27 Ekim 2011 Perşembe

"Vay, yine mi keder? Ama artık yeter! "


Mutluydum bir kaç gündür. İnsanlara yardım ettiğim için, İstanbul'a gideceğim, Serdar'la tanışacağım için. Ama yok bana mutluluk yasak sanki. Neden böyle olur anlamam. Son anda her şey mahvolur. Onca plan çöpe mi gitti şimdi? Galata'da sigara içip, Karaköy'de şarap içemeyecek miyim? Cevap ise koskocaman bir "HAYIR".

Öğlen arkadaşlarla koli ararken marketlerden annem aradı. Açtım telefonu ve bana bilet alıp almadığımı sordu. Almadım, dedim. "Ben geleyim, anneannenler bayramda yalnız kalmasın" dedi. Bişey diyemedim. Emrivaki yapmıştım biraz da İstanbul'a gitmek için ama o da kabul etmişti.

Planlar yapmıştım kendimce. Sevinmiştim.Ama bu telefon görüşmesinden sonra bi anda hepsi tepeme yıkıldı. Hayat durdu bir anda. Öğlen o koşturmada pek bişey anlayamadım ama okula gittikten sonra biraz düşününce çok kötü oldum. Dediğim gibi planlarım vardı. Serdar'la tanışacaktım. Bakırköy'deki çocuktan Vosvos'lu tişört ve Eiffel'li anahtarlık alcaktım.

Yazın da olduğu gibi, herşey son anında değişmeye devam ediyor.
Kısacası: Kötüyüm. Yarın kimya yazılım var ve ben sadece kahve içip bişey yapmamak istiyorum. Bir de beni dinleyecek birisi olsa fena olmaz.

Her ayrılık zor
Bin yıldır söyler dururum
Öğrenmiyor kalp
Görüldüğü üzere durumum

İnsan biraz olsun akıllanmaz mı?
Büyümez mi er geç?
Yanardağ gibi için için
Sönmez mi bu sinsi ateş?

Vay, yine mi keder?
Ama artık yeter!
Yine kapıda kara geceler...
Vay, çileli başım
Ortasında kışın
İyice beter...

Bu zor günler de
Elbet geçer bir gün
Herkes farkında
Herkes nasıl üzgün

İnsan biraz olsun akıllanmaz mı?
Büyümez mi er geç?
Yanardağ gibi için için
Sönmez mi bu sinsi ateş? 

25 Ekim 2011 Salı

Yardım etmenin verdiği mutluluk


Haftada üç gün edebiyat dersimiz var. Bu derslerin birinde konu işliyoruz, birinde tartışma yapıyoruz birinde de kitap okuyoruz. Konu işledikten sonra vakit kalırsa da güncel konular hakkında tartışma yapıyoruz. Son haftalarda tartışmalarımız "terör" üzerine olduğundan sinirlerim yerinde duramıyodu. Ben insanların "FAŞİST" olmasını hazmedemiyorum. Katliam yapmaktan bahsediyorlar! Ve bu insanlarla aynı sınıfta olmak istemiyorum.

Dünkü dersimizde konu işledikten sonra kalan vakitte de tartışma yaptık. Konumuz da Van'da olan depremdi. Önce insanların facebook'ta yazdıklarından girdik konuya. "Allah'ın sonu yok ki..." "İLAHİ ADALET" vb...Ve bi kız "Ben ölenler için üzülmüyorum." dediğinden beri onunla muhattap bile olmak istemiyorum. Bazı favebook ve twitter yorumları için :http://imgur.com/a/wzCDc

Derken üniversiteli bi arkadaşımızın yardım kolisi oluşturmakla ilgili bi arkadaşıma mesaj atmasıyla yeni bi pencere açıldı dünyamda." Ne yapabiliriz diye aramızdan konuşurken eski kullanmadığımız ve sağlam olan eşyaları toplama kararı aldık. Ve bugün için de okulda para toplayıp bebek bezi, bebek maması, ped, hazır gıda alıp yollama planı yaptık. Bi kaç kişi derken bayağı bi kişiye yayıldığımızı farkettik.

