10 Ekim 2011 Pazartesi

Zaman çabuk geçebiliyormuş


Bu gün dersanede deneme sınavım vardı. Kötü geçti, sonuçlarım da kötü ama olsun. Umrumda değil. Daha çalışmaya başlamadım çünkü. Daha önce de dediğim gibi şu son bayram tatili ağzıma sıçtı. Yok ya bi türlü oturup ders çalışamıyorum. Bir de ben masada ders çalışamıyorum. Ya koltuk tepesinde, ya yerde, ya yatakta... Burdaki ders çalışma alanım ise anneannemin eski bir sehpası. Kadın eski olduğu için evde istemiyor ama ben de onsuz yapamıyorum. Ben ne zaman İstanbul'a gitsem, o sehpa odadan gider. Ve geldiğimden beri ders çalışmama nedenlerimden biri de sehpamın olmayışıdır. Dün çatıdan indirdim sehpamı, bi güzel tozunu aldım ve özlem giderdim. Şerefine bi bardak süt içtim. Kitaplarımı serdim üstüne falan. Nasıl özlemişim anlatamam. Kendi evime çıkarsam bu sehpayı da alcam yanıma. Kırmızıya boyamayı düşünüyorum.

Gelelim asıl meselemize, Kızıl'a. Dün deneme sınavında sonra buluştuk ve yürümeye başladık. Bi kafeye gidip oturduk saat 13,10 gibi kafeye girmişizdir heralde. Önce kafenin dış tarafında oturduk, iki sade nescafe söyledik, kahvelerimiz geldi ve içemeden yapmur başladı. Kahvelerimizi alıp içeri girdik, meğersem kafenin arka tarafında bahçe gibi bi yeri varmış, kadın bizi oraya yönlendirdi. Açık yerdi ama üstü kapalıydı. O kadar da soğuk olmadığı için oturduk.

Ordan burdan konuşmaya başladık. Arada bi konu tıkanınca duvarlardaki resimleri inceledik sonra yine konuşmaya başladık. Sıkılmadım onunla konuşurken. Bi o anlattı bi ben. Anlamadım neden öyle olduğunu ama anlamsız anlamsız bi çok konudan konuştuk.

Anlamsız şekilde ağzım kurumaya başladı. Hiç durmadan çalışan tükrük bezlerim grev yapıyolardı resmen. Dakka başı su içtim. Ne zaman Nescafe içsem ardından çişim gelir. Dedim size, BEN NORMAL DEĞİLİM! Dayanamadım bi ara çişimi tutmaya ve tuvalete gittim. O "ŞIRRRR" sesini duyunca nirvanaya vardım. Elimi yıkayıp geri döndüm. Bilerek elimi ıslak bıraktım. Çünkü kadınlar  erkeğe tuvaletten çıkınca dikkat ederlermiş ellerini yıkadımı, yıkamadı mı diye. Çok ilginç. Belki ben boklu el seviyorum.

Ben, çok çabuk sıkılan insan; sıkılmadım lan. Yağmur sesi çok güzel arka fon oluşturmuştu. Bi ara saate bakma gereksiniminde hissettim kendimi. Baktığımda saat 15,30'u geçmişti. OHA LAN! Nasıl sıkılmadım diye kendime bile hayret ettim. Ve "kalkalım mı?" dedim. Kalktık. Dışarıda yağmur yapıyodu ve ben hemen şemsiyemi açtım. Bi şemsiyenin altında yürümeye başladık. Ben 180 boyundaki adamım. Ayağımda SUPERSTAR olmasına rağmen Kızıl'ın boyu bana çok yakındı. Yoksa benden uzun mu? OMG!

Otobüs durağına geldiğimizde bi otobüs vardı ama çok doluydu. Biz de oturduk durağa, bi kaç otobüs sonra boş olan bi tanesine denk gelip bindik. Şimdi düşünüyorum da Kızıl otobüsten inince bayağı yürüyor ve yanında şemsiyesi yoktu. Ne angut insanım ben! Keşke şemsiyemi ona verseydim. Her şey iyi hoştu ama Kızıl hiç sevmediğim o acayip pembe pantolonunu giymişti. Çok kötü bi pembe.

Sonuç mu, ne? Kızıl'la biraz daha vakit geçirdikten sonra, sevgili olabiliriz :) Buna da Haplo ve İyibiri'nin yorumlarından sonra karar verdim.

XOXO

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.