23 Ağustos 2011 Salı

Üzüldüm ama daha çok sevdim



İki gündür gece 2'de yatıp sabah kalkıyorum. 5 saatlik falan uykuyla duruyorum. Böyle devam etmek istiyorum. 5 saatlik uykuyla tüm günü geçirmeye alışmalıyım. Güzel oluyo. Pek bişey kaçırmıyorum. Ders çalışabiliyorum, internette takılabiliyorum, blog yazaviliyorum, müzik dinleyip hayaller kurabiliyorum.

Bugün yine klasik günlerden biriydi. Sabahın köründe kalkıp ne giysem diye düşündükten sonra en uyumsuz şeyleri geçirip üstüme gittim dersaneye. Sabahtan 6 ders çok ağır geliyor be abi! Galiba 5. dersti, Türkçeydi dersimiz. Ve benim "şizofren" diye nitelendirdiğim hoca başladı derse. Ben çantamdan bieşyler aldıktan sonra önüme dönerken Kızıl'la göz göze geldik. Sanki biraz daha yakın olasak ve arkada Edith çalsa dudaklarıma yumulcak gibiydi. Sonra ben önüme döndüm.

Şizofren geçen dersin sonunda tıp kazanan bi öğrencisini getirmişti sınıfa. Kıza söyletmeyi unutmuş bir şey söyletmeyi, SON SENE SEVGİLİ YAPMAYIN. En az 5000 kişi geride bırakıyormuş falan filan. Tam o sırada Sarı'yla bakıştık ve güldük. O sevgilisi olsun istiyor, benim de malum Kızıl'ım var.

Neyse öğle arasına çıktık ve Sarı bana Kıvırcık'a Kızıl'ı söyleyip söylemeyeceğimi sordu. Boşver süpriz yaparız dedim. Kıvırcık İstanbul'a gelebilirmiş bayramda onu da söyledi. Bende "Gelsin artık hayallerim kalmadı ki" dedim, tepki vermedi.  Belki de anlamadı. Neyse yemek yemeğe gittik. Öğleden sonra yine yoktu Kızıl sınıfta. Merak ettim. Belki bu akşam bi adım atıp Face'ten "naber?" yazarım.

Öğleden sonra ilk ders fizikti ama bizim sınıfın çoğu rehberlik servisindeydik, rehberlik sevisi de bizim sınıtla yanyana. (Galiba artık fizikçime de bi lakap takma vakti, Adını "Köfte" koydum.) Köfte de girdi rehberlik sevisine. Biraz gırgır şamata topladı hemizi sınıfa.  Başladı yine konuşmaya. Derse geçmeden önce aramızda bi diyalog geçti.



Köfte: Patrick, izledin mi filmi?
Ben: Yok, çok ödev vardı, izleyemedim.
 -Ben senin yerinde olsam uyumaz izlerdim. +Uyumuyorum zaten    
Sonra sınıfın önünden coğrafyazı geçti. Coğrafyacı da bu sene yeni geldi dersaneye. (adını Hanzo koydum) Köfte bu durumdan memnun değildi. Ön sıralarda  oturanlarla Köfte arasında Hanzo'nun adıyla ilgili bi konuşma oldu. Tam anlayamadım. Hanzo galiba doğulu. Küçümsemiyorum, doğulu veya KÜRT çok arkadaşım oldu. Ve Köfte merak ettiğim o şeyi ağzından söyledi, tek yaşamıyormuş hatta Hanzo'yla beraber yaşıyormuş. Bu durumdan hiç memnun değil gibi. Çünkü kendi müzik zevkinden bahsetti ve Hanzo'nun onları dinlemediğini falan söyledi. Yanlış duymadıysam zorunlu olsama Hanzo'nun yüzüne bakmayacağını bile söyledi.

Konu ordan oraya gitti. Yaşadığımız yerin sosyal yerlerinin yetersiz olduğunu söyledi. Akşamları bi kafede oturup çay içtiğini söyledi, sinek kovucu spreylerin işe yaramadığını söyledi. Askerde karşılaştığı bişeyi anlattı. Kendinden bahsediyordu ve ben de onun gözlerinin içine bakarak dinliyordum. Çünkü adam tam benim hayran olacağım tipte.

Kendi ukalalığının farkında olduğundan bahsetti, konuşurken babasının kanser olduğunu, kardeşinin de bi rahatsızlığı olduğunu söyledi. Günde  3 paket sigara içiyormuş ve karısı 5 sene önce ölmüş. Bence büyük bi aşktı onlarınki. Sonra rock müzikten bahsetti. Tahtaya hepsini yakından takip ettiğim idol rock gruplarını yazdı.  Bi ara durdu ve derse başlamaya karar verdi ama ben samimiyetten kaynaklanan özgüvenle "hocam, biraz daha devam etsek ya?" dedim ve kabul etti. Devam etti. İnsanların şımarıklılığından bahsetti. Eski dersanelerinde çalıştığı bi öğretmenden bahsetti. Adam Cahit Berkay'ın yakın arkadaşı ve Nez'in de öğretmeniymiş. Ve adamın karısını kaybettikten sonra pek bişeyi umursamadığını anlattı bize.

O adamdan öğrenmiş Beatles'ı. Derken tahtaya iki de film adı yazdı. Biri bana söylediği "Across the Universe" diğeri de "Cesaretin var mı aşka?" Ve Edith Piaf'ı da konduru verdi tahtaya, sonra da Luis Armstrong. Adama daha da bağlandım. Bu dersaneye gelmeden önce çalıştığı dersanenin küçük bi yerde ve ilçede hiç bi şeyin olmadığını söyledi. Ve kendisi haftada bir ya da iki kez film gösterimi yapıyormuş.

Dediklerinden anladığım kadarıyla blog da tutuyor. "Hocam, blog adresinizi verir misiniz?" dediğimde, facebookta yazdığını söyledi. Dersaneden çıkarken öğretmenlerinin fotoğraflarının olduğu panodan soyadını bulup eve geldiğim gibi arkadaşlık isteği yolladım. Bu adamdan öğrenilecek çok şey var gibime geliyor.
Arkadaşlık isteğimi kabul ederse face'ten selam vermeyi filmlerden konu açarak samimi olmayı planlıyorum. Ben bu adama hayran oldum. Böyle kaç tane adam var ki?


3 yorum:

  1. Hehe süper blog ya!
    Özgün ve cesur :)

    YanıtlaSil
  2. Across the Universe'ü izlemeden ölme!

    Jeux d'enfants da aynı şekilde ki cesaretin var mı aşka filmi oluyor bu. 2si de harikadır.

    YanıtlaSil
  3. @modafobik,
    Teşekkürler :)

    @Kaldırın,
    Across the Universe'ü izledim. Jeux d'enfants'ı da indirdim ama bi türlü uygun altyazı bulamadım.

    YanıtlaSil

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.