplayıp tekrardan mesaj attım Ozan'a.




Patrick: Benim kim olduğumu biliyor musun? İki yaz önce ***'dan buluştuğun çocuğum, Patrick. Ve seni özlediğim için ekledim.
Ozan: Hani şu ***'de okuyan?
Patrick: evet
Ozan: Obaaa çok sevindim napıyorsun? yemin ederim ki aklımdan geçiyordun hep. napıyosun, ne ediyorsun, nelerdesin bakalım?
Patrick: dediğim gibi okul dersane yorucu ***'deyim.
Ozan: nasıl oldun 2 senedir görüşmüyoruz :)
Patrick: evet benim salaklığımdan kaynaklanıyor. aslında bu hesabını 7-8 aydır biliyorum ama ekleyemedim bi türlü. seninle irtibatı da salakça bir nedenden dolayı kestim. ergence davranışlarımdı.
Ozan: neden kestin konuşmayı benimle?
Patrick: bilmiyorum aslında öyle esti bir anda. bi açıklaması yok dediğim gibi salaklığım.
Ozan: peki benden sonra oldun mu birileriyle?
Patrick: 1-2 kişiyle oldum
Ozan: benim yerimi tuttular mı peki?
Patrick: sonuçta özlediğim kişi sensin. 
Ne güzel gidiyormuş dimi konuşmamız? Ya "Benden başka birileriyle oldun mu? Benim yerimi tutular mı peki?" sorularını sorana kadar herşey güzeldi. Bi an yine soğudum ondan. Nasıl sorulardır bunlar ya? Ben özlemişim onu eklemişim onun sorduğu şeye bak. Ego tatmininden başka birşey değil. Tamam bana "ben de seni çok özledim" demesini beklemiyordum ama bunu demesini hiç ama hiç beklemiyordum. Birşey demesini bekledim saatlerce ama beyefendimiz cevap vermedi ben de direk yattım. Bugün okuldan gelince bilgisayarı açınca gördüm ki sabah bana "günaydın" diye mesaj atmış. Ben de "iyi akşamlar" dedim. O kadar.

Boşuna özlediğimi fark ettim. Ama aklımda soru kalmadığı için mutluyum.

O'nu Bu'nu boşverin de canım çok İŞKEMBE ÇORBASI istiyor. Hadi işkembeciye gidelim!

4 Aralık 2011 Pazar

Günah Çıkardıktan sonra.


Gelelim önemli olan konuya, Ozan'a.

Bundan önceki blogumu kapamamın nedeni Ozan'dı. Gayet güzel yazıyodum içimden gelenleri, hiç kasmıyordum yazarken kendimi. O blogu açtığımda kendime bir de o isimle bi facebook hesabı açmıştım ve arkadaş çevresi de yapmıştım. Özellikle bi çocukla iyi anlaşıyorduk. O da takma isim kullanıyordu, ben de. Derken çocuğun duvarında birinin yorumunu görmüştüm, daha doğrusu yorum değil profil fotoğrafı gözüme çarpmıştı. Fotoğraftaki Ozan'dı ama kendi adına açtığı hesap değildi, fake hesabı. Bu durumdan çok rahatsız olarak direk blogumu kapama kararı aldım. Sanki o çocuk gidip Ozan'a "bak bi çocuk var blog yazıyor, yazıdakiler de aynı sen" diyecekti. Belliki onlarınki de sadece facebok arkadaşlığı. Belki selamlaşmıkları bile yoktur. Ama hemen Ozan'ın profilini kaydettim sık kullanılanlarıma.

Geçen gece yazımı yazdıktan sonra Ozan'ı arıyım dedim. Aradım, telefondaki ses ne derse beğenirsiniz? "Aradığınız numara kullanılmamaktadır.". Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Neyse toparlandım ve hayata kaldığım yerden devam etme kararı verdim. Sanki yapacak başka bişeyim varmış gibi. 


Bi an bunun fake profilini ekledim benim fake hesabıma. O gece kabul etmiş. Ertesi gün profilinde dolaşırken beğendim bi kaç bağlantısını sonra bana mesaj atmış. Ama ben karşılık vermedim. 

