29 Temmuz 2011 Cuma

Sevişmek güzel şey. SEVİŞMEYEN KALMASIN.

Salı günkü moralimi bilmeyen yoktur. Sıfırın altına indi, indi, indi. Ağlamak istiyordum ki ağlayamadım. O kadar kolay ağlayamam. Belki o anda fonda bi Ortaçgil olsaydı ağlamam, rahatlamam daha kolay olabilirdi. Neyse zaten artık Kıvırcık'ımla ilgili plan kurmuyorum. Yeni tatil planı yaptık Domuz'la beraber. Domuz kim diye sorarsanız, liseye gittiğim şehirdeki ilk en yakın arkadaşım. Arar ara kavga ederiz, küseriz, konuşmayız ama severim onu. Salı gece msn'de konuşuyoduk canım sıkıldı falan biraz kafa dinlesem iyi olcak falan derken. Plan yaptık. Annemlerle de konuştum olurlarını da aldım. Çok detay vermek istemiyorum. Eğer yine olmazsa hayata tekrardan küsmek istemiyorum. Tatil planım hakkında bi kaç ipucu vereyim: otostop, çadır, ada.

Yaklaşık 2 aydır msn'den konuştuğum İstanbul'dan biri vardı ve dün onunla buluştum. Tak etmişti artık canıma dudaksız geçen her gün. Biraz etsin yani kaç ay oldu tenime kendi elimden başka ten değmeyeli. Dün yine konuştuk ve anlaştık. Kahvaltı yaptım, duş aldım, dişerimi fırçalayıp bütün toplu taşımaların anasını ağlatıp gittim onun yanına. 

Ben metrodan indim evine yakın durakta ve onu beklemeye başladım. "Bekletmezsin dimi? diye sorduğumda "hayır" demişti ama durakta onu göremeyince korktum.Telefonunu arıyorum açmıyo.Aha onca yolu boşuna geldin diye kızaarken o aradı. Az yolunun kaldığını söyledi. Onu söyledi ya gelmese de olurdu. Allah'ım o nasıl bi ses? Çok etkileyici bi sesi var. Ben eridim bittim güneşin etkisiyle de. 7/24 konuşsun ben onu dinlerim. Çok karizmatik bi sesi var.Evine gitmek için de 10 dk'a yakın yürüdük.

Boşnakmış, hafif kilolu. İki üniversite bitirmiş; ilkinde işletme, ikincisinde öğretmenlik. Ve şimdi ikisinden de alakasız bi meslek yapıyor. Bu beni çok şaşırttı. İstanbul'a geleli 5 ay kadar olmuş. Bi arkadaşıyla aynı evde kalıyomuş. Ama arkadaşından memnun olmadığı için ev değiştirmeyi düşünüyo. 

Eve giderken kola aldık. İlk önce kola getirdi, içtik. Laptop'undan da tv izliyoruz. Konuştuk biraz biraz. Sonra hop yumulduk birbirimize. Hem karimatik bi sesi, hem de harika dudağı var. Koltuktaydık  öpüşürken. kalktı ayağa üstümden tişörtümü çıkardı. Ben de etkiye tepki olarak onunkini çıkardım. Sonra oturdu yine yanıma. Öyle sabaha kadar kalabilirdim. Ev giriş katta olduğu için bütün camları perdeleri kapattı. O yüzden de çok terledi. Tabii beni görünce de azdı azgın teke. Arada ter silme molası verdik. Harika ya tam sevdiğim tiplerden. Uzuzn boylu, hafif şişmam. Renkli gözlü, kumral. Oyş göz göze geldikçe içim eridi bitti. Tatlı bi adam işte. Kot pantolon da bi yakışıyo anlatamam.  Koltuğa yatırdım onu, ben de üstüne çıktım. Sonra o benim üstüme çıktı falan. Harika dudaklar lan. Yoksa uzun zamandır duak görmediğimden mi böyle oldu. 

Derken kalktık ayağa, pantolonlarımız çıkarmaya çalıştık dudaklarımız kenetlenmiş biçimde ama olmadı rezil ettik kendimizi. Umursamadık 1 saniyede çıkardı herkes kendi pantolonunu. Oh be rahatladık. Ama bi sorun vardı. ikimizinde boxerlarda bi hareketlenme. Olmasaydı sorundu zaten. Neyse doncanak atıldık yatağa. Yumuşacıktı yatağı. 


Yatakta da biraz öpüştükten sonra çıkardı donumu da başladı benimkini emmeye. Sonra memişlerimi de bi güzel emdi yaladı. Boynumu da emmek istedi ama ona izin veremezdim. Ya biri görürse? Harika bi yalaşılı vardı. Üstüme sallanmaya falan başladı. İkimiz de anal ilişki istemiyorduk. O yüzden sürtünüyorduk birbirimize. Çok da güzel oluyordu. Bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum. İnlemeler oluyor karşılıklı falan filan. Sonra ben bunun üstüne çıktım çükünü kalçalarımım arasına alıp sürttürüyordum. zevkten çıldırdı. Öpüştük yalaştık. Bi ara 69 yaptık derken  boşaldık. Gittik duş almaya. 

Duşakabinin geniş olması iyiydi. Yoksa ikimiz sığamazdık. Köpürttük heryerimizi yıkandık yine öpüştük suyun altında. Çıktık bana havlu verdi kuruladım vücudumu. O da kurulandı. Geçtik odaya tekrardan. Biraz daha sohbet ettik.  "Ben artık kalktıyım" dedim. Tamam dedi. Tişörtüm onun arkasında olduğundan uzandığımda hop yapıştık yine. Ve aynı şeyler baştan yaşandı. Allahım istekliyim evet. Sevdim o adamı. Ateşli. 

Geçtik yine yatağa, yalaşma, 69, öpüşme, emişme, sürtüşme derken bir posta daha boşaldık. Duşa girdik tekrar terlerimizi atmak için. "Bu sefer cidden kalkalım." dedim ve onun da üçüncüyü yaparsa bu gece işe gidemeyeceğini söyledi. Ve kalktık beni metroya bıraktı. Ve ben akratma yapma manyağı olarak eve göndüm.

Bana güzel bi hatıra bıraktı sağolsun. Salakları çenemi sikmiş. Benim de sakallarım vardı ama uzun olduklarından bi zararı olmadı ona. Şimdi çenem soyuluyo. Öyle işte güzel bi gündü. Sevişmedim, sevişmedim, tam seviştim. YUPPİ!


26 Temmuz 2011 Salı

Ve beklenen son; hayallerim yine götümde patladı birer birer havai fişek misali

Dün akşam annemin arkadaşı beni Ortaköy'e götürcekti. Hayatımda ilk defa gitçektim Ortaköy'e. Ordan Bebek, Beşiktaş dolaşacaltık ve ikna edebilirsem Taksim'e bile gidebilirdik. Akşam 6'da girdim duşa bayağı terlediğim için 7'e doğru çıktım. Kardeşime mesaj attırdım ona göre hazırlancaktım. Ama misafiri gelmiş ve onun misafirleri genelde laf anlamayan cinsten olur. Yani Ortaköy'e gidemedim. - Götte patlayan hayaller. PART I -

Oysa termosla götüreceğimiz çayı, orda alıp sahilde yiyeceğimiz simiti, caminin önünde çekineceğimiz facebookluk fotoğrafları düşünüp bütün gün mutlu olmuştum. Hani bişeyi ne kadar çok istersen olurmuş diyen gerizekalı insanlar var ya onların hepsinin götüne lacabo pompası girsin istiyorum. Neden istediğimi de bilmiyorum ama öyle işte.

Bende olsun ben de çarşamba günü Beykoz'a gidip Kıvırcığım'la buluşma kurarak avuttum kendimi. Annem mesaj attı kuzenimi doktora götürcekmişim. Dün gece onlarda kalmam gerekiyomuş. Neyse ben hazırlandım, annem eve geldi, yemeğimizi yedik, çıktık evden. Teyzemlere gittik otobüsle. Ama ben metrobüsle gitmek istedim. Şimdi trafik olur falan filan çekemem ben. Anneme de yürümek zor geldi. Toplu taşımalar benim bebeğim gibi ama sadece ineceğim durağı önceden bağıranlar. Ya da bi otobüsün son durağında inceğim zaman biniyorum (mesela Taksim'e giderken)

Annem sonra geri döndü. 12'de çekyatı açıp yattım ama bi türlü uyuyamıyorum amk! Sağa dön, sola dön, yok olmuyor. Ev havaalanına yakın olduğu için uçak sesinden de durulmuyor. Ben de seste hiç uyuyamam. Beni uyandırmak için yapılacak en güzel yanımda uyuduğum odada iki kişinin konuşmasıdır. Benim kulaklar açılır, beyin direk oraya odaklanır falan filan. Dedikodu kaçar mı?Derken uyumuşum sabah da 4,30'da kuzenimin hazırlanma seslerine uyandım. Ben de yüzümü falan yıkadım dişlerimi fırçaladım taksiye binip gittik gittik Bakırköy Devlet Hastanesi'ne. 

6'da MR çektirdi bacağından ve 11'de de başka bi doktora randevusu olduğundan kahvaltı yapıp uyuyacak yer aradık. "Düşünen Adam Heykeli"nin arka taraflarındaki şiir kitabı şeklindeki bankların birinin üstüne  kurulduk. O uyudu ben hiç uyuyamadım. Hem ses var, hem de güneş doğmaya başladı.  Aydınlık, hiç sevmem. Yok olmuyo, uyuyamıyorum. Abi bu hastane ne güzel bi yerdir lan. Sırf yeşillik, huzurlu, hastalanıp içinde yatasım geldi. Ama psikiyatır  olunca orda çalışacağım için gerek yok :P

O sırada kuzenin telefonunu alıp Kıvırcık'ıma mesaj attım. Ve gelen ilk cevaptan bugün geri dönceğini öğrendim. -Götte patlayan hayaller. PART II-

Biraz üzüldüm. Bu demek oluyor ki Kıvırcık'ımı bi 10 gün daha göremicem. Ve dersaneye sevgili olarak başlayamıcaz. Ne bokta bi durum benim için. Onunla birlikte kurduğum hayaller bir bir yok oluyor. Rüyaların tersi çıkarmış derler ya bu da onun gibi bişey benim için. Çok kötüyüm ya. Daha ne olsun. 

Olmuyor işte, olmuyor. Ne kadar çok istesem, yok anam yok. Bu bana evrenin bi mesajı olabilir mi? Ama nasıl bi mesaj olarak anlayacağımı da bilmiyorum.
  • Bir yeni mesajınız var: Sevgili PATRICK, sen bu kızın peşinden koşuyosun ama sana nah veririm! anla artık bu kızı sana yâr etmiyeceğim.
           YOKSA?
  • Bir yeni mesajınız var: Sevgili PATRICK, sen bu kızın peşinden koş ki sonradan ona anlatacak şeylerin olsun. Değerini bilir o zaman. Bu maratonun sonuna ulaşırsan istediğini alacaksın.
Mı demek istediğini hâlâ anlamış değilim. 