Ben atkı, giymediğim sweatshirt (şebnem ferahlı olanı)larımı ayırırken anneannem de bi yandan torunlarından kalan küçük kıyafetleri çıkarmış. Çok duygulandım. Çünkü anneanneme her seferinde ya birine verilmesini ya atılmasını söylenen kıyafetleri anneannem gözden çıkarmıştı. Ve kendi kazaklarından da verdi.

Arkadaşla sabah okula erken gidip bu konu hakkında müdürle konuşma kararı aldık. Okula gittiğimizde müdür yoktu. Getirdiğimiz kıyafetleri okulun bi köşesine yerleştirip marketlerden koli istemeye gittik. İki tane büyük koli bulup okula geldik ve müdür yardımcısının odasına girip durumu anlattık.

Başta karşı çıktılar. Milli eğitimden bi yazı gelmesi gerektiğinden falan bahsettiler. Bu yardım olayını bütün okula duyurmamak şartıyla kabul ettirmeyi başardık. Arkadaşlarla aramızda 150 liraya yakın para topladık. Bi alt dönemden de 70 lira civarı toplamışlar. Öğlenleyin toplaşıp alışverişe gittik. Ve okula geldiğimizde eşyalarımı bıraktığımız oda dolup taşmıştı. Öğleden sonra derslere girmeyip eşyaları koliledik. Ve onları bi öğretmenimizin arabasına koyup kargoya yolladık.

İki gecedir uykusuzum ama yardım toplarken, eşyaları ayırıp kolilerken bütün yorgunluğumu unuttum. Ve şu anda kendimi o kadar mutlu hissediyorum ki. İyiliğin azı çoğu olmaz. Bir şeyler için çabalayabiliyorsam varım demektir bundan sonra. Keşke elimden daha çok şey gelseydi de yapabilseydim. Ben büyük insanlardan daha çok çocukları düşünüyorum, onların suçu yok.

Ama hala "onlar Kürt, terörist" diyen insanlar var.

21 Ekim 2011 Cuma

“Hiç bikere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı”



Her çocuk mutlu mudur? Ya da hep mutlu olan insan var mıdır? Galiba ben mutsuz olanlardandım.

Anne-baba çalışır. Küçük kardeş anneanne yanında büyür, belki de bu yüzden kardeşimi çok seviyorumdur, belki de o bu yüzden şımarıktır.

Pazar günlerini severdim, babam  beni Carousel’e atlı karıncaya binmeye götürürdü. Her gidişimizde kestane şekeri alırdık ordaki çikolatıcıdan. Arada da Galleria’ya giderdik, buz pateni yapanları izlemeye. Çok severdim onları izlemeyi, çok da nefret ederdim. Çünkü, hiç bir zaman o buzun üstüne çıkamamıştım, kayamamıştım, kendimi özgür hissedememiştim.

Geçti yıllar.

Ne babam beni atlıkarıncaya götürdü, ne de kestane şekeri aldık.


19 Ekim 2011 Çarşamba

Özlemişim bu kokuyu: "Soba üstünde kızarmış ekmek kokusu"


Annemin ben ders çalışayım diye ödemediği internet faturası yüzünden cumartesinden beri internetim yok :( Bir anda gitti anlamadım. İnsan önce haber verir ki hazırlık yapayım diye. Ama yok vefasız TTNET beni düşünmüyor, hemen kesmiş nedi orospu. Neyse işte anneciğim bugün faturayı ödeyince kavuştum internetime. Hani internetsizlik sorun değil de blog okuyamamk koydu bana. Arkadaşlarla facebooktan falan haberleştim ama takip ettiklerimin haberini kimden alıcam?

Bi çırpıda olan biten ne varsa okumaya çalıştım. Ben tumblr'ın fast food özelliği yüzünden kullanmayı sevmediğimden yakınırken blogspot'ta da uzun yazılar okuyamadığımı farkettim. Uzun yazılar iyi hoş da bi iki görsel, araya şarkılar serpiştirseler daha hoş olur.