Ozan: Slm naber nerden yaş fln nedir?
          (cevap vermeyince)
         Kendini tanıtır mısın?
Patrick: 17 yaşındayım lise sonum esmer 180 boy
Ozan: Kilo nedir ve nerden?
Patrick: 65 İstanbul. Sen de kendini tanıtır mısın?
Ozana: 180 74 kg. ****'de yaşıyorum üni okuyorum tek yaşıyorum gitar çalıyorum vokallik falan öyle işte. Arayışın nedir?
Patrick: fuckbuddy anlaşabilirsek de arkadaşlık
Ozan: Ben de aynı şeyi düşünüyorum Semt neresi peki?
Patrick: ****
Ozan: Yakınız. Ne zaman görüşürüz tanışırız?
Patrick: Sanırsam bu aralar görüşemeyiz
Ozan: Neden?
Patrick: Son sınıf olduğumdan okul dersane çok yoğunum
Ozan: Ben son sınıf oldum bi dönem. Dönem arasında bi nefes alınıyor. Neyse görüşmek konuşmak istersen konuşuruz
Patrick: O zaman sömestrda görüşebiliriz
Ozan: Haber et

İşte böyle bi konuşma geçti aramızda. 1 haftalık yarıyıl tatilinde ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Aslında Ozan'la buluşup buluşmamak konusunda da emin değilim. Sadece eklemek istediğim için ekledim, konuşmak istediğim için konuştum. Buluşmak istersem de buluşurum herhalde. Kim olduğumu ona söyleyecek miyim? İnan ki bunu hiç bilmiyorum. Kalbimin yaptırdıklarını yapıyor parmaklarım şuan. Ve kalbimin aklında o'na kim olduğumu söylememle ilgili bişey olmadığına eminim.

Acaba buluşursak bana  Zara'dan aldığı ı güzel hırkayı verir mi ki?

3 Aralık 2011 Cumartesi

dağları delemedim


"Evet, sıkıldım. Sorun mu var?" bakışı
I Killed My Mother'ı izlicektim ya izleyemedim. İndirdiğim film başka bir dile budlajlıymış. Çok büyük bi hevesle açmıştım filmi ama bir de ne göreyim, FACİA! Neyse ki Xavier'ciğimin başka bi filmini de indirmiştim. O'nu izledim. Filmi değil Xavier'i. Tamam filmi de izledim. Les amours imaginaires'tı işte o film. Perşembe akşamı bitiremedim filmi bu akşam bitirdim.


Dün okulda Uzay Geometri diye salakça bi dersten sınav olduk, 3D yeteneği vermiş olacak ki Tanrı baba bana 76 aldım. Ardından da dersanede 3 ders beni çok yordu.  Eve geldim yemeğimi yedim biraz bilgisayarı açtım o kadar çok uykum vardı ki uyumalıydım. İçtim bi tane atarax delik uyuyayım diye sabah kalktığımda saat 10:50'di. düşünün ne kadar deliksiz uyuduğumu. 13 saate yakın uyumuşum. E, tabii uykusuz gecelerin acısı çıkıyor. 


Beni geçin de 0.facebook bile paralı olmuş. Görüyosunuz dimi, hepsi amerika'nın oyunu :P Çok canım sıkıldı azcık yazasım geldi. Yazdım gidiyorum. 


Yatsam, kalktığımda İstanbul'da olsam? Bu kadar büyük hayaller bana göre değil. Yatçam, kalkçam dersanede deneme sınavına gidicem. 

1 Aralık 2011 Perşembe

yılbaşı planımı açıklıyorum!

Sınava tam 4 ay kaldı. Evet, evet 1 Nisan'a küçücük dört ay! Allam napçam ben? Seneye güzel bir üniversitede mi okuyacağım yoksa yine dersaneye gidip gelecek miyim tekrardan? Hiç bilmiyorum. Eminim ki çalışırsam adam akıllı bir bölümü, tabii ki de istediğim bi bölümse, girerim. Ama çalışan kim? Valla ben değilim.

Xavier çok tatlısın! (ergenlik diz boyu)
Nasıl anlatsam bilemiyorum ama ben galiba Kızıl'a tekrardan yakınlaşmaya başladım. Ama onun hala beni sevip sevmediğinden emin değilim. Aradan kaç ay geçti, bana aşık olan kız şimdi benden nefret ediyo olabilir. Neden olmasın? Her neyse 2-3 gündür tekrardan sohbet etmeye başladık yavaş yavaş. Neden bilmiyorum ama ben bu kızla msn'den konuşamıyorum. Oysa buluştuğumuzda saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Öyle acayip bi durum. 