Sabaha kadar ağlamak istiyorum.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Evi kediler basmış, evin haberi yok.

Kedilere özel bi sevgim var doğru. Çok da severim allahsızları. Kedinin her türlüsünü severim; kaplan, çita, puma, aslan, sokak... Çok asil hayvanlardır benim gözümde. Kendi dünyaları vardır bu anlamsız dünyada. Çok temizlerdir. Ama beni rahatsız eden özellikleri ise çok meraklı ve yavşak olmaları.  Arkadaşımın kedisi var onu sevmekle yetiniyorum şimdilerde. Çok güzel hayvan, adı da Behlül. Canı sıkılınca balkon balkon dolaşıp geri gelir. Öyle de manyak bi hayvan.

Önce bi şu videoyu izleyelim:

Neyse asıl konuya gelelim. Biz bi apartmanın 7. katında oturuyoruz ve en üst kat bizim kat. Bizim evin üstünde bi çatı var ve altı boş. Bizim balkondan da çatıya çıkmak için ufak bi boşluk var. Gel gelelim ki bi tane, garfield
gibi bi kedi bizim çatıya hüküm kurmuş. Orda canı sıkılınca balkona iniyor, dolaşıyor yine çatıya çıkıyor. Geçen gece balkonda sabahlarken gecenin karanlığında parlayan bi çift göz gördüm ve "tamam ben öldüm, azrail geldi canımı almaya" diye panik oldum. Laptop'u gözlerin oraya çevirince anladım ki tatlı bi kedi bana bakıyor. Çok tatlı mübarek. Hışt mışt yaptım kedi geldiği yere geri gitti.

Az önce yine balkonda otururken ne göreyim kedicik yine dolaşıyor kendi kendine. İki tısladım hayvana çıktı hemen çatısına. Nasıl kovulur ki o kedi oradan? Zehirlemek olmaz. Ya da kalsın kişte kime ne zararı var. Ama ya balkonda uyurken ağzıma tüy müy kaçırısa? Kıyamam ben hayvanlara, yazık lan günah. Biz onların yaşam alanlarını ellerinden alıp gökdelenler dikince bişey olmuyor da onlar bi çatıya kurulmuş çok mu? Ben İstanbul'da olduğum sürece orda durabilir kedi. Ellettirmem ama ben gittikten sonra ne olur bilemem :(

Üniversitede ayrı eve çıkma planlarım var ya o zaman kendime bi kedi evlat edinicem. Ne kadar tatlı olur değil mi? Onunla beraber süt içeriz. Tuvalet sırası için kavga ederiz.

24 Temmuz 2011 Pazar

Oysa ne güzel hayallerim vardı.

Az önce Kıvırcık'la konuştum. Naber, nasılsın falan filan derken bana buraya gelemeyeceğini söyledi. Onunlaa konuşurken annem de yanımda olduğu için üzülemedim bile. Beni Beykoz'a çağırdı. Oraya gitsem mi diye düşünmekteyim. Yol çok uzun geliyor ama gidip güzel bi gün geçirebiliriz, sonra ben geri dönüş için otobüse binerken de kulağına kısık sesle "seni çok seviyodum ve hala da seviyorum" desem ve ayrılsam. Güzel olmaz mı?

Evet, evet öyle yapmalıyım. Çok etkileyici olur. Eminim. Şimdi ben biraz daha hayal aleminde yaşıyım. Bi kaç arkadaşıma fikrini sorayım.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Bu sıcaklarda ya "menopozlu kadın" olsaydım?

Yazacak nikaç biriktirdim. Nedeni de her "YENİ KAYIT" butonuna bastığımda ya bön bön bakmak ya da uykum gelmesi. Neyse kaldığım yerden devam ediyorum.

Başlıktaki soruma cevabımı vererek başlıyorum. Allah korusun diyorum ve bütün kadınların menopoz dönemlerinin kış aylarına denk gelmesini diliyorum.

Artık kıçıma yapışan don giymemeye karar verdim. 3 senedir yapışan donlardan giyiyorum, memnunum ama bu yaz biraz fazla olmaya başladılar. Bi tane normal boxer'ım vardı, dün onu giydim bi rahatladım ki anlatamam böyle sanki taşakkalarıma birileri vantilatör tutuyormuş gibi oldum. Çok mutluyum. Ama bi tane öyle şort boxer'ım olduğu için yapışanlara geri dönmek zorunda kaldım.

Bu Kürt'lere karşu uygulanan faşizm hareketlerini aanlayamıyorum. Sen Arnavut, Çerkez v.b olunca sempatik görünebilirken... Kürt doğmak suç değildir. Aklını başına aldıktan sonra suç işler insan. Yaşadığım semtteki olaylardan başım iyice ağırdı. Gaza gelen gençler sokaklarda "KÜRT AVI"nda. Her gece sıkılan onlarca biber gazı da cabası. Sinirim sokağa ne yaptığını bilmeden dökülen insanlardan çok aileme. Babam "Şurdan bi Kürt geçse de başına saksı atsam.", annem ise "Bizim sokağa giren her polisle gençleri kameraya alma" derdinde.

Benim kendi yorumum ise;
Sokağa dökülen insanların ne yaptıklarını bilmedikleri yönünde. Çünkü bütün gece sokaklarda başı boş köpekler gibi gezip duruyolar, sanki birşey arıyormuşlar gibi. Ve aradıkları "KÜRT" insanlar ise hiç ortada olmuyor. Her dükkan, bakkal, market... kepenklerini indirmeye başlıyor teker teker akşam 8'den sonra. Sokaklarda sadece ellerinde sopalarla gruplaşan mahallerin ülkelerini kurtaracaklarını düşünen, gaza getirilmiş gençleri ve onları dağıtmaya çalışan polisler kalıyor. Ortada hiç Kürt kalmıyor geceleri. Buldukları 10-11 yaşındaki Kürt Çocuklarını da anlamsızca, hırsları geçinceye kadar linç ediyorlar. Bunlar sadece bizim sokakta olanlar, ötekileri bilmiyorum. Ama korkuyorum. Susan tarafın, geceleri evlerinden çıkamayan tarafın, gündüzleri ise gece olunca kendilerine edilen hakaretleri unutan insanların "SESSİZLİĞİ" korkutuyor beni. Fırtına öncesi bi sessizlik olduğunu düşünüyorum. Ben'se balkondan ne yaptığını bilmeyen gençlerin ne yaptıklarını anlamaya çalışıyorum, internetten olayı takip ediyorum. Büyük bi sorun yokmuş gibi gösterilmek istense de, kabul edilmeli ki büyük bi sorun var. Gecelerimizi aydınlatan helikopterlere de teşekkürlerimi borç bilirim.

İnternetten tanıştığım benden bi yaş büyük, başka şehirden olan arkadaşlarımın İstanbul'u kazanacak puanlar yaptığını öğrendim, çok mutlu oldum. Yaklaşık1 senedir tanışıyoruz. Birbirimize hediye göndermeler olsun, msn'de görüntülü konuşmalar, mesajlaşmalar, sırlaşmalar derken bayağı bi kaynaştık. Onlar İstanbul'da olcağı zaman ben başka bi şehirde test kitaplarına resim çiziyo olacağım.

Ben de İstanbul'u kazansam üniversite için ne güzel olur. Kendime 1+1 ya da 1+0 da olabilir bi ev bulduktan sonra hayatta benden mutlusu olamaz. Tabii ki bu ev Galata'da olmalı. Ne de olsa hem okuyup, hem çalışıcam. Annem bunu pek onaylama da planlarım öyle. Ama bunun için bütün sene boyunca ders çalışıp, test çözmeliyim.

-Yazacağım şeyleri de unuttum. Kaç gündür uykusuzum ve başım o kadar çok ağrıyo ki.-

Dün yine Marmara Forum'daydım. Önce cover yapan bi grup çıktı sahneye çok beğendim, güzel söylediler. Sonra da Melis Sökmen o harika sesiyle büyüledi resmen. Ve o "entel çiftle" karşılaştım. Nezaketen yanlarına gidip merhabalaştım, hallerini hatırlarını sordum. Haftaya yine orada buluşucaz :) İki kadeh şarap içtim üçüncüye annem kızdı, kendisi 1 bardak gin tonic'le kafa olduğundan.

Bugün ise Panda'mdan mesaj aldım; her yerden sildin mi beni yine, bensiz mutlu musun? diye soruyor. Hiç cevap vermedim. Sadece facebook'tan sildim o kadar. Onu buraya yazdığımı hissetmiş olacak ki "Cevabınız yok mu, Patrick bey?" diye mesaj attı.

Yıl 2008'in yaz ayları ve bize Almanya'dan babamın halasının oğlu ve karısı gelir. Bana bi kadının şarkısını dinletir ve ben o sese hayran kalırım. Yoktur öyle bi ses. Ve bu akşam da haberleri izlerken onun öldüğünü öğrendim. Evet o AMY WINEHOUSE. Duyduğumda ne yapacağımı şaşırdım. Çünkü gencecik yaşta öldü. 27 yaşında bir diva olarak ayrıldı bu dünyadan, Kurt Cobain, Janis Joplin, Jimi Hendrix ve adını hatırlayamadığım bi kaç isimle birlikte. Sarhoşluk Amy'e o kadar çok yakışıyodu ki anlatamam. Ben onu öyle sevdiğimden ya da. Benim için adeta bir Barbié bebekten farksız.

Bi ara Kıvırcık'ıma ulaşmam lazım. Ne zaman gelicek acaba buraya?

Bi kaç Amy şarkısıyla birlikte veda edelim o zaman.



21 Temmuz 2011 Perşembe

sadece biraz daha duyarlılık

Araya şunu da eklemek istiyorum ki yaşadığım semtte 2-3 gündür çatışmalar oluyor terör örgütü yandaşları ve mahalleli arasında. Bu ülkeye kesin bi ayarın gerekli olduğunu düşünmekteyim bu 17 yıllık beynim ve biraz bildiğim şeylerden yola çıkarak. Siyaseti sevmem.Ve gösteriler hala da devam ediyor. Sesleri akşam saatlerinden beri devam ediyor, bundan rahatsız değilim, insanların düşüncelerini uğruna sokaklara dökülmeleri beni mutlu ediyor. Keşke ben de özgür olsam ve yürüyüşlere katılsam, olaylar hakkında daha çok şey öğrensem. Saatlerdir tüylerim diken diken şekilde dinliyorum bi kaç sokak öteden gelen ıslık, tezahürat, alkış kimi zaman da marş seslerini. Ve olayları internetten takip ediyorum. DHA galiba gösteriyi taki ediyor, çünkü takip ettiğim sitedeki metinler DHA'dan alıntı. Yarın haberlerde ayrıntılı bi şekilde olayın detaylarını izlerim diye düşünüyorum.