Kısa bi özlem yazısından sonra tekrardan MERHABA!

***

işte bizdeki de buna benzer bişey
Malum havalar çok soğudu. Adeta kıçım buz tuttu. Bi ara ciddi ciddi buz tuttuğunu düşündüm. Buralara daha doğalgaz gelmediğinden anneannemle pazar günü kurduk sobamızı. Ne güzel şeydir şu soba. Anlatamam. O sıcaklık, o ses, o çok işlevlilik adeta kendisine tapmamı sağlayacak namussuz.

Pazar günü kurduk 11 gibi sobayı ve ben direk duşa girdim. Çıkınca ev bi sıcak olmuştu ki anlatılmaz, yaşanır. Pazartesi ise öğle yemeğine eve geldim. Bizim sobanın fırın görevi gören bi yeri var ve orda pişin patatesler çok güzel oluyor. anneannem bana ondan yaptı. sonra sobanın üstünde ekmek kızarttım. Allah'ım adeta nirvanaya merdicen dayadım. Çok güzel bi zevk. İnternetim de yoktu zaten sobanın başından kedi gibi ayrılmadım. Sıcağı özlemişim.

***

Ben gidince neler olmuş buralarda. Serhat'ın blogu beni şok etti. Ayrıca Serhat adına beni çok mutlu etti. Sanki sevişen benmişim gibi oldum. Ha bir de Bakırköy'ün benim için çok özel bi önemi vardır. Bakırköy'de sahil manzaralı bi ofiste yaptıklarımı yazmama hiç gerek yok sanırım. Burada Yaşar'dan Kumralım şarkısı girmeli. Ben de xCoach'ın dediklerine katılıyorum Serhat, ofistesin ve masa varken mutfak hiç olmamış.

***

Bugünkü şehit haberlerinin üstüne sınafta bi tartışma oldu. Geniş görüşlü olarak bildiğim bi arkadaşımın çok dar görüşlere sahip olduğunu anladım. Adeta sınıfın ortasında faşistlik yaptı. Onda sonra dersane kantinde dersin başlamasını beklerken fizikçim yanıma gelip oturdu, şehit haberlerini duyduktan sonra çok üzüldüğünü, ders işlemek istemediğini falan söyledi. Hafif hafif sinirimi bozan şeyler söyledi. Sesimi çıkarmadım. Masadan kalkarken kulağıma eğilip "en iyi kürt ölü kürttür" dedi ve gitti. Ben de arkasında faşistlik yapıyosunuz dedim.

Adam benim gözümden düştü. En son beklediğim kişilerden biridir. En azından şimdiye kadar onu tanıyamadığıma yanarım.

***

Bu arada çok büyük ihtimalle bayramda İstanbul'dayım. Çok değişik planlarım var.

13 Ekim 2011 Perşembe

sıcak-soğuk



Canım sıkılınca salak salak hareketler yaparken buluyorum kendimi bıraktığım yerde. kimi zaman dans ederken, kimi zaman şarkı söylerken, kimi zaman ağlarken, kimi zaman da yüzümde hafif bi sırıtışla. Hemen bi silkelenip toplanıyorum sonra. Kaldığım yerden devam ediyorum.

Tam birine aşık olmak isterken (Kızıl'a değil, hani şu kendime bile itiraf edemediğim) karşı taraftan gelen yeni açıklamalardan sonra bana karşı biraz mesafeli davrandığını hissettim. Çok karıştı, kabul. Ama bi ara söz hepsini anlatıcam. İstanbul'a gitmeyi boşuna istemiyorum. İstanbul'a gitmeliyim. Hem rahatlamak hem de bazı şeyleri anlamak için.

Havalar birden soğudu. Ben, evet ben hiç üşümem. Taki geçen kışa kadar. Ben kışın bile evde tişörtle gezen adam, geçen kış götüm dondu. Ben mont giymeyi sevmem. Güzel güzel hırkalarım vardır. Ama ince de olsa bi montum vardır sonucunda. Geçen kış o montun içinde dondum. Ama bulunduğum yerden mont almaya kalksam hem pahalı, hem de herkeste vardır. İstanbul'a gittiğimde de fazla para harcamamak için almadım. Ama İstanbul'a ilk gidince ilk işim kalın bi mont almak olacak.

