25 Eylül 2011 Pazar

Sevdiğim Adamlar - Tom FORD

Tanrı gibi adam
"Sevdiğim Adamlar"ı paylaşmaya devam ediyorum. İlkinde Umut EKER'i paylaşmıştım. Ve bi modacı adam ile devam etme kararı aldım. TOM FORD!
of anam of

Bir arkadaşımın profilden görmüştüm bu adamı, o günden beri severim. NE iş yaptığını bilmiyordum baştan, model sanıyordum. Ama modacıymış, kalbimi çaldı şerefsiz. Ha şu tasarımları bi boka benzemeyen modacılardan değil, adam gibi tasarımlar yapan modacı. Böyle bi sevgili istiyorum. Şimdi 50 yaşında olmasına rağmen hala taş, hep taş.

o kızın yerinde olmak için nelerimi vermezdim
Sigaran olayım, yak beni


kolesksiyonu için ara sıra vebsitesini geziyorum. Gezmek istersen: http://www.tomford.com/

one değil, beni öp

Wikipedia'dan hayatını okumak için: http://en.wikipedia.org/wiki/Tom_Ford

cilala beni ford!
Ekşi Sözlük'ten yurdum insanı yorumları için de:http://en.wikipedia.org/wiki/Tom_Ford

en güzeli de bu



yerler

Tanrı'nın özel tasarımı

Gerçekten de karizma, değil mi?

24 Eylül 2011 Cumartesi

maymunlar benim kadar iştahlı olmaz

Dersaneden çıktıktan sonra Sarı ve Kıvırcık'la bi kafede oturduk. İki üç sohbet ettik ben limonlu soda, kıvırcık çay ve brownie, Sarı da çay söyledi. Konuşurken ben dekorasyon dergilerinden birini kaparak kendimi Kıvırcık'ın yanına attım. "Hadi bebeğim .Galata'daki evimize eşya bakalım" diyerek başladık kalın bi dergiyi incelemeye. Zevklerimiz az çok uyuyor. Ben beyaz koltuk takımı konusunda onu ikna ettim. Lacivert banyomuz, kırmızı mutfağımız olacak. Ben alçak yatak seviyorum, o sevmiyor. Ama ortak beğendiğimiz bi yatak da beğendik. O yatağın üstüne küçük çiçekli nevresim takımı çok hoş olur.

Evimizi döşedikten sonra gelinlik ve damatlık seçimleri vardı. Ve bi kaç moda dergisi ve Vouge'un temmuz sayısını kurcaladık. Bi dergide Tom FORD'u gördüm ve "bu adama yaptırcam takımımı bak görürsün" dedim, baktı yüzüme. FORD'u tanımıyor ama karizmasından yanına bile yaklaşamayacağımı anlamıştır heralde. Bir de tutturdu "3 çocuk!" diye. Kendi tek çocuk olduğu için kardeş özlemi var. Hak veriyorum ama kiim bakacak o kadar çocuğa? 1 çocuk bir de köpek neyimize yetmiyor?

Çok güzel 2 saat geçirdik, alışverişimizi bile yaptık dergilerden. Balayına çıkmama kararı aldık, denizlerden hoşlanmıyoruz. Aslında karadenizde güzel bi tatil yapılabilir doğayla baş başa.Derken çıktık kafeden. Otobüs durağına gelince annemi aradım. Konuştuk biraz. Bayramda benim mi İstanbul'a gideceğimi yoksa onun mu buraya geleceğini sordum. O gelecekmiş öyle dedi. Gelirken bikaç tane sweatshirt almasını söyledim. Telefonla konuşurken otobüsün birisi geçti. Öteki de gelmek bilmedi. Daha fazla beklemek istemedim ve eve yürümeye karar verdim.

Hafif rüzgar vardı. Aklımda da nerden geldiğini bilmediğim bi şarkı. Bütün rüzgarı içime çektim, terledim. Şimdi ise halsizim. İlaç içtim ama bi kırgınlık var işte. Ama iyi de oldu, düşünmeye fırsat buldum, hızlı hızlı yürürken.

Çok maymun iştahlıyım sanırsam. Evet, evet öyleyim. Kıvırcık'ı seviyorum. Kızıl'dan hoşlanıyorum. Sanırsam birini de sevmek istiyorum bu aralar. Tanrım, artık benimle uğraşmaktan vazgeç! NO LOVE! NO LOVE! NO LOVE! Sanırsam bi sevgilim olana kadar daldan dala atlayacağım.

23 Eylül 2011 Cuma

Ama niye böyle?




Evrende ters giden bişeyler var galiba. Yağmur yağıyo lan! Ne zamandır hasret kalmıştım. Toprak kokusunu hissetmeyeli ne çok zaman olmuş meğer. Islanmak çok güzel bi duygu. Şemsiye altına doluşmak bi kaç arkadaş... Hiç şikayetçi değilim bu durumdan. Hep devam etsin. Islanmanın güzel şey olduğuna inanırım. Ama yağmur suyunun tenime değidiği andan itibaren öküz gibi kaşınmam?