Aslında bu yazıyı yazmak için açmamıştım "yeni kayıt" penceresini. Planlarımdan bahsetmek istiyorum ama yazasım gelemedi, planların ne önemi var ki? Her gün biraz daha yok oluyorum.




şarkı falan da yok.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

çırptım çırptım karıştırdım... kendime puding yaptım.

Sokakta bey efendi, mutfakta aşçı, yatakta da fahişe olabiliyorum. Tamam puding yapmak zor bişey değil ama o sıcağın altında ocak başında insan bi kaç kilo ter atıyor. Gecenin körü de olsa çok sıcaktı.  Ve hayatımda ilk defa puding yaptım. Ammağn ne var ki puding yapmakta? Bi şey yok ama karıştır karıştır imanım gevredi. Eğer evde kimse olmasaydı fotoğraftaki gibi hazırlayabilirdim ama gel gelelim ben evde hiç bi zaman böyle dolaşmam birileri varken.

Akşam yemek yerken babama "Baba, ben Eskişehir'e gidicem yeağ." dedim. "Ne işin var orda, kim var orda..." diye birsürü soru sordu tabi ben de "gezmek için gidicem, ne için gidicem başka" dedim. İzin vemedi ama ben annemi ikna edebilirsem bi hafta sonu teyzemlerde kalıcam bahanesiyle gidebilirim Eskişehir'e. Dün tren saatlerine, fiyatlarına baktım. Uygun görünüyo fiyatlar.

Ama puding yaparken en çok istediğim şey neydi biliyo musunuz? Aşk-ı Memnu'da ki gibi yanımda bi sevgilim olasaydı yanımda diye çok özendim.


Bu aralar buralarda da çok aşk böcükleri var, kıskanıyorum onları. Ben de bi sevgili istiyorum. Bi'adam'ın sevgilisiyle yıldönümüymüş dün. Serhat da yeni sevgili yaptı. King zaten mutlu Sıpa'sıyla. Kıvırcığımla buluşsak da artık ben de aşkımı ilan etsem diyorum, her gece rüyama giriyor.



Bu yaz dudağım dudak görmeden bitiyor. Oysa geçen yaz öyle miydi?

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Falımda yol var mı acaba?

Benim tatil anlayışım; deniz, kum, güneş, bronzlaşmak...  olmadığı için kendime tatil planı yaptım okulların kapanmasından 1-2 ay önce.


Zaten bu yaz tatilim 1,5 ay kadar sürdüğünden tatilimi hiç bi yerde boşu boşuna geçiremem. Babam da zaten izine çıkmadı. En son tatile 8. sınıf bittikten sonra gitmiştim. O zaman da gözlerim şişmişti falan filan. 9. sınıfın yazında hiç denize girmedim, 10. sınıfın yazında ise bir kez denize girerek sezonu kapattım. Bu yaz daha hiç girmedim zaten gitmeme de büyük ihtimalle. 3 haftadan az kaldı İstanbul'dan gitmeme. Başlıcak yoğun ders temposu. OF, ANAM OF!

Ama kendime tatil planı yapmıştım okullar kapanmadan önce, trenle Eskişehir'e gitmek. Çok güzel olmaz mı? Anneme söyledim bi kaçkere tamam bakarız falan dedi. Gitmesine giderdim de orda nerde kalcam. En az 2 gün orda kalmalıyım gezdiğimi anlamam için. O yüzden internetten arayışlara girdim, ucuz pansiyon aramak için. Ucuz şeylerin de internette ne işi var?

En iyisinin internetten Eskişehir'de yaşayan bi insan bulmak. Bu da samanlıkta insan aramak gibi bişey. Chat sitesininin "Eskişehir Kanalı"na her girdiğimde bi beş kişiyle falan ekleşiyordum msn'den. Ama ne fayda o onları 30 yaş üştü karıları memlekete gitmiş, azgın adamlar oluyo ya da benim istemediğim tipler. Hatta bi keresinde bana şarap işinde uğraştığını söyleyen bi adam kamera açtığında tekel bayii işletiyordu. Çok insanla tanıştım ama hiç biri bana uymadı be.

Bugün saat 15:00 gibi bi arkadaşımdan aldığım kitabı vermem gerekiyordu ve ben kitaba başlamamıştım. Balkonda sabahladığımdan günün aydınlanmasını bekledim. Bi 100-150 sayfa okur gerisini de D&R'dan okurdum ara ara. Derken vakit geçirmek için yine girdim chat sitesine ve uzun zamandır girmediğim Eskişehir Kanalı'na.

Bi çocuk gördüm ve direk "Tek mi yaşıyorsun?"  diye sordum. "Neden selam vermedin önce?" falan filan diye sorarsanız gecenin o saatinde ne selamı kardeş? Sonra tek yaşıyormuş falan. Ben ona ne istediğimi söyledim. Eskişehir'e gelmeyi düşünüyorum ama kalacak yerim yok, beni misafir edecek birini arıyorum. Ona da uymuş olacak ki msn'e geçtik. Kamera falan açtık, sohbet falan derken ben bu çocuğu sevdim hacı. O da beni sevmiş olabilir kanımca. 

Benim biraz para toplayıp annemlerin karşısına geçip "benim şu kadar param var, siz de bana şu kadar para verin ben gezmeğe gidicem" diyebileyim. Ama nerden bulucağımı bilmiyorum. Acaba escortluk mu yapsam? 2-3 kişiyle yatsam bodruma bile tatile gidebilirim kanımca. Ama zaten biraz birikmiş param var.

Bu çocuk Turizm ve Otelcilik okuyor, 3. sınıfa geçmiş.21 yaşında aynı zamanda da bi otelde resepsiyona bakıyomuş. Dün gece gececiymiş otelde. Ben gidersem bir gün izin alcakmış beni gezdirmek için.  

Annemlere bu çocuğu nasıl açıklayabilirim ki? Twitterdan desem olur aslında. Çünkü benim twitterdan tanıdığım çok insan var görüştüğüm. Ama artık boşladım twitter'ı. Hele biz bi anlaşalım çocukla nasıl açıklacağımı da bulurum bi şekilde. Ne de olsa iyi yalan söylerim. 

Sabah kitaptan 130 sayfa falan okudum. 9'da yattım, 12'de kalktım, 15:00'da yatıp 21:00'da tekrardan kalktım. 







Akrep Nalan'ı severim, cidden severim. Güzel sesi ve şarkıları var.

Entel insanlar neden bana çok itici, yapmacık geliyor?

Bugün Panda'yla hiç karşılaşmadım. Çok rahatım öyle böyle değil. Bu defa da o mu sildi beni, diye düşünmüyor değilim. Neyse geçelim Panda'yı.

Cuma gününe geri dönüş yapıyoruz şimdi. Hani demiştim ya akşam bi yere gittim diye. Ordan devam ediyorum anlatmaya. Ben nereye gidebilirim ki, tabii ki yine MARMARA FORUM. Hem yakın hem de çok kalabalık değil, insan rahatça alışveriş yapabiliyor. Bu hafta Burhan ÖÇAL'ın konseri vardır, bir de DJ MURAT mı ne vardı, konser de akşam 9'da başlıyormuş. Annem o akşam 9'a kadar çalışacakmış ben de tek gittim. 8 gibi oradaydım, çıktım terasa oturdum ama kimsecikler yoktu iki mağaza dolaşayım diye indim alt kata. H&M'e girdim, çünkü orda çok indirim var bu aralar.

Gözüme ilk çarpan şey JOHN LENNON oldu. Daha doğrusu JOHN LENNON baskılı t-shirt. Fiyatı da çok ucuz lan, sudan bile ucuz, 5 lira. Kaçırır mıyım? hemen aldım. Hem de iki tane; biri bana, biri de yakın bi kız arkadaşıma. Ama erkek t-shirtü olduğundan arkadaşı on bin kere aradım ama açmadı. En son o aradı. Small al dedi. Kendime de Large aldım. Bedenim Medium olmasına rağmen large giymeyi seviyorum, bol bol çok rahat oluyor sıcaklarda. (tshirt'ü merak edenlere: click bura) Bi kaç mağaza daha dolaştıktan sonra çıktım yine terasa. Bi sandalye çekip oturdum.

9'da annemi arayıp gelip gelmeyeceğini sordum, ona göre bi masa tutacaktım. Gelirim, dedi. Kanyon'daki konserler gibi oluyor burdakiler de. Böyle iki bikaç masa atıyolar, bar tabureleri falan filan. Hemen gittim bi yaşlı çiftin yanına izin aldıktan sonra oturdum masaya. Bi tabure de annem için tuttum. Sonra o çift konuşmaya başladı benimle. Şehir dışında, dedemlerin yanında yaşadığımı söyledim. Şaşırdılar itici bi ifade kullanarak. Adam mimarmış, kadın da formula pilotumuymuş neymiş adam fotoğraflarını gösterip duruyodu bana. Çocukları da Bahçeşehir Üniversitesi'nde Uluslar Arası İlişkiler okuyomuş. Anlayacağınız zengin bunlar. Beni çok zeki bulmuşlar. O kadar zeki buldun da insan bi burs falan teklif eder. Hepsi lafta bunların.

Benim üstümde GUNS N' ROSES tshirtü vardı. Adam gençliğinde GN'R konserine gitmiş, grup Türkiye'ye geldiğinde. Onu anlattı bana, ballandıra ballandıra. Sadece iç çekmekle yetinip, "DARISI BENİM DE BAŞIMA" diyebildim. Bana kedisinin fotoğraflarını gösterdi, çok tatlı bi kedisi var. Adam bu arada 3 kadeh şarap içti ve hala içmeye devam ediyor. Çok entellerdi. Ben iki bardak kahve, iki bardak kokteyl, bi bardak da vodka içtim. Daha da içerdim ama annem geldi.

Burhan ÖÇAL güzel çaldı. Daha önce bi kaç denk geldiğimde dinlemiştim televizyonda ama adam harika çalıyo. Elini takip etmekte zorlandım bi ara. Oynamaya başlayanlara kızdı. Haklı da adam sanat yapıyo bizimkiler  şıkkıdım şıkkıdım oynuyo.

Bu entellerle o kadar çok konuştum ki ne konuştuğumu bile hatırlamıyorum. Kadın adeta kibarlıktan ölecek, adam sa tam pezevenk tipli. Bi Marmara Forum günlüğüm öyle geçti işte.


  • Bu aralar canım çok sigara içmek istiyor anlamsızca. Her kahve içtikten sonra ağzıma sigara tadı geliyor. 
  • Kardeşim tatilden döndü ve ben yine bunalımlara girebilirim. Kız beni hiç rahat bırakmıyor.
  • Bir kedim olsun istiyorum.
  • Bi arkadaşımla ortak bi blog açtık. Arada ona yazıcaz işte. Umarım bu blogu bulmaz.
  • Geri dönmeme 3 hafta kaldı, ders çalışmam lazım. En azından 9. sınıf konularına biraz bakmalıyım ama bütün gece oturup gündüz de uyuyarak olmayacağını biliyorum.
şarkı: 

17 Temmuz 2011 Pazar

Sonra ne mi oldu?