Ben "yağmurluk" olayına da karşıyım aslında. Hırka ve şemsiye neyine yetmiyo? Ama anneme bi yağmurluk aldırdım geçen gün DEFACTO'dan. 20 liramış lan, kaçar mı? Kaçmaz. İşte annem o yağmurluğu perşembe günü PTT'den kargoya verdi ve normal şartlar altınca pazartesi elime geçmesi gereken paketim, dün zar zor geçti. Aslında salı günü şubeye gelen paketim dağıtıcının elinde dolaşmış iki gün. Sonra ben postaneden adamın telefonunu alıp, telefonda adamın ağzına sıçmam sonucunda getirdi. Annem tam bedenime göre alıp yollamış valla. Rengi de hoş. Daha ne olsun. Bugün seve seve giydim okulda, desanede.

Git gide tabularımı yıkıyorum. Bu güzel şey. Bakalım sırada hangi tabularım var. O kadar çok tabum olduğunu sanmıyorum ama yıkılınca anlarım hangi tabularım olduğunu.

Yarın anelitikten sözlüm var. Ben ders çalışmaya giderim. Lady GaGa da bana eşlik eder.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Sevdiğim Adamlar - John LENNON


(9 Ekim 1940 - 8 Aralık 1980)

Aslında dün yapmam gerek bu postu bugün yapmaktan utanıyorum. Dün Lennon'un doğum günüydü ve iki fotoğraf bulup eklemeye üşendim. Bu postum da ona kendimce doğum günü hediyemdir.

Kendisi en sevdiğim adamlardan biridir. Dün dersaneye giderken kendime giyecek tişört aradım ve elim kendiliğinden John Lennon baskılı tişörtüme gitti. Gerçekten seviyormuşum bu adamı demek ki. Eve gelince öğrendim doğum günü olduğunu. Bugün de okulda arkadaşlarla "peki" alıp doğum gününü kutladık. 

Hayatını merak edenler: http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Lennon 

işte tişörtümün baskısı


yoko, yani karısı. Çok ama çok tatlılar.


en sevdiğim ikili

adam king

böyle bi dedem olduğunu düşündüm de... cidden çok güzel olurdu

cool'lukta sınır tanımıyor. 

hep mutlu ol.

Zaman çabuk geçebiliyormuş


Bu gün dersanede deneme sınavım vardı. Kötü geçti, sonuçlarım da kötü ama olsun. Umrumda değil. Daha çalışmaya başlamadım çünkü. Daha önce de dediğim gibi şu son bayram tatili ağzıma sıçtı. Yok ya bi türlü oturup ders çalışamıyorum. Bir de ben masada ders çalışamıyorum. Ya koltuk tepesinde, ya yerde, ya yatakta... Burdaki ders çalışma alanım ise anneannemin eski bir sehpası. Kadın eski olduğu için evde istemiyor ama ben de onsuz yapamıyorum. Ben ne zaman İstanbul'a gitsem, o sehpa odadan gider. Ve geldiğimden beri ders çalışmama nedenlerimden biri de sehpamın olmayışıdır. Dün çatıdan indirdim sehpamı, bi güzel tozunu aldım ve özlem giderdim. Şerefine bi bardak süt içtim. Kitaplarımı serdim üstüne falan. Nasıl özlemişim anlatamam. Kendi evime çıkarsam bu sehpayı da alcam yanıma. Kırmızıya boyamayı düşünüyorum.

