4 Ağustos 2011 Perşembe

Sabahtan akşama kadar bana çello çal. Ya da sen yorulma, ben öğrenip sana çalarım



Geçen sene okullar kapandıktan 1 ya da 2 hafta sonra olması lazım galiba. Çok sıcak, evde bunalıyorum. İnternetim bozuk. Gezmek istiyorum ama nereye gideceğimi bilmiyorum. Atıyorum kendimi tramvay'a. Eminönü'nde iniyorum. Çocukluğumdan beri Eminönü benim için büyüleyici bi güzelliğe sahip. Ama yapacak bişey yok ki orada da. Denizin eşsiz kokusuyla karışık balık ekmek kokusunu çekiyorum ciğerime alabildiği kadar. Yaklaşık bir senedir bu kokuya hasret kaldığımı anlıyorum. Ve dolaşmaya başlıyorum. Benim İstanbul'u gezmeye başlamam bu andan itibaren oluyor.

Karşıda bir kule, Galata Kulesi. Şimdiye kadar hiç gitmedim oraya. Daha önce Eminönüne de tek gitmedim ki hiç. Sonra bi köprüden geçiyorum. Galata Köprüsü'ymüş. İstanbulluyum sözde. Ama hayatımda ilk defa geçiyorum Galata'ya. Karaköy'de dalıyorum bi yerlere. Demirciler falan var. Çok otantik bi ortam. Çok seviyorum. Bi yarı çıplak adama "Abi, Galata Kulesi'ne nasıl gidebilirim?" diyorum ve bana yolu tarif ediyor.

O da ne? Daha iki gün önce televizyonda gördüğüm "Bankalar Caddesi"ndeyim. Ve o hayran gözlerle baktığım o merdiven de orda. Hemen merdivenden çıkıyorum. Düm düz ilerliyorum ve kulaklarımın pasını silen bi ses geliyor. Sese doğru gidiyorum, gisiyorum. O da ne? İlk defa Galata Kulesi'ne gidiyorum ve önünde de harika bi konser.

2 kadın, 2 adam çello çalıyor. Siyahlar içindeler. Hemen kendime bi sandalye bulup oturuyorum. İster istemez şarkılara eşlik ediyorum. Çünkü çaldıklarından çoğu Apocalyptica, Metallica... ve severek dinlediğim bir kaç yabancı müzik daha. Çok terlediğimi farkediyorum ve yanımdaki kadından mendil rica ediyorum, veriyor. Terimi siliyorum.

Tanrım, ne kadar yakışıklı adamlar yaratıyorsun! Sahnenin en sağında oturan adam. Çok tatlı. Yerim onu çatır çutur. Esmer, hafif sakallı. Çok güzel söylüyor. Yeni şarkıya başlamadan önce "Next song...." diyerek kalbimi eritiyor ister istemez şerefsiz. Devam ettikleri sürece onu izliyorum. Ama o bana bir kere bile bakmıyor. Baksa da göremez.

Grubun adını bilmiyorum. Ama hala o harika adm aklıma geldiğine göre... Bak nasıl da aklıma geldi yine. Bi ara kendimi tutamayıp adamın eline telefon numaramı sıkıştırmak geldi. Ya da Serdar Ortaç hayranları gibi tişörtümü parçalayabilirdim.

Yapmadım, kibar kibar oturdum, izledim konserimi, sonra da hop eve.

Bundan sonraki hafta da Taksim'e gittim. Ve o güne kadar yaşamadığımı anladım. Ne güzel bi yerdir. Kalabalıkta bi an başım döndü.

O gün bugün her fırsat bulduğumda yeni yerlere gitmeyi severim.

2 yorum:

şimdi sen buraya yorumunu yazacaksın, ben de yayınlayacağım.