Dün buluşmaya karar vererek ayrılıyoruz. Aslında öyle değil, o benimle buluşmak istediğini söylüyor ama ben teyzemlere gideceğimi söylüyorum sonradan. Teyzemlere gitmeyecektim aslında, sadece buluşmak istemiyorum. Sonra trip atmaya başlıyor yeniden. Ben de sonradan buluşuruz diyorum ve yatmak için çıkıyoruz msn'den. Yatmak için çıktık çıkmasına da ama bende yatacak kafa yok. Zaten havada çok da güzel "ay manzarası" var. Çıktım balkona 7'e kadar müzik falan dinledim ve sonunda uyudum.

Kaldtığımda saat 10'u, evet evet sabah 10, 3 saat uyuyabilmişim. Açtım bilgisayarı ve Panda'yı bekliyorum. Ama yok pezevenk. Ben ona "hadi, gitmiyor muyuz?" demek için sabırsızlanıyorum ama beyefendi uyuyormuş. 1 gibi giriyor msn'e. "Nereye gidiyoruz" diyorum, "sen bilirsin" diyor. Ve sonra ona sabah 7 de yattığımı söylüyorum, orda kopuyo cinzirler tekrardan.

Bana "Kim bilir ne yaptın o saate kadar, allah bilir." diyor. Bu söylenecek bi söz mü? Sabaha kadar uyuymamışım onun yüzünden ve bana dediği lafa bak. "Evet, kendimi siktircek başka yaraklılar buldum. Şimdi siktirip gidebilirsin" demek istedim ama diyemedim. Kızdığımı anlattım ona. O hala küçücük bi laf ettiğini düşünüyor.

Tekrardan kavga ediyoruz, zaten yaptığımız başka bişey yok. Benden özül diliyor, beni ne kadar çok sevdiğini, onca ay ne kadar çok ağladığını tekrardan söylüyor. Ben noktayı koyarak çıkıyorum "Bugün ne seninle buluşucam, ne teyzemlere gidicem, kitap okucam" diyip çıktım. Başka msnlerimden birine girdim ve bi gay arkadaşıma anlattım olayı. Bana dedi ki "bi kere bırakan, bir daha bırakır.". Ne güzel demiş dimi? Sabah da Aslısın'la konuşmuştum, önerilerini almıştım.

5 liraya H&M'den aldığım John Lennon baskılı tshirtümü geçiriyorum üstüme, altına da geçen gün yaptırttığım kot şotumu atıyorum kendimi otobüs durağına. Nereye gitmek istediğime emin değilim. Gelen ilk otobüse atlayıp biraz hava almak istiyorum ama şans o ki TAKSİM otobüsü geliyor gele gele. Atlıyorum, İSTANBULKART'ımı tutuyorum okuyucaya, "YETERSİZ BAKİYE". Cebimden oramdan, buramdan, şuramdan para çıkarıp veriyorum adama. Kendi 5 liram vardı, gündüz de Panda'yla gezmeğe gidersem yanımda para bulunsun diye yatarken peteçeye "ANNEİ BANA 5-10 LİRA PARA BIRAKSANA" yazıp bırakmıştım gözlüğünün altına. Görmüş ve bana 10 lira bırakmış. 15 liram ve 3-4 lira da bozukluğum vardı.

Taksim Meydanda inip bi koşuşturmayla atıyorum kendimi İstiklal'e. Sabahtan beri birşey yemediğimden kendime açma alıyorum simitçiden. Geziniyorum hep aynı yerlerde, ne yapacağımı düşünüyorum. Metroya atlayıp Cevahir'e gidiyorum. Zengin piçi gibi davranıp dükkanları geziyorum. Güzel şeyler var ama benim yanımda param yok, üzgünüm kapitalist sistem sana yine destekçi olamıyorum.

Sonra ordan da meyrobüsle eve geliyorum. atıyorum kendimi yatağa, biraz uyuyorum. Benim odam apartman boşluğunda olduğundan en alttakilerin yazlıkları için aldığı eşyaları konuşurlarken uyanıyorum. Uyuyamıyorum bidaha. Babam yemek hazırlamış ama ben adamın hazırladığı yemeği yememek için "uykum var" diye bahane uydurdum. Sevmiyorum işte o adamı. Evden çıktıktan sonra ben de kalkıp annemden para alıyorum. Çiğköfte almaya gidiyorum. Acılı, domatessiz, bol ekşili.

Panda başlıyor beni aramaya, ben açmıyorum. Msn'e giriyorum, orda. başlıyor yine.
-"Kurduğum bütün hayaller yine götüme girdi, çok içtim bugün, başım aprıyor, boşuna mı ağladım senin için...".
-"Senin içmen bana bişey ifade etmiyor" diyorum. Susuyor. "Ben de bugün çok düşündüm, bi arkadaşla konuştum. Pişanım"
-"Neden?"
-"Sevgilim vaar ve onunla mutluyum, neden seni tekrardan ekledim bilmiyorum..."
Triplere başlıyor yine. "Ben alıştım bunlara" diyip duruyor. Siliyorum facebooktan. Çıkıyorum msnden de. Galiba olmayacağını anlamıştır. Umarım yani.

Yine bi elimde kahvemle balkondan bildirdim bugünlük durumumu.

Bugün Kıvırcık'la konuştum yine. Hani en son İstanbul'a geldiğim kız arkadaşım var ya galiba onunla Kıvırcık'ı görmye mi ne gitçekmişiz Beykoz'a. Çok özledim onu. Salaklıklarını bile özledim. Bu son şey beni ona da bağladı tekrardan. Cidden bi sevgilim olsun istiyorum. Eğer Kıvırcık'la sevgili olursak 7 gün ayrılmıcaz. Ne güzel. Hafta içi okul, hafta sonu dersane. Bu durum sıkar mı hiç bilmiyorum. Ama Kıvırcık'ımla Taksim'e gidiceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Zaten üzgün bi kaç gündür. Yanında olmalıyım.

Bu şarkı ise çok güzel, cidden güzel. Billur gibi sesi var bu kadının.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

"Kıvırcık" yiyip sağlığımı mı korusam yoksa bi "Yavru Panda" evlat edinip doğaya katkıda mı bulunsam?






VS







Kıvırcık'ımdan önceki yazımda bahsetmiştim ama bugün ortaya bi "yavru panda" çıktı.

2010'un son aylarını göstermesi gerekir takvimin. Yine İstanbul'dayım ve sabahın köründe dalmışım gay chat sitelerinden birine. Amacım birini bulup sikişmek değil, vakit öldürmek, insan tanımak. Evet, evet, insan tanımak. Ben yeni insanları tanımayı çok severim. Belki "psikiyatr" olmak istememim nedenlerinden biri de budur. Ve bil çocuk çıkar karşıma; 23 yaşında, aynı semtteyiz ve çok tatlı.  Konuşmata başlarız hafiften, sonra chat kasar ve msnden devam ederiz.

Buluşamayız İstanbul'da onunla, vakit olmaz ve bi kaç gün sonra ben giderim tekrardan geldiğim yere. Orda da devam eder konuşmamız. Çok tatlı biri olduğundan kopamam ondan. Ama bi sorun var ki beni çok benimser, bana aşık olduğunu söyler. Daha ne olsun? Bana aşık olmuş. Her gece kamerada karşılıklı birbirimizi izleriz, soyunuruz, 31 çekeriz ve uykumuz gelince de yatarız. Ama bu beni çok sahiplenmiştir ve ben de özgürlüğüme düşkün bi insan olduğumdan bu duruma daha fazla dayanamam.

Silerim msn'inini, bir de üstüne üstük yeni msn açarım kendime. Ordan devam ederim hayatıma. Yeni kişler bulmaya, onlarla tanışmaya, analiz etmeye ve sonra da engeli basıp silmeye. Nedense hiç biri o'nun gibi etkili olmamıştır.

Ve aylar geçer ben bi chat sitesinde dolanırken onunla tekrardan karşılaşırım. Ama onu msn adresini verene kadar tanımam. O msn adresini nasıl unutabilirim ki? Daha geçen gün tekrardan eklemiştim ve bi daha girip bakmaya cesaret edememiştim. Ya açıksa, diye.

Msn adresini verdikten sonra "ben seni tanıyorum, ekleyemem..." gibi cümleler yazsam da ona bal gibi istiyordum onu. Nasıl istemem, çok tatlı gülüyor bi kere. En azında benimki gibi gülerken gizlemek zorunda kalmıyor. Naza çekiyorum kendimi. Ne hakla çekiyorsam bilemiyorum. Çekiyorum işte. Bana değer verdi ya piç, acı çektirmem gerekiyo ona. Çünkü benim değer verdiklerim beni götlerinde kuyruk ettiler. Yani en azından şimdiye kadar sevgime değer veren birine rastlamadım. O yüzden galiba 1-2 buluşmalık ilişkiler yaşıyorum. Sorun da değil, insan tanımak benim işim.

Veriyorum sonunda tekrardan adresimi ona. Konuşmaya başlıyoruz. Baştan beni tanımamazlıktan geliyor ve "unutulduk mu?" dememle kopuyor ipler yeniden. Konuşmaya başlıyoruz, kamera açıyoruz. Özlemişim, biraz da kilo almış pezevenk. Ona "yavru panda" diyorum ve gülüyor, çok güzel gülüyor. O güldükçe sanki Johnny Depp beni sikiyomuş gibi hissediyorum. Çok zevk alıyorum onun gülmesinden.

31 çekmeye başlıyoruz tekrardan o boşalıyor ama ben anlamsız bi şekilde zevke gelemiyorum. Zorla da olsa boşalıyorum tekrardan. Konuşmaya başlıyoruz tekrardan ve anlatıyor. bi işe girmiş ve "8 ay" çalışıp çıkmış. Ben bunu duyunca şok oluyorum. Nasıl ya? Sanki 2 en fazla 3 ay önce silmişim bunu gibime geliyor. Konuşuyoruz tekradan. Bana tekrardan aşkını ilan ediyor. Buluşmak istediğini söylüyor. Ben de tamam diyorum. Annemle bu akşam bi yere gideceğimi, eğer annemin gelmezse onun gelmesini teklif ediyorum; kabul ediyor.

Annemi arıyorum ve çalışacağını söylüyor bana. Ama ben görüşmeye hazır olmadığım için "Yavru Pandama" annemle gideceğimi söylüyorum. Gittiğim yere annem 1 saat kadar geç geliyor. Onu da ben çapırıyorum, canım çok sıkılmıştı çünkü, Pandam'da kaldı aklım. Eğleniyorum gittiğim yerde. Ama Pandam'a da yarın için söz veriyorum buluşmak için.