Oysa bir hafta önce Ezginin Günlüğü'nün şarkısından olan "Aşk hiç biter mi?/ Kalır bir pazarda/ Bir kahve kokusunda" yazmış. Tabii ki ben de hemen üstüme alındım. Çünkü onunla buluştuğumuz günün Pazar ve içtiğimiz şey ise KAHVE'di. Geçen gün msn'deki kişisel iletisini de "Ben onu çok sevmiştim, saçları çok güzeldi çünkü." yazınca dedim ki bu kesin benim. Hemen bişey diyerek konu açtım biraz konuştuk ve benim çok uykum olduğu için çıktım.

Dünse Kızıl facebook'ta profil fotoğrafını Xavier Dolan yapmış. Sonra msn'dekini Xavier yapmış. Hemen dasdldım konuya. "Nerden geliyor bu Xavier aşkı?" diye atladım hemen. "Xavier aşkı çok derin bende, galiba saçlarından kaynaklanıyor" dedi. Sonra Xavier'in hiç bi filmini izleyip izlemediğini sordum. İzlemiş filmlerini ama en çok I KILLED MY MOTHER'ı beğenmiş. Ben de indirdim filmi. Bileniniz vardır Xavier Fransız bir gaydir ve bu filmde de bi gay'i oynuyor. Ayrıca filmi kendi yazıp yönetmiş.

Sonra başka film var mı önerdiğin diye sordum.  SWEENEY TODD, dedi. Onu da indirmeye başladım. İlk Sweenet Todd indiği için onu izledim. Abi, çok güzel film lan. Depp aşkım tavan yaptı. Helena Bonham Carter aşkımı söylemiyorum bile. Allam ne tatlı bi hatundur. Ayrıca filmdeki denizci çocuğu es geçmek olmaz. Fevkaledenin fevkinde.

Genşler yılbaşı gecesini sabırsızlıkla bekliyorum neden mi? Victoria Secret Show'da Adam Lavine var da ondan. Bugün izledim de harikaydı. Kızlara zaten sözüm yok hepsi bi içimlik su gibiler. Tanrım, bu insanları bu kadar güzel yaratırken beni böyle çirkin  bırakmak niye? Yani yılbaşı gece yatağımın içinde CNBC-E seyredicem ağzımın sularını sile sile.

Neyse siz takılın ben de I KILLED MY MOTHER'ı izlicem.

soru işareti (?)

Hayat neden böyle kimileri çok mutluyken ya da öyle görünürken, kimiler mutsuzluk içinde kaybolmuştur ya da mutsuzluk perdesi takmıştır suratına?

Anlamsız değil mi sizce de bir şeyler?

Neye göre anlamsız?

Kime göre anlamsız?

Ne zaman çıkacağız bu kaosun içinden?

Sorular, sorular, sorular...

Cevaplarını bildiğimiz ama söylemeye korktuğumuz sorular...

Hayat zor mu, kolay mı?

Hayat bir karton oyunu gibi mi yoksa?

Ev alıp sattığın, kimi zaman iflas ettiğin ama bir anda güzel bir zarla birlikte oyunun en zengini olabilir misin?

Belki karton oyunları hayatın konsantre edilmiş hali olabilir? Neden olmasın ki?

Zaten hayat bir oyun değil mi?

Oyun içinde oyun...

Her yerde bir oyun; ana karnında, beşikte, evde, işte, arkadaşlarla birlikteyken, tek başınayken, sevgilinleyken, gece uyurken, evliyken, sex yaparken ve birsürü şeyde oyun var.

Peki bu oyunların sonu yok mu?

Kazanan ne zaman belli olacak?

Eğer hayat bir kumarsa bizde bu kumarı kazanır ya da kaybedersek, aşkı nerede kazanacağız ya da kaybedeceğiz?

28.08.2009



*Bu yazı ilk blogumun yazısıydı ve o blogumu kapadığım içini buraya taşıdım. Tarihden de anlayacağınız üzere çok ergenmişim. Hep soru, hep soru. Nostalji olsun dedim :)