Gelelim asıl meselemize, Kızıl'a. Dün deneme sınavında sonra buluştuk ve yürümeye başladık. Bi kafeye gidip oturduk saat 13,10 gibi kafeye girmişizdir heralde. Önce kafenin dış tarafında oturduk, iki sade nescafe söyledik, kahvelerimiz geldi ve içemeden yapmur başladı. Kahvelerimizi alıp içeri girdik, meğersem kafenin arka tarafında bahçe gibi bi yeri varmış, kadın bizi oraya yönlendirdi. Açık yerdi ama üstü kapalıydı. O kadar da soğuk olmadığı için oturduk.

Ordan burdan konuşmaya başladık. Arada bi konu tıkanınca duvarlardaki resimleri inceledik sonra yine konuşmaya başladık. Sıkılmadım onunla konuşurken. Bi o anlattı bi ben. Anlamadım neden öyle olduğunu ama anlamsız anlamsız bi çok konudan konuştuk.

Anlamsız şekilde ağzım kurumaya başladı. Hiç durmadan çalışan tükrük bezlerim grev yapıyolardı resmen. Dakka başı su içtim. Ne zaman Nescafe içsem ardından çişim gelir. Dedim size, BEN NORMAL DEĞİLİM! Dayanamadım bi ara çişimi tutmaya ve tuvalete gittim. O "ŞIRRRR" sesini duyunca nirvanaya vardım. Elimi yıkayıp geri döndüm. Bilerek elimi ıslak bıraktım. Çünkü kadınlar  erkeğe tuvaletten çıkınca dikkat ederlermiş ellerini yıkadımı, yıkamadı mı diye. Çok ilginç. Belki ben boklu el seviyorum.

Ben, çok çabuk sıkılan insan; sıkılmadım lan. Yağmur sesi çok güzel arka fon oluşturmuştu. Bi ara saate bakma gereksiniminde hissettim kendimi. Baktığımda saat 15,30'u geçmişti. OHA LAN! Nasıl sıkılmadım diye kendime bile hayret ettim. Ve "kalkalım mı?" dedim. Kalktık. Dışarıda yağmur yapıyodu ve ben hemen şemsiyemi açtım. Bi şemsiyenin altında yürümeye başladık. Ben 180 boyundaki adamım. Ayağımda SUPERSTAR olmasına rağmen Kızıl'ın boyu bana çok yakındı. Yoksa benden uzun mu? OMG!

Otobüs durağına geldiğimizde bi otobüs vardı ama çok doluydu. Biz de oturduk durağa, bi kaç otobüs sonra boş olan bi tanesine denk gelip bindik. Şimdi düşünüyorum da Kızıl otobüsten inince bayağı yürüyor ve yanında şemsiyesi yoktu. Ne angut insanım ben! Keşke şemsiyemi ona verseydim. Her şey iyi hoştu ama Kızıl hiç sevmediğim o acayip pembe pantolonunu giymişti. Çok kötü bi pembe.

Sonuç mu, ne? Kızıl'la biraz daha vakit geçirdikten sonra, sevgili olabiliriz :) Buna da Haplo ve İyibiri'nin yorumlarından sonra karar verdim.

XOXO

8 Ekim 2011 Cumartesi

bok çukuru



Ben şimdi ne yapayım?

Yarın dersaneden sonra Kızıl'la buluşcam ve ne konuşacağımı, nereye götüreceğimi hala bilmiyorum. 
Tamam Kızıl bana deli gibi aşık olabilir, tamam ben de ilk başlarda ondan hoşlanmadım değil ama soğudum işte bi anda. Ne kadar konuşmaya çalışsam da bi o kadar da uzak davranıyorum Kızıl'a karşı.
Konuşmaya çalışıyorum, tanımaya çalışıyorum ama o kadar. Ötesinde bişey hissetmiyorum. 

Neden sevemiyorum beni sevenleri? Zaten kaç kişi sevdiki beni? Sevenleri de götümün kenarına bile takmıyorum, kendimden bin kat üstün insanlara aşık oluyorum. Biliyorum onların hiç birinin benim olmayacağını. 3. sınıfta ilk aşık olduğum kız da öyleydi, en son aşık olduğum Kıvırcık da. Oysa beni kabul eden biri var. 