Her yağmur yağdığında Hypnogaja'nın Here Comes The Rain'i paylaşan arkadaşlarımın bu yağmurda niye paylaşmadıklarını merak ediyorum. Ama en güzel yağmur şarkısı Teoman'ınkidir. Şebnem Ferahı da unutmamak gerekir. Ya Deep Purple'ın One More Rainy Day'i? Efsanedir benim için.

İstanbul'u neden özlediğimi bilmiyorum. Yağmur yağdığında toprak kokusu bile yok. Olsun ben toz kokusunu da toprak kokusu diye çekerim içime. Bu gün yine her gözümü kapayışımda gözümde beliren tek birşey vardı; Galata'daki beyaz koltuk takımlı evim. Hadi bakalım öyle bi evim olsun hepinize makarna partisi yapçam. tatlı olarak da herkese krema dağıtçam, kim kimin üstünde yemek istiyorsa yesin.

Ve Evren sonunda bi mesajıma karşılık verdi. Bi arkadaşımın kardeşinin okula gelen Fransız'lardan biri de arkadaşımda kalcak. Clain adında bi kızmış galiba. Pazar ya da p.tesi gelcekmiş. Bi ara tanışıp kaynaşırız. Umarım yavşaşırız da. Fransızca iki üç bişey öğreniyim desem yok lan bi bok öğrenemem ki. Umarım Edith Piaf seviyordur ki bi ortak noktamız olsun. Ya birbirimize aşık olursak? O zaman benden hepinize çikolata sos.

Bir sihirli değneğim olsaydı götüne sokmazdım. Bir sihirli değnek daha yapar sana verirdim.

21 Eylül 2011 Çarşamba

üç iki, bir mucks!

Keşke bi fotoğrafçı sevgilim olsa ve deklanşöre basmak için her geri sayışında dudaklarına yapışsam.

***

Yok ya ben böyle giderim galiba sene sonuna kadar. Ama Hayallerimi unutmamalıyım. İstanbul'da bi üniversite kazanıp, Galata'da da ev...

***

"Ağza sıçan şarkılar" diye post hazırlasam fena olmaz hani. Geçen gün bi arkadaşın üzerine Adele'nin Set Fire To The Rain'i dinledim ve ağzıma bir güzel sıçtı. Bir de anlamlandıramadığım bi itiraf vari birşey gelince üstüne iyice mala bağladım.


***

Kızıl beni kısa saçlı görünce hemen facebookta bi duvar yazısı yayınlamış, birinin kısa saçlı da yakışıklı olduğunu söylüyor. Hemen o sözü üstümme alınıp sanki anlamamış gibi yayıp sohbet açtım. Biraz konuştuk işte.

***

Kıvırcık'la hala şakacıktan da olsa sevgiliyiz.

***

Bayramda İstanbul'a gitme hayalleri kurarken birden gidemeyeceğim aklıma geldi. Ne üzüldüm! Gitseydim ilk yapacaklarımdan biri sss ile görüşmek olcaktı. Çok merak ediyorum ya. O beni msn'deki fotoğraflarımdan gördü ama ben onu göremedim. Bir de bugün Serhat'ın teklifi üzerine onunla Marmara Forum'a giderdim. Galiba Marmara Forum'dan reklam alsaydım zengin olurdum şimdiye.

***

Neden olmuyor? Bir haftadır planladığım yazıyı neden yazamıyorum? Oysa çok güzel de tasarlamıştım kafamda. Ama ne etik olcam diye yazıda bahsetmek istediğim kişiden izin alma zorunluluğu hissettim. Neyse işte galiba o duygu içine giremicem.

***

Okul beni çok kasıyor! Yeter artık okula gitmeyelim. Dersanedi hani şu vurulduğum fizikçi hiç soru çözemiyor ama konuyu iyi anlatıyor. Okuldaki fizikçi zaten soruyu okumaktan başka bişey yapmıyor. Fizikten boku yedim. Bi ara kimya, biyoloji çözsem çok güzel olacak.

***
Çok canım sıkıldı. Bu akşam da ne test çözdüm ne dizi izledim. Of galiba intihar etsem iyi olacak.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Mehmet Günsür mü? O da kimmiş benim yanımda.

Malum bugün okullar açıldı. Ben de dün giydim üniformamı. Özlemişim lan. Beyaz gömlek, gri pantolon, bordo kravat (2 senedir bozulmamış). Ama pantolonlarımdan hangisini giyceğimi bilemedim. Ben de msn'de açık olan bi arkadaşa kamera açarak iki pantolonu da deneyerek gösterdim. Ve yeni olan pantolonumu giymemi söyledi.

Anneannem ütü yapmayı beceremez. Yapar da canı isterse.Ben de işi şansa bırakmayarak ütümü kendim yaparım. Bir de bilinen bi gerçek vardır ki ütü yapan erkek 'sexi'dir. Karşında birinin boxerla ütü yaptığını düşünsene... Konulu ya da konusuz bi film olarak izle onu 7/24. Ben de kendimi ütü yaparken sexi olduğumu düşünüyorum. Yukarda Allah var yani.