Eve geliyorum msnde konuşmaya başlıyoruz tekrardan, ve Panda yine eski Panda, bana yine hakim olmaya çalışıyor. Gerçek facebook hesaplarımı eskiyoruz ve arkadaş olmak için anlaşıyoruz. Arkadaş ama normal arkadaş değil. Sex yapan, birbiriyle herşeyi konuşabilen arkadaş. Ama öyle olmuyor daha ilk günden. İki dakika bişey yazmadığım zaman hemen triplere giriyor, yok sevgilinle konuşuyorsun demeler falan filan.

Uzun uzun konuştuk tekrardan herşeyi silbaştan. Ve o benim bi sevgilim olduğunu biliyor ama sevgilim değil, sevdiğim bi kız var o da KIVIRCIK. Ama Panda'ya da birşeyler hissediyorum ama bunun içinde cinsellik yok. Nedir ben bilmiyorum. Bununla kendi msnlerimizi ekleştik ve ben bununla yazışırken bir başka arkadaşımı aldım yanlışlıkla konuşma hemen sinirlenmeye başladı. Ve giren çocuk da neye uğradığını şaşırdı.
O durumu toparlamaya çalıştım bana dedi ki "sevgilinle böyle tanışmak istemezdim." ortada bi sevgili yok ama.

Yatıcam kalkıcam ve onunla 1 saatlik de olsa buluşucam. Görmek istiyorum sadece msn'de mi yoksa gerçektede mi öyle.

Ayrıca bugün Kıvırcık'ımla konuştum. Gelcekmiş buraya ve bana Mütahit'i kafasından tamamen çıkardığını anlattı. O ne kadar üzülse de ben o kadar çok seviniyorum. Benim olmasına çok az zaman kaldı. Buraya gelecek, ve Taksim'de ona ilanı aşk edicem. Ya Panda neolucak? Panda düzeldi diyelim ya sonra? Ben gittikten sonra yine aynı hareketleri yaparsa?

Of, ulan of. Kahpe dünya. En iyisi galiba Pandamla buluşmak sonra herşeyi oturup baştan düşünmem lazım. 1,5 yıldır sevdiğim KIVIRCIK mı yoksa bana değer veriyor diye PANDA mı? İkisini aynı anda idare etmek nasıl bi fikir?

Çok kararsızım, bira bana yardım elini uzatsın. Kimse yok mu? Ne yapacağımı cidden bilmiyorum.
Bu muhteşem ay manzaralı gecede ben neler düşünüyorum. Güneşin doğuşunu izleyip sonra da uyumak istiyorum, bunu cidden istiyorum.

şarkı:

15 Temmuz 2011 Cuma

son 10 gün

1,5 senedir bi kıza aşığım, evet AŞIĞIM. Geçen senedi sınıftan arkadaşlarla "SEVGİLİLER GÜNÜ"nü izlemeye gitmiştik ve ondan sonra başladı herşey.

9. sınıftan beri arkadaşız (ben adına "kıvırcık" dicem) onunla. Her dönem bi aşk yaşarım ben; 9. sınıfta bi kız, 10. sınıfın başlarında bi kız ve 10. sınıfın sonrasından bugüne kadar bi kız.

Kırvırcık zaten 9. sınıftan beri dikkatimi çeken bi kızdı. 9. sınıfta pek yakın olmasak da 10. sınıfta çok yakındık. Baştan gayet güzel arkadaştık ama benim gömlüm kaydı işte ona. Ben ilk görüşte aşk yaşayamıyorum, üstünden biraz zaman geçmesi gerekiyor birine aşık olmam için. Kıvırcık; sarşın, kıvırcık saçları olan, balık etliden hallice bi kızdır.

Bizim ordaki sinemaya filmler gösterim tarhinden sonra biraz sonra girer. Bu bazen 1 hafta, bazen 2 bazen de aylar sonra. Bu film de 1 ay sonra girmişti galiba tam emin değilm. Ama kısa kolluyla gitmiştim sinemaya onu hatırlıyorum. Mayıs gibi de olabilir emin değilim. 6 arkadaş gitmiştik sinemaya ve bu filmi izleyenler konusunu bilir. Spoiler vermiş olucam ama bu filmde "en iyi sevgili arkadaştan olur" mesajı veriyor. Ben de "romantik serseri"yim ya hemen bunu kurguladım kafamda ve şanslı kişi Kıvırcık oldu. Ve o günden beri deli gibi aşığım ona.

10. sınıf bitene kadar pek bişey yoktu aslında, tam aşık olduğumu yaz tatilinde anladım. Onsuz yapamıyordum. O ise bana facebooktan "kardeşlik isteği" yolluyordu. Bundan çok insana koyan bişey olmaz heralde. Aslına bakılırsa Kıvırcık tip olarak güzel ama kişiliği bakımından pek sevdiğim bi tip değil, ne demişker; "gönül bu...".

Bu Kıvırcık aslında benim okuduğum yerin yerlilerinden, doğma-büyüme oralı. Ama Beykoz'da yakın akrabaları var ve tatillerde oraya geliyor. Bu dönemin sömestrında da geldi. Önce benim oturduğum semtteki akrabasına geldi 1 hafta kadar orda kaldı ve biz sadece bir kere bulaşabildik ve yanımızda da bi arkadaşımız vardı. Oysa ben ona çıkma teklifi etmeyi düşünüyordum.

Beykoz'da bunun bi akrabasının kocasının kardeşi var (onun adı da "mütahit" olsun, çünkü adı mütahit'e çok benziyor) ve Kıvırcık Mütahit'e  aşık. Hem de deli gibi. Çocuk da sözde bunu seviyor ama Kıvırcık'ımı sikleyen yok.

Sömestrda bu Beykoz'a gidince Mütahit'le karşılaşmış doğal olarak ve bana onunla ilgili bi mesaj attı. Bense onu tersledim. "Bana ne o salak çocuktan!" gibisinden. Ve kısa bi süre konuşmadık. İkinci dönem başladıktan sonra ben ona daha bi yakın davranmaya başladım, sevgimi gösteriyorum ona. Ama o hale "arkadaştan sevgili olmaz" diye nutuk atıp duruyor. Bu yüzden ona aşkımı ilan etmekten korkuyorum.

Gelelim 10 gün sonra ne olacağına. Kıvırcık şuan yine Beykoz'da ve 25'inde benim semtime geliyor. Ve bir hafta burada kalacak. Ve benden başka onu gezdirecek kimse yok. Ve ben İstanbul'a gelmeden önce onunla plan yaptık. Aslın ben o planı daha önce kendi kendime yapmıştım onun benim semtte kalcağını bilmediğimden sadece fantezi olarak kuruyordum kafamı. Geleceğini öğrenince hemen planımı söyledim. "Ben gelir seni alırım, ordan tramvayla Galata'ya gideriz, Galata'dan Taksim'e yürürüz, Taksim'den Mecidiye Köy'e Cevahir'e gideriz ve oradan yine metrobüsle eve bırakırım seni" diyiverdim bi çırpıda.

Ama planımın asıl parçasını söylemedim. Ona aşkımı ilan edicem. Bu İstiklal Caddesi olur ya da Galata bilemiyorum.

Ama çekindiğim şeyler de var. Sınıfın tepkisinden korkuyorum. Bizim sınıfta Kıvırcık'ımı seven biri var. Ve bizim sınıf içinde sevgili olanlar çok. Bana yardımcı olun. Ne yapayım.

Bi de kışın yolda yürürken eldivenimin sağ tekini vermiştim ona. Ve o eldiveni o kış boyunca elimden çıkarmadım.

şarkı:

14 Temmuz 2011 Perşembe

Bir kaç "Mandalina"dan ne zarar gelir ki?

Bi kız arkadaşımla aylar öncesinden anlaştık bayramda İstanbul'a beraber gidicez. Sırayla face'te birbirimizin duvarına kalan günleri yazmaya başladık her gün.

57,56,55....33,32,31...19,...15...3,2 ve son gün.
16:30 otobüsüyle gidicez İstanbul'a. Ben öğleden sonra okula gitmedim, o gitti. Okuldan çıkışta soyunma odasında üstünü değiştirdi ve otogara gittik. Bayram üstü olduğu için ek otobüs severleri var. 15-20 dk bir otobüs kalkıyor İstanbul'a otogardan.

Yerleştirdik valizlerimizi bindik otobüse tıngır mıngır gidiyoruz 6,5-7 saatlik yolda. Film izledik otobüsteki televizyondan, sohbet ettik derken Esenler OTOGAR'a 2 saat kala bi mola yerinde durduk. Tuvaletimizi yaptık. Başka bi otobüste de arkadaşın tanıdıkları vardı. Ve arkadaş sigara içtiği için kenara bi yere gittik. Oturduk o sigarasını içiyor, bende yanına oturmuş bir arkadaşla muhabbet ediyorum.

Benim çantamda yola çıkmadan önce anneannemin koyduğu bi poşet mandalina vardı ve onu çıkarıp yemeğe başladık. Arada "Hadi kalkalım" falan dediysek de mandalinalar bitmeden kalkamadık. Zaten otobüsün kalkacağı daha anons edilmemişti.




Mandalinalar bitti biz kalkıp otobüse doğru gidince şok olduk. OTOBÜS SİKTİR OLUP GİTMİŞ! Otobüste bütün eşyalarımız kalmıştı daha da kötüsü benim yeni aldığım laptop da otobüste kalmıştı. Çaaşırları geçtim zaten. Bizden sonraki otobüsün muavinine sorduk nerde bu otobüs diye, gitti dedi. Nasıl gider ki? O kadar uzakta değildik. Söze 15 dk bağımrışlar. Yalan. Sonuç; biz otobüssüz göt gibi kaldı. Adam bizi o otobüse bindirdi. Ama ne yapçağımızı bilmiyoruz hala. Gitti bütün herşey bizden önceki otobüsle.

Ben zaten bu sonradan bindiğimiz otobüsü otogar da göözüme kestirmiştim. Çok hoşuma gitmişti. Bu otobüsün koltuklarındaki ekranlar dokunmatik ve istediğin filmi izleyebiliyorsun. Muavine soruyoruz "bizim eşyalar ne olcak?!" o bize "yazaneye bırakırlar" diyo. Ama ne öteki otobüse telefon ediyo, ne de bişey. Annemi arasam, kızar diye korkuyorum.

Sonra baktık yapacak bişey yok, annemi aradım. Anlattım derdimi, sonra bavullara yapştırılan o barkodların numarasını verdim. Annem, babam ve babamın iki arkadaşıyla gellmişler otogara. Çünkü babamın arabası yok, çocuklu travmaları var adamın.

Sonra arkadaş onu almaya gelcek olan insanları aradı, E5 üzerinden alcaklardı. Babamalar bizi bıraktı yol üstünde. Ben, annem ve arkadaşım bekledik biraz. Sonra onu almaya geldiler, biz de eve gitik.

İstanbul'dan dönerken de beraber döndük ama bu sefer otobüsün önünden ayrılmadık.