Beni, evet beni! Benim neyim mi var? Çok tipsizim, dişlerim kötü, salağım. Allah belamı versin.
Yarın Kızıl'la sohbet etmeye çalışıcam. Belki ben de akıllılık yapıp beni seven birinin duygularına karşılık veririm. Çünkü sevdiğin kişinin seni götüne bile takmamasını çok iyi bilirim. Çok acı çektim bu yüzden. Çektiğim acıları başkalarına da çektirmek istemem. Ama yapacak bişeyim yoksa...

He bi de Kızıl'la mutlu olursam güzel olur. Mutlu olmak güzel şey ne de olsa. Belki mutlu olmak için İstanbul'a gitmem gerek. Neyse İstanbul konusu çok uzun mesele. Bi ara içimi dökmek için buraya uğramak farz oldu.



5 Ekim 2011 Çarşamba

"I need a superhero"

Ben Gossip Girl izlerdim eskiden. Her hafta beklerdim. Salı günler çıkardı Cnbc-e'de ama o günlerde anneannemin dizisi falan olursa cumartesiye kalırdı. Saat 5'te çıkardı cumartesileri de. Hani şu beğenmedikleri kız Jenny var ya ben ona taparım. Bence çok seksi ve akıllı bi kız. Ama başına ne geldiyse o aklının yüzünden geldi ya neyse şimdi karıştırmıyım oraları. 4. sezondan itibaren izlemeyi bıraktım. Blair bebeğim, Chuck adamım, Serena prensesim, Rufus hayatım, Eric de canımın içiydi. Nate'i unutamam asla.



Bizim Jenny'in yani gerçek adıyla Taylor Momsen'ın müzik grubu olduğunu öğrenmiştim bi ara. Hemen araştırdım ve şarkılarını çok sevmiştim. Özellikle de SUPERHERO. By akşam aklıma nerden geldiyse yine geldi bu şarkı. İyiki de gelmiş. Eskiyi hatırladım. Kıvırcık'a aşık olduğum o ilk günleri. Aşk acısı çekerken kalbimin "I NEED A SUPERHERO!" diye böğürdüğü günler geçti gözümün önünden. Bi kaç kere falan da paylaşmışlığım vardır face, twitterda falan. Ne günlerdi be. Ergen olduğumu düşünmezdim ama ergenmişim be abi!

Ergenliğim The Pretty Reckless dinlemek değil, sert şarkılarda duygulanmam. Yoksa Taylor'un sesini hala beğenirim. Hatta geçen sene mi ne Türkiye'ye gelmişti. Çok heyecanlanmıştım sabahın köründe twitter'a yolladığı tweeti görünce. Neden heyecanlanırsam sanki. Sanki gelip bana "evet patrick, beni sikebilirsin" ya da "kapalı çarşı ne tarafta kalıyor?" dicekti. Kendi kendime gelin güvey olmuşum. Bir de benim yanına gidip "Teylır abla, teyk e foto?" dediğimi düşünsenize? Ne ablası lan benle yaşıt işte.

Klasik okul-dersane ikisinden ara buldukça müzik dinliyorum, blog okuyorum falan işte. Başka bişey yaptığım yok. Ders çalışmak kim, ben kim?

Sarı'nın Kızıl'la sevgili olmamı istemesi konusundaki ısrarını anlamıyorum. Mutlu olmamı isteyebilir ama biraz fazla ısrarcı geldi bana. Elimden geldiği kadar Kızıl'a yakın davranmaya çalışıyorum. Hatta Sarı'nın ısrarı üzerine pazar günene randevu bile kopardım Kızıl'dan. Umarım oazar günü hava soğuk olmaz. Neden mi_ Hem param yok, hem de bi kafede oturursak ben çok kasılırım. Sokak köşelerinde konuşmak istiyorum. Bi merdivene oturarak. İstanbul'da olsam daha rahat olurdum ama burada da denemek istiyorum. Çünkü kendimi sokakta daha rahat ifade edebiliorum. Hem Kızıl sigara içtiği için daha rahat olur. Diye düşündüm. Bi şans vermek gerekir bence.