Tamam, Mehmet Günsür kadar olmasam da seksiyim işte. Hem şimdi kaç erkek ütü yapıyor ki bu devirde? Ama kendi çamaşırlarımı ütüleye biliyorum sadece. Tek çizgi pantolon yapmak kolay iş değil hani. Arada üç çizgili yapıp "Nasıl güzel mi ADIDAS'tan aldım?" diyesim geliyo ama kendime engel oluyorum. 

Okulun ilk günü sıcak harici güzeldi. Zaten sıcaktan geriye bişey kalmıyor.

17 Eylül 2011 Cumartesi

"Çocuklarımızı lütfen pistten alalım!"

Zorla giderdim düğünlere, sevmezdim düğünleri. En cool kıyafetimi giymem gerekirdi ama ben hep "Banane, eşofman giycem!" diye zırlanırdım, beni tınlayan olmazdı. Giydiğim takım elbisem, rugan ayakkabılarım, jöleli saçlarım, mis gibi kokum, cebimde şekerlerimle giderdik "... Düğün Sarayı"na. Ne saray ama! Bi‎zim için önceden bi kaç sandalye ayırırdı aile büyüklerimiz. Otururduk yerimize.

-Hoşgeldiniz. Nerde kaldınız geç oldu?
-Daha saat 7, ne geç kalması ayol.
-Damat çok zenginmiş, bizimkilere hiç bişey aldırmamış.
-Bi biz bulamadık zengin birilerini
-Balayına da Bodrum'a götürüyomuş.
-Evin bodrumuna mı? Hahaahahhah
-Hahahahahahah! İlahi Aysel, nerden buluyon böyle lafları.

Bu anlamsız konuşmalardı beni deli eden. Kimene! Siken memnun, sikilen mumnun. İster evin bodrumunda, ister lüks bi otelin rahat yatağında!

İdiot çoçukları hiç sevmem. Ne o öyle koşuşturup duruyoyolar, terliyorlar. O güzelim elbiseleri onun için mi giyerlerdi, anlamam. Hiç biriyle de oynamazdım. Tek eğlence kaynağım; yaşlı teyzelerin salaklıkları, masadaki çerezler, babamın 3310 telefonundaki 'Snake' oyunu. Snake oynamadan büyüyen çocuğa, "çocuk" denir mi? Denmez.

Rekorunu kırmaya ramak kala, ısıracaksın kuyruğunu. Zirvedeyken bırakacaksın. Sen tam oyununa odaklanmışken salak çocukların koşuşturmalarından rahatsız olan piyanist şantör efendi girecek araya, "Çocuklarımızı lütfen pistten alalım!".  Hay sikeyim seni, şantör bozuntusu. Ne güzel de rekorumu kıracaktım.

Herkesin canı sıkılmaya başlar, tam o sırada gelin-damat çifti gelir. Kabarık etekli gelin, parlak takımlı damat. Romantik(tartışılır) bi müzik eşliğinde dans ederler, dans ederken de konuşurlar. Hep o konuşmayı çok merak etmişimdir.

-Faruk, akşam beni sikerken acıtmıcaksın dimi?
-Acıtmıcam hayatım. Ben sana demedim mi daha önceden yapalım diye?
-Faruk, kafanı kırarım. EVLENMEDEN OLMAZ!
-Tamam hayatım, tamam.
-Faruk?
-Efendim hayatım?
-Sen daha önce birisiyle yattın mı?
-Bu nasıl soru şimdi?
-Faruk, bana doğruyu söyle!
-Hayatım böyle saçma sorular sormayı keser misin?
-Zaten regl oldum, bu gece olmaz. Haberin olsun. EHEHEHEEHE.
-...

Böyle konuşmalar mı dönüyordu aralarında? Yoksa kaç altın gelcek, kaç altın gitçek diye mi? Çocuklarının hayallerini mi kurmaya başlamışlardı? Yoksa o sadece bir ön sevişme miydi?

Biraz daha oynanır, ter dökülür, yorgunluk başlar denirken düğün pastası gelir. Düğün pastası kadar kötü pasta görmedim hayatımda. Bayat, el sürülmüş, adeta taciz etmişler pastaya. Eğer şanslıysak bir de yanında asidi kaçmış kola gelir.

"Yediniz, içtiniz, şimdi de altınları takın bakalım!" dercesine çağırır şantör efendi bizi piste. Önce erkek tarafı. Takarsın takını, salak bi poz verirsin oturursun yerine. Başlar oyun müzikleri.

Ayşe, Fatma, Hayriye, haydi çifte telliye.
Hadi yolla Beyoğlu'na yolla...
Kasap havası isteyen var mı?
Recep abimiz için bir 'roman havası'.
 "Çocuklarımızı lütfen pistten alalım!".
... Düğün Sarayı, Gelinimize ve damatımıza bir ömür boyu mutluluklar diler.

Belki de bundandır boşanmalar. Böyle salak bi organizasyonla dünya evine mi girilir? Bırak dünya evini, gerdeğe zor girersin o yorgunlukla.

Bütün gece kimse beni tınlamaz. Eve döndüğümüzde "Patrick oğlum, çok güzeldi dimi düğün? Bak, seninki de böyle olacak. Bu evlenenlerin çocuğu da senin düğününe gelcek." derdi annem. Ben de sadece  "Hıhı, anlıyorum." diyebilirdim.