Bi kaç ay milletin dilinde sakız olsak da güzel bi hatıraydı.

şarkı:

13 Temmuz 2011 Çarşamba

ROCK N' ROLL

Bi yazımda Kadıköy'e bi arkadaşımla buluşmaya gittiğimi anlamıştım ya şimdi ise o arkadaşın kim oludğunu anlatıcam size.

Liseye başlayana kadar İstanbul'da yaşadığımı ve lise için başka bi şehire dedemlerin yanına gittiğimi bilmeyen varsa artık onlar da öğrenmiş oldu. Gey insanlarla tanışmak için chat sitelerini kullanıyordum. Sonra fake bi facebook hesabı açtım. Bunlar 9. sınıfa başlarken oluyor oluyor hep. O fake hesabım hala da açıktır. Ama adım çok değişti. Tabi bir çok da msn adresim oldu.

Okuduğum ilçe küçük bi yerdir ve çok da üniversiteli öğrenci vardır. Çoğu kampüsün şehrin merkezinde bildikleri için yazmışlar tercihlerine ama ilçe mmerkeze otobüsle 1,5 saat ve yol parası da 12-13 lira gibi bişey. Merkez de İstanbulun deniz kenarındaki az gelişmiş bi ilçesi gibi. Şimdi size anlatacağım çocuğa "E" diyeceğim ben, isminin ilk harfi.

E. de üniversite okumak için gelmiş buraya, o da merkezde sananlardan. Ayrıca harçlığını çıkarmak için kitapçıda çalışıyor. Benden de 2 yaş büyük.  Akşam okuluna gittiği için gündüz kitapçıdadır hep. Sınıftan yakın bi kız arkadaşım ("S" diyelim buna da) E.'le kitapçıdan tanışmışlar sonra facebookdan devam etmiş arkadaşlıkları, S. arada E.'i görmeye gider falan öğle araları. Tabi ben de E.'yi kitapçıdan tanıyorum, bi kaç kere yolda karşılaşmışım falan.

Bu kasım -aralık ya da ocak da olabilir tam emin değilim- İstanbula gelmiştim yine. Film izle, tweet gir derken sabahın köre oldu.Ve fake hesabımda ekli olan bi çocuğa "selam" yazdım. O da cevap verdi ve o da benim okuduğum yerde okuyomuş falan filan. Msnlerimi aldık, sıra birbirimizi görmeye gelmişti. Kamera açacaktık. Yolladı istek, kabul ettim. Kamera direk yüzüne tutuldu, ben ise yüzümü göstermedim. Çünkü o kişiyi tanıyodum, bizim kitapçıdaki çocuktu, E.'di. "Açamam" dedim, ısrar etti, ama açmadım. Sohbet etmeye başladık...

Konular birbirini açtı ve benim msndeki avatarım Elvis Presley'di. (şu sağdaki fotoğraf). Uzun uzun konuştuk. Ve benden kendimi göstermemi istedi ben yapamadım, beni tanıyabilirdi ve küçücük yerde rezil de edebilirdi. Tanımıyordum onu o kadar iyi.  Elvis üzerine konuşmaya başladık sonra da ve bana "Eğer bir gün benimle tanışmak istersen dükkana 'ROCK N' ROLL' diyerek gir" dedi.

Daha sonra E. twittera girmiş, S.'den beni bulmuş falan derken biz bununla interneten bayağı konuşmaya başladık. S.'le E.'i ziyarete falan gidiyoduk okuldan sonra. Bayağı yakın arkadaş olmuştuk. Ama benim aklımda hep bi soru işareti var: O benim "o çocuk" olduğumu anlamış mıdır? Uzun zamandır da arkadaşız.

Ya bana bi gün "sen Elvis'çi çocuksun dimi?" derse ben ne cevap veririm ki?

Ve E:'nin gerçek profilini kemin gerçek profilime eklediğim günden beri Elvis paşlaşmıyorum. DEJA-VU falan olur belki, hiç gerek yok.

-dikkar bu bir reklamdır: eski blogum olan http://petrikstar.blogspot.com/'u entellik için kullanıcam, diğer bütün yazılarım burada olcak-



Şarkı:

12 Temmuz 2011 Salı

"Bursa çocuğuyum, her yerde sikişirim ben."

Yazacağım yazının bu başlıkla hiç bi ilgisi yoktur. Uzun zaman önce izlediğim bu video geldi aklıma yolda o yüzden böyle bi başlık koydum. Ama heryerde de sikişirim, öyle biline. Şimdiye kadar -araba, ofis, depo, tuvalet...- bi çok yerde sikiştim. Videoyu bilmeyenler click bura.
Taskim'den bıktım artık!!11!!bir111!! Bu arada taksimde pek bi sürter oldum. Beni 7 ağustosa kadar orda bi ev bulsam fena olmaz hani, her gün yol parası vermekten.  Neyse, dün gece yine taksime gittim.Kıllı bacaklarım olduğu için gündüz evde kıllarımı kısalttım tıraş makinasıyla. Şortu o kıllı bacaklarla giyemem. Tamam şort giyecektim ama giymeye şortum yok. Tabi demokraside çağreler tükenmez. Sekizinci sınıfa giderken dayıma aldırdığım Levi's ciğnimi kestirttim terziye. İyiki de öyle yaptırmışım. Boyu kısa geliyodu ama bedeni iyi. Şortu giyince leylek gibi oldum lan. Uzun beyaz bacaklar, dar şort. Kendimi bi tuhaf hissettim. Hatta annemle babama görünmemek için de onlar eve geldikten sonra, tam evden çıkmadan önce giyip çıktım evden.

Saat 20:20 gibi evden çıktım, metrobüsle Mecidiyeköy'e gittim ordan da metroyla Taksim'e. 21:05 gibi de Taksimdeydim. 20 yaşında bi kız arkadaşımla buluşup eve geç döncektik işte. Merve, anadolu yakasında oturuyor, kuaförde çalışıyor. Merve de 21:30 gibi geldi. Meydandaki türk bayrağının altında  buluştuk. Ordan yürüyerek Galatasaray Lisesi'nin karşısındaki Burger'dan hamburger yedik ve salak salak arka sokaklarda dolaşmaya başladık.

Uzun zamandır Taksim'e gidip gelen bi insan olarak arka sokaklarda hiç dolaşmam. Gerek duymamışımdır, nedensiz bi şekilde. Gezdikçe ayaklarımız acımaya başladı. Bi ara bi eşcinsel barında striptiz yapan travestileri falan gördük dışarıdan. Bi barda şarkı söyleyen yanında dans eden feminen erkek vardı, ona da çok güldüm. Feminen erkekler bana çok itici geliyor. Hani erkeksen erkeksindir, memnun değilsen de kız olursun. Ama arasında gidip gelenler bilmiyorum ya öyle işte. Bi ara benimde sanırsam feminen davranışlarım vardı.

Merve'yle bira içmeye karar verdik ve Asmalı Mescit'te içilim dedik ve koyulduk Asmalı'yı aramaya. Yok anam bütün sokakların anasını siktik hala Asmalı Mescit'i bulamadık. Bi ara TRT binasının oraya çıkmışız, bi ara Cihangir'deydik. Büfe işletenlere sorduğumuz zaman yok şurdan gidin, yok burdan gidin dediler ama hala Asmalı'nın "A"sını görmüş değildik. İçmeden yorgunluktan sarhoş gibiydik. En bi adam bize şurdan gidin diyince gördük Asmalı'yı. Aslında o sokaktan bi çok kez geçmişiz farketmeden. Oturacak güzel bi mekan bulamadık. Galata'da bi mekan bulup içeriz ümidiyle indik Galata'ya. TANRIM, SANA GELİYORUM! Ne güzel bi manzaradır bu. Gece yarısı olmuş ve bütün gençler içkilerini kapmış çömelmiş buldukları yere. Hemem aramızda bi kaç konuşmadan sonra biz de gençlere uyup orda içmeye karar verdik. Büfeye girip "iki kutu fıçı bira" dedim, adam bişeyler dedi ama ben anlamadım, başka bi bira söyledi ben de "olur farketmez" dedim heyecanlı bi biçimde. Adam verdi biraları ama bira kutusunun dışı tahta desenli, galiba alkol oranı daha yüksekti; çünkü bi birayla kafam dönmeye başladı. Oturduk orda çeşmenin mermerine kasıntı gibi. millet yayılmıştı grup şeklinde yere. Önümüzdeki grupra gitar vardı ve hep REDD söylediler. Ben de REDD severim hani. İçtik bi kutu biramızı yanında Doritos ve tuzlu fıstıkla. Ben bir tane daha içerdim ama Merve çoktan uçmuştu. Ben de uçarsam meydana nasıl çıkacaktık? İşte Galata'yı zaten çok severdim ama gece o manzaradan sonra daha da bi sevmeye başladım.
İçerken önce Faruk K. geçti önümüzden, ardından da Barbaros Şansal. Merve dedi ki "Bi totoş daha geçerse burdan çıkamayız". zaten totemi de tutmadı.

Sonra çıktık İstiklal'e, ordan da meydana. Gecenin o saatinde neden bi Starbucks açık olmaz ki İstanbul'un kalbinin attığı yerde? Canım çok kahve içmek istemişti oysaki. Dolmuşa binip eve döndük. Eve döndüğümde saat 02:30 gibiydi. Yanımda anahtar yoktu ve zile basıyorum ama kapıyı açan yok. Annemi aradım telefona uyanmış kapattı telefonu, sonra zile bastım açtı kapıyı. Ben 7. kata çıkana kadar uyumuş tekrardan.

Karnım çok acıkmış, haberim yok, evde de yemek yok. Kiraz yıkıyım yiyim dedim, aldım dolaptan kirazı ama sular akmadığı için karpuz yedim. Oturdum yatağa, açtım laptopu msn-facebook takılırken İstanbul'a beraber geldiğim kız var ya o bana canım sıkıldı, gezmeğe gidelim dedi. Olur dedim. Ve yattım. Sabah 11,30 gibi kaltım duş falan aldım, 14:00'da onunla buluştum ve yine Taksim'e gittim. Biraz dolandık ve 18:00 gibi evdeydim.

Sonra Merve'yle kuzeni Hande geldi, zile bastı "HADİ PARİYE GİDİYORUZ" dedi ve üstümü değiştirip aşağı indim. Fatih'e gittik. Kuzeni -benim 5 senelik arkadaşım, Hande- arkadaşında birşey alcakmış. Eve geldiğimde saat 9'u geçiyordu. Hande'yi başka bi zaman anlatırım size, onunla ilgili çok dertliyim. Perşembe günü de Şişli'ye gidicem uzun zamandır konuştuğum, sanal sex yaptığım ultra yakışıklı bi çocukla buluşmak için. Bu arada babam işte elini kesmiş ve izinli, hiç sevmem gerizekalıyı. Kardeşim bi tanıdığımız yazlığına gitti diye sevinirken bu gerizekalı adam çıktı başıma. Artık istediğim yere gidemem rahatça.