Bugünlerde beni çok memnun eden bi olay var. Anlatmak istiyorum. Bi kitap almak için kitapçıya gitmiştim bana 24 lira dedi. Değil 24 lira bi kitaba vermek, cebimden 24 lira çıkmazdı o gün. Gerçi bu aralar hep çulsuzum ama olsun. Neyse kadın 16 liraya falan indirceğini söyledi. Yok yani kitabın içeriği ne kadar önemli olursa olsun 16 lira veremem Eskiden veriyodum gerçi. Hani bi kaç arkadaş toplaşır alırsın bi kitabı öyle olur.

Ben de twitter'dan bi gencin blogu vardı kitap takas yapılıyordu blog üzerinden, baktım istediğim kitap olan kişilere mail attım. Biri maileme cevap verdi, o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Ben de ona kitap listemi yolladım. Ama o bana karşılıksız istediğim kitabı yollayabileceğini söyledi. Çok memnun oldum. Böyle insanları çok seviyorum. Hatta istediğim başka kitap varsa onları da yollaya bileceğini söyledi, ben de iki tane daha kitap adı verdim. Adres bilgilerimi falan da verince cuma günü kargolamış sağolsun. Kitabın teki 97 yılında basılmış ve üstünde bi kaç kişiye daha hedşye edilmiş galiba. Notlar, insan isimleri falan yazıyor. Kullanılmış eşyaları severim zaten.

Böyle faydalı insanlar varken dünyada kendimi çok boş hissediyorum.

All alone again
searching for something
there's no one left to save me now
I won't be afraid
I just thought you'd catch me
but you're not here to save me now
I've had my share of criminals
and you're no different from them all

I need a superhero
Cause I am just a girl
and I have no one who will go
and save me from this world
come to me you superhero (save me)
cause I am just a girl
I know
cause you're no superhero

what did I expect
i thought you'd help me
but i was crushed and beaten down
Yeah I've had my share of criminals
and you're no different from them all

I need a superhero
Cause I am just a girl
and I have no one who will go
and save me from this world
come to me you superhero (save me)
cause I am just a girl
I know
cause you're no superhero

I'm hanging on the edge of the world
I'm clutching to a string
and my life is crumbling
down

i need a superhero
someone to save me
i need a superhero
someone to save me

I need a superhero (save me)
Cause I am just a girl
and I have no one who will go
and save me from this world
come to me you superhero (save me)
cause I am just a girl
I know
cause you're no superhero

2 Ekim 2011 Pazar

Boş ve soğuk sokaklarda gecenin bi vakti dolaşırken nefeslerimizin buharına bakarak dertleşelim, olur mu?


Yok mu kimse?
Böyle bi gece boş sokaklarda dolaşarak dertleşelim.
Sigara da içelim, olur mu?
Yürüyerek gidelim mi Galata'ya, hatta orda sabahlarız?
Bira da içelim, belki şarap da içeriz.
Ne kadar paramız var?
Sana dün akşam Kızıl'la buluşmamı anlatmak istiyorum.
Bir de salak Kıvırcık'ı.
Galiba O'na da aşık oluyorum.
"O" kim diye sorma bana!
Daha kendime itiraf edemedim.
Sevemedim Kızıl'ı, aslında iyi kız ama yok onunla sevgili olmak gelmiyor içimden.
Acaba annem vazgeçer mi buraya gelmekten.
Ben İstanbul'a gitsem de bi kendime gelsem.
Yakın arkadaşlarımdan birine "Ben kızlardan hoşlanıp, erkeklerle sevişiyorum" demek istiyorum. Çünkü bişeyleri ondan, bundan, şundan saklamaktan sıkıldım.
Bi kişinin yanında kendimi rahat hissetmek istiyorum ama o kişi kim ki?
Hem kaç tane yakın arkadaşım var?
Bir en fazla, iki!
Sayısını bile bilmiyorum.
Bir de Hadise'nin Aşk Kaç Beden Giyer şarkısını dinliyorum bilgisayar açık olduğu sürece.