Gecenin sonunda yatağa girerken mutluydum. Snake'de rekorumu kırmıştım. Yaşlı teyzeler/amcalar bana harçlık vermişlerdi. Bi kıza  aşık olmuştum.

Acaba şimdi Faruk, Cemile'yi kaçıncı kez sikiyordur? Çocukları olmuş mudur? O da düğünlerden sıkılıyor mudur?

16 Eylül 2011 Cuma

Depresyon hali


Birden kapandı bütün ışıklar ve  o'nunla bereber geçirdiğim güzel günler geçti güzümün önünden bir film gibi. Keşke kısa metrajlı olsaydı ama yok uzun metrajlıydı hatta türk dizileri gibi, yavaş yavaş, slow motion. Ne güzel büyüdüğüne şahit olmuştum ki ölümüne de şahit olmak zorunda kaldım. Resmen katile para verdim.

"Hayat neden beni yoruyorsun?" derler adama. Ama ona gelen bi cevap da olmadığı için sorum havada kalmış oluyor. İki gün evden çıkmamayı düşünüyorum. Pazartesi mecbur çıkçam. Okullar açılıyor. Aslında hiç özlemedim okulu. Özlemek için neden yok. Görmek istediğim insanları zaten görüyorum. Görmek istemediklerimle neden geçireyim ki günlerimi?

Çikolatalar, tek dostlarım! Artık çikolata da yiyemiyorum of ne kötü bi durum, param yok lan. Bi arkadaşıma doğum gününde sevgili bir kutu çikolata-gofret hediye etmiş. Ne güzel değil mi? Bana öyle hediye veren yok ki! "Hediyeleri sevmiyorum zaten hmh!" desem de inanmayın, çok severim. Her türlü hediye kabulümdür. "Al bu sümüklü mendilimi sakla benden hatıra" desen tereddütsüz saklarım yani.

Depresyondayım işte. Saçlarım artık kısacık! Kafam üşümeye başladı. Nerde o gözümün içine kaçan, kulak zarımı dürten, en ufak bir rüzgarla bile dans etmeye başlayan dümdüz saçlarım. Evlat acısı gibi. Valla öyle abartmıyorum. Her saç kestirme operasyonu sonrasında ben böyle oluyorum. Sorun bende değil, okul yönetiminde! Karışmasana lan saçıma. Sanki hipi gibi dikiyorum. Apaçi modeli de yapmıyorum. Neye bu isyan? Ortaçgil baba, büyüksün! Üzünlerimi ikiye katlayayıp sayısız sıfır ekliyorsun sonuna. Moralim düzelsin diye Nahide Ekengil falan da dinlesem işe yaramıyo. "Pilağteğs" diyince aklıma kilolu kadınların sorunları gelip ağlıcak gibi oluyorum. Oysa az mı dans etmedim ben o şarkıda, az mı gülmedim?

Neyse ki şakacıktan da olsa bi sevgilim var ama sevgili neye yarar ki saçlarım olmayınca?!

şakacıktan


"Ov yeah, arkadaşlarla içiyoruz" falan filan derken Sarı'yla Kundura'yı cilveleşsinler diye başbaşa bıraktık Mandalina'la. Sarı'yla Kundura'yı uzaktan izliyoruz biz. Söz de bakkala gittik. O sırada Kıvırcık'ı aradım, olayı özetlemek için. O da düğünde şıppıdım şıppıdım oynarken pek anlaşamadık. Sonra sessiz bi yere gitti ve ordan devam ettik konuşmaya. Bana onu seven çocuk hakkında soru sordu, "SİKTİR ET" dedim. Ama cidden siktir etmeli, mutlu edemez o çocuk onu.

Hayır, hayır kıskanmıyorum. Niye kıskanıyım ki çocuğu? Tamam Kıvırcık da ondan hoşlanıyo olabilir ama çocuk işe yaramaz. Aslında Kııvırcık ondan değil, bu boş zamanlarında ona gösterdiği ilgiden hoşlanıyo. Biri benimle de ilgilense hoş olur ya

***
Kızıl mı? Götümü yesin, orospu! Madem seviyorsun ne diye başkasıyla çıkıyorsun. Bir de "Ben onunla Patrick'i unutmak için çıkıyorum. Ayrılırsam üzülmem!" dememiş mi, kır kafasını. Ben adım atmaya uğraşırken sana sen hala durduğun yerde duruyorsun bu benim sinirimi bozuyor. Koşsam, koşamam ki. Daha seni tanımıyorum. Bana kendini tanıtmalısın. Direk konuşmaya "ASL?" diye girsem olmaz ki. Neymiş bizimki "imkansız aşk"mış. Götümün kenarı.
***

Konuştuktan sonra mesaj attı bana
-Patrick, biz çıkalım mı?
+Bi siktir git, burda Aşk-ı Memnu tadın film var sen ne diyosun?
-Aha reddedildim!
+Tamam ya üzülme. Ne zaman çıkmaya başlıyoz?
-Şimdi başladık. Olmadı kanka oluruz yeniden.

İşte öyle şakacıktan da olsa manitam var, ağır olun! Dün dersanede bana "aşkım" falan dedi ama ben bi kötü oldum. Gerçekten söylemesi varken neden şakacıktan söylesin ki? Şakacıktan da olsa sevgiliyiz işte.

Her şakanın altında bir gerçeklik payı olduğuna inandırılmış bir toplum olarak, bu şakanın gerçek olması dileğiyle!

***
Bir de bu gün dersaneden sonra saçlarımı kestircem. Yine bana hüsran, kafamda esen kavak yelleri var. Çok korkuyorum ara makastan. Uzun saçlı da iyiydim hani.

13 Eylül 2011 Salı

HAYAT BANA KÖTÜ


Sorun 'hafta sonu'nda değilmiş, bendeymiş.

Hafta sonu kötü olaşımın nedenini evde durmaya bağlamıştım ya, yalanmış. Dün de bugün de kötüyüm. Başım acayip ağrıyo. Bunun tek bi nedeni var; ÇOK UYUMAK. Yok ya olmuyo böyle, uyu uyu nereye kadar? Tavuklardan önce yatıp, köyün tembel ineğiyle beraber kalkıyor gibiyim. Yok bu böyle gitmemeli.


  • Önce baş ağrısından kurtulmalıyım ki bunun için minoset plus yutuldu.
  • Kahve yapmalıyım.
  • Sabaha kadar öküz gibi ders çalışmalıyım
  • Biraz uyurum sonra öğlene doğru kalkıp duş alır ve dersaneye giderim. 
  • Derslerden sonra da hocalara yapamadığım soruları sorar, kendime gelirim.


Gelir miyim acaba? En azından kafam dağılır.

Dünden beri Sarı'nın gereksiz tribini çekiyorum ki cidden saçmalıyor. Kendini bi bok zannediyor.

Ayrıca yarın akşam Sarı, Kundura ve bi kız arkadaş dışarı çıkacaktık ama benim 35 liram var. Ve annemi arayıp para isteyince 20'sinden önce gönderemem dedi. Bişey demedim, belki perşembe yollarım dedi, ona da bişey demedim. Sonuç o ki çulsuzun tekiyim. Neyse ki dersane öğleden sonra ve o yüzden de yemek yiyip gittiğim için para harcamıyorum.

Ama asıl mesele, yarın akşam ne bahane uydurcam. Çok da zor olmasa gerek bu durumu yarın da devam ettirebilirim heralde. Öyle işte yapacak bişey yok.

Uzunca bir aradan sonra yapmadığım bir şeyi yaptım bu sabah. Geçen günlerde bana mail atan ve ardından tanıştığımız ve sohbetimiz iyi olan çocukdan canım çekti ve o sabah bi chat roulette sitesinden bulduğum başka bi çocukla cam sex yaptım. Bi rahatladım, bi rahatladım anlatamam.

Spartacus'ü ben ANDY'le sevmiştim, dün öldüğünü öğrenince çok üzüldüm. Adamın kanser olduğunu öğrenince de çok üzülmüştüm. Bu adam dizide de gülmemişti zaten.

Lady GaGa'ya tapıyorum. Yeminlen lan. Şarkılarını dinlemek sanki ibadet ediyormuşum hissini veriyor. Uzunca bir süre (7-8 saat) dinlemeyince kendimi bi kötü hissediyorum ve dinleyemediklerimi kaza edip dinliyorum.

11 Eylül 2011 Pazar

haftasonu işkencesi

Bu kadar basit, evde olmayı sevmiyorum. Haftanın 6 günü dersane ondan sonra 1 günlük tatil bana koyuyor arkadaş. Gezecek yer yok ki çıkıyım gezeyim. Ah gözünü sevdiğim İstanbul, özledim lan seni. Neyse ki haftaya okullar da açılacak ve boş günüm olmayacak. İşte bunu seviyorum. Evde moruk bi anneanneyle oturmayı sevmiyorum. Zaten bu gün elektrikler de kesikti, of ne zor geçti akşam 5'e kadar zaman bi bilseniz.

Dün akşam 6'da uyuyup gece 11'de kalktım sonra sabaha doğru 4'de yattım. Bugün 10'da kalktım ve 12'den sonra 2 saat kadar yine uyumuşum. Ne çok uyuyorum. Uyumak istemiyorum lan ben. 5 saatle bütün günü geçirmek daha çok hoşuma gidiyor. Mazosişt falan mıyım acaba?

Sabah anneannem perdeleri çektiği için güneş direk enseme vurmuş. Bi güzel terlemişim. Bi ara bütün ter bezlerimi aldırmalıyım. Bir de galiba bacaklarım bitlendi. O ne lan 1,5 haftadır öküz gibi kaşınıyor bacaklarım. Doktora gitsem diye düşünüyorum ya doktor güzel bi kadınsa, nasıl gösteririm kıllı bacaklarımı. Neyse bi ara gitmem gerek doktora.

Bazen ekrana öyle bi dalıyorum ki tükürüğümü yutarak boğulacak gibi oluyorum. Bi an önce kendime gelmem lazım. Kendime gelemezsem, size gelebilir miyim?

Tükürüğümle boğulmadan son bir yazı yazayım istedim, olmadı.