BİRİ BANA "DUR" DESİN! Çok yoruldum gezmekten ve Taksim'den.

Bu da şarkınız:

10 Temmuz 2011 Pazar

İçimden "Luxus" geçiyor, durduramıyorum.



Sıkı bi Luxus takipçisi değilim ama canım istedikçe dinlerim. Geçen gün facebookta dolanırken Luxus'un paylaştığı bi bağlantı vardı -‎9 Temmuz Luxus Konserine Davetli olarak katılmak isteyen arkadaşlar İsim Soyisim + yanındaki kişi sayısını (ör: Brad Pitt +4) info@luxusorientalblues.com mail adresine yollayabilirler..- diye. Ben de öylesine yollayım dedim "Patrick Star + 4" yazıp yolladım ve bana sonra onaylanmıştır diye mail geldi. Çok mutlu oldum, ne yapacağımı bilemedim.

Bar programı olduğu için 18 yaşımı geçmiş olmam gerekiyor ama gel gelelim daha 17 yaşıma girmeme 1 ay var. Sayfanın adminine mesaj attım, ne yapabilirim annemle gelsem olur mu, diye. Olur, dedi. Bi arkadaşa haber vermiştim, beleş konser var kaçmaz. Onu ikna etmiştim gelcekti. Ama anneme sormamıştım. Annem akşam işten gelince ona anlattım olayı ama işi varmış; arkadaşı ev taşıyormuş yardıma gitçekmiş. İYİ BOK!
Derken gidemiceğim anlaşıldı. Babamla gitmek istemiyordum, ne bok anlardı salak herif Luxus'tan.

Cuma günü Marmara Forum'a gittim alışveriş için. H&M'den alışveriş yaptım. Ama sakın zengin sanmayın beni, 10 liraya inen tshirtlerden aldım bi kaçtane. Dolanırken etkinlik afişlerinde Luxus'u gördüm. NASIL OLUR YA?! 9 temmuz saat 21,00'da hem Marmara Forum'da hem de konser yerinde mi sahneye çıkacaklar? Heralde birinden biri iptaldir. Dün akşam 19,30 gibi evden çıktık annemle, metrobüsle incirlide indik, ÖMÜR PLAZA'daki Starbucksta kahve ısmarladı bana. Sonra o ordan küçükçekmeceye gitti arkadaşına yardım için, ben de Marmara Forum'a döndüm. İki dolanıp eve dönerkende film alıp evde film izlicektim.

Tabi merak ettim Luxus sahne alıcak mı, diye. Hemen terasa çıktım, sahne kurulmuş ve üyeler de soundcheck yapıyordu. Boştu masalar. Hemen en yakın masaya oturdum. Tam karşımda da bu hatun vardı. Bakmayın böyle paçoz olduğuna çok güzel hatun. Gözlerimi ondan alamadım bütün performans boyu. Arada o da bana baktı. Sesi de çok güzel. Allah'ım böyle güzellikler yaratırken beni neden Johnny Depp gibi yaratmadın. He bu arada geçen haftaki Johnny Depp kılıklı yakışıklı fotoğrağrafçı yine ordaydı. Galiba konserlerin fotoğraflarını çekiyo düzenli olarak. Keşke o Johnny Depp kılıklının yerinde olsaydım da şu bebişme "benimle evlenir misin?" diye böğürseydim.

Marmara Forum'daki konser bitince ben hemen soluğu menajerlerinin yanında aldım. "Ben İstanbul Live'daki konsere davetliyim ama yaşım tutmuyo..." diye anlattım derdimi. o "sen gel kapıdan alırım seni hatta minibüste yer varsa beraber gidelim" dedi. Amına koymuştum şansın. Bendeki şans Angelina'yı siken adamlarda bile yoktur. Ben bunların gitarlarını falan taşıdım. Asansör beklerken esmer güzelim bana "sen reşit olmayan çocuk musun?" dedi. Ben de "evet" dedim. "hiç göstermiyosun ama daha olgun gösteriyorsun" gibilerinden bişeyler söyledi. Benim göt de doğru orantılı olarak kalkmaya başladı. Ben, Alper(solist) ve Ozan (akordiyon) aynı asansörde indik. Biraz sohbet ettik.


Minibüste beni şöförün yanına oturttular. Şu gördüğünüz adam benimle yol boyunca muhabbet etti. Çok tatlı bi adam. Onun annesi babası benim oturduğum semtte tanışmışlar falan filan. Gelecek planlarımı sordu, ben de anlattım azcık derken Taksim'deydik. Ben bi kaç parça eşyayı yukarı çıkardıktan sonra babamla arkadaşı gelmiş onları almaya gittim meydana. Onlar salona girmedi, dışarda dolaşmışlar, içmişler galiba. Başlarda takıldım sahnenin önünde. İki yaylandım sağ sola. Sonra arka tarafa geçtim bi taabure bulup oturdum ordan izlemeye başladım. Ben 9'dan beri onları dinlemekten yorulduysan onlar ne yapsın? Ekmek parası işte.

Babamlar giri içeriye sonlara doğru. İki göbekli, döşlerindeki kılları fışkıran adam. Babam elinde tesbihle dolaştı biraz içerde.
2 gibi bitti konser. Ben, babam ve arkadaşı sonra dolmuşla eve geldiğimizde saat 3 gibiydi. Sabah ezanıyla beraber yattım.
Şimdi saat 14,11 ve ben dönerle kahvaltı yapıyorum. SEVGİLER.

NOT: Ben ağustosa kadar her cumartesi Marmara Forum'daki konserlerde olucam. Beklerim.
Yazının şarkısı da Luxus'tan olmalı diye düşündüm.



7 Temmuz 2011 Perşembe

sex ve şarkıları

Tamam şarkı dinlemeyi çok severim ama benim için şarkılar da gruplara ayrılır. Bu akşam "sex şarkıları" diye bi konu aklıma nerden geldi bilmiyorum. Sex yaparken slow mu, yoksa hareketli şarkı dinleneceğini gerçekten karar veremedim. Hani "hayatta pop dinlemem" diyip, gittiğin bi kafede bütün akşam boyunca Serdar Ortaç, Demet Akalın v.b'lerini dinlemek sana zevk verir ya bence bu da bunun gibi bişey.

ilk şarkı "KRAL"dan geliyor. Hayalim bu şarkıda sex yapmak ama bi türlü gerçekleştiremedim. Yemin ederim ki en sexi şarkı bu dünyadaki. En seksi adam da bu. Tamam adam konusunda boşuna yemin etmiş olabilirim ama şarkıyı tek geçerim. Düşünsenize bu şarkı çalıyor soğuk bir kış günü arka fonda sıcacık evde yorganın altında elde kırmızı şaraplar uyumaya dalıyosunuz. Çok güzel olmaz mı?


Sıradaki şarkılar ise Teoman'dan bu adamın da çok pis azdırıcı şarkıları var, öyle böyle değil.bu şarkıyla insan neden sevişir bilemiyorum ama öyle işte benim sevişesim geliyor.


Bu şarkınında ayrı havası vardır bende.

Bu şarkı ne desem sanki uzun bi beraberliğinin baharında sevişilecek gibi geliyor bana.


Nedendir bilmiyorum ama bu şarkı bana çok seksi geliyor. Belki şarkıyı söyleyen adamın yakışıklılığındandır.


Benim aklıma gelen şarkılar şimdilik bu kadar. Zamanla bunun partII, partIII gibi yenilerini de yaparım. Ayrıca şarkı önerilerinizi de bekliyorum.
He sorarsan sen hiç bunlarla seviştin mi, diye. Yok sadece Fever'da hafif bi öğüştüm, o kadar.

5 Temmuz 2011 Salı

aynı galata, aynı taksim.

Mutluyum, yorgunum ve ayaklarım şiş. Dediğim gibi duşumu aldım, tıraş oldum, koltuk altı kıllarıımı tıraşladım... Ve bornozumla dolabımın karşısına geçtim. Önce bi don seçtim -gri ve vücuda yağışanlardan-, geçirdim kıçıma daha önce giymiş olduğum kotuda geçirdim altıma ama önemli soru üstüme ne giyceğimdi.

Çok tshirt getirmemiştim gelirken, annemlere manayla  alışveriş yaptırırım diye. Tshirlerden birini birakıp ötekine göz kırparken uzun zamandır giymediğim, önünde "I HATE PEOPLE" yazanı geçirdim üstüme ve çantamı alıp çıktım.

Önce tramvayla gitmeye karar vermiştim ama sonra otobüse yöneldim. Otobüse binince muavin "tshirtünde ne yazıyori, bakıyım." dedi çantamın askısını kaldırarak okumasını sağladım. Sonra bana "ne anlama geliyor bu?" diye sordu, ben de "söylemek istemiyorum" dedim tiz bi sesle. Sonra "anladım ben, insanlardan nefret ediyorsun benim gibi"dedi ve "I HATE PEOPLE ALL OF THEM" gibi bişey söylerken ben çoktan yerime oturmuştum. Önce sağ taraftaki koltuklardan birine oturdum, baktım olcak gibi değil sol tarafa geçtim. İyi bok yedim! Güneş bu sefer de sol tarafıma geçti.

Üç buçuk gibiydi galiba otobüsten indiğimde. İlk başta onlar kurdun arasındaki tek kuzu gibi hissettim kendimi. Çok kalabalık lan! Öyle böyle değil. Bi o yana bi bu yana koşuşturmaya başladım deli dana gibi. Salağım lan. Sanki bilmediğim yer, bi sakin ol. İndim Galata'ya, insandan başka bi bok yok. Çıktım tekrar İstaklal'e. Bu sefer tükkanlara girip ayakkabı denemeye başladım. Sanki alcakmışım gibi.

Salak salak dolandıktan sonra Eminönü'ne indim, orda da bi bok yok. Gittim kendime Mehmet Efendi'den 100 gr kahve aldım tam tramvaya doğru giderken aklıma geldi. Ya yine bozulursa?!?!?! Yerdim yarrağı. Kalmış zaten cebimde 3 lira para. Yok bunu göze alamazdım. Tekrar Taksim meydana yürüdüm. 8'de  bindim otobüse, 9'da evdeydim. Şimdi balkonda kahvemi yudumlarken yazdım yazımı. Değişen hiç bişey yok İstanbul'da, sadece ben biraz daha yaşlanıyorum. Ayaklarım çok ağrıyo, hiç oturmadım ki bi yere.

Ayrıca;
McDonald'ın tuvaletine girip bi güzel işedim.
Ergen kardeşimden "zaaaaaa" diye bi gülme şeklinin olduğunu öğrendim.
Bir de İstiklal'de gezerken hep Hayat Erkeği'yle karşılaşma umudundaydım. Çok merak ediyorum seni ibiş!

İşte bu yazı, işte bu da yazının şarkısı:

Bekle beni Taksim, ben geliyorum.