Senin Gibi Olmak İstiyorum


Neler olmadı ki? Bi bok olmadı açıkçası. Köfte (Fizik öğretmenim) beni sevgilisiyle tanıştırdı. Bu yapılır mı bana? Ben seninle ilgili fanteziler kurayım sen ise beni sevgilinle tanıştır. Neyse dün dersane çıkışında Sarı'yla birlikte Köfte'yle muhabbet ettik. Adam bize anılarını falan anlatıyor. Gülmekten kırdı geçirdi bizi. Köfte'nin muhabbeti iyi hoş da sadece tek bi şey var; karşısındakini konuşturmuyor. Tamam anlattığı şeyler de sıkmıyor ama bırak da biraz biz anlatalım değil mi?

*** 

Kaç akşamdır Domuz'a yalvarıyorum ya dün akşam çıktık işte, bi bok olmadı. Çay - sigara içtik. Adisyona işaretlemediği için de az para ödedik. 

***

Bu bayram tatili her şeyi boka sürdü. Ne güzel tatilden önce ders çalışıyordum şimdi ise bi bok yapasım yok. Ne blog okuyorum, ne yazıyorum, ne ders çalışıyorum. Ne olacak bu halim? Fizikçi'min gözüne 3 doğru 6 yanlışla girmeyeceğim heralde? Şu deneme sınavımın sonucundan bahsediyorum.

***

İlçemizde o kadar çok yeşil alan var ki anlatamam. Neyse yol kenarında bulduğumuz bi banka oturduk iki kız arkadaşımla birlikte, hani şu "mahallenin delisi" dedikleri insanlardan biri geldi az ilerimizdeki ağaca işedi. Hayat ona güzel. Benim hayatımda güzel olsun istiyorum. Bir de adamın aleti çok büyüktü :O Tanrım çok adaletsiz. Sokaklarda yatıp kalkıp, sokaklarda yaşamak, sevişmek, işemek, sıçmak, hatta evlenmek istiyiorum.


8 Eylül 2011 Perşembe

"dokuz buçuk" ne lan?



Tanrım, bana biraz enerji versene! Canım o kadar çok sıkılıyor ki, o kadar çok sıkılıyor işte. Bırak sıkılmaktan başka bi bok yaptığım yok. Evde sıkıl, dersanede sıkıl, uyurken sıkıl...

Sözde dün akşam arkadaşlarla içmeye gidecektik. Ama ne oldu bugüne ertelendi. Meğersem bugün de değil haftaya bi gün iççekmişiz.Tamam neyse kabullendim onu. Ama buraya geldiğimden beri her akşam dışarı çıkmak istediğim bi arakadaşımın müsait olduğum zamanlarda hep işi olması da mı tesadüf? Sikiyim böyle işi.

Dün akşam bana çıkalım dedi, yok hiç havam yok dedim. Ondan önceki günler onun çıkası yoktu. Bu akşam ise yalvardım resmen çıkalım, sigaran, çayın benden diye yok neymiş ders çalışçakmış? Sanki hiç ders çalışmıyosun. Evde bütün gün oturup napıyorsun? 31 mi çekiyosun? Ne zamandır ders çalışmıyormuş, yalanlara bak.

Bi de ders çalışıyım sonra çıkarız diyo. Daha neler? Ben şimdi çıkalım çok moralim bozuk, eve erken döneriz dedikçe nuh diyor peygamber demiyor. Başladı dokuz buçukta çıkarız dedi. O saatten sonra ben uyku moduna giriyorum ama anlamıyor salak. Dokuz olsun bari dedim yok dokuz buçukmuş. Al 9'un kancasını götüne sok. Yok lan çıkmam bi daha, çağırır o beni. Götümü yesin.

Yemin ediyorum sinirden ağlamak üzereyim. Bunaldım artık evden. Bi dışarı çıkayım. İki temiz hava alayım. Yok olmuyo. Bakalım şeytanın bacağını kırıp, ne zaman götüne sokacağım kahpe kadar?!

***

Dün bi kız arkadaşla dersanenin kapısının önünde Sarı'yla Kıvırcık'ı beklerken öğle arasında Köfte (fizik öğretmenim) bizi gördü.

Köfte: Hayırdır ne bekliyorsunuz?
Ben: Hocam, sizi.
K: Neden?
B: Belki yemeğe götürüsünüz diye.
K: Bu öğlen olmaz, yarın olur.

dedi ve konuşma bitti. Bugün sabahtan 2 ders fizik vardı ama yemek konusunu hiç konuşmadık. Sınıfa duyurmanın anlamı yoktu. 4 kişi gidicektik işte. Öğlene doğru Kıvırcık'la öteki kız arkadaş gelmeyeceğini söyledi. Biz de öğle arası sarıyla bekledik dersanenin kapısında Köfte'yi. Yok lan adam gelmedi. Şerefsiz!
Sonra Sarıy'la Kıvırcıklara katılıp yemeğe gittik.

Öğleden sonra dersimiz yoktu Köfte'yle. Öğleden sonraki dersler bitince Sarı'yla biraz test çözmek için çalışma sınıfına gittik. Ve sonra Köfte de girdi içeri. Direk ben "hocam size çok kızdık" dedim. Ve yanımıza geldi. Ders programına baktı ve boş olduğu bi derste yemeğe gitmeğe karar verdik. Cep numaralarımızı verdik birbirimize falan. Bi kaç fizik sorusundan sonra ayrıldık.

Bakalım yarın neler olacak.

6 Eylül 2011 Salı

Ne zor günlerdi



Anneannemlere gelmeyeli 3-4 sene olmuştu. Yazları genelde onlar İstanbul'da olurdu dedemin hastalığından dolayı. Derken OKS tercih listesine yazdığım son lise olan anneannemlerin ordaki lise geldi bana ilk tercih sonucu olarak. Ahanda sıçtım. Ben Bakırköy'deki bi okula kesin giderim diye düşünmüştüm. Ve dersaneyle konuşmalarım sonucu ikinci tercihler için başşvurmaya okula gittik annemle ben aldım müdür yardımcısından dilekçeyi, bi güzel doldurdum. Annem imzasını attı falan derken ben uzattım dilekçeyi müdür yardımcısına. Sanki zaman yavaşlamıştı. Slow motion'dı ortam. Ve ben o ağırlığı bozarak ışık hızıyla dilekçeyi geri çekip yırttım ve kendimi okul kapısının önünde buldum. Yemin ederim o an EDWARD bile benden hızlı haraket edemezdi, bırak DAMON'ı.

O yaz dayımın çanta atölyesinde anam ağladı. Ama iyiki de ağlamış. Benim göbeğimde selülitler vardı. O yaz erittim hepsini. Hala biraz göbüşüm var ama olsun o kadar. 7. sınıf yazında çekilen ve tab ettirilen "summer 200X" fotoğraflarımın hepsi kim bilir şimdi hangi çöplükte moleküllerine ayrılmıştır. 

Derken okulların açılmasından 2gün önce annemle geldik anneannemlere. Okulun ilk günü çok tuhaf gelmişti bana. Tanıdığım hiç bi insan yok. Sınıfta herkes sırayla kendini tanıtırken bi ses duydum. O da İstanbul'danmış ve aynı semtteniz. Direk "hangi okul?" diye sordum. O kız işte SARI. 

Bi de bizim okul tam otogarın karşısında. Ne kötü bir şey. Ben İstanbul'u, evimi özlüyorum ve her kafamı camdan çıkarışımda otogar bana 32 dişiyle sırıtıyor. Çok düşündüm bilet alıp gitmeyi ama 3 hafta sonra zaten bayram tatili nedeniyle gitçektim.

İstanbul'a git gel 4. seneme giriyorum. Alıştım artık buraya. Bu boktan ilçeye. Artık tek korkum üniversite için gitçeğim yerin burası kadar kötü bi yer çıkması. Ama İstanbul-Ankara-Eskişehir en olmadı Bursa'da okumak istiyorum. Annem ise "İstanbul dışına yollamam seni!". Salak karı, lise için yolluyor, üniversite olunca yollamıyor. Ama İstanbul'da okuyup ayrı eve çıkma planlarım da var. 


5 Eylül 2011 Pazartesi

Selams, naber?



Dün gece, saatler gece yarısını göstermeden girdim eve. Bir İstanbul Macerası daha bitti. Hahayt ne yaptığımı yazıyım kısa kısa bari. Keşke yazasım geldikçe bişeyler kaydetseydim bilgisayara. Şimdi de onları yayınlardım. Ama ne bileyim sevmiyorum ben öyle şeyleri pek.

***
27 Temmuz, Cumartesi

Sabahtan dersanede deneme sınavı vardı ve öğlene kadar sürdü. Çok sıkıcı geliyor bana bu deneme sınavları, kasıyo beni yani.  Ne o öyle otur saatlerce rahatsız sıralarda, belin ağırsın, götün uyuşsun, kan şekerin düşsün. Of, bana göre değil öyle şeyler.

Önceki geceden Domuz'la konuşmuştuk sınav bitince dersanenin önüne gelcekti hasret gidercektik falan. Uzun zamandır görüşemiyoz malum. Ama gelmedi. Ben de kapının önünde onu beklerken kolumdan tutan bi öğretmenimle birlikte kendimi kütüphanede buldum. Bi kaç öğretmene soruları çözdürdüm derken saat 2 oldu resmen. Neyse lokumcudan annemin siparişi üzerine lokum aldım, eve döndüm. Duşumu alıp otobüse bindim, bi tabak kuru fasulye yiyerek yolculuğa hazırlandım.

Otogara giderken otobüste Domuz'a mesaj attım. "ŞEREFSİZ İBNE, geçirmeye gel bari!" diye. Sonra aradı beni, otogara geldi sonra. Oturduk bana çay ısmarladı. 4 tane sigarası kalmış. Bana bi tane uzattı, istemedim. Sonradan "1 lira param ve 3 tane sigarayla bi kaç gün idare etmek zorundayım" diyince hop kaptım bi tane sigara. Tüttürdüm bi güzel. Sonra otobüse doğru gittim. Sarı ve dedesi gelmiş bir de yanlarında Kıvırcık'la bi kız daha vardı. Ben Sarı'nın dedesinden saklanarak bavullarımı yerleştirdim, Domuzla biraz sohbet ettik ve otobüste arka koltuklara geçtim. Otogardan uzaklaşınca otobüs Sarı'nın yanına damladım hemen.

İstanbul'a gidince metrodan annemle arkadaşı almaya geldi beni. Eve yürürken çiğköfteciden 1 porsiyon çiğ köfte aldım ve eve gidince hepsini tek başıma yedim.

***
28 Temmuz, Pazar.

Sabah kalktım, anneme kahvaltı hazırlamasını söyledim, hazırlamadı. Ben de hemen çantamı kapıp İstiklal'e yol aldım. Öğlendi zaten evden çıktığımda. Bir büfeden hemen Camel Paket aldım. Yaktım bi tane. Oh işte açık havada sigara keyfini seviyorum. Dolandım ahmakça biraz daha ve sonra ne zamandır gitmek istediğim ama bi türlü fırsat bulamadığımdan gidemediğimden direk "The Beatles Cafe"e attım kendimi.

Menüyü getirdi pembe saçlı bi kız. Baktım baktım domates soslu makarnayla bir tane de bira istedim. Sigaramı da çıkardım masanın üstüne. Oh havamdan geçilmiyo. Ama tektim, tek havasızlığım o.Neyse ortam çok salaş ve pis. Ama müziklerini çok sevdim. Oturdum galiba bir buçuk saat kadar. Sonra çıktım. Galata ve Eminönünü de ziyaretten sonra, went to home.

Galiba o akşam Marmara Forum'a da gittim.

***
29 Temmuz, Pazartesi

Klasik bayram alışveriş telaşı. Ben, annem ve kardeşim çıktık. Sonra ben atar yapıp ayrıldım onlardan. AVM'e gidip kendime hırka ve gömlek aldım. Yok lan çok pahalı bütün mağazalar. Kendime bi kot gömlek alamadım ya yanarım yanarım ona yanarım.

***
30 Temmuz, Salı

Sabah kalkıkdı, duş alındı, babaanneye kahvaltıya inildi, eve çıkıldı, misafir beklendi, bi kaç kişiyle bayramlaşılmaya gidildi, arkadaşlara bayram mesajı atıldı, eve dönüldü ve uyundu.

***
31 Temmuz, Çarşamba

Kuzenimle bakırköyde dolaştık, sonra eve döndük. Başka bişey yapmadım galiba, yani hatırlamıyorum.

***
1 Eylül, Perşembe

Sarı'yla buluşup Taksim'e gittik. Yemek falan yedik. Sonra Beatles'a gidip sohbet ettik, bira içtik. Galata'da çok güzel bi kafede oturup kahve içtik falan... O gece kuzenime gittim kalmaya. PARFÜM diye bi film izledik. Adam kadınları öldürüp onlardan parfüm yapıyo falan, değişik bi filmdi.

***
2 Eylül, Cuma.

Kuzenim bana kahvaltı hazırladı. Sonra terziye gitti. Hani biriyle buluşmuştum ya boşnaktı hani. (click bura to remember) İŞte onunla mesajlaşmıştım Sarı'yla buluştuğumuz gün, beni yeni evine davet etti. Ben de fırsat bu fırsat diyip kuzenimden direk oraya geçtim. Çok iyi karşıladı beni. Zaten çok kibar biri. Neyse işte ateşli dakikalar geçirdik.

Tek kötü özelliği var Boşnak'ın o da benim yanımda başkalarıyla msnden konuşması. Kırasım geliyo o laptop'u kafasında. Onun haricinde her şey çok iyi. Bir kere alçak bi yatak almış kendine çift kişilik, üstünde de  bembeyaz çarşaflar, yastıklar. Gördüğüm anda vuruldum. En sevdiğim şeydi. Yatağı çok rahat, yastıkları yumuşacık. Öyle işte mutlu oldum onunla tekrardan buluştuğum için.

***
3 Eylül, Cumartesi

Annem yine kahvaltı hazırlamayınca kendimi Forum İstanbul'a attım. Ve girer girmez lan yoksa yanlış mı geldim, Kanyon'a ne kadar çok benziyo diye şok oldum. Sonra kendime Starbucks'tan güzel bi kahve aldım ve bi yudum içttikten sonra canımın hiç kahve istemediğini anlayıp çöpe attım.

***
4 Eylül, Pazar

Bavul hazırladım, saçımı kestirmeye berbere gittim ama berber kapalıydı. Sonra otogara gittim işte. Yanımda mal bi adam vardı, harbi maldı ama. Neyse ki bi yerden sonra sarının yanı boşaldı, onun yanına geçtim. Şanslıydım ki otobüsün wireless'i çalışıyodu. internette dolandım. Ama Sarı yanımda olduğu için blog'a falan giremedim. Sadece maillerimi kontrol ettim işte. Bi de facete takıldım, müzik dinledim. Eve gece yarısına doğru geldim.

***
5 Eylül, Pazartesi

Sabah kalktım dersaneye gittim, dersaneden geldim. Modemi kurdum falan işte. Dersaneyi pek özlememişim. Fizikçimi özlemişim.Neyse ben SCARFACE izleyip belki yine dönerim buraya, ya da uyurum. Çok uykum var offfffff!!! LAnet olasıca dersane!!! FUCK!