 Çok özledim İstiklal'de turlamayı, kız kesmeyi, yakışıklı erkeklerin karşısında ağzımın sularını toplamaya çalışmayı.

Öncelikle dört gündür almadığım şeyi yani duş almalıyım. Sonra kendimden birkaç beden büyük bi gömlek, içine bi tshirt, posta çantam ve renkli çakma wayfarerlarımla hayat bana güzel olacak. 15 lira param var. 3,5'u yol parasına gidecek. Yemek olarak da sadece simit yiceğimi düşünürsek ve 2 lira da suya harcarsam ben bayağı zenginim. O zaman bir an önce kardeşime kahvaltı hazırlaması için yalvarmalıyım.

Gezmeye meydandan başlarım otobüsle gideceğim ikin İstiklal'de iki üç tur attıktan sonra Galata'da bi yarım saat dinlenirim. Ve Eminöün'den tramvaya binerek bugünlük gezintime son veririm diye düşünüyorum.

Asıl gezmek için İstanbul'a gelmesini beklediğim "sevdiğim kız"la yapıcam. Ve ona İstiklal'de ilan-ı aşk etmeyi planlıyorum. Aslında etmeyebilirim de çünkü 8. sınıfta dersaneden bi arkadaşımla karşılaştım geçengün Bakırköy'de, o'nu da özlemişim.

Çok salak bi insanım. Biri bana yardım etsin. Biri beni kendime getirsin.

Tıraş olmayı da unutmamalıyım belki ilk görüşte aşk olur biriyle otobüste, metroda, İstiklal'de, Galata'da. Sakallarımın ona batmasını istemem. Ya sakkallılardan hoşlanan biriyse?! Neyse zaten tarikatçılar gibiyim bu sakallarla bi beybi feys olma vakti geldi, Bıret Pit gibi yüzüm var. Hatta Seda Sayan'ın da söylediği gibi; "Ha benim yüzüm, ha maymunun kıçı."

Bu yazının şarkısı da Aslısın'a gidiyor:

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Çılgınlık Benim Damarlarımda

İki gündür yatağımdan tuvalete gitmek haricinde çıkmıyorum. SHAMELESS diye bi diziye başladım sıkılmadan onu izliyorum. 5. bölümüne geldim. Mutluyum ama biraz canım sıkılıyor. Bi ara duş alsam çok iyi olacak diye düşünüyorum. Ter kokan bedenim, yağlı saçlarım, uzamış sakallarımla mutlu değilim. Benim de uyum bu ne yapayım, evden çıkma durumunda olmadığım sürece duş almam. Bu sabah chat sitelerinde bi kaç kişi aradım bahaneyle duşa girerdim ve iki temiz hava alırdım.Ama yok hepsi bi gerizekalı, bi havalı. Ben de şansıma küsüp dizi izlemeye koyuldum işte. Aklıma nedense bi ilişkimi anlatmak geldi. Aklıma nerden geldiğini de anlamış  değilim ya neyse.

Geçen yazdı bu zamanlardı galiba, emin değilim. Chatte bulmuştuk galiba birbirimizi. Sultangazi'de oturuyordu ve ben oranın da neresi olduğunu bilmiyodum. Konuşuyoduk işte bana işinden falan bahsediyodu. Otobüs acentası mı ne varmış. Gezilere otobüs veriyorlarmış. Böyle götü kalkık birşeydi işte. Nerde nasıl sevişiriz diye konuşurken aklımıza değişik fanteziler geldi. Bi alışveriş merkezinin tuvaletinde sevişmek gibi.

Bunu daha önce yapmıştım ama karşımdakiler bana direk siklerini uzatınca kapıyı yüzlerine kapatıp çıkmıştım kabinden. O ne lan öyle, önce gözümün önünde işiyosun sonra da "al ağzına" diyerek bana uzatıyorsun. Bense sadece dudaklarının tadına bakmak istiyorum. Tamam genç olabilirim ama benim de kendime göre zevklerim var. Biraz anlayış lütfen!

Neyse bununla buluştuk benim eve yakın bi yerde, atladık taksiye gittik avm'e. En alt kattaki kafede 2 kola ve iki su söyledik. İçtik, sohbet ettik derken azıştık karşılıklı. Biraz da çocuktan bahsedeyim. 185 gibi bi boyu var, sarışın, zayıf. Aslında tipim değildir öyleleri ama ne yapçaz ergenlik başımda duman. Ödedi bu salak hesabı. 20 lira kol gibi girdi. Hava atmasını biliyodu ya ödesin ibiş.

Çıktık bununla tuvalete, şansımıza boştu. Girdik bi kabine yapıştık dudaklarımızdan. Salak tir tir titriyodu. Sanki ilk defa sevişiyodu. Sonra boşaldık. Seslerden tuvaletin boş olup olmadığını tahmin etmeye çalıştık. Sonra ben attım kendimi dışarı. Hemen dudaklarımı yıkadım. Sonra bu zengin piçi tramvaya bıraktım. Bir de bu bana haberleşmemiz kolay olsun diye Avea hat aldı. Bi kaç gün sonra bu beni kendi evine çağırdı ne bileyim 1 saatlik mesafe olduğunu arada. Bilseydim gitmezdim. -farkettim ki bi bok bilmiyorum-

Eve girdiğimde bunun ve ailesinin AKP'li olduğunu anladım ve hafiften tırstım. O hoş dudaklı insanın böyle bi zihniyete sahip olması beni şaşırttı. Seviştik, sikiştik, kola içtik sonra beni evi geri döndüm ama bi sorun vardı: kayganlıştırması için sürdüğü kremler götümde erimeye başlamıştı hafiften. Ama koyu renk bi pantolonum olduğu için rahattım. Eve dönüş için de bir saat tramvaylarda süründüm.

Bunun bana aldığı hat açıldı ama ben hattı onunla haberleşmek için değil başkalarıyla  "phone sex" yapmak için kullandım. Numarayı da benim olmadığı için rahat rahat veriyodum millete ve verdiklerimden bi kaç kişi kendisiymiş. Beni yakaladı öylece. Sonra ben hattı kırdım.

Bu beni tekrar çağırdı evine. Yok anam sikseler gidemezdim o kadar yolu. Bir de beni tehtit ediyordu ibişin tersten sikilmiş oğlu. Eve gizli kamera yerleştirmiş bizim görüntülerimizi çekmiş, eğer gitmezsem o görüntüleri youtube'a vercekmiş. Mala bak youtube kapalı lan, girmek için günaha mı girceksin? AKP'lisin lan.Ben gitmemek için yalanlar uydurmaya başladım. En sonunda tek gelemem bu sıcaklarda başım dönüyor gel al beni beraber gidelim dedim ve salak geldi beni almaya. Ama bu ona son gidişim olcaktı anlatmıştık. Gittim bi güzel seviştik ama ben hiç iştahlı sevişmedim. Sonra bana kendi çağında yaptığı yalanı açıkladı. Benimle birlikte olmak için yalan söylemişmişmiş.

O günden sonra bütün aramalarını reddettim, mesajlarına cevap vermedim. Şimdi ise sadece bi anı aklımda. Öyle anlatmak istedim. Aslında sevmiştim pezevenki ama ben bağlanmaya karşıyım. Birine bağlanamıyorum.


Şarkısız olur mu, olmaz.

3 Temmuz 2011 Pazar

E, nerde kalmıştık?

Bunu yazabildiğime göre arkadaşın dedesine yakalanmadığımdandır. Arkadaşımın arkadaşları da gelmişti otogara yolcu etmek için. Onları kullandım saklanmak için. Adamın çevrisini sardırttım onlara öyle yerleştirdim otobüse bavulu. Yolculuk gayet güzel devam ediyordu ama silivriden sonra bi kaza olmuştu nerdeyse yarım saat hiç kıpırdamadı otobüs. biz de 22,30-22,45de otogarda olmamız gerekirken 23,40 gibi olmuştuk. Ben hemen indim otobüsten bavullarımı kaptım bagajdan ve direk metroya koştum. Metroyu kaçırırsam eve taksiyle gitmek zorunda kalırdım.

Bizim evin ordaki istasyonda inip hemen bi taksiye atladım. Yürüyerek 10 dk'da gidebilirdim eve ama bavullarımı taşıyamazdım. 3,75 taksi parasını ödeyerek indim taksiden. Babam ordaydı bavullarımı taşımaya gelmişti. 7. kata hiç çıkaramazdım onları, asansörümüz de yok :( Eve geldiğim gibi pijamamı giyip yattım.

Dün sabah 9,30 gibi uyandım ve telefona sarıldım. O kız arkadaşımı aradım, bi arkadaşımızla buluşçaktık Kadıköy'de ama saat kaçta olduğunu kararlaştırmadık. İkisi de uyuyordu. Sonra kız arkadaşım uyanmış aradı beni. 12'de onun evine yakın olan durakta buluştuk Eminönüne gittik. 13,00 vapuruna yetişemedik 13,20'le geçtik kadıköye. Ordan Moda sahiline gidip bira içtik konuştuk...

Geri dönerken metro arızası olduğu için Topkapı'da indirdi bizi. Biz de otobüs bekledik, bekledik, bekledik ama bizim oraya giden tek otobüse de binemedik, çok doluydu. Sonra Bakırköy'e gittik, ordan eve minübüsle gidecektik. Saat 7'i geçmişti ben minibüsten indiğimde.


Dün Marmara Forum'da BAy J'le Geveze'nin konseri vardı onları izlemeye gidecektim. Eve gidip sonra oraya  gitsem yetişemicektim. Annemi arayıp "anne, ben marmara forum'a gidiyorum. isterseniz siz de gelin yemeği orda yeriz" dedim ve neden geç kaldığımı da anlattım. Anlaştık Marmara Forum'da buluşçaz.

Geldiler ordan kanat aldık çıktık terasa yedik sonra Bay J'le Geveze çıktı sahneye ben de sahnenin önüne geçtim. Çok güzeldi eski pop şarkılarını sıraladılar ardı ardına. Tabii aralarda da esprileriyle güldürdüler. Bi ara Bay J sahneyi terketti. Nedeni ise başağrısı midesinemi vurmuş ne. Ama performanlarının en güzelini sona saklamışlar. Ortaçgil'den Sensiz Olmaz'ı söylediler. Anıra anıra eşlik ettim onlara her şarkıda olduğundan daha fazla.

Sahneden inerken Bay J'nin yanına gittim fotoğraf çektirmek için ama kızlardan bana zor sıra geldi, poz verdiğimizde de telefonun şarjı bitti. Çok şanssızım. Ama sıra beklerden kardeşim bi iki poz yakalamış onlarla idare edeceğim artık.

Onların bi fotoğrafçısı vardı çok tatlı bir çocuktu. Benim için Johnny Depp'le aynı yakışıklılıkta. Hafif dalgalı saçlı falan böyle çok yakışıklı. Ver dese verirdim oracıkta.


Bu yazının şarkısı: